Yazarlar

Efendimiz’in emaneti için, emirleri çiğnedi, Medine’yi çiğnetmedi

Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı’na (Fahreddin paşa sadece müdafaa yapmamıştır. Şehri adaletle de yönetmiştir. Mukaddes emanetlerin işgalci güçlerin eline geçmesini engellemiştir. Bu emanetler nerede? Topkapı müzesinde. Bize utanmadan sıkılmadan bühtanda bulunuyorlar. Oraya yakın topraklarda bulunanlar bize utanmadan sıkılmadan bir şeyler söylüyorlar. Önce haddini bil. Sen bu milleti tanımamışsın. Sen Erdoğan’ı tanımamışsın Erdoğan’ın ceddini […]

Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı’na (Fahreddin paşa sadece müdafaa yapmamıştır. Şehri adaletle de yönetmiştir. Mukaddes emanetlerin işgalci güçlerin eline geçmesini engellemiştir. Bu emanetler nerede? Topkapı müzesinde. Bize utanmadan sıkılmadan bühtanda bulunuyorlar. Oraya yakın topraklarda bulunanlar bize utanmadan sıkılmadan bir şeyler söylüyorlar. Önce haddini bil. Sen bu milleti tanımamışsın. Sen Erdoğan’ı tanımamışsın Erdoğan’ın ceddini hiç tanımamışsın. Sizin şuanda ne tür yanlışlar içerisinde olduğunuzu gayet iyi biliyoruz. Fahreddin Paşa’ya dil uzatanların ne işler çevirdiğini, kimlerle iş tuttuğunu iyi biliyoruz. Bunları yeri geldiğinde açıklayacağız. Paşa, Medine’nin tek taşına dahi el uzatmamış adaletten vazgeçmemiş bir komutandır. Fahreddin Paşa’yı bugünlerde hedef almaları boşuna değildir. Fahreddin Paşa Medine korumasını, müdafaasını yaparken senin ceddin neredeydi?” diyerek haklı bir tepkide bulundu fakat az bile söyledi. Karşı taraf bundan daha fazlasını hak ediyordu. Tarih, uluslararası ilişkiler açısından uluslararası platformlarda harcanıyor. Herkes kendi tarafına tarihi bilgileri çekmek için uğraşıyor fakat ortada olan bir gerçeklik var.  Bu gerçekliği yorumlarken taraflı konuştuğumuz zannedilmesin tarihçiler olarak. Bu konu özellikle ilgilendiğim bir konu, doktora tezimin önemli bir parçasını oluşturdu. Burada bazı meseleler konuşuluyor. Suriye valisi bu işin içinde, Medine Müdafii Fahreddin Paşa da bu işin içinde, yani tarihin rol üstlenicileri arasında. Diğer tarihçileri de işin içine dahil ederek şunu söylemek zorundayız, “Biz ne İttihat-Terakki severiz ne İttihat-Terakki’den nefret ederiz.” Gerçekten bunlar bizim ecdadımızdır, bunlara tarafsız bakmak ile mükellefiz.

Medine Müdafii Fahreddin Paşa’ya takılan çeşitli unvanlar var. Bu unvanlar Türk tarihçiler tarafından konulmuş değil. Fahreddin Paşa’nın cephede savaştığı İngiliz komutanlar ve büyük İngiliz ajanı Lawrence başta olmak üzere Fahreddin Paşa’ya takmak istedikleri unvanlar konusunda birbirleriyle yarıştılar.

Hadisenin başlangıcı itibariyle şöyle söylemek daha doğru olabilir, II. Abdülhamid Han zamanında, daha sonra isyanı başlatacak olan, Şerif Hüseyin İstanbul’da göz hapsinde tutulurdu. İttihat-Terakki iktidara geldiği zaman, biraz da yaşlarının küçük olması ve siyasi deneyimsizlikleri yüzünden, kardeşlik havası eseceğini ve Osmanlı tebaasının birbirine sağlam şekilde sarılacağını düşünerek bazı uygulamalar yaptı. Bu uygulamalardan, bizim konumuzla ilgili olan, II. Abdülhamit’in İstanbul’da göz altında tuttuğu Hüseyin’i Mekke-Medine şerifi olarak tayin ettiler. Bu, sonun başlangıcını getiren büyük bir öngörüsüzlük oldu.

İttihat-Terakki dediğimiz zaman şunu mutlaka anlamamız lazım; İttihat-Terakki’nin başında üç isim vardır, Celal Paşa, Enver Paşa, Talat Paşa. Bu üçlü İttihat-Terakki’nin başındadır fakat İttihat-Terakki partisi ve fırkası çok çeşitli paydaşlardan oluşan partidir. İçinde saltanatçı olan, içinde halifeci olan, içinde cumhuriyetçi olan, içinde mason olan, içinde şeyhlerin ve ulemaların olduğu çok partili bir partidir. Bunun yanı sıra Enver Paşa’ya baktığımız zaman, kendisinin gayet mütedeyyin bir paşa olduğunu da görüyoruz.

Tarihin en uzun savunma hattı: Medine

Medine Müdafii Fahreddin Paşa’ya geldiğimiz zaman, Fahreddin Paşa kendi görevini yapmak üzere Cemal Paşa tarafından Medine’ye tayin edildi. “Buranın müdafaasından sen sorumlusun” dendi ve Medine Müdafii Fahreddin Paşa bu işi son haddine kadar yaptı. İngiliz tarih metinlerinde Fahreddin Paşa’nın müdafaası, tarihin en uzun müdafaalarından biri olarak geçer. Fahreddin Paşa ve İttihat-Terakki üzerine şöyle bir suçlama var, İttihat-Terakkiciler “aşırı Türkçülük” yaptığı gerekçesiyle yerel Araplar buna dayanamadılar ve İngilizlerle birlikte Osmanlıya, “isyana” giriştiler. Bu, çok doğru olmamakla birlikte çok ufak doğruluk payı olan bir meseledir. Fakat İttihat-Terakki’nin ya da Osmanlı’nın Türkçülük yapmasının sebebi en sondur yani Osmanlı içinde bulunan Müslüman tebaanın, “biz artık Osmanlı ile birlikte olmak istemiyoruz, biz İngilizlerle-Fransızlarla birlikte hareket ederek bağımsızlıklarımızı elde etmek istiyoruz “ demelerinden sonra ortaya çıkan bir hadisedir.

3 yıl boyunca, Osmanlı ordusu ile birlikte Medine’yi savunan Araplar

Osmanlı devletinin yöneticilerinin “Türkçülük” yapmaya başlaması, iddialarına gelirsek… Diyelim ki, Arapların isyanından, Bosna’dakilerin isyanından, Arnavutların isyanından, çeşitli İslam tebaasının isyanından önce oldu. Sadece biz kendi örneğimize odaklanalım. Medine Müdafaası’nda Fahreddin Paşa ne yaptı? Sivil ve Arap halkın zarar görmemesi için kendilerine bir teklifte bulundu,  “İsteyenleriniz, çocuklar, masumlar, hanımlar Medine’nin dışına, daha güvenli bir yere nakledilecek.” Bunu kabul edenler oldu, sayıları fazla değildi. Fakat “burayı biz asla terk etmeyiz” diyen Arap tebaa var, Müslüman tebaa. Yaklaşık üç yıl boyunca Osmanlı ordusu ile beraber müdafaayı yapan Müslüman Araplar vardı. Bu,  Türklerin eziyet ettiğine dair iftiralara çok önemli cevaptır. Bir başka husus; Fahreddin Paşa, evlerini terk ederek Medine dışına çıkmış olan Müslümanların evlerini mühürlettirdi. Bir şekilde yağmacılık ve hırsızlık olmaması gerekçesiyle evleri mühürletti.

Gözyaşları ile Osmanlı askerine veda ederken

Mondros Mütarekesi’nde yaklaşık yetmiş gün sonra, İngilizlerin ve Arapların eline geçtiği zaman, Araplar on iki gün boyunca Medine’yi yağmaladılar. Mühürlü olan evlerin kapılarını kırarak içeri girdiler. Geri kalan Araplar, Medine’yi üç yıl boyunca Osmanlı askeriyle beraber müdafaa edenler, gözyaşları içinde Osmanlı askerinin çıkışını dualar ve gözyaşları içinde izlediler. Osmanlı tarihçileri yazmıyor, bunları gözlemci İngiliz tarihçileri yazıyor.

Medeni Araplar Osmanlı halifesinin yanında olmuştur. Şerif Hüseyin, Osmanlı ordusunu çıkmaya ikna eden, Padişahtan sonra kendi halifeliğini ilan ederek büyük bir ihanet içinde bulunmuştur. Halifelik tek bayrak, sancak altında toplanmak demektir.

“Rüyamda Peygamber efendimizi gördüm, Medine’yi terk etmemem için benden söz aldı”

Padişah, 30 Ekim 1918 Mondros meselesinin hemen akabinde Fahreddin Paşa’dan, artık savaşın bittiğini ve Medine’yi terk etmesi gerektiğini söylüyor. Yetmiş gün boyunca Fahreddin Paşa Medine’yi terk etmedi. İki tane Osmanlı kabinesi bu yüzden düştü. İngilizler, Osmanlı hükümetine baskı yapıyorlardı. İngilizler, “Eğer Fahreddin Paşa Medine’yi teslim etmezse biz savaşa yeniden başlayacağız” dedi. Bu büyük tehdit karşısında padişah özel ricada bulundu Fahreddin Paşa’dan, “Lütfen çık” dedi. Daha önce de Fahreddin Paşa’ya İngilizler ve Şerif Hüseyin ordusundan birçok kez Medine’yi terk etmesi ve Medine’yi teslim etmesi talebinde bulunuldu. Fahreddin Paşa’nın hem Şerif Hüseyin’e hem İngilizlere verdiği cevap, “Ben rüyamda peygamber efendimizi gördüm, burayı terk etmemem için söz aldı ve bu yüzden burayı terk edemem.”

“Efendimize ait hiçbir şeyi ayaklar altına aldırtmam, emanetler İstanbul’da muhafaza edilmelidir”

 Peygamberimizle bu akdi yapmasından sonra Fahreddin Paşa, İstanbul’un “terk et” emrine rağmen burayı terk etmedi ve kendi adamları tarafından tutuklandı. Malta’ya sürüldü, Malta’dan sonra büyük acılar çekti. Malta’ya gitmeden önce Şerif Hüseyin’in karşısına getirilerek hakaretlere uğratıldı.

Bizim açımızdan Medine herhangi bir yer değildir, orada bizim peygamberimiz istirahat etmektedir.

Bazı iftiralar var. Müdafaa başlamadan önce Kutsal emanetleri Fahreddin Paşa birçok eksiltmeler-çalmalar ile gönderdi. Bunun aslı, esası yoktur. Sebep şu, 23 Nisan 1917 elimizde bir telgraf var, dördüncü ordu kumandanı Cemal Paşa tarafından Kudüs-ü Şerif’ten sadarete yazılıyor. Cemal Paşa diyor ki, “Efendimize ait,  kutsal emanetlere ait hiçbir şeyi ayaklar altına aldırtmam. Kutsal emanetlerin İstanbul’da muhafaza edilmesi lazım”. Bizim rastladığımız bazı hatıralarda kıymetli taşların ve kıymetli bazı incilerin kaybolduğu söyleniyor. Cemal Paşa’nın telgraflarından görüyoruz ki, bu tür kayıplar yok fakat bazı altın şamdanlar vesaire Suriye vilayetine sorunsuz şekilde gönderilmiştir.

***

Medine savunmasının büyük komutanı Fahreddin Paşa ve tüm askerini rahmet ve saygıyla anıyor, aziz hatıraları ile birlikte Efendimize salat ve selam ediyoruz.