Kültür

‘Turgut Cansever iyi okunmalı ve iyi anlaşılmalı’

Fikir insanı ve mimar Turgut Cansever, vefatının 10. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor. Türkiye Yazarlar Birliği‘nden (TYB) yapılan açıklamaya göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ile TYB İstanbul Şubesi tarafından “Bilge Mimar Turgut Cansever” başlıklı özel bir program düzenlendi. TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Kızlarağa Medresesi’nde düzenlenen programda yaptığı konuşmada, Turgut Cansever’in büyük bir medeniyet perspektifine sahip nadir […]

Fikir insanı ve mimar Turgut Cansever, vefatının 10. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor.

Türkiye Yazarlar Birliği‘nden (TYB) yapılan açıklamaya göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ile TYB İstanbul Şubesi tarafından “Bilge Mimar Turgut Cansever” başlıklı özel bir program düzenlendi.

TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Kızlarağa Medresesi’nde düzenlenen programda yaptığı konuşmada, Turgut Cansever’in büyük bir medeniyet perspektifine sahip nadir mimarlardan biri olduğuna işaret ederek, “Yaşarken kıymetini bilmediğimiz gibi, maalesef vefatından sonra da o dev şahsiyetin fikirlerinden hakkıyla yararlanma, o muazzam birikimi memleketimizin istifadesine sunma noktasında da epey ihmallerimiz oldu.” değerlendirmesinde bulundu.

Bıyıklı, Cansever’in yaşadığı dönemde toplum tarafından yeterince anlaşılamadığının altını çizerek, şunları kaydetti:

“Büyük mimarımız Sinan’ın ufkunu bugüne, derinliği kendi çağına aşılayan bir bilgedir Cansever. Onun dünyayı güzelleştirecek eserlerinden yöneticilerimiz mutlaka haberdar olmalılar. Onun okunması, yarının şehirlerinin kurulması, bugün ve dün yapılan hataların yapılmaması adına elzemdir. Osmanlı şehrinin günümüze nasıl uyarlanması gerektiğini modelleştirmiş yegane fikir adamı ve mimar Turgut Cansever’dir. Hala tahrip edilmemiş evleri, sokakları, mahalle ve şehirleri korumak ve kalan son güzellikleri gelecek nesillere ulaştırmak için Cansever, iyi okunmalı ve iyi anlaşılmalıdır.”

“Bir dönem Sedat Hakkı Erdem’in öğrencisi oldu”

Cansever’in kızı Emine Öğün de babasının mimariye olan yaklaşımının, imar problemlerine dair tespitler yapmak ve çözümler aramak üzerinden geliştiğini anlattı.

Turgut Cansever’in mimar olduğu dönemde İstanbul’un yanı sıra bütün Anadolu şehirlerinde büyük bir yıkımın başladığını aktaran Öğün, şu ifadeleri kullandı:

“Bunun farkındalığıyla Batı dünyasından modern hareketin temsilcileriyle yakından temas etme şansını buldu. Bugün adına çok önemli bir figür olan Sedat Hakkı Erdem’in öğrencisi oldu. Erdem, Cansever’in Türk-Osmanlı geleneği ile temasını sağlayan, onun özelliklerini öğrenmesine aracı olan bir hocası. Turgut Cansever’in kendi yorumları ve denemeleri çok az sayıda uygulanmış durumda. Önemle zikredilmesi gerekenler ise Türk Tarih Kurumu, Beyazıt Meydanı, Demirevleri, Bodrum Arkeoloji Enstitüsü ve Karakaş Camisi.”

“Mimari kritik yapma noktasında ilginç bir tavrı vardı”

Öğün, babasının 1950’li yıllardan itibaren, İstanbul ve Marmara çevresinde meydana gelen şehir kimliği değişimine son derece kafa yorup tespitler yaptığına dikkati çekerek, “Mimari kritik yapma noktasında Turgut Cansever’in ilginç bir tavrı vardı. Artık mimarlık okullarımızda bu tür mimari analiz yapma derdi olmadığından şehirlerimiz kimliğini yitirdi. Sanat eserinin genetiğinin, özünün ne olduğunu sorguluyordu. Bildiğini sonuna kadar savunan, burnunun dikine giden biriydi.” diye konuştu.

Cansever’in Beyazıt Meydanı’nın düzenlemesi meselesinin bugün yanlış şekilde aksettirilerek yanılgılara sebep olduğunu anlatan Emine Öğün, şunları aktardı:

“Hayatını standartlar düzeninden çoğaltarak bir çeşitliliğe sahip olan Cansever, mimari eserlerde de bu çeşitliliği sürdürmüş. Cansever, bu durumdan yola çıkarak, hiçbir şekilde matematiksel olmayan İstanbul ve Anadolu mimarisinin, hareket halindeki insanın sürekli keşfetmesine imkan veren bir verim olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bunun arkasındaki önemli fikri temel de Muhyiddin Arabi’nin eseri Füsusu’l-Hikem’dir. Bugünkü şehirleşme algısının ve yeni şehirlerin kurulumunun devamlı matematiksel bir anlayıştan sürdürülmesi Turgut Bey’i en çok üzen durumlardan biriydi.”