Yazarlar

Kod adı ‘’XXX’’: Çin’in organ ticareti

Salonunda günlük gazetelere göz gezdirirken kapı gürültüyle kırıldı. Öfkeli polislerin üzerine çullanması ile ne olduğunu anlamamıştı ki gözlerini sorgu odasında açtı. Saatin akşam vakti olduğunu düşünerek kafasını toparlamaya ve karşısında bağıran adamların sorularını anlamaya çalıştı. Kadın karanlık sorgu odasında aniden gelen tekmeyle yere yığıldı ve bir polis karnını tekmelerken, onun “Organlarını çıkaracağız, sonra da bedeninden geriye kalanları yakacağız’ diyen tehditlerini duydu…

Huiqiong Liu, basına verdiği demeçte 18 ay kaldığı Çin’in “yeniden eğitim kampı” olarak adlandırılan merkezde şiddete ve işkenceye maruz kaldığını söyledi.

Kampta 2005-2007 arasında kaldığını, tutuklanmasının ardından test için hastaneye kaldırıldığını belirten Liu, “Doktora kalp sorunumun olduğunu söyledim ama bana kalbimin iyi olduğu cevabını verdi. Kalbimi alıp almayacaklarını sordum. ‘Buna daha üst rütbeli birinin karar vereceğini söylediler,” dedi.

Açlık grevine girerek organlarını kurtarabilen Lui doktorların “işe yaramaz” demesi üzerine serbest bırakıldı.

Hapishanelere gelen doktorların herkesi numaralandırdığını belirten Lui, sağlıklı ve güçlü kişilerin doktorlar tarafından götürülüp bir daha geri dönmediklerini söyledi.

Küresel çaptaki tepkilere rağmen Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygurlar ve Müslüman azınlıklar için en az 60 yeni gözaltı merkezi daha inşa etti.

Birçok uluslararası araştırmacı ve insan hakları aktivisti, Sincan’daki azınlıklara yönelik baskının daha da kötüleştiğini ve bazı mahkumların öldürülüp organlarının toplandığını iddia etti.

Aslında Liu, Çin’in organ ticaretinden ucuz kurtulmuş olsa da, binlerce Uygur’un organları şu an başka insanların bedeninde işlevlerini yerine getirmeye devam ediyor.

Liu kamptaki organ ticaretinin nasıl yasal bir düzleme oturtulmaya çalıştığı ile ilgili şöyle bir anekdot anlatıyor “İlk tutuklanmam sırasında bana bir form verdiler. Form zaten doldurulmuştu ama üzerindeki ad ve adres bana değil tanımadığım birine aitti. İmzalamak istemedim ama yine de yaptırdılar. Neyi imzaladığımı görmeme izin vermediler ancak benimle tutuklanan diğer kadınlara sorduğumda, içlerinden ölüm cezasına çarptırılan bir kadın bana bunun öldükten sonra organlarımı bağışlamaya istekli olduğumu gösteren bir rıza formu olduğunu söyledi.” (1)

Sözde “organ bağışçılarının” dosyalarında bu kişilerin aslında kimler olduğuna dair hiçbir bilgiye yer verilmezken isim olarak “XXX” harflerinin kullanıldığını aktarıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yayınladığı rapora göre Çin’in Doğu Türkistan’a yaptığı baskı ve asimilasyon aslında çok uzun yıllara dayanıyor. Pekin yönetimi ilk olarak organ ticareti ile ilgili çalışmalarını Doğu Türkistan’da (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) uygulamaya başladı. (1-4)

Sert bir tutumla dinlere ve diğer ideolojilere karşı savaş açan Mao, 1949-1952 arası: 2.800.00, 1952 -1957 arası: 3.509.000, 1958 -1960 arası: 6.700.000, 1961 -1965 arası: 13.300.000 olmak üzere toplam 26 milyon 300 binden fazla Uygur’u infaz etti. 1965 ile 1972 yılları arasını da ilave edecek olursak, Çin 35 milyona yakın insanı katletti.  Bu “katliam” ve “asimilasyon” tüm dünyanın gözü önünde acımasız bir halde devam etmektedir.

Çin’de enerji ve yer altı madenlerinin önemli bir kısmının yer aldığı bölgeye tam hakimiyet kurmak için uğraşan Komünist Çin yönetimi, bölgeye asimilasyon için Çinlileri taşıdı. Fakat istediği sonucu tam olarak elde edemedi. Bunun üzerine “Uygurlar’ı Çinlileştirme” projesine adım adım geçen Çin, Uygurlar’ın Çinlilerle evlenmesini zorunlu kıldı ve İslam dinini yasakladı. Çin yönetimi, bireylerin dîni sorumluluklarını yerine getirmenin aşırılık kabul edildiği Doğu Türkistan’da,  sözde “aşırı” Müslümanları “yeniden eğitim kampı”na götürerek ıslah etmeye çalıştı. Islah edemediğini ise organlarını alarak bir daha geri göndermedi. (2)

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)’nün hazırladığı Çin raporuna göre Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi’nin kabul edildiği Mart 2017’den bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor.

“Yeniden eğitim kampları” – Çinlilerin isimlendirdiği şekliyle eğitim kampları – bu aşırılıktan kurtulma politikasının belki de en sert ayağını oluşturuyor. BM tarafından kampları araştırmak üzere araştırma yapan uzmanlar, Uygur Bölgesi’nden yaklaşık 2 milyon kadar insanın bu kamplarda kaybolduğunu ve şu anda da tahmini 1 milyon kişinin tutulduğunu iddia ediyor. (3)

Kampların ilk inşası sırasında Çin hükümeti önce bu kampların var olduğunu yalanlasa da, 2018’in Ağustos ayında Birleşmiş Milletler’de uydudan çekilmiş fotoğraflar ile sorular kanıtlarıyla beraber tekrar sorulduğunda, yetkililer onların küçük suçluların “yardımı ve eğitimi” için olduğunu iddia ettiler. Çin devlet medyası, Batı medyasının “Çin’in ulusal güvenliğini temelsiz bir şekilde ihlal etme” gerekçesiyle gözaltı kampları hakkındaki haberleri reddetti.

Uydu destekli kanıtlardan sonra Çin, kampların var olmadığı ile ilgili iddiasını dillendirmeyi bıraktı. Bunun yerine, hükümet, kampları hem yasal hem de zararsız olarak nitelendirmeye çalıştı. Ekim ayında Çinli yetkililer, aşırılığı ortadan kaldırmak için belirlenen hedef için “eğitim kamplarını” etkin bir şekilde yasallaştırdı. Aynı ayın ilerleyen günlerinde, kampların adına “yatılı okul”, tutuklulara “öğrenciler” demeye başladı. (5-7)

Çin hükümeti, aşırılık yanlısı ve ayrılıkçı grupları ortadan kaldırmaya çalıştığını iddia ederek Uygurlar ve Müslüman azınlıklar üzerindeki baskılarını Dünya kamuoyu önünde aklamaya çalışıyor. Ancak son yıllarda Uygur topraklarında yaşanan “saldırıların” çoğu kendi topraklarını korumak isteyen siviller tarafından yapılıyor. Siyasi uzmanlar bu tür eylemlerin Çin hükümetine meydan okuyabilecek “cihatçı kökenlere sahip” veya başka bir siyasi bağı olan ayrılıkçı hareket olduğuna dair kanıtın olmadığını söylüyor.

Yetkililer kampları “eğitim yoluyla dönüştürme” merkezleri olarak adlandırsa da, dış gözlemciler bu merkezlerin “siyasi eğitim kampları” olduğunu belirtiyor. Gözaltı merkezlerine gönderilen kişiler yargılanmıyor ve bu kişilerin avukatlara erişimleri veya haklarında verilen karara itiraz hakları bulunmuyor. İnsanlar aylar boyunca gözaltında tutulabiliyor çünkü bir kişinin ne zaman “dönüştüğüne” yalnızca yetkililer karar veriyor.

Bölgede halen inşaatları devam eden ve genişletilen birçok kampın olması dünyanın tepkisini ilgi odağı olmuş durumda fakat  Çin yeniden güçlenmek, bölge ve Dünyada hakimiyetini genişletmek için uygulamaya koyduğu dijital ve ticari Yeni İpek Yolu –Kuşak yol- projesinin Avrupa, Orta Asya bağlantı noktası olan ve doğu-batı enerji ulaşımı açısından stratejik bir öneme sahip olan Doğu Türkistan’ı büyük bir hapishaneye çevirmeye devam ediyor…

Bir yandan Kuşak Yol projesi için kendi toprakları içerisindeki Müslümanlara asimilasyon uygulayan Pekin yönetimi, diğer yandan proje kapsamındaki halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Suudi Arabistan, BAE, Afganistan, Pakistan, Hindistan, İran ve Türkiye ile ilişkilerini de kuvvetlendiriyor. (6)

 

Kaynaklar

(1) https://bit.ly/3reIZUz

(2) https://bit.ly/2KLFSCH

(3) https://bit.ly/3p4qC2E

(4) https://www.hrw.org/reports/2005/china0405/4.htm

(5) https://reut.rs/34t4CGW

(6) https://bit.ly/3p9Krpl , https://bit.ly/3arYQcm

(7) https://ab.co/2WKiLvn

 

Ömer Faruk Madanoğlu

Yorum ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın