Yazarlar

Hayaldi, gerçek mi olur, Macron mu?

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “gerçek bir Avrupa ordusu” kurma çağrısı yaptı. Macron, ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir Avrupa Birliği (AB) ordusu kurulmadıkça Avrupalıların artık güvende olamayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un konuşmasında ilginç olan hadise, tehlike kaynakları olarak Rusya, Çin ve ABD’ye atıfta bulunması ve işaret etmesiydi.

Macron’ın işaret ettiği, ABD Başkanı Trump’ın 1987’de Sovyetler Birliği ile imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan çekilme kararının Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye sokacağı konusuydu. Aslında sorgulanması gereken bu kararın esas kurbanının/mağdurunun kim olduğuydu.

Gilbert du Motier de La Fayette

“Sizi hep kurtarıyoruz!”

ABD Başkanı Trump’ın sabahları yaptığı twitter sporunda attığı mesaj bir bakıma Fransız vatandaşlarının milli duygularını da hedef aldı:

Trump paylaştığı mesajında “Emmanuel Macron, Avrupa’nın ABD, Çin ve Rusya’dan korunmak için kendi ordusunu kurması gerektiğini savunuyor. Ama iki dünya savaşında da Avrupa’ya saldıran Almanya olmuştu. Fransa o zaman ne yaptı? ABD kurtarmaya gelmeden önce Paris’te Almanca öğrenmeye başlamışlardı. Savunma bedelini ya NATO’ya ödersiniz ya da ödemezsiniz!”

Trump’ın bu ‘sert’göndermesi tarih meraklıları için şaşırtıcı değildi çünkü bu ifadeler Nazi Almanya’sının lideri Adolf Hitler ile el sıkışıp onun yörüngesinde askeri politikalar izleyen Mareşal Philippe Petain’in (1856-1951) temsil ettiği dönemin Fransız hükümetini işaret ederek bir anlamda bazı Fransızların işgalci Nazi Almanyası askerleri ile işbirliği yaptığını ima etti.

Philippe Petain

Amerikalılar iki dünya savaşında da Fransa’yı kurtardılar!

İkili ilişkilerdeki genel bu tip siyasi krizlerde ya da her sorunda Fransızlar, 1777’de Amerikalıların Britanya’dan bağımsızlık kazanmalarına destek olmak için Paris tarafından gönderilen komutan Gilbert du Motier de La Fayette’in emeğini ön plana çıkarırken karşı tarafta Amerikalılar her iki dünya savaşı sırasında da Fransa’yı kurtardıklarını hatırlatıyor.

Tarihte ilk önce Avrupa’ya egemen olmak isteyen Fransız İmparatoru Napolyon’un hayalini 2.Dünya Savaşı sonrası’nda dillendiren Charles de Gaulle’un tasarısının 1954 yılında parlamentoda reddedilmesiyle rafa kalkan bu ordu planı iki yıl önce de yaptığı aynı öneriyi Macron’a tekrar ettiren hatta Avrupa kıtası çapında ordu kurmaya/kurdurmaya iten endişenin gerçek kaynağı nedir peki? Ya da aynı endişeler günümüzde hala geçerli midir?

1.DÜNYA SAVAŞI’NIN 100.YILI KUTLAMA ETKİNLİKLERİ’NDEN YANSIYAN MANZARA

Avrupa, ABD’nin dünya polisi olmayı reddediyor

Emsalleri gibi bir bakıma Fransa’nın Avrupa’nın güvenliğini, ‘tümüyle kendi eline alma istediği” niyeti Macron’un cümlelerinin satır aralarında gizli. Keza bu niyet aynı zamanda AB’nin ekonomik ve siyasi egemenliğini de garanti altına almayı da barındırıyor.

Bunun yanında 5 Kasım’da İran’ın enerji ve finans sektörlerine yönelik ABD yaptırımlarının yürürlüğe girmeye başlamasının ardından Fransa’nın kızgınlığını artıran durum, Total şirketi başta olmak üzere Fransız şirketlerine dair Washington’dan talep ettiği muafiyetin ABD tarafından “tamamen reddedilmesi” (Aynı muafiyet talepleri İngiltere ve Almanya için de geçerli) oldu.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un yukarıda alt metnini ortaya koymaya çalıştığım açıklaması Rusya Devlet Başkanı Putin, birçok devlet ve hükümet yetkilisinin yanı sıra ABD Başkanı Başkan Trump’ın katılımıyla gerçekleştirilen, 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıl dönümü kutlamalarından 3 gün önce geldi.

Paris yönetimi bu kutlamalarının ardından gerçekleştirilen “Paris Barış Forumu”nu, her yıl dünya liderlerinin bir araya geldiği “Davos Ekonomi Forumu”na benzer bir formatta yıllık bir “Siyasi Davos Zirvesi’ne” döndürmeyi de amaçlıyor. Bu görüşümü destekleyen açıklama Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire’e ait. Maire’nin dillendirdiği ifadesiyle ülkesinin Washington’un “dünya ekonomi polisi” olmasını reddettiğini ve buna göre pozisyon aldığını vurgulamıştı.

Fransa’yı ve diğer ülkeleri esasında rahatsız eden konu uluslararası taraflara/ülkelere tek yönlü ABD iradesinin dayatılması yani uluslararası hukuk, antlaşma ve kararlarla bağdaşmayan sınırının ötesindeki ülkelere uyguladığı yaptırımlar.

İşlevsiz bir Avrupa ordusu

Yaptırımların yanında siyasi ve ticari bilek güreşine soyunan Avrupa ülkelerindeki sıkı tasarruf tedbirleri ise ordu birliklerini de olumsuz etkiliyor. Örneğin Alman Donanması’na ait denizaltılar, kemer sıkma politikası nedeniyle tersanelerde kızağa çekilmiş durumda, denizcilerin eğitimlerini sadece karada yaptığı bir durumda ‘Ortak Avrupa Ordusu’ndan bahsedilebilir mi?

AB’nin üçüncü büyük ordusuna sahip Almanya’nın yüzen bir denizaltıya kavuşması en erken 2019 yılı olunca böyle bir ordunun ne caydırıcılığı olabilir?

Gerçi bir Avrupa Ordusu’nun çekirdeğini oluşturabileceği düşüncesiyle 1989 yılında “Alman-Fransız Tugayı” adlı bir askeri kuvvet kurulmuştu.

İki ülkeden toplam 6.000 askerden oluşan piyade tugayı, hali hazırda dünyanın ‘’iki devletli tek askeri ordusu’’ konumunda. Bu tugaya bağlı olan ve Fransa’nın Alsas bölgesindeki Illkirch-Graffenstaden’de bulunan 291. Avcı Taburu, Almanya’nın sürekli olarak yurtdışında konuşlu bulunan tek askeri birliği.

Komutanlığı müşterek olan Alman-Fransız Tugayı’nın diğer birimlerinde milli kimlikler muhafaza ediliyor.

Almanya, buna benzer bir ortaklığı Hollanda ile de yapıyor. 1995 yılında “Alman-Hollanda Kolordusu” kuruldu. Her iki ülkeden de ihtiyaç durumunda 40’ar bin askerin dâhil olduğu bu askeri birlik bünyesinde muhabere ve hizmet destek olmak üzere iki de tabur barındırıyor.

İlk başta sadece komuta kademesi müşterekken, zamanla diğer unsurlar da birbirine bağlandı. Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, iki ülkeye ait askeri unsurların bu entegrasyonunu/birleşmesini “Avrupa Savunma Birliği”nin kurulması için örnek teşkil etmesi’ olarak değerlendiriyor.

 

Küresel sinir krizi

Bir bakıma yaşadığımız küresel sinir krizi hali esasında etkisiz ya da işlevsiz hale gelen/getirilen hukuk, siyaset, ekonomi, terör, askeri ittifaklar, uluslararası ilişkiler bağlamındaki ilkelerin yeniden “tanımlanmaya” ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Çünkü tüm dünya halkları besledikleri inancın, itimadın, ümidin bu kurumlar tarafından son yıllarda cömertçe harcandığına şahit oldu.

Son gelişmelerle okunduğunda ilk gününden itibaren Trump’ı kazanmak, yakınlaşmak için neredeyse kapısında yatmaya razı olan Macron’un kalbinin kırıldığını, hayal kırıklığına uğradığını söylemek yerinde olacaktır.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron; Avrupa’yı kendilerinden korumak istediği ülkeleri Çin, Rusya ve ABD olarak belirlese de Ruslar açısından bakıldığında, Avrupa-ABD arasında çatlak yaratacağından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ellerini ovuşturarak, alkışlarla Avrupa ordusu fikrine olumlu bakmaktadır. Çünkü kendisi sonuç olarak bu düşüncenin, üye ülkeleri Sovyetler Birliği’ne karşı korumak için kurulan NATO’nun tasfiyesine neden olmasını ummaktadır. ABD’nin içinde olmadığı bir askeri koalisyon her halükarda net bir şekilde Rusya’nın çıkarına. Ukrayna’nın Kırım bölgesinde Rusya’nın desteği ile ayrılıkçıların başlattığı isyana karşı ABD’nin Moskova’ya Avrupa’dan çok daha sert yaptırımlar uygulaması bunun ispatı olarak görünüyor.

Bu noktada, Avrupa ordusu düşüncesinin temelde tüm Avrupa ülkelerinin üzerinde anlaşmaya varmış olduğu bir konu olmadığını da ortada. Bu ordu kurma önerisine karşı çıkan ülkeler, kıtayı herhangi bir askeri tehlikeye karşı korumak için NATO’nun varlığını kefil/yeterli olarak görüyor.

Avrupa’nın sorunu ne İslam ne ABD ne de başkanı Trump ne de Çin ya da Rusya’dır. Asıl sorun; Avrupa’nın bir yandan kibirli benliğini dünyadaki temel meselelerden soyutlarken diğer yandan sahip olduğu tarihi miras gereği başta terörle mücadele, terör örgütleri ve onu destekleyen ülkeler sorunu olmak üzere alınacak kararlarda kendi çıkarlarına göre söz sahibi olmak ve yönlendirmek istemesidir.