Yazarlar

Bir Gazzeli’den, Güney Afrika’ya teşekkür!

Yazı: https://www.aljazeera.com/opinions/2024/1/12/from-a-palestinian-in-gaza-thank-you-south-africa

Kendi kardeşlerimiz bile korkarak bize sırtını dönerken, sizin bize gösterdiğiniz sarsılmaz desteğinizi ve Uluslararası Adalet Divanı’nda bizim için cesurca duruşunuzu asla unutmayacağız.

Güney Afrika, apartheid İsrail’in Gazze Şeridi’nde Filistinlilere yönelik devam eden soykırımına karşı dünyanın sağır edici sessizliğinden yoruldu.

İsrail’in son üç ayda kuşatma altındaki Gazze’de insan hakları ihlalleri işleyerek eşi benzeri görülmemiş sayıdaki savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar, uluslararası hukukun güvenilirliğini tehlikeye atmış ve Güney Afrika’yı harekete geçirmiştir.

Ülkenin en üst düzey hukukçuları bu suçların kanıtlarını 84 sayfalık bir belgede topladı ve 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 9. maddesi uyarınca, İsrail’in soykırım suçlarını belgeleyen önemli bir dava açtı. Bu Filistinlilerin kulağına güzel geliyor, umut verici geliyor.

Arap ya da Müslüman ülkeler daha önce bu “kırmızı çizgiyi” geçmeye cesaret edememişti.

Ne de olsa bu İsrail, sömürgeci Batı’nın şımarık bebeği, sömürgecilik dönemi sona erdikten sonra ısrarla ayakta tutmaya çalıştığı, aydınlanma sloganlarıyla kamufle ettiği ve en iyi silahlarıyla donattığı tek projesi.

Dünya üzerindeki bütün devletler İsrail’in işlediği suçların farkında, ancak devletler İsrail’e karşı çıkarlarsa sömürgeci hamilerinin ne yapacaklarını kestiremedikleri için hesap sormaya cesaret edemediler.

Neyse ki apartheid rejim geçirmiş Güney Afrika sonunda “yeter artık” dedi ve İsrail’i Birleşmiş Milletler’in en üst mahkemesine dava etti. Acımasız bir apartheid rejimini yenen ve yerine çok ırklı, demokratik bir devlet kuran bu ulus, uluslararası toplumun sessizliğinin İsrail’in ölümcül aşırılıklarının önünü nasıl açtığını fark etti ve buna son vermek için önemli bir adım attı.

Gerçekten de İsrail’in UAD’de soykırım suçuyla itham edilmesi, İsrail’in hesap vermeme lüksüne son verebilir, Gazze’de askeri ambargonun kırılması için gerekli koşulları yaratabilir ve İsrail’i dünya sahnesinde yalnız bırakabilir.

Daha da önemlisi, Güney Afrika’nın açtığı dava, acil ateşkes ve Gazze’ye yeterli insani yardımın girmesini de içeren geçici tedbirlerin alınmasını sağlayabilir. Bu tedbirlere acilen ihtiyaç var çünkü Gazze Şeridi’nde her gün binlerce insan ölüyor. Şimdiye kadar 23 binden fazla insan hayatını kaybetti ve binlercesi de enkaz altında kayıp. Bu dehşetin kurbanlarının yaklaşık yüzde 70’i kadın ve çocuklar oluşturuyor.

Ben hem Filistinli hem de Güney Afrikalıyım ve Gazze soykırımından sağ kurtulanlardan biriyim. Birçok akrabamı, arkadaşımı, meslektaşımı, öğrencimi ve komşumu yıllardır süren İsrail’in şiddeti nedeniyle kaybettim.

Gazze’de 2008’den 2023’e kadar apartheid İsrail’in beş saldırısından ya da daha doğru bir ifadeyle katliamından sağ kurtuldum.

Ayrıca İsrail’in 2006 yılından bu yana Gazze Şeridi’ne uyguladığı ölümcül kuşatmanın sonuçlarını da ilk elden tecrübe ettim. Devam eden soykırımın ilk haftasında tüm mahallem hava saldırılarıyla dümdüz edildi ve o zamandan beri dört kez yerimden edildim.

Gazze’nin diğer sakinleri gibi ben de her katliamda aynı karanlık senaryoyu yaşadım: İsrail “çimleri biçmeye” karar verdi, sözde uluslararası toplum rahatlıkla kafasını başka yöne çevirdi, ardından uzun günler ve geceler boyunca dünyanın en ahlaksız ordusuyla tek başımıza yüzleştik.

İsrail, yüzlerce nükleer bomba başlığı, Merkava tankları, F-16’lar, Apaçi helikopterleri, savaş gemileri ve fosfor bombalarıyla silahlanmış binlerce tetikçi askere sahip bir ordu.

Katliam sona erdiğinde her şey “normale” döndü ve İsrail çocuklarımızı yetersiz beslenmesine neden olan, suyumuzu kirleten ve gecelerimizi karartan boğucu bir kuşatmayla bizi yavaş yavaş öldürmeye devam etti.

Yıllardır tekrar eden bu ölümcül döngü sırasında ne Biden’dan, ne Sunak’tan, ne Macron’dan ne de von der Leyen’den hiçbir noktada tek bir sempati veya destek sözü almadık.

Cezasızlıkla işlenen tüm bu katliamlar, apartheid İsrail’in Gazze’ye ve halkına dilediğini yapmak için beyaz, “liberal” Batı’nın açık desteğine sahip olduğunu apaçık ortaya koydu.

Bu katliamlar, bugün devam etmekte olan soykırımın kostümlü provalarıydı.

İsrail’e uluslararası toplumdan herhangi bir yaptırım ya da kınama almadan savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işleyebileceğini gösterdiler.

Ne de olsa 2008, 2012, 2014 ve 2021’de kimse bir şey söylemedi, şimdi neden farklı olsun ki?

İsrail liderlerinin son birkaç aydır Gazze’deki Filistinlileri “yok etme” niyetleri konusunda bu kadar açık olmalarını sağlayan mantık budur.

Gerçekten de, bu son katliamın ya da soykırımın başlangıcından bu yana, cumhurbaşkanı ve başbakandan hükümetin, medyanın ve sivil toplumun önde gelen üyelerine kadar geniş bir yelpazedeki İsrailli yetkililer soykırım niyetlerini açıkça dile getirdiler.

Daha geçen hafta, daha önce Gazze’de nükleer bomba atmanın “bir seçenek” olduğunu söyleyen İsrail Miras Bakanı Amichai Eliyahu, İsrail’i Filistinlilerin Gazze’yi terk etmeye zorlamak için “ölümden daha acı verici” yollar bulmaya çağırdı.

İsrail’in Gazze’de soykırım yapma niyeti bugün her zamankinden daha açık olabilir, ancak bu hiçbir şekilde yeni değil.

İsrail Saldırı Kuvvetleri Ulusal Savunma Koleji Başkanı ve dönemin Başbakanı Ariel Şaron’un danışmanı Arnon Soffer, 2004 yılında İsrail gazetesi Jerusalem Post’a verdiği bir röportajda İsrail’in Gazze’den tek taraflı olarak ayrılmasının arzu edilen sonuçlarını şu ifadelerle dile getirmişti:

“1,5 milyon insan kapalı bir Gazze’de yaşadığında, bu bir insanlık felaketi olacaktır. Bu insanlar bugün olduklarından daha büyük hayvanlara dönüşecek. … Sınırdaki baskı korkunç olacak. Korkunç bir savaş olacak. Eğer hayatta kalmak istiyorsak, öldürmek, öldürmek ve öldürmek zorunda kalacağız. Bütün gün, her gün. … Eğer öldürmezsek, varlığımız sona erecek. … Tek taraflı ayrılma “barışı” garanti etmez. Ezici çoğunluğu Yahudilerden oluşan bir Siyonist-Yahudi devletini garanti eder.”

Soffer’in İsrail’in Gazze’de “öldürme, öldürme daha çok öldürme” niyetini açıklamasından 20 yıl sonra Gazze gerçekten Filistinliler ölüyor. İnsanlar, dünya gözleri önünde, trajik bir şekilde tarihte küresel olarak izlenen ilk soykırımda toplu olarak öldürülüyor, sakat bırakılıyor, aç bırakılıyor ve yerlerinden ediliyor.

Biz Filistinliler, bu soykırıma izin veren ve olanak sağlayan sözde uluslararası toplumun mide bulandırıcı korkaklığını unutmayacağız.

İsrail’in ırkçı liderleri açıkça biz yerli Filistin halkının “Amalek” – Tevrat’a göre Tanrı’nın eski İsrailoğullarına soykırım yapmalarını emrettiği düşman – olduğumuzu iddia ederken ve hepimizi “yok etmek” için ırkçı, insanlık dışı bir arayışa girerken dünya uluslarının nasıl hiçbir şey yapmadan durduğunu unutmayacağız.

Ancak Güney Afrika’nın bizim için yaptıklarını da asla unutmayacağız. Kendi kardeşlerimiz bile korkuyla bize sırtını dönmüşken, bize nasıl tereddütsüz destek verdiğini ve Uluslararası Adalet Divanı’nda cesurca bizim için nasıl tavır aldığını da unutmayacağız.

En temel insan haklarımız olan mücadelemizi küresel adaletle nasıl ilişkilendirdiğini ve uluslararası topluma insanlığımızı nasıl hatırlattığını her zaman hatırlayacağız.

İsrail’in Gazze’de açıktan ve pervasız bir şekilde sürdürdüğü soykırım, Batı liderliğindeki kurallara dayalı uluslararası düzenin sonunu getirmiştir. Ancak Güney Afrika, doğru olanı cesurca savunarak ve İsrail’i UAD’ye götürerek bize başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi.

Güney Afrika, hiçbir devletin hukukun üstünde olmadığını, soykırım ve apartheid gibi en alçak suçların asla kabul edilmediği ve dünya halklarının adaletsizliğe karşı omuz omuza durduğu bir dünya olabileceğine inandırdı.

Teşekkürler Güney Afrika!

Çeviri: Şehade İbrahim