Yazarlar

Fars Yazı, Arap Baharı ve tarihin dönüşü-mü

İran’da son günlerde meydana gelen protestoları Ortadoğu’da son on yılda vuku bulan hadiselerden ayrı düşünmek yanıltıcı olabilir. Zira İran “Arap Baharı” denilen süreci araçsallaştırıp kendi çıkarları doğrultusunda çok iyi bir şekilde kullanarak Ortadoğu’da bir “Fars Yazı”na dönüştürmeye çalıştı.  Aslında İran’ın kendisinin bile beklemediği gücünün ötesinde bir sonuçtu bu. 1979 Devrimi’nden bu yana devrimi Ortadoğu’daki diğer […]

İran’da son günlerde meydana gelen protestoları Ortadoğu’da son on yılda vuku bulan hadiselerden ayrı düşünmek yanıltıcı olabilir. Zira İran “Arap Baharı” denilen süreci araçsallaştırıp kendi çıkarları doğrultusunda çok iyi bir şekilde kullanarak Ortadoğu’da bir “Fars Yazı”na dönüştürmeye çalıştı.  Aslında İran’ın kendisinin bile beklemediği gücünün ötesinde bir sonuçtu bu. 1979 Devrimi’nden bu yana devrimi Ortadoğu’daki diğer ülkelere ihraç etmek  için büyük çaba gösteren İran, bölgede nüfuzunu çeşitli soft power (yumuşak güç) enstrümanları ve kültür kurumları vasıtasıyla kışa dönüşen Arap Baharı’ndan çok önce kurmuştu. Başkent Şam’da Arap Baharı öncesinde de İran’ın kültürel etkisi göz kamaştırıcıydı. Lübnan’ın güneyinde Hizbullah neredeyse kendi devletini kurmuş; İşgalci İsrail’e karşı mücadele eden tek güçtü. Şüphesiz bu da Hizbullah ve dolayısıyla İran’a özellikle Filistinliler arasında büyük bir prestij sağlamaktaydı. Şia’nın tarihsel vatanı Irak’ta ise ABD’nin işgalinin ardından büyük bir taban bulmuştu İran.

Bereketli Hilal kuşağına, Şii Hilali

Arap Baharı İran’a daha büyük fırsatlar sundu. Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden İsrail’e uzanan “Bereketli Hilali”, bir “Şii Hilali”ne dönüştürdüğü gibi; Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın doğusu Bahreyn ve Yemen üzerinden, Mısır hariç bütün Meşrık (Doğu) Arap dünyasını çevreleyen bir kıskaca dönüştürmeye başlamıştı bu hilâli. Şüphesiz bunda en önemli pay Obama’nın güvercinimsi Ortadoğu politikalarına ait. Obama’nın “no boots on the ground” politikası İran ve İran yanlısı milislere önemli bir alan açtı bölgede. İran Irak’ta Haşdişabi milisleriyle DAIŞ’e karşı ABD’nin, Suriye’de ise Hizbullah ve diğer milis unsurlarıyla Rusya’nın kara gücünü oluşturmaktaydı.

Arap Baharı’nın kışa dönüşmesinde etkin bir güç olan İran, üstüne, fırsatları iyi değerlendirerek bir de Ortadoğu’ya “Fars Yazı”nı getirmeyi başarmak üzereydi aslında. Ancak Trump’ın bölgede Türkiye, Rusya, İran (Katar)dan oluşan mecburi birlikteliğe karşı İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden müteşekkil ve Ortadoğu’da artan nüfuzunu sınırlandırmak maksadıyla karşıt bir cephe oluşturması  İran’ın bütün hesaplarını şimdilik alt üst etmiş görünüyor.

 

İran’da tam olarak ne oldu?

Trump’ın oluşturduğu İran karşıtı cephe ve İran’daki protestolarla ilgili söylemleri bir taraftan ülkede safları sıklaştırırken diğer taraftan da paradoksal olarak mevcut ılımlı kanadın da elini zayıflatmakta. Sadece yedi ay önce yüzde altmışa yakın bir oy oranıyla ikinci defa iktidara gelen reformcu görünümlü muhafazakâr Rûhâni’den umulan yüksek beklenti sukût-u hayâle uğramış gibi. Nükleer anlaşma sonucunda biraz da olsa ekonomik açıdan rahatlamayı bekleyen İran’ın, dış politika pek de umurlarında olmayan, geniş halk kitleleri, Trump’un yeni İran politikası  ve yaptırımları nedeniyle bu ümitlerinin kısa zamanda suya düştüğünü görmekte. Bu nedenle hem muhafazakârlardan hem de sözüm ona reformculardan ümidi kesmiş gibi görünüyor.

Zaten 2017 Aralık  sonunda başlayıp 2018’in ilk günlerinde sona eren protestoların diğerlerinden çok farklı bir yapıya sahip olduğu açık. Alıştığımız İran protestoları, 1999 Öğrenci Olayları ve 2009’daki Yeşil Hareket’te olduğu gibi,  daha ziyade Tahran vs. büyük şehirlerde özellikle üniversite öğrencileri ve nispeten İran halkının daha sol ve liberal kesimlerinin desteğiyle orta sınıf isyanı şeklinde olurdu genellikle. Bu sefer durum biraz farklı görünüyor. Son birkaç yılda İran ekonomisinin eskiye nazaran bir miktar da olsa toparlandığı bir ortamda iktisadi temelli olduğu düşünülen bu protestoların ülkenin kuzey doğusundaki Meşhed gibi dini ve muhafazakâr yönü öne çıkan bir şehirde çıkması anlamlı. Buradan da muhafazakârlık oranı yüksek diğer küçük şehirlere yayıldı protestolar. Protestoları muhafazakârlar yapıyordu ama sloganlar hem Ruhani, hem de Hamaney aleyhineydi aynı zamanda. Acaba İran halkı devrimden mi ümidini kesmişti? Zira sıradan halk için değişen bir şey yoktu iktisadi açıdan. Eskiden yolsuzluk ve kayırmayı “seküler” Şah’ın adamları yapmaktaydı. Devrim’in 40. yılına yaklaşılan şu günlerde sadece başkaları almıştı onların yerini. Aynı tas aynı hamam.

Protestolar muhafazakâr şehirlerde çıkmıştı ama sebeplerinin başında % 25 kâr payı verdiği söylenen finans kurumlarının batması ve halkın parasını alamaması gelmekteydi. Anlayacağınız muhafazakârlar da  diğer İranlılar gibi mevduatlarına piyasanın çok üstünde yüksek kâr payları isteyecek kadar dünyeviydiler aslında. İran’da genç işsizliğinin özellikle üniversite mezunları ve kadınlar arasında % 30’ların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Zira 1990’larda doğan bu gençler ne Şah dönemini; ne de devrimin ilk yıllarının heyecanını yaşadılar ve iş ve ekonomik refah gibi daha realist beklentilere sahipler. Ekonomik beklentiler, hayat pahalılığı ve işsizlik hem reformcuların hem de muhafazakârların protesto edilmesine yol açmış görünüyor.

 

Büyük motivasyon için “Devrim” yetmez

Peki, bu olayların arkasında ABD ve İsrail olabilir mi? Şüphesiz ABD ve İsrail ve buna eklemlenen Körfez cephesi İran’da bu tür istikrarsızlıkların olmasını ister ve bekler. Belki de bunu için çeşitli provakasyonlar yapmış olabilirler. ABD’nin 1950’lerden beri bölgede pek çok olayı çıkarları doğrultusunda tahrik ettiği ve darbeleri desteklediği biliniyor. 1953’te Musaddık’ın devrilmesini desteklediği artık belgelerle kanıtlanmış durumda. Bunu ancak uzun yıllar sonra öğrenebileceğiz. Ama şunu da unutmamak gerekir Ortadoğu ve dahi İran’da 1990’lardan itibaren doğmuş, bilgisayar, internet ve sosyal medya üçgeninde yetişen ve dünyadaki gelişmelerden anında haberdar olan gençleri sadece “devrim” motivasyonuyla bir arada tutmak hayli zor görünüyor. Bölgede Soğuk Savaş döneminden kalma rejimlerin esnekliklerini artırıp çağın gereklerine göre reformlar yaparak tedrici bir biçimde gelişmeye izin vermeleri kaçınılmaz. Aksi halde Suriye’de gördüğümüz gibi fay hatları keskin bir biçimde kırıldığında çevreye büyük zarar veriyor. Suudi Arabistan bile bunun farkına varmış ve yavaş da olsa çeşitli reformlar yapma hususunda niyet beyan etmiş bulunuyor. İran’da şimdilik protestoların sona ermesi hem İranlılar’ın Suriye ve Irak’ta olduğu gibi bir sona duçar olmaktan korkması hem de Ortadoğu çarşısına bir fil edasıyla girmiş olan ABD başkanının protestoları destekleyen sosyal medya paylaşımları ve beyanları olmuştur. Buna Netanyahu’nun açıklamalarını da ekleyelim. Trump Ortadoğu’yu öğrenene kadar daha çok çamlar devirecek gibi görünüyor. Türkiye açısından İran hadiselerine baktığımızda Irak ve Suriye’den sonra üçüncü komşumuz İran’da da yangın çıkması Türkiye için de büyük bir felaket olur.

Son söz: Komşunuzda yangın çıkarsa mutlaka size zararı olur.

Prof. Dr. Cengiz Tomar

Marmara Üniversitesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı