Yazarlar

Yeni Kaledonya: Non, peki Mayetto

Fransa’nın Pasifik’teki adası, hatta son kalesi diyebileceğimiz Yeni Kaledonya’da geçen hafta bağımsızlık referandumu vardı. Bağımsızlık için kullanılan referandumda kaybeden taraf Fransa karşıtları özgürlük ve bağımsızlık savunucuları oldu.

Pasifik’teki Fransa’nın kalesi olarak bilinen Yeni Kaledonya’da bağımsızlığı savunanalar yalnız yüzde 44’lerde kalırken, sömürüyü devam ettirmek isteyenler yüzde 56 oy alarak kendilerinden çok binlerce kilometre uzaklıktaki Fransız Cumhurbaşkanı Macron’u sevindiren bir karara imza attılar.

Elektronik cihazlarda kullanılan nikel madeninin yatağı olarak bilinen Yeni Kaledonya’daki bu referandum kararı sadece Fransa’nın ilgisini Afrika’da yaklaşık 200 yıldır Fransa’nın sömürgesindeki Mayotte’de de yakından izlenmekteydi. Eğer bağımsızlık yönünde bir karar çıksaydı, yalnız Pasifik’te değil, Afrika’da da yeni bir devlet ortaya çıkacaktı.

Pasifikte bir takımada görüntüsü veren Yeni Kaledonya yalnız 18 bin kilometrekarelik bir ada konumunda, 300 bine yakın bir nüfusu var. 1830’ların ortalarında bölgeye gelen Fransızlar kısa zamanda burayı bir hapishane adasına çevirdiler. Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı başlayınca burası Vietnam, Çin, Hindistan’dan getirilen bağımsızlık savaşçıların hapishanesine dönüştürüldü. Adaların tamamında Fransız hakimiyeti ise 1953’de başladı ve zamanımıza kadar aralıksız devam etmektedir.

Yeni Kaledonya’da beyazlar, yerliler ve melezlerle miktarda az miktarda Asyalılar birlikte yaşar. Yeriler tarım işleri ile madencilikte kullanılırken beyazlar ve Asyalılar ticaretle uğraşmaktalar. Ortalama yıllık gelirin bir beyazın 60 bini bulduğunu söyleyebiliriz. Adaların yerlisi ise yıllık geliri en üst 4000 bin dolar seviyelerinde.

Kanaklar

Kanak olarak bilinen Yeni Kaledonya yerlileri nüfusun yüzde 40’nı oluşturmakta ve bu yerli halkın yalnız yüzde 5’i “Batılıların” standart hayatına sahiptir, çoğunluğunun ise aylık geliri 30 dolar civarındadır.

Bu adanın kısa boylu sakinleri olarak bilinen kavruk bir siyahiliğe sahip Kanaklar hala ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edilmekteler, beyazların refah dolu hayatından uzak bir yaşam sergileyerek yoksunluk içindeler. 1987’de yerli halka oy kullanma hakkı verilmesine rağmen çoğu Kanaklar oy sandığına kayıtlı olmadıkları için oy kullanmazlar. Bu durum genelde bütün Fransız sömürgelerinde görülür ve oy kullanmak için bile kayıtlı olmanız ve kaydınızın resmi yetkililer tarafından kabul edilmesi gerekmekte.

Bir Yeni Zelanda radyosu, referandumda bağımsızlık için oy kullananların işlerinden atılacağı iddiasında bularak seçimlerin bu tehdit altında yapıldığını iddia etti. Fransa bu iddiayı yalanlayarak herkesin özgür bir biçimde oy kullandığını savundu. Bu iddia doğru olmasa bile Kanak yerlilerin bağımsızlık için “hayır” yönünde oy kullanmaların nedeni komşu adası ülkesi Vanatu’daki ekonomik ve siyasi istikrarsızlık olduğu söylenebilir. Bazen ekonomik refah, bağımsızlık ve özgürlükten daha önde gelebilmekte ve insanlar hayatlarını bir şekilde davam ettirebilmek için özgürlüklerinden vazgeçebilmekteler.

Kanakların çoğunluğunun bağımsızlık için “Evet” oyunu kullandığını düşünüyorum. Çünkü bu topluluk hiçbir zaman Fransız sömürgeciliğine karşı istekli bir davranış sergilememiştir. İlk Kanak direnişi 1878’de ortaya çıkmış aralıksız 1901’e kadar sürmüştür. Fransızlar özgürlüğü için mücadele eden Kanakları toplayıp zincirlere bağlı şekilde gemilerden okyanusun derinliklerine bırakarak köpek balıklarına yem ettiler. 1980Lerde ikinci bir direniş hareketi başlamış ve Fransızlar özgürlük savaşçılarıyla başkent Noumea’da bir barış anlaşması imzalamaya mecbur kalmışlardır. Çünkü isyan nedeniyle nikel üretiminde önemli bir düşüş olmuş ve her yıl adanın Fransa’ya ödemesi gereken 3 milyar avro ödenememiştir.

20 yıl sonra bağımsızlık için yapılan referandumda Kanak yerlilerinin değil, çoğunluğu Avrupa ve Asya’dan gelip sonradan yerleşimlerin “Hayır” oyu kullanmaları belirleyici oldu ve bu ada en az 20 yıl kadar daha Fransız toprağı olarak devam etmesi yeni sömürgeciliğin kabul edilmesi meşru hale geldi.

Fransa’nın işgali altındaki adalardan biri de Hint okyanusunda Afrika sahiline yakın Komor adalarının bir kolunu oluşturan Mayotte adasıdır. 1841’de Fransız işgaline uğrayan ada aynı zamanda Avrupa Birliği’nin en uzaktaki üyesi olarak ta bilinmekte. Çoğunluğu Müslüman olan Mayotte ter altı ve yer üstü kaynakları bakımından da oldukça zengin.

Fransız sömürgeciliği ada sakinlerine o kadar nüfuz ettirilmiş ki her doğan çocuk Fransız vatandaşı sayılmasına rağmen Fransızların haklarına sahip değil. Örneğin Bushi yerlileri bile Fransa’ya gitmek için vize almak zorundalar. 1975’de yapılan referandumda bağımsızlık yönünde oy çıkmasına rağmen Fransa bağımsızlık referandumunu iptal ettirmiş “Hayır” çıkması için yeniden referandum yaptırmıştı.

Yeni Kaledonya’da da bağımsızlık yönünde “Hayır oyu çıksaydı, büyük ihtimalle Fransa tanımayacak yeniden referandum yaptıracaktı. Mayotte’nin yerli Müslüman sakinleri Pasifik adasından çıkan kararı sabırsızlıkla beklediler, sonucun “Hayır” çıkması bağımsızlığın bir sonraki sefere kaldığını düşündüler. Eğer bağımsızlık yönünde “Evet” oyu çıksaydı Mayotte için de yeni bir referandum kararının alınması söz konusu olabilirdi.

Mayotte’nin bağımsızlığı daha önemli. Eğer burası bağımsız olursa Fransa’ya karşı yeni bir dip dalgası başlayabilir ve Fransa’nın Pasifik ve Hint Okyanusundaki onlarca adası elinden çıkabilir.

Mayotte bir Fransız toprağı değil Komor adalarının bir parçasıdır ve Fransa’nın adadaki petrol rezervlerini işletmeye hakkı yoktur. Yeni Kaledonya için de bağımsızlık her şeyden önemli olmalıdır. Çünkü Fransa’nın nikel madenlerinde hiçbir hakkı yoktur. Oranın doğa üstü ve altı kaynakları binlerce yıldır orada yaşayan Kanak halkına aittir.

Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi neyse Fransa’nın da Mayotte Yeni Kaledonya’yı işgal etmesi aynıdır. İşgal her yerdedir. O zaman işgale karşı direnişte her yerde olmalıdır.