Dosya

Orada neler oluyor: 21 kez darbe girişimi!

Türkiye’den binlerce kilometre ötede, Güney Amerika’da bir süredir enteresan şeyler yaşanıyor.

Dünyanın gözü Venezuela’nın üzerinde…

2013’te Devlet Başkanı Hugo Chavez’in hayatını kaybetmesinin ardından başkan seçilen Nicolas Maduro döneminde darbe girişimleri yaşandı.

Küresel güçler devrede…

Peki, Venezuela’da ne oluyor?

Halkın tepkisi nasıl?

Türkiye nerede duruyor ve ne yapmalı?

Venezuela’yı nasıl bir gelecek bekliyor?

Sizin için gazeteci-yazar Hakkı Öcal, gazeteci-yazar Hüsamettin Aslan, Akademisyen Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl ve İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar’a sorduk.

Mücerret (iyi) Okumalar.

Venezuela’da tam olarak ne yaşanıyor?

Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar (İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı)

Venezuela uzun zamandır Amerika kaynaklı bir tasallutla boğuşuyor. Şimdiki Cumhurbaşkanı Maduro’dan önce, Kumandan Chavez zamanında başlamış olan bir tasallut bu. ABD, Latin Amerika coğrafyasında kendi hegemonyası dışında bir rejim alternatifi barındırmama konusunda kararlı adımlarla Bolivarcı sosyalizmin üstüne gidiyor. Chavez döneminde rejimi devirmek üzere birkaç kez girişimde bulunulmuştu. O darbe girişimleri halk desteğiyle püskürtülmüştü. ABD en son, kendi kendisini hukuki devlet başkanı ilan eden Juan Guaido isimli zatın şahsında sivil cepheden destek alarak rejimden kurtulma yolunu seçti. Buna Avrupa’dan da destek geldi. Daha sonra ordu, “yurtsever askerler” Amerika’nın yanında harekete geçmek ve darbe yapmak için davet edildi. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Bolivarcı rejimi zor durumda bırakmak için elektrik, su kesintileri, sabotajlar yapıldı. Böylece uzun zamandır ABD’nin uyguladığı yaptırımlar yüzünden zaten sıkıntıda olan geniş halk kesimlerinin huzursuzluğu arttırılacaktı. ABD Yardım önerdi ama bu yardımlar içinde askeri malzeme de içerdiği gerekçesiyle rejim tarafından ülkeye sokulmadı. En son, “demir tavında dövülür” anlayışıyla olsa gerek Juan Guaido harekete geçti. Bu girişim de halkın rejime ve askere verdiği destekle püskürtüldü. Ancak, petrol zengini Venezuela’nın geleceğinin ne tarafa doğru evirileceği konusunda dış güçler kolay kolay devre dışı kalmayacak gibi duruyor. Başkan Maduro’nın sözleriyle, “Venezuela petrol yerine muz satan bir ülke olsaydı, bunlar başına gelmeyecekti”.

Hakkı Öcal (gazeteci-yazar)

Kapitalizm, son 30 yıldır özellikle iletişimin artmasıyla yolsuzluk, hırsızlık, sömürü mekanizmalarının doğurduğu kötü sonuçların çok çabuk yayılabilmesi, ulusların bu gibi soygunculuklara çok çabuk ve çok yoğun tepki göstermesinden dolayı bir global işbirliği çarkına girmişti. Her yerde “kazan-kazan” hikayeleri anlatılıyor; AB ve ABD çok taraflı ya da bölgesel ticaret ortaklıklarına giriyorlardı.

Buna, Güney kuşağı ülkelerinin komünist veya faşist diktatörlükler eliyle birer ucuz emek cenneti haline dönmesi, kuzey kuşağı kapitalistlerinin iştahını kamçılamış ve çok hızlı bir fabrika transferi süreci görülmüştü. Bunu da genel hatlarıyla işbirliği sayabiliriz; sonuçta emeği sömürülen ülkeye ABD veya AB ülkeleri sermaye yatırımları yapmışlardı.

Ancak bu işbirliği çarkı çabuk bozuldu: özellikle ABD’de, vahşi kapitalizm, ne kadar ehlileştirilmiş görünse de, kapitalizmdir ve kâr oranlarında ciddî bir düşüş veya ortaklarının kazanç miktarında ciddî bir artış onlar için hala kabul edilebilir değildir. Nitekim, Donald Trump ABD’de, Emmanuel Macron Fransa’da ve AB karşıtları İngiltere’de ülkelerini yeniden “büyük”’ veya “bağımsız” kılmak, “işsizliği önlemek” gibi sloganlarla hiçbir geçmişleri olmamasına rağmen, seçimleri kazandılar; işbaşına geldiler ve ülkelerine yeni bir yön vermeye başladılar.

ABD’nin Venezuela ile sorunu bu çerçevede başladı; ama Venezuelalı milliyetçiler ülkelerinin doğal kaynaklarının yeniden ABD sömürüsüne açık bir Pazar olmasına razı olmadılar. ABD, uluslararası ilişkilerdeki gelenekleri ve devletler hukukunu hiçe sayarak bu ülkeye müdahaleye hazırlanıyor. Venezuela bir ABD askeri işgalinin eşiğindedir; bugün yarın ABD işgali ve onun sonucu olarak iç savaş başlamak üzeredir.

Maduro’ya yirmi birinci darbe kalkışması gerçekleştirdi

Hüsamettin Aslan (gazeteci-yazar)

Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela’daki başta petrol ve altın olmak üzere doğalgaz, uyuşturucu ve koka tarlalarının üretimini ele geçirmek istiyor. Bunun için Chavez döneminden sonra Venezuela Cumhurbaşkanı olan Maduro’ya yirmi birinci darbe kalkışmasını gerçekleştirmiş oldu. Bu bağlamda, 2018 yılındaki genel seçimlerinde yüzde 50’nin altında katılıma rağmen, Cumhurbaşkanı Maduro 10 Ocak’ta yemin ettikten hemen sonra ABD kukla başkan olarak Guaido’yu ilan etti. Bu süre zarfından sonra Venezuela’da var olan ekonomik sıkıntı sürdürülemeyecek safhaya evirilmiş oldu. Bu bağlamda ABD, Kolombiya ve Brazilya üzerinden CIA ve Mossad ajanlarıyla içeriden toplumsal huzursuzluğu arttıran şiddet temelli olayları arttırdı. Bunun dışında geçen haftalarda Guaido’nun paralel Genelkurmay Başkanı Morera’yı tutukladı. Bu kişi gerek ABD gerek Guaido açısından çok önemli biriydi. Çünkü günde beş yüz bin dolar ile yedi yüz bin dolar arasında silahlı kuvvetlere ve sivil toplum kuruluşlarına para aktarımı yaparak kendine yakın devlet görevlileri ve toplumsal taban oluşturmanın derdindeydi. Bunun dışında ABD, Venezuela’dan petrol ithal eden başta Çin, Hindistan, Rusya olmak üzere çeşitli ülkeleri bir şekilde tehdit ederek Venezuela ekonomisini ve Venezuela ekonomisinin lokomotif sektörü olan petrolün de önemli bir girdi olmasını engelledi.

Darbenin ABD tarafından desteklendiği tahmin ediliyor

Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl (akademisyen)

Venezuela’nın muhalif lideri Jaun Guaido’nun 23 Ocak’ta kendisini geçici devlet başkanı ilan etmesi ile ülkenin içinde bulunduğu zor ekonomik şartlara bir de siyasi gerginlik eklenmiş oldu. Jaun Guaido, halkı ve orduyu sokaklara davet etti ve 30 Nisan 2019’da  muhalefet ile bağlantısı olduğu düşünülen ordu içindeki bir grup darbe girişiminde bulundu. Darbenin ABD tarafından da desteklendiği tahmin ediliyor.

Dış destekli bu darbe girişimi, ABD’nin yasal ve bürokratik yöntemleri bir kenera bırakarak Venezuela’yı içeriden etkisiz hale getirme çabası olarak yorumlanmaktadır. Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olması ve  petrol şirketlerini millileştirmek istemesi ABD’yi karşısına aldığı en önemli politikaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Venezuela halkının yaşananlara karşı tutumu nasıl?

Geniş halk kesimleri Maduro rejimini canı pahasına savunuyor

Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar (İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı)

Venezuela halkı Amerikan ambargoları ve yaptırımları yüzünden uzun zamandır sıkıntı yaşıyor. Üç milyondan fazla Venezuelalı göç etmek zorunda kalmış. Bunların büyük kısmı Kolombiya’da yaşıyor. Oradaki Amerikancı hükümetin bu durumdan şikayetleri ABD’nin Venezuela karşıtı hareketlerinin de kaynağında yatıyor. Öte yandan halk ve geniş yoksul kesimler Bolivarcı rejime tam destek veriyor. Albay Chavez döneminden başlayarak uygulanan yoksul yanlısı politikalar bu desteğin sağlanmasında büyük rol oynadı. Bugün geniş halk kesimleri Maduro rejimini canı pahasına savunuyor. Venezuela’daki değişimin Juan Guaido’nun kendi kendisini başkan ilan etmesinin ardından sahneye konan anti-demokratik komedyanın ülkenin geleceğini kararttığını görüyor. Bolivarcı rejime gelen destek sadece halkla kurulan yakın ilişkiden değil ama aynı zamanda Chavez döneminde olası bir Amerikan işgaline karşı halk milislerinin orduya yardımcı olması için silahlandırılmasından da geliyor. Batı’nın Venezuela’nın geleceğini şekillendirmesi girişimi bu halk desteği yüzünden çok zor görünüyor.

Petrol denizinde yüzmekte olan ülkede aranan bulunmuyor

Hakkı Öcal (gazeteci-yazar)

Halklar çoğunlukla şu yukarıda kullandığım kavramlar çerçevesinde düşünmezler. Kitleler için iş, aş, eğlence çok daha ön plandadır. ABD bir işgalini Venezuela halkının da onayladığı, hatta talep ettiği algısını oluşturabilmek için bir süredir bu ülkeye ekonomik ambargolar ve ticari yaptırımlar uyguluyor. Ülkeler işsizlik var; fiyatlar sürekli artıyor. Ambargolar yüzünden adeta bir petrol denizinin üzerinde yüzmekte olan ülkede aranan bulunmuyor. İlaç sıkıntısı var. Hastanelerde hizmetler adeta durmuş vaziyette. Bilgisayar sistemleri korsanlık yoluyla çökertildiği için bankacılık sisteminden, elektrik dağıtımına kadar hemen her türlü hizmet aksıyor.

Sıradan insanların bu gibi sıkıntılara direnci belirli bir noktaya kadar olur; ama bir süre sonra, çoluğu-çocuğu aç, sefil ve hasta olup kurtarılamayınca, bu direnç azalır ve hatta yok olur.

Şu anda ABD’nin ülkenin başına getirmek için hazırladığı kukla, Millet Meclisi başkanı Guaidó tarafından düzenlenen gösterilere katılım hızla artıyor.

Hüsamettin Aslan (gazeteci-yazar)

Venezuela halkının yaşananlara karşı gerek muhalif gerekse hükümet yanlısı çıkışı elbette ki olumsuz. Zira ülkede sadece elektrik kesintisinden ötürü onlarca diyaliz hastası vefat etti. Sosyal hayatlarda da çeşitli aksamalara neden oldu. Dolayısıyla bu soruyu muhatapları olarak muhaliflere sorduğumuz zaman ivedilikle Maduro’nun ve taraflarının görevden alınmasını bir şekilde Guaido taraftarlarının iktidar olmasını isterken sosyalist ideolojinin tabanı ise Amerikan yaptırımlarından bezmiş olsa da ülkenin bağımsızlığı, egemenliği açısından bunun onurlu bir direniş olduğu yönünde psikolojik bir duruş sergiliyor.

Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl (akademisyen)

Darbe girişimi karşısında Maduro’yu destekleyenlerin sokağa çıktıkları, darbeci askerlerin ise vatandaşların hayatını tehlikeye atan girişimlerde bulunduğu görüldü. Bu demokrasi adına oldukça acı verici bir tablo.  Venezuela uzun zamandır bir krizle karşı karşıya ve bu krizin üzerine yaşanan darbe girişiminin herhangi bir çözüm sunmayacağı açık. Maduro, halkı darbe karşıtı tutum sergilemek için sokağa çağırırken Guaido’nun da aynı şekilde darbe yanlısı protestocuları sokağa çıkmaya davet ettiği görülüyor. Açıkçası tüm bu yaşananlar şu an için ülkedeki kaosu daha da derinleştiriyor. Ayrıca insan haklarına ve demokrasiye aykırı davranış ve tutumlar devam ettiği sürece önümüzdeki süreçte Venezuela halkını daha da zor günlerin beklediği açık bir şekilde görülüyor.

Maduro, Amerika ve dış baskılara rağmen ülkeyi nasıl yönetiyor?

Maduro’nun danışmanları çok başarılı değil

Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar (İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı)

İktisadi açıdan Maduro’nun ülkeyi etkin bir şekilde yönettiğini söylemek zor. Petrol gelirlerine ve altın rezervlerine rağmen Venezuela borçlu bir ülke. Halkın tasarruf oranları düşük ve kamu maliyesi disiplini kaybetmiş durumda. Bankalar ve finansal rejim sıkıntılı. Maduro’nun etrafındaki danışmanlar çok da başarılı değil. Zaten bir kısım uluslararası uzman ABD baskıları yüzünden aktif olarak görev alamıyor. Zaman zaman demokratik uygulamalardan vazgeçebiliyor. Muhalif politikacı Primero Justicia 200 partisinin eş kurucusu, Başkent Caracas’ın eski belediye başkanı Lopez Mendosa’nın hapsedilmesi bu duruma bir örnek. Bir yandan da Juan Guaido’nun girişimlerinin ardında aslında Lopez Mendosa’nın bulunduğu iddia ediliyor. Tüm bu durumlar Maduro’yu yurtdışında kendisine karşı yürütülen nefret propagandasıyla da baş etme zorunda bırakıyor.

Ulusal diyalog yerine, kendine has bir sosyalizm

Hakkı Öcal (gazeteci-yazar)

Hayatı boyunca otobüs şoförü olan Nicolás Maduro, önce sendikalarda yükseldi; 2000 yılında milletvekili oldu. 2013 yılında eski başkanın ölümü üzerine yapılan özel seçimlerde ise Sosyalist Partisi’nin adayı olarak başkanlığı çok az bir farkla, yüzde 50.6 ile kazandı.

Venezuela, demokratik seçimlere rağmen, geleneksel olarak güçlü bir başkanın silahlı kuvvetlere dayanan yönetimine tanık olmuştur. Maduro’nun yönetimi de farklı olmadı; ulusal diyalog yerine, kendine has bir sosyalizmi ülkeye dayattı. Dışarıya, özellikle ABD’ye karşı da ulusalcı bir siyaset izledi.

Siyasal karışıklıklar üzerine başkanlık seçimi öne alındı ve Maduro, bu kez yüzde 67.8 oranında oyla yeniden seçildi. Seçimler sırasındaki karşılıklı şaibe iddiaları ve Guaidó’nun düzenlediği kitle gösterileri, ülkede bir meşruiyet krizi başlattı. Ki, ABD bu krize dayanarak muhalefeti seçimlerin gerçek galibi Maduro’yu da iktidarı gasp eden kişi olarak tanımlıyor.

Böyle bir beka riski ve kaos ortamında hiçbir yönetim, sonuna kadar demokratik olamaz. Ancak Maduro ve Birleşik Sosyalist Partisi henüz ne askerî ne de sivil diktatörlüğe sapmış değil.

Fakat ülkede durumun çok zor olduğu, bir yöntem bunalımı doğduğu da çok açık. Sosyalist Parti’nin bir an önce ülkeyi işgalden kurtaracak bir diyaloğu başlatması şart.

Hüsamettin Aslan (gazeteci-yazar)

Nikolas Maduro, Amerika’nın baskılarına rağmen uluslararası ekonomik sistemden tecrit edilmiş durumda. Bugün Venezuela’da maestro uygulamaları da mart ayında yapılan yaptırımlarla birlikte askıya alındı. Dolayısıyla ülkede gerek turizm faaliyetleri, gerekse ticaret faaliyetleri karaborsada illegal insanların kaderine terkedilmiş durumda. Buna rağmen Nikolas Maduro mart ayında üç, dört tane önemli girişimde bulundu. Rusya ve Çin ile bir takım askeri ve istihbari ilişkileri geliştirerek 100 adet Rus ajanını, 120 adet Çinli istihbarat ajanını bugün Venezuela’da konuşlandırmış durumda. Ancak günlük 3 milyon varil petrol üretimi bugün 1 milyonun altına düşmüş olduğu için ciddi bir şekilde dar boğazda. Bunu da elinde stoklamış olduğu altınları bozdurarak aşmanın gayretinde. Elbette ki mevcut şartlar içerisinde kötünün iyisini yapmanın derdinde şu anda Maduro.

Maduro sık sık “barış, diyalog” söylemlerinde bulunmaktadır

Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl (akademisyen)

Venezuela Başkanı Maduro %57 oy alarak başkan seçilmiştir. Bu yönden bakınca meşruluğu ve halkın çoğunluğunun desteğini aldığı göz önünde bulundurulmalıdır.

ABD ve diğer komşu ülkelerin ambargo uygulamaları ve diğer çeşitli saldırıları ile birlikte Başkan Maduro sık sık “barış, diyalog” söylemlerinde bulunmaktadır. Muhalif lider Jaun Guaido darbe girişimi öncesi  halkı kışkırtıcı çağrılarda bulunup ve provakatif bir üslup takınırken Maduro konuşmalarında sağduyu ve diyalog söylemlerine ağırlık vermektedir. Oluşan bu siyasi gerginlik ortamında Venezuela’nın ekonomik  ve siyasi olarak  istikrardan uzak ülke görüntüsü nedeniyle , bir çok sorunla mücadelle edeceği bir  sürece girmiştir.

Venezuela’da bundan sonra ne olur?

Venezuela’nın geleceği ekonomik gelişmelere bağlı

Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar (İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı)

Son analizde Venezuela’nın geleceğinin ülke içindeki dinamikler tarafından belirlenmesinin sürdürücüsü ekonomideki gelişmeler olacak. Ekonomik durumun kötüleşmesi Maduro’yı muhalefet ile masaya oturmaya zorlayabilir. Bir yandan da, halk desteği almış olan Maduro, yoksullar tarafından savunulmaya devam edilebilir ancak bunun iktidarı elde tutmaya yeterli olup olmayacağı belirsiz. Venezuela’nın geleceğinin bir yandan da Latin Amerika’da estirilen neo-liberal politikalar bağlamında sürekli bir tehdit altında bulunacağı çok açık. Bu yüzden,  Venezuela’daki istikrarsızlığın sürdürülerek rejimin sürekli huzursuz edileceği gelecek için söylenebilecek tek kesinlik olduğu açık.

Hakkı Öcal (gazeteci-yazar)

Eğer Maduro ve Birleşik Sosyalist Partisi ülkenin geçmişinde sık sık görülmüş olduğu şekilde, demokratik hakları kaldırır, gösterileri yasaklar, haberlere sansür, seyahatlere sınırlama getirir ve diktatörlüğe saparsa iç savaş çıkar; çünkü ABD’nin muhalefeti doğrudan ve paralı askerler eliyle silahlandırdığı açıkça görülüyor.

Bunun yerine yeni bir seçim ilan edilir ve demokratik bir kampanyaya izin verilirse, ABD çoktan hazır olduğu iç savaşı ve askeri işgali başlatamaz. Rusya’nın Venezuela’ya desteğinin de bir ABD işgalini imkansız kıldığını belirtmek gerekir.

Hüsamettin Aslan (gazeteci-yazar)

Venezuela’da bundan sonrası için dört tane senaryo gerçekleşmesi muhtemel.

1)En zayıf senaryo, Guaido isimli ABD destekli kişinin cumhurbaşkanı olması.

2)Nikolas Maduro’nun görevini sürdürmesi.

3) Nikolas Maduro’nun ideolojisi olan sosyalizm ideolojisinin ekolü Chavistaların Nikolas Madura dışında yeni bir aktörü Venezuela siyasetine kazandırması.

4) Venezuela silahlı kuvvetleri yönetime el koyarak askeri yönetim adı altında Amerikan karşıtı pozisyonunun sürdürülmesi

Dört çeşit senaryo öngörüyor ama ABD açısından da iki adet senaryo var.

1)ABD silahlı kuvvetlerinin buraya müdahale edeceğini düşünmüyorum. Bunun için danışmanlar ve istihbaratçı personeli gönderdiğini biliyoruz. Bu saatten sonra ABD, Kolombiya ve Brezilya silahlı kuvvetlerini militarize ederek müdahale edebilir.

2) Bir silahlı kuvvetler yerine Ortadoğu’da yapığı gibi Latin Amerika’da paramilitar bir unsur oluşturup Hıristiyan bir DAEŞ oluşturarak başta Venezuela-Kolombiya sınırında bir asayiş olayları çıkartabilerek yönetimini tehdit edebilir.

Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl (akademisyen)

Venezuela’da askeri darbe girişimiyle birlikte kitleleri de sokağa davet eden Guaido, Maduro hükümetinin bu şekilde devirerek yönetimi ele geçirmeyi planlıyor. Halk üzerinde güçlü bir etki  yaratma hedefinde olan Guaido, tüm bu girişimlerle demokrasiye aykırı bir tutum içerisindedir. Venezuela’da söz konusu darbe girişiminden ABD sorumlu tutulurken yetkililer tarafından ABD’nin Venezuela’da bir iç çatışma başlatma hedefinde olduğu dile getiriliyor. Bu durum Venezuela’da yaşananların, bir iç karışıklık olmanın yanında uluslararası aktörlerin de desteğinin bulunduğu girişimler olduğunu gösteriyor. Venezuela’yı uluslararası arenada önemli kılan birinci unsur ise petrol.  Dünyadaki en geniş petrol rezervlerine sahip olan Venezuela, hem yaptırımlar hem de ülkedeki siyasi karışıkların gölgesinde sahip olduğu kaynakları verimli bir şekilde kullanıp, ekonomiye kazandıramıyor. Bir nevi petrol gelirlerinden mahrum kalıyor. Dolayısıyla sadece petrol zengini olmak Venezuela için bir anlam ifade etmiyor. İran’dan petrol ithalatı yapan ülkelere yönelik uygulanan muafiyetin kalktığı, Venezuela’da darbe girişimiyle siyasi krizin tepe noktaya ulaştığı bugünlerde hem  petrol adına hem de Venezuela ekonomisi adına iyi şeyler söylemek zor gözüküyor.

Türkiye, Venezuela’daki olaylara karşı nasıl bir tutum içerisinde olmalı?

Prof. Dr. Ahmet Sedat Aybar (İstanbul Aydın Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı)

Venezuela’nın karşılaştığı tasallut nezdinde Türkiye’nin duruşunu belirleyen iki durum söz konusu. İlki, ilkesel. Hukuki ilkeler çerçevesinde demokrasinin savunulması yanlısı bir duruş. Türkiye seçimle gelmiş, demokratik bir rejimin bir takım tarji-komik girişimler ve dış menşeili darbelerle devrilmesine karşı bir duruş gösteriyor, göstermeli. İkincisi tamamen pragmatik. Türkiye, Batı dünyası ile olan ilişkilerinin belirleyici olarak Venezuela merkezli tutum almaya mesafeli olmalı. Burada Türkiye’nin çıkarları ve gerçekçilik ne gerektiriyorsa Türkiye onu yapmalıdır.

Sesimizin en üst perdesinden protestomuzu yükseltmeliyiz

Hakkı Öcal (gazeteci-yazar)

Yapabileceğimiz bir şey yok. Ne Rusya gibi ABD’ye kafa tutacak askerî imkanımız var; ne de Venezuela’ya ekonomik destek sağlayabiliriz. Ancak Trump’ın bu hukuk dışı tutumuna da sesimizin en üst perdesinden protestomuzu yükseltmeliyiz.

Ne var ki kendi geleceklerini de böyle bir ABD desteğinde gören çok kişi var ülkemizde. Bunlar Türkiye’nin gür ve tek sesle haykırmasına engel oluyorlar

Hüsamettin Aslan (gazeteci-yazar)

Cumhurbaşkanımız başından beri askeri darbelere karşı ilkesel bir tutum sergiliyor. Bu süreç 2019’daki bu ikinci darbe kalkışmasına kadar devam etti. Türkiye ilkesel olarak askeri darbeye karşı çıkarak diyalog mekanizmaların açık tutulması yönünde telkinde bulundu. Bu bağlamda Türkiye; Mısır darbesinde, Ukrayna darbesinde dünyanın çeşitli bölgelerindeki her türlü askeri darbelere karşı ilkesel bir pozisyon almaya devam ediyor. Ve bunu da sürdürüyor. Ancak bizim şu anda ABD’nin, İran yaptırımlarından ötürü alternatif enerji piyasasına ihtiyacımız var. Öncelikle bizim petrole ihtiyacımız var. Bunun için Kuzey Irak ile görüşmeler yapıyoruz. Ancak Türkiye, 2018’deki bu yatırımları, Venezuela’ya geri alternatif bir pazar oluşturarak baypas etti. Bu bağlamda Türkiye, Venezuela’nın nakit sıkışıklığına Venezuela altınlarının sertifikasyonunu daha fazla rezerv alarak geliştirebilmeli ve Venezuela ham petrolünün daha fazla arzı noktasında talepte bulunarak ülkemizde yaşanması ve yaşanması muhtemel bir petrol sıkıntısını stoklayarak aşabilmeli diye düşünüyorum.

Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl (akademisyen)

Türkiye tarihinin darbeler ile dolu olması, belli dönemlerde halk iradesinin yok sayılarak dış güçlerin vesayeti altındaki kurumlara teslim edilmesi ülkemizi ekonomik ve demokratik anlamda geriye götüren önemli etkenlerin başında gelmektedir. Latin Amerika ülkelerinin darbeler ile dolu geçmişi Türkiye ile önemli derece benzerlik göstermektedir. Dünyanın bir çok yerinde benzer yöntemler uygulanarak ülkelerin meşru hükümetlerinin yönetimden el çektirildiği veya iç savaşa sürüklendiği gözlenmiştir.

Yakın tarihinde 15 Temmuz hain darbe girişimi gibi hain bir olayla karşı karşıya kalmış bir ülke olarak demokrasiye engel olacak her türlü ayaklanmanın karşısında durmaktadır. Demokrasiyle yönetilen bir ülkede vatandaşların kendi hür iradesiyle seçtikleri yönetime hem ülke içerisinde hem de uluslararası arenada saygı duyulması gerekir. Söz konusu darbe girişimi siyasi ve ekonomik kriz içindeki Venezuela’yı daha büyük bir çıkmaza sürükleyecektir. Bu açıdan Venezuala’da yaşanan tüm bu olaylara Türkiye’nin endişe içinde baktığını ve sorunların işbirliği ve diyalog ile çözümünden yana olduğunu belirtmekte fayda var.

 

 

Etiket /