Dosya

Arap Baharı mı, Mağrip Rüzgarı mı: Cezayir’de ne oluyor?

Türkiye kamuoyu Cezayir’i daha çok 1990’larda yaşanan gelişmelerle bildi. Meşru seçim sonuçları kabul edilmemiş ve cunta idaresi katliam yapmıştı. Olaylardan sonra ülke idaresine gelen Abdülaziz Buteflika ülkeyi 20 yıl idare etti. Geçtiğimiz aylarda yeniden aday olacağını açıklamasıyla ülkede karışıklıklar gösteriler başladı. 
Geçtiğimiz günlerde de İslami Selamet Cephesi FIS’in kurucusu Abbasi Medeni vefat etti. 
Peki, yepyeni bir yola giren Cezayir’de yaşananlar Arap Baharı’nın devamı niteliğinde mi? 
Ülkede güçlü olan İslami Hareketleri nasıl bir gelecek bekliyor? 
130 yıl ülkeyi işgal eden ve asırlarca sömüren Fransa, bütün bu tablonun neresinde? 
Ve elbette Türkiye, tarihi bağları güçlü olan Cezayir’deki gelişmeler karşısında nasıl bir tutum sergiliyor, ne yapmalı? 
Sizin için araştırmacı-yazar Ahmet Varol ve Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği(ORDAF) araştırmacısı İbrahim Bachir Abdoulaye’ye sorduk. 
Mücerret (iyi) okumalar…

Cezayir’de halk sokağa çıktı ve 20 yıllık lider geri adım attı. ‘Cezayir Baharı’ denebilir mi? Ülkede yaşananları nasıl nitelendirirsiniz?

Ahmet Varol (araştırmacı-yazar)

Cezayir’de 1999’dan beri cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Abdülaziz Buteflika’nın beşinci dönem için yeniden aday olmasını ülkedeki derin güçler istemişti. Ancak halkın tepki göstermesi üzerine Buteflika yeni dönem için adaylıktan çekildiğini açıkladı. Onun adaylıktan çekilmesi kendi kararından ziyade arkasında duran derin güçlerin kararıdır. Dolayısıyla geri adım atan derin güçler ve bunların başında da ülkede hâlâ perde arkasından ülkeyi yöneten cuntadır.

Cuntanın Buteflika’yı önce adaylıktan çekilmeye sonra da istifa etmeye yöneltmesi halktan gelen tepkilerin zamanla geniş bir alana yayılabileceğini ve Cezayir’de de Arap Baharı sürecinde devrilen diktatörlerin karşılaştıkları manzaranın ortaya çıkabileceğini düşünmesi sebebiyleydi. O yüzden ülkede bir uzlaşma zemini oluşturmak için Buteflika’nın aradan çekilmesinin uygun olacağını düşünmüşlerdir.

Ancak halk, Buteflika’nın adaylıktan çekilmesinden sonra da gösterilere devam ederek sadece onun çekilmesini değil sistemin değişmesini, halkın özgür iradesinin siyasi yapılanmaya yansımasına fırsat verilmesini istediğini ortaya koydu. Görüldüğü kadarıyla cunta şimdi mevcut sistemden tümüyle vazgeçmeyerek halkla seçime imkân verilmesi formülü üzerinden anlaşmak için uğraşıyor. Ancak halk, cuntanın gölgesinde ve kontrolünde gerçekleştirilecek seçimlerin dürüst olacağından şüphe ediyor ve bunun bir taktik olacağını, halk direnişinin asıl taleplerinin yerine gelmeyeceğini düşünüyor. O yüzden, Buteflika’nın istifasından sonra onun makamına oturan geçici cumhurbaşkanı Abdülkadir bin Salih’in 4 Temmuz tarihinde seçim yapılacağını açıklamasına rağmen olaylar, gösteriler devam ediyor.

Cezayir’deki protestolar, 2010’da başlayan Arap devrimleri sürecinin bir devamı olarak değerlendirilebilir

İbrahim Bachir Abdoulaye (Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği)

Cezayir’de 20 yıldır iktidarda olan Abdulaziz Buteflika’nın 5. kez adaylığını ilan etmesinden sonra ülkenin muhtelif bölgelerinde geniş katılımlı halk gösterileri başladı. Kısa sürede göstericiler, ülkenin mevcüt siyasi düzenin değişimesi ve daha demokratik ve şeffaf bir yönetim talep etti. Halk baskısı üzerine Buteflika, adaylığından vazgeçti. Ancak anayasaya aykırı bir şekilde seçimleri erteleyip bir geçiş süreci ilan etti. Bu durum, halkın tepkisi ve öfkesinin büyümesine yol açtı. Ülkenin büyük siyasi krize doğru gitmesine karşın ordu, sürece müdahil oldu ve Buteflika’yı istifaya zorladı.

Arap devrimleri sürecinde protestoların temel sebepleri olan demokrasi ve özgürlük talebi, ekonomik sıkıntıların çözülmesi ve gelir adaletsizliğinin ortadan kaldırılması gibi hususlar, Cezayir’deki protestocuların Buteflika rejimine karşı sokaklara inmeye iten unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca ordunun müdahalesiyle Buteflika rejiminin sonlandırılması, Arap devrimleri sürecine benzerlik göstermektedir. Bu açıdan Cezayir’deki protestolar, 2010’da başlayan Arap devrimleri sürecinin bir devamı olarak değerlendirilebilir.

Cezayir neden önemli?

Cezayir halkının cunta karşısında gerçekleştireceği zafer Arap dünyasındaki özgürlük mücadelesinin yeniden canlanmasında etkili olabilir.

Ahmet Varol (araştırmacı-yazar)

Tabii sadece Cezayir değil İslâm coğrafyasının her parçası bizim açımızdan önemlidir. İslâm dünyasının parçalanması gücünün kaybolmasına ve küresel emperyalizmin önünde zayıf düşmesine neden olmuştur. Cezayir’in önemi de burada yürütülecek çabaların ve elde edilecek kazanımların hem bu ülke halkının yeniden kendi özgürlüğüne, onuruna ve hukukuna kavuşması, hem de İslâm dünyasında yeniden güç birliğinin oluşmasına yapacağı katkı açısındandır. Cezayir halkının cunta karşısında gerçekleştireceği zafer Arap dünyasındaki özgürlük mücadelesinin yeniden canlanmasında etkili olabilir. Küresel emperyalizmin ve Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin Cezayir’deki hareketlilikten endişe etmeleri de bu yüzdendir

İbrahim Bachir Abdoulaye (Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği)

Cezayir, sahip olduğu potensiyel bakımından dünyanın en önemli ülkelerden biri olmaktadır. Coğrafi anlamda Afrika’nın en büyük ülkesi olan Cezayir, petrol ve doğalgaz yanında altın ve uranyum gibi birçok doğal kaynağa sahiptir. Bölgesinin en önemli aktörlerden biri olan Cezayir, petrol ve doğalgaza dayalı ekonomisiyle Afrika’da dördüncü büyük ekonomiye sahip. Ayrıca batı Akdeniz’e açılan kapısıyla stratejik bir konuma sahip. Buna ilaveten Cezayir, diğer bölge ülkelerine nazaran daha istikrarlı ve bağımsız hareket edebilen bir yapıya sahip olması açısından önemli bir ülkedir. Bu anlamda Cezayir davasındaki hassasiyeti ve Kuzey Afrika’nın barışı ve istikararı için örnek bir ülke olarak dikkat çekmektedir.

Abbasi Medeni

Cezayir, İslami hareketlerin güçlü olduğu bir yer. FIS kurucusu da vefat etti. İslami hareket açısından Cezayir’i nasıl bir gelecek bekliyor?

Ahmet Varol (araştırmacı-yazar)

İslami Selamet Cephesi (FIS)’nin kurucu lideri Abbasi Medeni, Cezayir’deki dikta rejimi karşısında İslamî siyasi bilincin harekete geçmesinde önemli bir öncülük yaptı. Yüce Allah’tan kendisine rahmet ve mağfiret diliyoruz. Ama tabii İslamî hareket ve bilinç hayattadır ve son dönemde Buteflika’nın aradan çekilmesine neden olan halk hareketinin meydanlara taşmasında da bu bilincin etkili olduğu tahmin edilmektedir. Cezayir halkında İslami duyarlılığın yüksek olduğu bilinmektedir. Ama maalesef bu ülkede FIS’in siyasi zaferinin yönetime yansımasını engellemek amacıyla gerçekleştirilen askeri darbeden sonra halkın iradesini doğru bir şekilde yansıtan dürüst bir seçim hiç yapılmadı. Eğer buna fırsat verilirse Cezayir halkının tercihinin yine İslâmî duyarlılıktan yana olacağı tahmin ediliyor. İşte o yüzden meydanlara çıkan kalabalıklarla, derin devletin tamamen etkisiz hale getirilmesine neden olacak bir köklü değişime gidilmeksizin bir orta çizgide anlaşılması için uğraşılıyor. Son dönemde cunta liderlerinin vermeye çalıştıkları mesajlar bunu yansıtıyor.

Cezayir’deki İslami hareketlerin kısa vadede güçlenmelerine izin verilmeyecektir

İbrahim Bachir Abdoulaye (Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği)

Cezayir’deki İslami hareketler, 1991’de ülke tarihinde düzenlenen ilk demokratik seçimlerden zaferle çıkmasından sonra ordunun kanlı müdahalesiyle gücünü büyük oranda kaybetti. O dönemde İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) olmak üzere İslami hareketler yasaklanmıştı ve liderleri hapse atılmıştı. Vefat eden FIS kurucusu Abbasi Medeni, yıllardır Cezayi’de hapiste kaldıktan sonra 2003’ten beri iltica ettiği Katar’da yaşamaktaydı. Modern Cezayir tarihinde İslami hareketleri önemli bir figürdür.

1999’da iktidara gelen Buteflika, FIS ile gerçekleştirdiği müzakere sonucunda, ülkenin istikarara kavuşmasını sağladı. Buteflika’nın gerçekleştirdiği reformalarla İslami hareketler üzerindeki baskı önemli ölçüde kalktı ve yeni İslamî eğilimli siyasi partilerin önü açıldı.

Bu bağlamda İslamcı olarak nitelendirilen yeni partiler ortaya çıktı. Bunlardan biri halk tabanında karşılığı olan Barış Toplumu Hareketi partisidir. Bu parti 2004 yılında iktidar partisi Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin koalisyonuna katıldı. Ancak siyasi reformlar konusunda gerekli adımlar atılmadığı gerekçesiyle 2012’de koalisyondan ayrıldı. Ulusal Kurtuluş Cephesi’nden sonra Cezayir’in en etkili partilerden biri olarak kabul edilen Barış Toplumu Hareketi partisi, Cezayir’in Müslüman Kardeşler’i olarak görülmektedir. Barış Toplumu Hareketi”nden ayrılan Ammar Gül’ün Cezayir’in Ümidi Topluluğu Partisi de İslami eğilimli partiler arasında yer almaktadır.

İslami hareketleri temsil eden siyasi partilerin bölünmüş olması, Cezayir’de kurulacak yeni siyasi dengelerde önemli rol oynamalarının önündeki en büyük engeldir. Ayrıca Cezayir siyasetinin belirleyeci aktörü olan ordu varken İslami hareketlerin iktidara gelmesi mümkün görünmemektedir. Üstelik bölgesel ve uluslararası konjonktür de buna müsait değil. Bu nedenle Cezayir’deki İslami hareketler aleyhine bir sürecin gelişme ihtimali olmasa da kısa vadede güçlenmelerine izin verilmeyecektir.

Ülkedeki Fransız ağırlığı malum… Yeni dönem dengeleri nasıl etkiler?

Fransa’nın kendi içindeki çalkantılar Cezayir’e elini uzatmasına fırsat vermeyebilir

Ahmet Varol (araştırmacı-yazar)

Cezayir’i 132 yıl boyunca işgal altında tutan Fransa bu ülkeden tamamen çekilmedi ve bu ülkedeki çıkarlarını muhafaza etme çabalarını sürdürüyor. Cezayir’de İslami hareketin zaferini bu yüzden istemedi. 1991’de FIS’in büyük zafer kazanması üzerine Fransa medyası ordunun bu hareketin iktidara gelmesini engellemesi için açıktan çağrı yapmıştı. Ancak son olaylarda Fransa biraz da kendi içindeki meselelerle ve halk ayaklanmasıyla uğraşmak zorunda kaldığı için Cezayir’deki gelişmeleri çok fazla öne çıkaramıyor.

Cezayir’de İslami hareketin birinci derecede etkili olacağı bir değişim yaşanması Fransa’yı rahatsız eder. Fakat şimdilik böyle bir değişim yok. Cunta halkı bir yumuşak geçiş sürecine razı edebilmek için formül üretmeye çalışıyor. Eğer böyle bir formül uygulamaya geçirilirse çok fazla da dengeler sarsılmayabilir. Ama köklü bir değişim elbette Fransa’yı rahatsız edecektir. Bununla birlikte Fransa’nın kendi içindeki çalkantılar yine de Cezayir’e çok fazla elini uzatmasına fırsat vermeyebilir.

İbrahim Bachir Abdoulaye (Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği)

Tarihsel bakıldığında Cezayir’deki siyasi sorunların temeli, Fransızların 1830 işgaline kadar uzanmaktadır. Cezayir’in iç ve dış politika parametreleri buna göre gelişti. Fransa için Cezayir’in ayrı bir önemi var. Geçtiğimiz günlerde Buteflika daha istifa etmeden önce adaylığından vazgeçtiğini açıklandıktan sonra ilk açıklama Fransa’dan geldi. Cezayir’deki gelişmeleri dikkatle izleyen ülkelerin başında gelen Fransa, Cezayir’le ilişkilerinde zaman zaman gerilim yaşamasına rağmen iki ülke arasındaki derin kültürel ve ekonomik bağlarını tutmaya yönetlik çabalarından geri durmadı. Ancak Cezayir’in içişlerine müdahale konusunda hassasiyetin olması nedeniyle Fransa’nın ülke siyasetindeki rolü sınırlı kalmaktadır. Cezayir’de oluşacak yeni dengeler, Cezayir-Fransa ilişkilerinde önemli bir değişiklik getirme ihtimali düşük.

Türkiye nerede duruyor? Ne yapmalı?

Ahmet Varol (araştırmacı-yazar)

Türkiye’nin devlet olarak Cezayir’le herhangi bir sorunu yok. Halkın meydanlara çıkmasıyla ilgili olarak da henüz belirgin bir tavır sergilemiş değil. Bu normal karşılanabilir. Çünkü Cezayir’de yaşananlar şimdilik “içişleri” düzeyindedir. Cunta yönetimi Arap Baharı sürecinde yaşanan tecrübeleri nazarı dikkate alıyor gibi göründüğünden halk hareketleri karşısında çok fazla şiddete başvurmaktan kaçınıyor ve meydanlara çıkan kalabalıkların bazı isteklerinin yerine gelmesi için de kozlarını kullanıyor. Buteflika’nın adaylıktan çekilmesini, sonra da istifa etmesini istemesi bunlar arasındadır. Eğer cunta gösterilere karşı şiddete başvurmazsa Türkiye’nin resmi olarak, bazı temenni açıklamalarının ötesinde bir tavır sergilemesini gerektirecek bir durum ortaya çıkmayabilir.

Türkiye’nin önceliği Cezayir’in istikrarının korunması olmalı

İbrahim Bachir Abdoulaye (Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği)

Tarihi bağlar ve son dönemde geliştirilen işbirliği, Türkiye ile Cezayir arasındaki ilişkilere ivme kazandırmıştır. Türkiye, Cezayir’deki gelişmeleri dikkatle takip etmektedir. Arap devrimleri konusunda tecrübeli bir ülke olan Türkiye’nin, Cezayir’deki gelişmelere ilişkin açıklama yapmaktan imtina etmesi, bu süreci iyi yönettiğinin kanıtıdır. Ayrıca ülkelerin içişlerine karışmama ilkesine özen gösteren bir dış politika izlediğini göstermektedir. Bölgenin içerisinden geçtiği zor süreç dikkate alınıdığında Türkiye’nin önceliği Cezayir’in istikrarının korunması olmalı ve yumuşak bir geçişi desteklemeli. Şu ana kadar Türkiye’nin tutumunun bu yönde olduğu görülmektedir. Türkiye’ye karşı sıcak olan ve Filistin davasında Türkiye’yle benzer tutum sergileyen bir ülke olması dolayısıyla Cezayir, bölge istikararı için büyük önem taşımaktadır.

 

 

 

Etiket /