Dosya

Uzun kuraklık sonrası su damlasıydı: Yücel Çakmaklı

Türk Sinemasında 1970’li yıllar, yeni yolların açıldığı dönem olarak tarihe geçti. Başını Yücel Çakmaklı’nın çektiği bir istikamet, Anadolu’yu Anadolu’ya kendi dilinde anlatmaya çabaladı.

Dönemi itibariyle çığır açıcı bir durumdu. Üzerinden neredeyse yarım asır geçti. Yücel Çakmaklı 2009’da aramızdan ayrıldı.

Peki, Yücel Çakmaklı’nın temsil ettiği yöneliş devam ediyor mu?

Çakmaklı anlaşıldı mı?

Sinemamız ve elbette sanatımız, yerliliğin ve milliliğin yeniden tanımlandığı bir dönemde Yücel Çakmaklı’yı yeniden gündeme getirmek gerekiyordu.

Çakmaklı’nın en yakın çalışma arkadaşları, dostları ve sektörün önemli isimlerine sorduk.

Mücerret (iyi) okumalar…

Yücel Çakmaklı Türk sineması açısından ne ifade ediyor?

Kadim  Anadolu macerasının perdede var olabilmesi yolunda  ilk adımları atmış Müslüman bir sinemacıdır

Nazif Tunç (Yapımcı-Yönetmen)

Odağında Anadolu insanının inanç geleneğinin,  irfani duyuş  ve yaşayış kültürünün,  kadim  Anadolu macerasının perdede var olabilmesi yolunda sağına soluna bakmadan, kınayanın kınamasına aldırmadan, ilk adımları atmış Müslüman bir sinemacıdır… Özellikle sinemanın yerli ve gelenekli kaynaklarının, fikirleri ve zihinleri bulandıranlara karşı korunması kavgasında, Anadolu insanının kültürünü ve kimliğini  filmlerinde var etme çabası içinde olmuştur. Uzun sürmüş bir kuraklığın ardından yapabildikleri çok kıymetli…

İçimize ve dışımıza örülen duvarara karşı bir top atışıdır, ilk haykırıştır, ilk çığlıktır

Mesut Uçakan (Senarist-Yönetmen)

Çok şey ifade ediyor. Sinemada, tüccar kafalılarla kafası batının çarpık hayatına hayran aklıevvel arasında ilk defa milli değerleri seslendiren ve 70’li yıllarda ultra star oyuncuları, Şule Yüksel Şenler gibi sisteme başkaldıran bir yazarın eserinde oynatmayı başaran Yücel Çakmaklı’dır. Görebilenler için bu, uluslararası planda kültürel hatta siyasal hegemonyaya karşı bir başkaldırıdır.  İçimize ve dışımıza örülen duvarara karşı bir top atışıdır, ilk haykırıştır, ilk çığlıktır. Çakmaklı, Milli Sinema diyerek surda bir gedik açmasaydı, biz, o yasaklı dönemlerde İslâm’ın ruhuna dönük bir sinema arayışını çok da kolay  dillendiremezdik. Çakmaklı’dan sonra böyle bir ruh idrakiyle çekilen bütün filmlerin manevi kazançlarında Çakmaklı’nın payı vardır. Hatta daha sonra gelen iktidarda dahi pay sahibidir.

Bünyamin Yılmaz (Sinema Yazarı)

Yücel Çakmaklı’yı tanıyan herkesin neredeyse ittifak ettiği bir husus mütevazı olmasıysa bir diğeri de olmayacak gibi olan hiçbir durumun onu yıldıramaması. Filmin vizyona girmesi gecikebilir, sansür kurulu izin vermeyebilir, filmi engellemek için verilen kararlar katî olabilir, bir önemi yoktur. O, mücadele eder ve sonunda istediğini elde eder. Millî Sinema akımından bahsediyorsak başarı bu nedenler herkesten çok Yücel Çakmaklı’ya aittir. Türkiye, iktidarları teslim ettiği sağdan kültürel olarak pek bir şey beklememektedir. İçinde muhalif damarı sargı bezleriyle birlikte tutan anlayışın korkusunu aşmak mümkün değildir. Kalkınma modellerinin tümü ekonomi üzerinedir. Basit şeylerle oyalanmaya pek yatkın durmazlar. Çakmaklı bu oyunu bozmak için ilk adımını atar.

Suat Köçer (Sinema Yazarı)

Yücel Çakmaklı, biçimsel açıdan Yeşilçam kodlarını güçlü biçimde barındıran sineması ve belirli bir anlayış ve duruşu sergileyen hikâyeleriyle, önemli bir sinemacıydı. Üretken, çalışkan ve yapıcı kişiliğiyle sektörde sevilen, saygı duyulan ustalar arasındaydı.

Sinemamızda ‘yerli’, ‘kimlikli’ bir bakışın mümkün olduğunu gösteren isimdir

Gülcan Tezcan (Sinema Yazarı)

Sinemamızda ‘yerli’, ‘kimlikli’ bir bakışın mümkün olduğunu gösteren isimdir Yücel Çakmaklı. Ondan önce Lütfi Akad, Metin Erksan, Halit Refiğ gibi isimler de kuşkusuz ‘yerli’ tanımına uygun işlere imza atmıştı. Ancak Çakmaklı daha içerden, ‘din’ ve ‘ahlak’ gibi olguların da yer bulacağı hikâyeleri taşıdı beyazperdeye.

Dışardaki sermayenin Yeşilçam’a kanalize edilmesi açısından da bir çeşit öncü yönetmenlerden biri

Burçak Evren (Sinema Tarihçisi-Yazar)

Yücel Çakmaklı ilk önce Yeşilçam’ın içinden yetişip; buna karşılık Yeşilçam’ın argümanlarını kullanarak Yeşilçam’a alternatif filmler üreten bir yönetmen profilinin roll modeli olmuştur. Çakmaklı yine aynı zamanda, dışardaki sermayenin Yeşilçam’a kanalize edilmesi açısından da bir çeşit öncü yönetmenlerden biri sayılabilir. Ama onun Türk sinemasındaki yerini belirleyen en önemli  yanı ise, hiç kuşku yok ki, moda ve eğilimlerin dışında, sinema tarihimizde ilk kez akım olarak tanımlayabileceğimiz  Milli ya da gerçek tanımıyla  Dini Sinema’nın öncülüğünü yapmasından gelir.  Ortaya koyduklarına,  gerek ideolojik ve gerekse estetik/sinemasal biçem açısından ne denli uzak ya da karşı olunursa oluşun, onun sinema alanındaki bu öncülüklerini yadsımak ya da görmemezlikten gelmek mümkün değildir.

Milli sinema akımı bitti mi, neden?

Bu toprağın, bu kültürün, bu coğrafyanın  hayaline kanat olmayı sürdürdükçe milli olan sinema bitmez

Nazif Tunç

Aklı başında yönetmenler garbi yelleri bırakıp, Anadolu’ya dönüyorlar. Anadolu hep millidir.  Sinema evrensel ama yönetmenler vatansız değil…  Ot bile bir kök üzerinde yükseliyor.   Sanatçı  ne eseri verirse versin emdiği sütün karşılığıdır o… Bu toprağın, bu kültürün, bu coğrafyanın  hayaline kanat olmayı sürdürdükçe milli olan sinema bitmez.  Komplekle, özentiyle, devşirme sinema rüyası görenler bir yere ulaşamazlar zaten…

Mesut Uçakan

Milli Sinema bir akım değil!  Akım dediğin, sinema sanatında yeni bir anlatımla, yeni bir dil kurarak, yeni bir yol  açmaktır. Oysa Milli Sinema, yeni bir fikir üretmiş değildir; ahlâksız tüccarlara ve çarpık ideolojilere  ses çıkarmayan hatta destekleyen hegemonyaya karşı, biküsür yıllık kültürünü, inancını  sinemada haykırma çabasıdır.  Yani bir ruh hareketidir. Beden çürür ama ruhlar varlığını yeni bedenlerle sürdürür. Yeni nesil sinemacılar, yeni bir dille, yeni söylemlerini, yeni kavramlarını üreterek  bu ruhu yaşatacaktır. Milli Sinema kavramı  bence bitti; görevini ifâ etti  ve tarihte yerini aldı. Bazı gençlerin,  eski bir kavramı yeniden diriltip, ölü bedene  ruh üflemeye çalışmalarını  doğru bulmuyorum.

Milli Sinema kılıf değiştirdi

Bünyamin Yılmaz

Başlayan ya da biten bir şey yok esasında. Yücel Çakmaklı ve Milli Sinema, Türkiye’nin hala yaşamakta olduğu toplumsal dönüşümün mihenk taşlarından biri. Bu şekilde bakmak gerekir. Bugün Milli Sinema var ya da yok diyemeyiz. Yani her ikisini de diyebiliriz. Ama esasında Milli Sinema kılıf değiştirdi denebilir.

Suat Köçer

Milli Sinema ifadesi pek çok bakımdan tartışılması gereken, ortaya atıldığı yıllarda da polemiklere konu olan bir tanımlamaydı. Yücel Çakmaklı’nın uzun yıllar dillendirdiği ve benzer ideallere sahip sinemacıların da yalnızca bir dönem sahiplendikleri Milli Sinema anlayışının kalıcı olamaması bu kavramın yeterince güçlü argümanlara dayanmaması ve bazı önemli sosyolojik gerçeklerle çelişmesinden kaynaklanıyor.

Milli Sinema, Yücel Çakmaklı ile başlayıp sonlandı

Gülcan Tezcan

Ulusal sinema gibi Milli Sinema da 1960’lı yıllar ve sonrasında ortaya çıkan iki akımdı. Ancak okul ve ekol oluşturamadı her iki akım da. Aynı çizgiyi benimseyen, ustasından el alarak yeni filmlerle bu bakışı sürdürecek isimler olmadığından devam etmedi Milli Sinema. Çakmaklı’nın setinde, yanında bulunan, asistanı olan isimler Milli sinema çizgisini geleceğe taşıma konusunda sorumluluk üstlenmediler.  Çakmaklı’yı tanıyan, seven, etrafında olan sinemacılar ise 1970’lerin sonrasında ‘Milli Sinema’ yı dinle teması açısından yetersiz bulduklarından ‘İslami Sinema’ adlandırması ile yollarını ayırmayı tercih ettiler. 1990’larla Milli Sinema’nın zemininden beslenen bir sinemanın daha kuşatıcı bir bakışla devam ettirilebilmesi için ‘Beyaz Sinema’ tanımı ortaya atıldı ve tartışmaya açıldı. Ancak ‘İslami’ adlandırması ile dar bir alana sıkışan sinemacılar bu imkanı da görmezden geldi.  Dolayısıyla Milli Sinema, Yücel Çakmaklı ile başlayıp sonlandı.

Burçak Evren

Milli Sinema ya da Dini Sinema Akımı; ilkeleri önceden belirlenmiş bir sanat/düşünce akımı olmanın ötesinde ülkenin konjektürel yapısından ve de sinemanın dönemsel ekonomik kriz ve  zaafından ortaya çıkmış bir misyon hareketidir. Onun ele aldığı misyon ortadan kalkınca ya da o misyonu temsil eden düşünce iktidar olunca kendiliğinden ortadan kalkarak güdük olmuştur. Tıpkı kendi oluşturduğu izleyenlerinin de kendiliğinden buhar olup yok olması gibi…

Türk sinemasında yeni Yücel Çakmaklılar çıktı mı, çıkar mı?

Nazif Tunç

Yücel Çakmaklı  kamerasını tebliğ, irşad amacıyla kullandığı zamanlar oldu. İdeolojilerin, kültürel savaşların, büyük davaların, ulusal meselelerin, izmlerin filmlerde işlendiği zamanlardan bu güne geldik. Büyük kavgalar verilmiş.  Geçen zamana göre seyircinin sinemadan beklentileri de, beğenileri de değişmiş. Bu zamanana göre Müslüman duyarlılığıyla sinema yapacak, özünü irfandan, fıtrattan alan filmler yapacak yönetmenlerimiz var elbet.   Ben kendi adıma Yücel Çakmaklı ile yolumun benzeştiğini söylerim..

Yeni Çakmaklı’lar yeni diller kurmalı

Mesut Uçakan

Yeni Çakmaklı’dan kasıt, sözünü ettiğimiz Milli Sinema ruhu ise,  çıkacak değil çoktan çıktı! Çevremde çok fazla bu ruha sahip genç var. Ama Yeni Çakmaklı’dan kasıt onun gibi sinema yapmaksa aman ha çıkmasın. Çakmaklı kendi döneminin yaygın sinema dilini kullandı ve o dil o döneme aitti, o da bitti. Yeni Çakmaklı’lar yeni diller kurmalı.

Yücel Çakmaklı görevini yapıp gitti. Ardında kalanlar da aynı bilinçle devam etmeli

Bünyamin Yılmaz

Bugün Türk ve Dünya Sineması’nın yeri kolaylıkla tespit edilebiliyor. Teknik imkânlar ve yetişmiş insan gücü arttı. Düne kadar yok sayılan inançlı kesimin kısa filmcileri dünya festivallerine katılıyor, ülkemize ödüllerle dönüyor. Yücel Çakmaklı ismi gelecek kuşaklar için bir şans. Biliriz ki tür örnekleri ortadadır. Mevlâna’nın deyimiyle yeni şeyler söylemek lazımsa, gün bugündür. 11 Eylül hadisesinin ardından dünya sinemasının önyargı çeperine sıkıştırdığı İslam coğrafyasından yüz ağartıcı filmler çıkmasını beklemek hayal değil. Batı, aynada görmeye tahammül edemediği çirkin yüzünü inançlı coğrafyayı kanla sulayarak saklamaya uğraşıyor. Türkiye büyük oyunun tam ortasında kendisinden beklentilerin yükseldiği bir dönemi yaşıyor. Yücel Çakmaklı görevini yapıp gitti. Ardında kalanlar da aynı bilinçle devam etmeli. Mühim olan bilinçtir. Gerisi bir şekilde hallolur. Yeni nesli de bu açıdan hem umutla hem endişeyle takip ediyorum. Yani sorunun cevabı hem evet hem hayır.

Suat Köçer

Her sinemacı da tıpkı her insan gibi kendi hikâyesini yaşar. Dolayısıyla yeni Yücel Çakmaklıların çıkmasını beklemek eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Yeni sinemacılar kendilerine ait anlayış ve yaklaşımlarla çıkacaklar.

Bugün yapılan işlerin çoğunda Çakmaklı’nın filmlerine yansıyan samimiyeti görmek pek mümkün değil

Gülcan Tezcan

Konjonktürel olarak ‘yerli’ ve ‘milli’ tanımı içine girebilecek bir takım yapımlar, üretimler sözkonusu son dönemlerde. Ancak bu işlerin büyük çoğunluğu tıpkı 1990’larda olduğu gibi daha çok ‘ideolojik’ bir motivasyonla yapılıyor.  Evet bugün teknik imkânlar çok daha fazla. Ancak yapılan işler Küçük Ağa, Kuruluş, Aliş ile Zeynep’in ruhunu yakalamaktan hayli uzak. Bugün yapılan işlerin çoğunda Çakmaklı’nın filmlerine yansıyan samimiyeti görmek pek mümkün değil. Yeni Yücel Çakmaklı’ların çıkması için sinema ve dizi sektöründe varolan ya da sektöre yeni adım atan yönetmenlerin, yapımcıların komplekslerinden arınmaları, kimlikli bir sinema oluşturma adına kararlılık göstermeleri, ‘yerli’ ve ‘milli’ duruşu iktidara endeksli bir tutum olarak benimsemek yerine içselleştirmeleri gerekiyor.

Burçak Evren

Bunu şimdiden öncelemek sanırım pek olası değil. Bu ya da buna benzen hareketlerin ortayı çıkışı tümüyle dönemsel konjektüre bağlı. Millilik ya da inançlılık olgusunun değişim –dönüşüme uğramışı, sinemanın değil, onun dışındaki başta politik yaklaşımlar olmak üzere başka dış argümanların diretmesine bağlı. Bugün de, sinemada değilse bile örneğin devlet destekli ya da iktidar yanlısı TV’lerdeki dizilerde “dini” ya da “milli” olguları estetik değil de bir misyon edasıyla ortaya koyan nice Yücel Çakmaklılar yok mu? Yücel Çakmaklı’nın bugünkü taklitlerinden tek ve de en önemli farkı ise;   yaşadığı gibi film yapıp, filmlerindeki gibi  yaşamasından, yani dünyevi  geçici çıkarlara ödün vermemesinden gelmektedir.

Yücel Çakmaklı’ya gereken önem verildi mi? Yaşarken ve şimdi?

Yücel Çakmaklı’nın mezar taşı kalmasa da kadirbilir gönüllerle yaşatacaktır

Nazif Tunç

Yücel Çakmaklı’nın  çıktığı yolda yapacak çok işi vardı. Belki heyecanla, sağına soluna pek bakmadan yürüdüğü yolda  yaptıklarıyla tartışılabilir.  Birleşen Yollar, Zehra, Kızım Ayşe, Oğlum Osman, Memleketim, Bir Adam Yaratmak, Küçük Ağa, Kuruluş, 4. Murat, Aliş ile Zeynep, Minyeli Abdullah, Kurdoğlu, Mümin ve Kafir... Eserlerinin bakiyesi. Yücel Çakmaklı sakin, kararlı ve sinemada gitmesi gereken yolda seçimini yaparak filmler çekmiş bir yönetmen…  Kompleksiz, özentisiz, ödün vermeden yürümesini bilmiştir. Bir derdi ve eşsiz bir davası, onurlu bir kavgası vardı.  Farz borcun varken sünnet kılınmaz.  Sinemada farzı kılmış bir adamdır.  Filmlerine  dudak bükenler o zamanlar da vardı şimdi de var.  Bu Yücel Çakmaklı’nın milli filmler çekmek çabasını gölgeleyemez.

Yücel Çakmaklı filmlerini çekerken  festivalde yarışayım, şu klandan en iyi yönetmen ödülü alayım derdinde olmadı.  Eserlerinin karşılığını, ödülünü almayı ahirete de bırakanlardan. Türk milleti kendisine yapılanın karşılığını Yücel Çakmaklı’nın mezar taşı kalmasa da kadirbilir gönüllerle yaşatacaktır.

Mesut Uçakan

Verilmedi! Hâlâ da verilmiyor.  Hem madden, hem manen. Ölüm öncesi hastane masraflarını bile Başbakanlık karşıladı. Ölümünden birkaç ay önce TRT’den aldığı emekli maaşıyla geçinemediğinden yakınıyordu. Oysa o döneme kadar sinemada ve televizyonda en büyük bütçeli işleri yönetti. Niyet bozuk olsa çoktan köşeyi dönerdi. Yeni nesil bu duruşlardan örnek alsın.  Öyle lafla olmaz.

Gençlerin çektiği filmlerden haberdar oldukça mutlu olur, bütün birikimlerini aktarmak için çırpınırdı

Bünyamin Yılmaz

Olgunluk döneminde Yücel Çakmaklı ismi neredeyse perdelenmiş gibiydi. 50. sanat yılında yapılan programlar, üstün hizmet ödülleri, köşkte yenen yemek nostaljik bir anlamın ötesine geçmedi. Kültür Bakanlığı’nda bekleyen projeleri hiçbir zaman çekilmez. Yücel Çakmaklı’nın heyecanını paylaşabileceği kimseler yoktu etrafında artık. Ona inanan, onun çektiği acıları gören birkaç dostu dışında. Bir televizyon kanalının düzenlediği kısa film yarışmasının jürisinde birlikteydik. Yarışma için başvuran filmlere ne kadar sevindiğini anlatamam. Neredeyse, film çekememesinin ıstırabını çekilen kısa filmlerle azaltmaya çalışır gibidir. Gençlerin çektiği filmlerden haberdar oldukça mutlu olur, bütün birikimlerini aktarmak için çırpınırdı.

Suat Köçer

Yücel Çakmaklı’nın ses getiren filmler ve çektiği büyük bütçeli dizilerle kitleler tarafından hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünüyorum.

Bahanelerin ardına sığınmak yerine bulabildiği imkânlarla hayallerini hayata geçiren bir yönetmendi

Gülcan Tezcan

Kültür ve sanat öteden beri bizim mahallenin öncelikleri arasında yer almadı. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek isim destekçi oldu sinemacılara, tiyatroculara, sanatçılara. On yıllardır özellikle sinemacıların bu anlamda camiaya yönelik sitemlerine şahit oldum. Ancak Yücel Çakmaklı için aynı şeyi söyleyemem. Çakmaklı, bahanelerin ardına sığınmak yerine bulabildiği imkânlarla hayallerini hayata geçiren bir yönetmendi.  Son filminin yarım kalmış olması da sorunuza cevap olarak yeter sanırım.

Burçak Evren

Misyon sinemacılarının, değişmeyen, değiştirilmeyen, bundan böyle de değiştirilmesi mümkün olmayan benzer yazgıları vardır. İş biter, adam da biter… Misyon yüklenmiş sinemacılar iktidar oluncaya kadar kullanılır, desteklenir, sonrasında ise destek çekilerek  ortadan kalkmaz, kaldırılır… Yalnız Yücel Çakmaklı değil, onun dava arkadaşlarının/meslektaşlarının  da yazgısı aynı olmadı mı?  Milli sinemacıların işsiz kalıp sinema ve TV’nin dışına itildikleri  tek dönem, onların savundukları düşüncenin iktidara geldiği zaman olmamış mıdır?  Bir zamanlar bu akımı destekleyen sinemanın dışındaki sermayenin bile bugün nelerle iştigal ettiğini izlemek bile, Milli Sinema’nın ne zaman, kimler tarafından ortadan kaldırılıp onun yerine nelerin konulmasının istendiğinin somut birer delilidir.

Yücel Çakmaklı’nın son dönem karamsarlığını ve çaresizliğini yakından gözleme fırsatını bulmuş bir kişi olarak onun hala Türk sinemasındaki yerinin, öneminin ve de misyonunun yeterince anlaşılmış olduğunu hiç sanmıyorum.

Etiket /