Yazarlar

Pandemi nasıl bitecek?

  Yazar: Ed Yong / The Atlantic

ABD, yeni dünyada en kötü salgın olan COVİD-19 salgınıyla çöküş yaşayabilir. İşte nasıl yaşayacağı…

Üç ay önce kimse SARS-CoV-2’nin var olduğunu bilmiyordu. Şimdi virüs hemen hemen her ülkeye yayıldı, bildiğimiz kadarıyla, (resmi rakamlara göre) en az 446.000 kişiye ve bilmediğimiz birçok kişiye bulaştı. Virüs, ülke ekonomilerini ve sağlık sistemlerini aksattı, hastaneleri doldurdu ve kamusal alanları boşalttı. İnsanları işyerlerinden ve arkadaşlarından ayırdı. Modern toplumu, içinde yaşayan insanların çoğunun hiç tanık olmadıkları bir şekilde bozdu. Yakında, Amerika Birleşik Devletleri’nde hemen hemen herkes enfekte olmuş birini tanıyacak. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı veya 11 Eylül saldırıları gibi, bu salgın da toplumun ruhuna baskı yaptı.

İlk görüldüğü andan itibaren hızlı bir şekilde yayılan ve böyle etkileri olan bir virüsün küresel ölçekte yaygınlık kazanacağı kaçınılmazdı. Son yıllarda yüzlerce sağlık uzmanı kitap, inceleme ve köşe yazısı yazarak bu salgın olasılığına dair uyarılarda bulundu. Bill Gates, TED konuşmasının 18 milyon izleyicisi dâhil olmak üzere onu dinleyen ve dinleyecek olan herkese anlatıyor (https://www.ted.com/talks/bill_gates_the_next_outbreak_we_re_not_ready?language=en). 2018’de, Atlantik okuyucuları için Amerika’nın eninde sonunda karşı karşıya kalacağı salgına hazır olmadığını savunan bir makale yazdım (https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2018/07/when-the-next-plague-hits/561734/). Ekim ayında, Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi, yeni bir koronavirüs dünyayı etkisi altına alırsa neler olabileceğini söyledi (http://www.centerforhealthsecurity.org/event201/scenario.html).

Ve sonunda beklenen oldu. Varsayımlar gerçekleşti. “Ya olursa?” sorusunun yerini “Şimdi ne olacak?” sorusu aldı.

C nesli ve kısa bir hesaplaşma

Evet, şimdi ne olacak? Şimdi bana sanki üzerinden çok uzun zaman geçmiş gibi gelen ama daha geçen hafta çarşamba günü geç saatlerde,  hamile bir arkadaşımla salgın hakkında konuşuyordum. Doğacak olan çocuğunun, COVID-19 tarafından tamamen değiştirilmiş bir toplumda doğacak bebeklerden biri olacağını fark ettik. Bu ortamda doğacak olan bebeklere C Nesli demeye karar verdik.

İleride de göreceğimiz gibi, C Nesli’nin hayatları önümüzdeki haftalarda yapılan seçimler ve bunun sonucunda maruz kaldığımız kayıplarla şekillenecek. Ama öncesinde kısa bir hesaplaşma. Her ülkeyi pandemi hazırlığına göre derecelendiren bir rapor kartı olan Global Sağlık Güvenliği Endeksinde ABD, 83,5 puanıyla dünyanın en fazla puanına sahip (https://www.ghsindex.org/). Zengin, güçlü, gelişmiş Amerika’nın dünyanın yakalandığı bu salgına en fazla hazır olan ülke olduğu varsayılıyor. Bu düşünce yıkıma uğradı. Virüs diğer ülkelerde yayıldığı süre içerisinde yapılan sayısız uyarıya rağmen, Amerika nihayet COVID-19 tarafından imtihan edildiğinde, bu sınavda başarısız oldu.

Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bulaşıcı hastalıklar hekimi Nahid Bhadelia, “Ne olursa olsun, bir virüs (SARS-CoV-2 gibi) en iyi donanımlı sağlık sistemlerinin bile dayanıklılığını test edecekti” dedi. Mevsimsel gripten daha bulaşıcı ve ölümcül olan yeni tip koronavirüs gizlenebilir bir virüstür; bariz belirtileri/semptomları ortaya çıkmadan önce bir yerden/evden/haneden diğerine birkaç gün boyunca yayılabiliyor (https://www.theatlantic.com/science/archive/2020/03/biography-new-coronavirus/608338/). Böyle bir salgını kontrol altına alabilmek için ülkeler bir test geliştirmeli ve enfekte olmuş insanları tanımlayıp izole etmeli ve temas ettikleri kişileri takip etmek için kullanmalıdır. Güney Kore, Singapur ve Hong Kong’da bu testler muazzam bir etki yarattı. ABD ise bunu yapmadı.

Saklı kalan başarısız teşhis testleri

Meslektaşlarım Alexis Madrigal ve Robinson Meyer’in bildirdiği gibi, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Şubat ayında hatalı bir test geliştirdiler ve dağıtımını yaptılar (https://www.theatlantic.com/health/archive/2020/03/how-many-americans-are-sick-lost-february/608521/). Devletten bağımsız laboratuvarlar alternatif testler geliştirdi, ancak bağımsız kuruluşlar Amerika Birleşik Devletleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi bürokrasisine takıldı. Amerika’daki vaka sayısının on binleri bulduğu çok önemli bir ayda sadece sayısı yüzleri bulan insan test edildi. ABD gibi bir “biyomedikal merkezin” çok basit bir teşhis testi geliştirmek için tamamen başarısız olması, tam anlamıyla hayal edilemezdi. Georgetown Üniversitesi’nden bulaşıcı hastalıklarla ilgili hukuki ve politika konularında çalışan Alexandra Phelan, “Ben veya başkaları testin başarısız olduğunu düşündüğümüzde başkalarının geliştirdiği benzer testlerin farkında değilim” dedi.

Fiyaskoyla sonuçlanan test vakası Amerika’nın pandemi başarısızlığının günahıydı ve diğer tüm önlemlere zarar veren tek kusurdu. Ülke virüsün yayılımını doğru bir şekilde takip edebilseydi şayet; hastaneler pandemi planlarını yürütebilir, tedavi odaları tahsis ederek, ekstra malzeme sipariş ederek, daha fazla personel istihdam ederek veya COVID-19 vakalarıyla başa çıkmak için özel tesisler kurarak süreci yönetebilirdi. Bunların hiçbiri olmadı. Bunun yerine, zaten tam kapasiteye yaklaşan ve şiddetli grip mevsiminde hastalara bakmakta zorlanan bir sağlık bakım sistemi, aniden ülke çapında topluma yayılması sadece izlenen bir virüsle karşı karşıya kaldı. Zaten aşırı bunalan hastaneler daha da bunaldı. Maskeler gibi en temel koruyucu ekipman, önlük ve eldivenler tükenmeye başladı (https://www.theatlantic.com/health/archive/2020/01/viral-masks/605761/).

Beyaz Saray: Bir hayalet kasabası

Bir kriz sırasında etkilenmeyen devletlerin acil durumlarda kuşatılmış/etkilenmiş olanlara yardım edeceği varsayımı üzerine çalışır, tıpkı Amerika’dan da bu beklenildiği gibi. Amerika açısında bu temel etik kuralı, kasırga veya orman yangını gibi yerel afetler için geçerli, ancak şu anda 50 eyalette bulunan bir salgın için geçerli değil. Amerika’daki işbirliği dahi rekabete yol açtı; bazı endişeli hastaneler panik yapan tüketicilerin tuvalet kağıdı satın alması gibi büyük miktarlarda malzeme satın aldı.

Bunun nedeni, kısmen de olsa, Beyaz Saray’ın bilimsel uzmanlık için bir hayalet kasabası olmasıdır.  Milli Güvenlik Konseyi tarafından oluşturulan Salgın Hazırlığı Ofisi 2018 yılında feshedildi (https://www.theatlantic.com/health/archive/2018/05/white-house-loses-global-health-security-lead-as-a-new-ebola-outbreak-hits/560195/). 28 Ocak’ta bu ekibin bir üyesi olan Luciana Borio, hükümeti “şimdi Amerika için salgını önlemek için harekete geçmeye” ve özellikle hızlı ve kolay teşhis testleri geliştirmek için özel sektörle planlı bir şekilde çalışmaya çağırdı (https://www.wsj.com/articles/act-now-to-prevent-an-american-epidemic-11580255335). Ancak ofis kapatıldığında, bu uyarılar, Başkanın “kulağına” söylenmedi, bunun yerine The Wall Street Journal’da yayınlandı. Amerika eyleme geçmek yerine, boşta oturdu.

Dümensiz, kör, uyuşuk ve koordine olmayan Amerika, COVID-19 krizini, konuştuğum her sağlık uzmanının korktuğundan çok daha kötü bir şekilde sürdürdü. Johns Hopkins Medicine’de afete hazırlık konusunda çalışan Lauren Sauer ve 2014 yılında ABD’nin Batı Afrika Ebola salgınına karşı önlemlerini koordine eden Ron Klain, bu salgın için “Çok daha kötü” dedi. Aşı İttifakı Enstitüsü’nün başında olan Seth Berkley, “Amerikalı olarak dehşete kapıldım” dedi. “ABD sanayileşmiş dünyanın en kötü salgınıyla çöküş yaşayabilir.”

1-Gelecek Aylar

ABD’nin tekrardan durumu toparlaması zor, ama imkansız değil. COVID-19’un yavaş ve uzun bir hastalık olması nedeniyle, kısa vadeli gelecek belli durumda. Birkaç gün önce enfekte olan insanlar, bu arada kendilerini izole etseler bile birkaç gün sonra hastalığın semptomları kendisini göstermeye başlayacaktır. Bu kişilerin bazıları Nisan ayı başında yoğun bakım ünitelerinde tedavi olmak zorunda kalabilir. Geçen hafta sonu itibariyle, ülkede 17.000 onaylanmış vaka vardı, ancak gerçek sayı muhtemelen 60.000 ila 245.000 arasındaydı. Sayılar artık katlanarak artmaya başlıyor: Çarşamba sabahı itibariyle resmi vaka sayısı 54.000 idi ve gerçek vaka sayısı tam anlamıyla bilinmiyor (https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/cases-updates/cases-in-us.html). Sağlık çalışanları endişe verici belirtiler görüyorlar: Azalan ekipman, artan hasta sayısı ve kendileri enfekte olan doktorlar ve hemşireler.

İtalya ve İspanya gelecek hakkında korkunç uyarılarda bulunuyorlar. Hastanelerde oda, malzeme ve personel yetersiz kalıyor. Sayıları gereği herkesi tedavi edemeyen veya kurtaramayan doktorlar, düşünülemez olana zorlandı: Hayatta kalma olasılığı en yüksek olan hastalar tedaviye alındı, hayatta kalma olasılığı düşük olan ya da daha ağır hastalar ölüme terk edildi. ABD’de kişi başına düşen hasta yatak sayısı İtalya’dan daha azdır. Imperial College London’daki bir çalışmada, salgının kontrol edilememesi durumunda bu yatakların Nisan ayı sonuna kadar dolu olacağı sonucuna varıldı (https://www.imperial.ac.uk/media/imperial-college/medicine/sph/ide/gida-fellowships/Imperial-College-COVID19-NPI-modelling-16-03-2020.pdf). Muhtemelen yaz sonunda, pandemi nedeniyle, hastaneler olağan kalp krizi, felç ve araba kazalarında yaralananların tedavilerini yapamadıkları için ölecek olan hastalarla birlikte yaklaşık 2,2 milyon Amerikalı ölecek. Bu en kötü senaryo. Bunu önlemek için dört maddenin hızlı bir şekilde yerine getirilmesi gerekmekte.

İlk ve en önemlisi, maskeleri, eldivenleri ve diğer kişisel koruyucu ekipmanları hızla üretmek. Sağlık çalışanları sağlıklı kalamazsa, tedavi ve mücadele sürecinin geri kalanı da olumsuz sonuçlanacaktır.  Bazı bölgelerde, zaten stoklar o kadar az ki, doktorlar salgın hastaları arasında kullandıkları maskeleri tekrar kullanıyorlar, halkı maske bağışında bulunmaya çağırıyorlar ve/veya kendi evlerinde alternatif maske üretiyorlar.

ABD’de tıbbi malzemeler özellikle salgından en çok etkilenen eyaletlere konuşlandırılıyor. Stoklar tükenmez değil, ancak tükenmesi biraz daha zaman alır. Donald Trump stokların var olduğu bu zaman diliminde Savunma Üretim Eylemi’ni ilan edebilir ve bu yasayla Amerikalı üreticilerin tıbbi ekipman üretmeleri sağlanabilir. Ancak geçtiğimiz Çarşamba günü eylem ilan edildikten sonra, ABD Ticaret Odası ve büyük şirketlerin lobicilik faaliyetleri sebebiyle Trump bunu kullanmayı başaramadı.

Bazı üreticiler üretime geçti aslında, ancak üretimleri parça parça ve dağıtımlar ise düzensiz bir şekilde gerçekleşiyor. Nebraska Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Ali Khan, “Bir gün, X Şehri’ndeki bandanalarla çalışan doktorların ve Y Şehri’nde ise maskelerle dolu olan dolabın hikâyesini dinleyeceğiz” diyor. Johns Hopkins Bloomberg Tıp Fakültesi’nden Thomas Inglesby, “Ülke genelinde artık büyük bir lojistik ve tedarik zinciri operasyonuna ihtiyaç var” diyor. Ancak bu operasyon, Beyaz Saray’da konuşlanmış küçük ve deneyimsiz ekipler tarafından yönetilemez. Yetkili, çözümün ABD ordusunu denizaşırı operasyonlara hazırlayan ve 2014 Ebola salgını da dâhil olmak üzere geçmiş halk sağlığı krizlerine yardımcı olan 26.000 kişilik bir grup olan Savunma Lojistik Ajansı’nın etkin hale getirilmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.

O bezleri üreten firmalar Lombardiya’da idi !

Bu ajans aynı zamanda ikinci presleme ihtiyacını da koordine edebilir: COVID-19 testlerinin kitlesel üretimi. Bu testlerin üretilmesi beş ayrı eksiklik nedeniyle yavaş olmuştur: Testleri uygulayan sağlık personelinin yetersiz maskeye sahip olması; virüse ait örneklerin toplanması için nazofaringeal bezlerin eksikliği; virüsün genetik materyalini numunelerden çıkarmak için ekstraksiyon kitlerinin hazırlanmamış olması; bu kitlerin bir parçası olan kimyasal reaktiflerin eksikliği; ve testleri verebilecek eğitimli insanların sayıca az olması. Bu eksikliklerin çoğu yine tedarik zincirlerinin az olmasından kaynaklanmaktadır. ABD ekstraksiyon reaktifleri için üç üreticiye güveniyor ve bunların herhangi birinin başarısız olması durumunda yedek üretim için planını yaptı, ancak hepsi daha önce benzeri görülmemiş küresel talep karşısında başarısız oldu. Unutulmamalıdır ki, salgından en çok etkilenen İtalya’nın Lombardiya bölgesi, en fazla nazofaringeal bezleri üreten firmalara ev sahipliği yapmaktaydı.

Bazı eksiklikler giderildi. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, şimdi özel laboratuvarlar tarafından geliştirilen testleri onaylamak için hızla ilerliyor. Bu testler bir saatten daha az bir sürede kişinin salgına yakalanıp yakalanmadığını ölçebilecek. Halk Sağlığı Laboratuarları Birliği’nden Kelly Wroblewski, ülke “günlük olarak kapasiteyi artırıyor” diyor.

Ülkenin kaderi bir şeye bağlı

6 Mart’ta Trump, “test isteyen herkes test alabilir” dedi. Bu doğru değildi ve Trump’ın çalışma arkadaşları kendisini düzeltti (https://www.nytimes.com/2020/03/07/us/politics/trump-coronavirus-messaging.html). Ancak ne olursa olsun, endişeli insanlar hastanelere akın etti, var olmayan testler aradılar. “İnsanlarda semptomları belli olmasa bile veya öksüren birinin yanında oturdularsa bile test edilmek istediler” diyor hastaneleri salgına karşı hazırlamak için çalışan George Mason Üniversitesi’nden Saskia Popescu. Hastalığa yakalananlar azınlıkta, hasta olmayanlar ama test edilmeye gelenler sadece soğuk algınlığına sahipti, ancak doktorlar onları incelemek için maskeleri kullanmak zorunda kaldılar ve zaten azalan malzemelerini tükettiler. “Sağlık bakım sistemini gerçekten yok etti” diyor Popescu. Şimdi bile, kapasite arttıkça ve üretim yapıldıkça testler dikkatle kullanılmalıdır. Harvard’dan Marc Lipsitch’in ilk önceliği, sağlık çalışanlarını ve hastanede yatan hastaları test etmek ve hastanelerin devam eden tedavileri bitirmelerine olanak tanımak olduğunu söylüyor. Ancak daha sonra, kriz yavaşladığında, testler daha yaygın bir şekilde uygulanmalıdır. “Sadece bunlarla olmayacak: Testleri buradan dışarı çıkaralım!” diyor Inglesby.

Bu önlemler, pandemi bu hızla ilerlemeye devam ederse yetersiz kalabilir, ancak yavaşladığı takdirde işe yarayacaktır. Pandeminin ilerleyişi ve ülkenin kaderi sosyal mesafenin korunmasına bağlıdır. Şöyle düşünün: Artık sadece iki Amerikalı grubu var. A Grubu, hastaları tedavi ediyor, testler yapıyor veya malzeme üretiyor olsun, tıbbi müdahaleye katılan herkesi içerir. B grubu diğer herkesi içerir ve görevleri A Grubu’nu daha fazla zaman kazandırmaktır. B grubu artık bulaşma zincirlerini kesmek için kendilerini diğer insanlardan fiziksel olarak izole ederek “eğriyi düzleştirmelidir”. COVİD-19’un yavaşlatıldığı göz önüne alındığında, sağlık sisteminin çöküşünü engellemek için sert önlemler derhal alınmalıdır ve haftalarca devam etmelidir.

Bir ülkeyi gönüllü olarak evde kalmaya ikna etmek kolay değildir ve artık belediye başkanları, valiler ve işletmeciler Beyaz Saray’dan net bir emir gelmeden kendi önlemlerini almak zorunda kalmışlardır. Bazı eyaletler büyük toplantılar iptal etti, okulları ve restoranları geçici süreliğine kapattı. En az 21 eyalet, insanları evde kalmaya zorlayan bir tür zorunlu karantina kurdu. Yine de birçok vatandaş kamusal alanlara girmeye devam ediyor.

Bu gibi durumlarda, herkesin iyiliği insanların yapacağı fedakarlıklara bağlı olduğunda, net koordinasyon önemlidir; bu da dördüncü acil ihtiyaç. Sosyal mesafenin önemi yeterince anlaşılmalı ve halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bunları yapmak yerine Trump kelimelerle oynadı. “Çok iyi kontrol altında tuttuğumuzu” ve “vakalar yükselse bile ölümlerin sıfıra yakın olacağını” vurguladı. Bazı durumlarda, her yerde yapılan testlerle ilgili iddialarında olduğu gibi, yanıltıcı gafları krizi derinleştirdi. Kanıtlanmamış ilaçları bile virüsle mücadelede olumlu sonuçlar veriyorlarmış gibi lanse etti (https://www.statnews.com/2020/03/22/why-trump-at-odds-with-medical-experts-over-malaria-drugs-against-covid-19/).

Sosyal mesafeye dayalı önlemler enfeksiyon oranlarını yüzde 95 azaltıyor

Beyaz Saray basın odasından uzakta bulunan Trump, görünüşe göre Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü müdürü Anthony Fauci’yi dinliyor. Fauci, Ronald Reagan’dan bu yana her ABD Başkanına yeni salgınlar hakkında tavsiyelerde bulundu ve şimdi aşağı yukarı her gün Trump ile görüşüyor. COVID-19’la mücadelenin başında kendisi. “Kendi tarzı var, bırakalım” dedi Fauci bana, “ama şimdiye kadar yaptığım her türlü tavsiyeyi, özü, her şeyi dinledi.”

Ama Trump daha çok korkudan titriyor gibi görünüyor. Son günlerde ekonomiyi korumak amacıyla sosyal mesafeli politikaları takip etmeye hazır olduğuna işaret etti. Uzmanlar ve iş dünyası liderleri, yaşlılar gibi yüksek riskli insanların korunabileceğini savunurken, düşük riskli insanların işe geri dönmesine izin verildiğini ileri sürerek de benzer söylemler kullandılar. Böyle bir düşünce ilk bakışta olumludur, ancak kusurludur. Böyle bir durum, bir kişinin riskini değerlendirme ve bir şekilde toplumun geri kalanından “yüksek riskli” insanları yok etme yeteneğimizi ortaya koyar. Virüsün “düşük riskli” gruplara ne kadar kötü bir şekilde vurabileceğini ve sadece daha genç nüfus hastalanırsa, iflas etme tehlikesiyle yüzyüze olan hastanelerin tamamen iflas edeceğini hafife alıyor.

Pennsylvania Üniversitesi’nden yakın zamanlarda yapılan bir analiz, sosyal mesafeye dayalı önlemler enfeksiyon oranlarını yüzde 95 oranında azaltsa bile, şu durumda 960.000 Amerikalının yoğun bakıma ihtiyacı olacağını tahmin ediyor (https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMsb2005114). ABD’de sadece yaklaşık 180.000 ventilatör vardır ve daha önemlisi 100.000 hastayı güvenli bir şekilde gözetecek yeterli solunum terapisti ve acil durum ve kritik bakım personeli vardır. Sosyal mesafeyi terk etmek aptalca olur. Testleri ve koruyucu ekipmanı üretmemek ve güncel sayısında bırakmak, felaket olurdu.

Trump sürece devam ederse, Amerikalılar sosyal mesafeye bağlı kalırsa, testlerin üretimi gerçekleştirilebilirse ve yeterli maske üretilebilirse, ülkenin hala COVID-19 hakkında en kötü tahminleri önleme şansı vardır ve en azından geçici olarak salgın kontrol altına alınabilir. Kimse bunun ne kadar süreceğini bilmiyor, ama hemen bitmeyecek bu salgın. “Dört ila altı haftadan üç aya kadar herhangi bir süre olabilir,” dedi Fauci, “ama o aralığa çok fazla güvenmiyorum.” diye de ekledi.

2-Oyunun sonu

Mükemmel bir süreç yönetimi bile salgını tamamen sona erdirmez. Virüs bir yerde devam ettiği sürece, enfekte bir kişinin sönen ateşlerdeki kıvılcımları yeniden tutuşturma riski vardır. Bu, virüsü kısaca kontrol altına almış gibi görünen Çin, Singapur ve diğer Asya ülkelerinde zaten yaşanıyor. Bu koşullar altında, oyunun üç olası bitiş şekli vardır: biri günümüzde çok olası gözükmüyor, biri çok tehlikeli ve biri ise çok uzun.

Birincisi, her ulusun 2003’teki SARS’da olduğu gibi aynı anda virüsü söndürmeyi başarmasıdır. Koronavirüs pandemisinin ne kadar yaygın olduğu ve birçok ülkenin ne kadar kötü reaksiyon gösterdiği göz önüne alınsa bile, dünya çapında senkron kontrol olasılıklarının kaybolduğu bir vakadır.

İkincisi, virüsün geçmiş grip salgınlarının yaptığı şeyi yapmasıdır: Dünyada virüsün bulaştığı topluluklara yeterince bağışıklık kazandırması. Bu “sürü bağışıklığı” senaryosu hızlı ve cazip olacaktır. Ama aynı zamanda korkunç bir bedeli de olacaktır: SARS-CoV-2 gripten daha bulaşıcı ve ölümcül ve milyonlarca ceset ve harap olmuş sağlık sistemlerinin izini bırakacaktır. İngiltere başlangıçta, yani salgın bu kadar korkunç tablo ortaya çıkarmadan önce bu modeli esas almaktaydı. ABD de, şimdi bunu düşünüyor gibi görünmektedir.

Üçüncü senaryo, dünyanın virüsle uzun süreli bir balina avı oyunu oynaması, bir aşı üretilinceye kadar dünyadaki salgınları bastırmasıdır. Bu en iyi seçenektir, aynı zamanda en uzun ve en karmaşık olanıdır.Başlangıç ​​olarak ilk iş aşı yapmaya bağlıdır. Bu bir grip salgını olsaydı, bu daha kolay olurdu. Dünya grip aşısı yapmada deneyimlidir ve bunu her yıl yapmaktadır. Ancak koronavirüs için mevcut bir aşı yoktur, şimdiye kadar bu koronavirüs çeşitleri hafif veya nadir görülen hastalıklara neden oluyor gibi görünüyordu; bu yüzden araştırmacılar sıfırdan başlamalıdır. İlk adımlar oldukça hızlıydı. Geçen Pazartesi, Moderna ve Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından geliştirilen olası bir aşı erken klinik testlere girdi.

Ama aynı zamanda müteakip yavaş olanların en hızlı adımı. İlk deneme, araştırmacılara aşının güvenli olup olmadığını ve bağışıklık sistemini gerçekten harekete geçirip getiremeyeceğini ortaya koyacaktır. Araştırmacıların daha sonra SARS-CoV-2 enfeksiyonunu gerçekten önlediğini kontrol etmeleri gerekecektir. Aşının ciddi yan etkilere neden olmamasını sağlamak için hayvan testleri ve büyük ölçekli çalışmalar yapmaları gerekecektir. Hangi dozun gerekli olduğunu, insanların kaç aşıya ihtiyacı olduğunu, aşı yaşlı insanlarda etkili oluyor mu ve etkinliğini arttırmak için başka kimyasallar gerektiriyor mu gibi soruları gerekli çalışmalarla cevaplandırmaları gerekir.

Seth Berkley, “Aşı etkinlik gösterse bile, onu büyük ölçekte üretmenin kolay bir yolu yok” dedi. Çünkü aşı için yeni yaklaşımlarla çalışılıyor. Mevcut aşılar, vücutta aktif olmayan veya parçalanmış virüsler sağlayarak etkinlik gösterir ve bağışıklık sisteminin savunmasını önceden hazırlamasına izin verir. Bu aşıların aksine, Moderna aşısı SARS-CoV-2’nin genetik materyali olan RNA’yı içerir. Bu yaklaşım hayvanlarda işe yarar, ancak insanlarda kanıtlanmamıştır. Buna karşılık, Fransız bilim adamları yeni koronavirüsün parçalarını kullanarak mevcut kızamık aşısını değiştirmeye çalışıyorlar. Berkley, “Bunun avantajı, yarın yüzlerce doza ihtiyaç duyduğumuzda, dünyadaki birçok bitkinin nasıl yapılacağını bilmesi” dedi. Hangi strateji daha hızlı olursa olsun, Berkley ve diğerleri kanıtlanmış bir aşı geliştirmenin 12 ila 18 ay süreceğini tahmin ediyor.

O zaman, yeni koronvirüsün, daha uzun olmasa bile en az bir yıl kadar Amerika’da hayatın bir parçası haline gelmesi muhtemeldir. Mevcut sosyal mesafeli önlemler silsilesi işe yarıyorsa, pandemi normalleşebilir. Ofisler doldurabilir ve barlar kalabalık olabilir. Okullar yeniden açılabilir ve arkadaşlar yeniden bir araya gelebilir. Ancak statüko geri döndükçe virüs de geri döner. Bu, toplumun 2022 yılına kadar sürekli karantinada olması gerektiği anlamına gelmez. Ancak Harvard’dan Stephen Kissler, “Sosyal mesafeyi uzun bir süre korumaya hazır olmalıyız” diyor.

Hiçbir şey yapmadan aşıyı beklemek, virüsün yayılmasını giderek kolaylaştıracak

Önümüzdeki yıllarda, sosyal karışıklığın veya değişimin sıklığı, süresi ve zamanlaması da dâhil olmak üzere, virüsün şu anda bilinmeyen iki özelliğine bağlıdır. Birincisi: Mevsimsellik. Koronavirüsler, yaz aylarında azalan veya kaybolan kış enfeksiyonları olma eğilimindedir. Bu SARS-CoV-2 için de doğru olabilir, ancak mevsimsel değişikliklere bağlı olarak, enfekte olunması için immün, yani bağışıklık zayıf olursa virüs yeterince yavaşlamayabilir. Harvard Tıp Okulu ve Boston Çocuk Hastanesi’nden Maia Majumder “Dünyanın çoğu, yazın Kuzey Yarıkürede salgının yaz mevsiminde ne yaptığını görmek için endişeli bir şekilde bekliyor” diyor.

İkincisi: bağışıklık süresi. İnsanlara soğuk algınlığı semptomlarına neden olan daha hafif koronavirüsleri bulaştığında, bir yıldan az bir süre boyunca bağışıklık kazanırlar. Aksine, çok daha şiddetli olan SARS virüsü ile enfekte olan az sayıda kişi, daha uzun süre bağışık kaldı. SARS-CoV-2’nin ortada bir yerde olduğunu varsayarsak, virüsten kurtulan insanlar birkaç yıl korunabilir. Bunu doğrulamak için, bilim adamlarının bağışıklık sağlayan antikorları arayan doğru serolojik testler geliştirmeleri gerekecektir. Ayrıca bu tür antikorların aslında insanların virüse yakalanmasını veya yaymasını engellediğini doğrulamaları gerekir. Eğer öyleyse, bağışıklık kazanan vatandaşlar işlerine geri dönebilir, savunmasız (enfekte olan) kişilerin bakımlarını yapabilir ve sosyal mesafeler sırasında ekonomiyi demirleyebilir.

Bilim adamları antiviral ilaçlar geliştirmek için bu nöbetler arasındaki süreleri kullanabilirler, bu tür ilaçlar nadiren her derde devadır; olası yan etkiler ve direnç riskini de taşırlar. Hastaneler gerekli malzemeleri stoklayabilir. Test kitleri virüsün geri dönüşünü olabildiğince çabuk yakalamak için yaygın olarak dağıtılabilir. Şayet bunlar gerçekleşirse, ABD’nin tekrar farkında olmadan virüse yakalanmasını gerektirecek hiçbir durum yoktur ve bu nedenle sosyal mesafeli tedbirlerin şu anda olduğu gibi geniş ve ağır bir şekilde uygulanması gerekmemektedir.

Hiçbir şey yapmadan, sadece sürü bağışıklığı kazanılmasını veya tamamlanması uzun zaman alacak bir aşıyı beklemek, virüsün yayılmasını giderek kolaylaştıracaktır. Tamamen ortadan kaybolması pek olası değildir. Virüs değiştikçe aşının güncellenmesi gerekebilir ve insanların şu anda grip için yaptıkları gibi düzenli olarak yeniden aşılanması gerekebilir. Virüsün dünya çapında yaygınlaşmaya başlaması ve her birkaç yılda bir salgınları tetiklemesi, yeni modeller önerilmesine neden olmaktadır. “Ama umudum ve beklentim kaygıların azalması ve daha az toplumsal karışıklığını olması yönünde” diyor Kissler. Bu gelecekte, COVID-19 virüsünün tıpkı günümüzdeki grip gibi normal karşılanmasına, yani tekrarlayan bir kış belası haline gelebileceğini gösteriyor. Belki de sonunda o kadar sıradan hale gelecek ki, bir aşı mevcut olsa bile, C Nesli’nin büyük çoğunluğu bu aşıyı alma zahmetine bile girmeyecek ve dünyalarının aşının yokluğundan dolayı ne kadar dramatik bir şekilde şekillendiğini unutmayacak.

3-Sonrası

Mümkün olduğunca az ölümle bu salgını atlatmak muazzam olacaktır. Meslektaşım Annie Lowrey’in de söylediği gibi, ekonomi “yaşayan herkesten daha ani ve şiddetli” bir şok yaşıyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki her beş kişiden biri ya daha az çalışmaya başladı ya da işini kaybetti. Salgın arttıkça bu sayılar da artacaktır. Oteller boş. Havayolları uçuşları en aza indirildi. Restoranlar ve diğer küçük işletmeler kapanıyor. Eşitsizlikler giderek artacak: Geliri düşük olan insanlar sosyal izolasyon önlemlerinden çok etkilenecek ve büyük olasılıkla ciddi enfeksiyon riskini artıran kronik hastalıklara sahip olacak. Çünkü maddi yetersizlikten dolayı tedavi olamayan her hasta ölüm gerçeğiyle yüz yüze kalacak. Hastalıklar şehirlerin ve toplumların defalarca dengesini alt üst etti, “ama bu ülkede çok uzun zamandır şu anda gördüğümüz ölçüde bir dengesizlik gerçekleşmedi” diyor UC Berkeley’deki tıp tarihçisi Elena Conis.

Enfeksiyonlar artmaya başladıktan sonra, akıl sağlığı sorunlarından oluşan ikincil bir salgın gelecektir. Derin bir korku ve belirsizlik anında, insanlar, kendilerini rahatlatacak olan insan temasından koparılıyor. Sarılmalar, el sıkışmaları ve diğer sosyal ritüeller artık tehlike arz ediyor. Salgının yanından psikolojik hastalar aynı zamanda anksiyete veya obsesif-kompülsif bozukluk ile de mücadele ediyorlar. Zaten salgın nedeniyle kamusal yaşamın çoğundan dışlanmış olan yaşlı insanlardan kendilerini daha da uzaklaştırmaları ve yalnızlıklarını derinleştirmeleri istenir. Asya halkı, yeni koronavirüsünü “Çin virüsü” olarak etiketlemekte ısrar eden bir Başkan tarafından körüklenen ırkçı hakaretlere maruz kalıyor.

Salgından sonra, COVID-19’dan iyileşen insanlar, Ebola, SARS ve HIV’den kurtulanlar gibi çekilebilir ve damgalanabilir. Sağlık çalışanlarının iyileşmesi zaman alacaktır: SARS’ın Toronto’yu sarmasından sonra salgınla mücadele eden sağlık çalışanlarının salgından sonra tükenmişlik sendromu, travma ve stres yaşamaları bunu göstermektedir. Uzun karantina nöbetlerinden geçen insanlar deneyimlerinin yaralarını taşıyacaklar. Pandemi Psikolojisi’ni yazan British Columbia Üniversitesi’nden Steven Taylor, “Wuhan’daki meslektaşlarım şimdi bazı insanların evlerini terk etmeyi reddettiğini ve agorafobiye (alan korkusu) yakalandıklarını belirtiyorlar” açıklamasında bulundu.

Salgın hastalıklar sosyal değişimi de katalize edebiliyor. İnsanların, işletmelerin ve kurumların belli bir süre evden çalışması, engelli vatandaşların ihtiyaçlarını sağlamak üzere yardımlaşma çağrıları, hastalıktan dolayı verilen izinler daha öncesindeki hızlı hayatta yeri olmayan uygulamalardı. Northwestern Üniversitesi’nde antropolog olan Adia Benton, “Hayatım boyunca ilk kez birisinin ‘Ah, eğer hastaysan, evde kal’ ‘dediğini duydum.” dedi. Belki de toplum bu süreçte salgına hazırlıklı olmanın sadece maskeler, aşılar ve testlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda adil çalışma şartları ve istikrarlı ve eşit bir sağlık sistemi için de geçerli olduğunu öğrenecektir.

Amerika’nın kimliğinin boyutlarının COVID-19’dan sonra yeniden düşünülmesi gerekebilir. Bireycilik, istisnacılık ve bir karşı koyma ile ne istersen yapma eğilimi, hayat kurtarmanın ve evde kalmanın zamanı geldiğinde, bazı insanların barlara ve kulüplere akın etmesi anlamına geliyordu. 11 Eylül’den sonra yıllar süren terörle mücadele mesajlarını içselleştiren Amerikalılar korku içinde yaşamamaya karar verdiler. Ancak SARS-CoV-2’nin teröre değil, sadece hücrelere ilgisi vardır.

İzolasyon temelli retorik yıllarının da sonuçları oldu. Çin’i, yarasaların yenilebilir ve otoriteryanizmin kabul edilebilir olduğu uzak, farklı bir yer olarak gören vatandaşlar, bir sonra olacakları veya olacaklara hazır olup olmadıklarını düşünemediler. (Çin’in bu krize verdiği yanıtın kendi sorunları vardı, ama bu başka bir yazının konusu.) Northeastern Üniversitesi’nde hukuk ve halk sağlığı okuyan Wendy Parmet, “İnsanlar retoriklerin ve sınırlamaların işe yarayacağına inanıyorlar” diyor. “Onları dışarıda tutuyoruz ve iyi olacağız. Bu izolasyon ve etnasyonalizm fikirlerini satın alan bir beden siyasetiniz olduğunda, özellikle bir salgın isabet ettiğinde kendinizi savunamazsınız.”

Geçmiş salgınlara şahit olanlar, Amerikan toplumunun panik ve ihmal döngüsünde sıkışıp kaldığı günlerde uzun süredir uyarılarda bulundular. Her krizden (şarbon, SARS, grip, Ebola gibi) sonra dikkat edilir ve yatırım yapılır. Fakat kısa süren barış zamanından sonra anılar kaybolur ve bütçeler azalır. Bu eğilim kırmızı ve mavi yönetimleri aşmaktadır. Yeni bir normal hayat ortaya çıktığında, anormal hayat bir kez daha düşünülemez hale gelir. Ancak COVID-19’un daha radikal ve kalıcı bir değişime yol açan bir felaket olabileceğini düşünmek için bir neden var.

Son on yılların diğer büyük salgınları ya ABD’yi (SARS, MERS, Ebola) neredeyse hiç etkilemedi, beklenenden daha hafifti (2009’da H1N1 gribi) veya çoğunlukla belirli insan gruplarıyla (Zika, HIV) sınırlıydı. COVID-19 salgını, aksine, herkesi doğrudan etkiliyor ve günlük yaşamın doğasını değiştiriyor. Bu onu sadece diğer hastalıklardan değil, aynı zamanda zamanımızın sistematik hale gelen alışkanlıklardan da ayırır. Bir yönetim iklim değişikliğine hâkim olduğunda, etkiler yıllarca hissedilmeyecek ve o zaman bile ayrıştırılması zor olacaktır. Bir başkan herkesin test yapabileceğini ve bir gün sonra herkesin alamayacağını söylediğinde durum farklıdır. Pandemiler deneyimleri demokratikleştiriyor. Mevkisi, şöhreti, imtiyazı ve gücü normalde onları bir krizden koruyacak olan insanlar karantinalarla karşılaşıyor, test ediliyor ve sevdiklerini kaybediyor. Senatörler hasta düşüyor. Halk sağlığı kurumlarını yıkmanın, uzmanlığını kaybetmenin ve hastaneleri tıbbi yetersizlikle karşı karşıya bırakmanın sonuçları artık akciğerleri gevşetiyor.

11 Eylül’den sonra dünya terörle mücadeleye odaklandı. COVID-19’dan sonra dikkat halk sağlığına kayabilir. Viroloji ve aşılama için finansmanda bir artış, halk sağlığı ve tıp programlarına başvuran öğrencilerde bir artış ve daha fazla yerli tıbbi malzeme üretimi görmeyi bekliyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda pandemilerin gündemde yer almasını bekleyin. Anthony Fauci artık bir ev ismi. Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi’nde tıbbi antropolog olan Monica Schoch-Spana, “Bir polis memurunun veya itfaiyecinin neyse artık bir epidemiyolog da odur” diyor.

Bu tür değişiklikler kendi başlarına dünyayı bir sonraki kaçınılmaz salgın hastalıktan koruyabilir. Eski Ebola “çarı” Ron Klain, “SARS aracılığıyla salgını yaşamış olan ülkelerin bu konuda eyleme geçmelerine izin veren bir halk bilinci vardı” dedi. “Şu anda Amerika’da en sık dile getirilen cümle, ‘Daha önce hiç böyle bir şey görmedim’. Bu Hong Kong’da kimsenin söylediği bir cümle değildi.” ABD ve dünya için, bir pandeminin neler yapabileceği artık çok açıktır.

Amerika’nın bu deneyimden aldığı dersleri tahmin etmek zordur, özellikle de partizan yorumcuların ve yayıncıların yalnızca kitlelerin önyargılarına uygun haber sundukları bir zamanda. Amerikan Güvenlik Merkezi’nde dış politika uzmanı Ilan Goldenberg, bu tür dinamiklerin önümüzdeki aylarda çok önemli olacağını söyledi. “İkinci Dünya Savaşı veya 11 Eylül sonrası geçişler bir sürü yeni fikirden ibaret değildi” diyor. “Fikirler orada, ancak Amerikan kamuoyunun büyük değişiklikleri kabul etme akışkanlığı ve istekliliği nedeniyle yaşanan tartışmalar önümüzdeki birkaç ay içinde daha şiddetli yaşanacak.”

Birisi, ulusun çoğunun Amerika’nın COVID-19’u yendiğine inandığı bir dünyayı kolayca düşünebilirdi. Uzun süre gecikmesine rağmen, Trump’ın onay süreci başladı. Krizin suçunu Çin’e yönlendirmeyi başardığını, onu kötü adam olarak ve Amerika’yı dirençli kahraman olarak kullandığını hayal edin. Başkanlığının ikinci döneminde, ABD içe doğru dönüyor ve NATO’dan ve diğer uluslararası ittifaklardan çekiliyor, gerçek ve mecazi duvarlar inşa ediyor ve diğer uluslara yatırım yapıyor. C Nesli büyüdükçe yabancı vebalar, yeni nesil tehdit olarak komünistlerin ve teröristlerin yerini alıyor.

Amerika’nın farklı bir ders aldığı bir gelecek de öngörülebilir. Ulus, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra olduğu gibi, izolasyondan uluslararası işbirliğine dönüyor. Düzenli yatırımlar ekonomiyi zirveye çıkarır ve en parlak zihinlerin/fikirlerin bir araya gelmesi ile düzenlenen sağlık bakımı mükemmel hale gelir. C Nesli çocukları, epidemiyolog olmak için makaleler yazarlar. Halk sağlığı dış politikanın merkezi haline gelir. ABD, pandemi ve iklim değişikliği gibi zorlukları çözmeye odaklanan yeni bir küresel ortaklığa öncülük ediyor.

2030’da, SARS-CoV-3 hiçbir yerden yayılmaz ve bir ay içinde kontrol altına alınıp yok edilir.

https://www.google.com/amp/s/amp.theatlantic.com/amp/article/608719/

Çeviri: Cihat Aydın
Etiket /