Yazarlar

Sovyet Rusya Kazak Edebiyatı’ndan “Sosyalist İnsan” Çıkarmak İçin Ne Yaptı?

Bir ülkede, yaşanan sosyal ve siyasal olaylara bağlı olarak gerçekleşen rejim değişikliği, o ülkenin edebiyatı üzerinde ne kadar etkili olur? Bu sorunun en canlı örneği hiç kuşkusuz Bolşevik ihtilalle sarsılan ve sonucunda yıkılan Çarlık Rusya’sıdır. Çarlık rejimini yıkıp yerine sosyalist bir sistem kuran Rus devrimcileri ve intelijansiyası, ilk yıllar kendi içindeki sosyal ve siyasal sorunlarla uğraştı. Bu aşamayı da geçen sosyalist rejim, ülke sınırları içinde hâkimiyetini sağladıktan sonra, yeni rejimin insan sorununu ele aldı. Önce Lenin, onun ardından da Stalin bu konuyla ilgilenmiş, bazı bilim adamlarına direktifler vererek sosyalist insan tipini oluşturmak için bir nevi laboratuvar çalışmaları yapılmasını istemişti. Çoğu zaman halk üzerinde soykırım ve orantısız şiddet kullanımına giden, katliam yapmaktan kaçınmamayı gerektiren bir siyaset izleyen devrin yönetimi, “her ne pahasına olursa olsun” rejimin hayatiyeti için gerekli olan “sosyalist insanı/vatandaşı” yaratmak için olması gerektiğine inandığı her şeyi yaptı.

İşte bu doğrultuda yapılan çalışmaların başında “kolhoz” ve “represya” gelmektedir. Kolhoz, Sovyetler döneminde köylülerin ortak olarak çalıştıkları tarım işletmeleridir. Kolhozların kurulabilmesi için de köylülerin ellerindeki toprakları ve malvarlıkları sosyalist sistem tarafından ellerinden alınıyor ve sonra bu köylüler kolhozlarda çalıştırılıyorlardı. Represya, Sovyetler Birliğinde rejim düşmanı olduğuna inanılan insanlara ve onların ailesi, akrabaları ve yakın çevresine karşı uygulanan bir toplu sürgün cezasıydı. Bu cezalar genelde büyük facialara neden olmuş ve sayısı on binlerle ifade edilen insanlar toplu olarak öldürülmüş ve gizlice gömülmüştür. Represya uygulamalarında hayatlarını kaybeden insanların yakınlarına, bu kişilerin hastalıktan öldükleri söylenmiş ve hemen ardından da yakınları ve aileleri de sürgün cezalarına çarptırılmıştır.

Sovyet Rusya’sında bu uygulamanın katliama dönüştürülerek yapıldığı Kazakistan’da, bugün için hala represyanın izlerini görmek mümkün. Zira Represya uygulaması özellikle yazar, şair, devlet adamı, din görevlileri ve halk önderleri üzerinde gerçekleştirilmişti. Bu vesileyle koca bir halk cahil bırakılarak sistemin kölesi yapılmak istenmişti. Kazakistan topraklarında 1928 yılı ile 1938 yılı arasında uygulanan represya döneminde sayıları yirmi bini geçen aydın bilinçli olarak katledilmiş, aile ve yakınları sürgünlere gönderilmişti. Bu kişiler aynı zamanda sisteme ihanetle suçlanmış, itibarları devlet tarafından ellerinden alınmış ve geride bıraktıkları eserler yasaklanarak okunmaları ve basılmaları yasaklanmıştı.

Çarlık Rusya döneminde bin bir güçlük ve sıkıntı çeken, kendi okullarında, anadillerinde eğitim alamayan ve cahil bırakılan Kazak halkı, İlminski gibi oryantalistlerin faaliyetleriyle bir taraftan Hristiyanlaştırılmaya, bir taraftan da Ruslaştırılmaya çalışılıyordu. Hem Kazakistan’da hem de diğer Türk cumhuriyetlerinde uygulanan alfabe meselesi ile İlminski, Türk halklarının bir birini anlamamaları için özel metotlar geliştiriyordu. Çar yönetiminden aldığı destekle açtığı okullar, bu çalışmaların başarıya ulaşmasında çok önemli bir rol oynayacaktı. Ancak aldığı tüm desteğe rağmen İlminski istediği başarıyı bir türlü yakalayamamıştı. Yine de bazı Kazak şairleri, yazarları ve düşünürleri üzerinde etkili olmuş, kendi çalışmalarında onlardan faydalanmıştı. Bugün Kazakistan’da edebiyat derslerinde bir nevi halk kahramanı gibi gösterilen ve kendilerinden övgüyle bahsedilen Şokan Velihanov ve Ibıray Altınsarin gibi edebiyatçı, eğitimci, şair ve araştırmacı isimler, bilinçli bir şekilde İlminski’ye ve onun davasına hizmet etmişlerdi.

Şokan Velihanov (1835-1865) ilk eğitiminin ardından babası vesilesiyle bazı Rus entelektüelleriyle tanışır ve onlardan etkilenir. Şokan’da ortaya çıkan bu Rus etkileşimi o kadar ileri bir boyuta ulaşır ki, Şokan “Ruslar olmadan Kazaklar sadece Asyalıdır” der. Bunun yanında Kazak halkını hem Çarlık Rusya’sının hem de Sovyet Rusya’sının asimile politikasından koruyan en önemli etken olan İslamiyet, onun için Kazak halkının medenileşmesinin önündeki en önemli engeldir. İslamiyet için bunları düşünen Şokan, fikir dünyasında dini ve milli değerleri de Rus mantığına göre şekillendirir. Yaptığı ilmi çalışmalara bakıldığında da onun Kazak halkına değil de, Çarlık Rusya’sına hizmet ettiği hemen anlaşılacaktır. Kazak ve Kırgız halkının folkloru, tarihi, dili ve edebiyatı ile ilgilenen ve bu alanlarda çalışmalar yapan Şokan, Doğu Türkistan üzerinde de bir araştırma yapmıştı. Genç yaşta ölen Şokan, kendi toplumuna yabancı kalmış ve ilmi faaliyetlerini de bir oryantalist mantığıyla yapmıştı.

Modern Kazak edebiyatının kurucusu olarak gösterilen Ibıray Altınsarin de Şokan gibi kendi kimliğine ve milli benliğine yabancılaşmış bir yarı aydındır. 1841-1889 yılları arasında yaşayan Altınsarin, fikir merkezinde Şokan ile aynı mantaliteye sahip bir isimdir. Ancak Altınsarin Şokan Velihanov’dan daha ileri gitmiş ve Kazak topraklarında Rus mekteplerinin açılması için İlminski ile çalışmıştır. Bu faaliyetleriyle oryantalist mantıkla çalışan Şokan’ı da gölgede bırakan Altınsarin, zaman zaman İlminski ile de mektuplaşmıştı. Rus alfabesinden uyarlama yaparak Kazak alfabesini oluşturan Ibıray, Kazak topraklarında bir devrim olarak adlandırabileceğimiz bir çalışmaya da imza atarak bölgedeki ilk Kız Mekteplerini açmış, arlık Rusya’sının ve İlminski’nin yapamadığını yapmış ve hayatı boyunca eğitim ve okul işleriyle uğraşmıştır.

Kazak Ziyalıları/Aydınları ve Represya

Çarlık Rusya’sı Kazak bozkırını sömürmek ve bölge halkını asimile etmek için daha çok ilim adamlarını ve Kazak aydınlarını kullanmaya çalışmıştı. 1917 yılında Çarlık Rusya’sında yaşanan Ekim devrimi sonrasında kurulan Sovyet Rusya’sı da, kendi sosyalist ideolojisine uygun insan tipi yaratmak ve devrimi halka benimsetmek için egemenliği altına aldığı halkların ziyalıları/aydınları ve edebiyatı üzerinde baskı kurdu.

Sovyet Kazakistan’da, sosyalist ideolojiye uygun eserlerin yazılması 1919 sonrasıdır. Bu tarihte Sovyet Kazakistan kurulmuş ve hemen ardından da yeni resmi ideolojiye uygun edebi eserler yazılmaya başlanmıştı. Ancak 1924 yılında Türkistan topraklarında Türk halklarının farklı farklı cumhuriyetler kurması ile bu halkların yazar, şair ve düşünürlerinden, yeni rejime uygun eserler üretilmesi istenmiş, bir nevi “siz de edebi eserlerinizle bize yani rejime ayak uydurun” emri verilmişti. Kısa bir zaman içerisinde milliyetçi kimlikleriyle tanınan aydınlar üzerine gidilerek sonuç almaya çalışılmış, bu aydınlardan bazıları milliyetçi yapılarını bırakarak sosyalistleştirilmeye çalışılmıştı.

Genel olarak Stalin döneminde uygulanan bu politikayla birçok yazar, şair, düşünür ve devlet adamı, kendilerini korkunç bir karmaşa içerisinde buldular. 1937-1938 yılındaki represya katliamından kurtulamayan Kazak yazar ve şairleri, bu tarihten önce 1924-1927 ve 1928 yıllarında da milyonlara varan ve ölümle sonuçlanan açlıklara şahit olmuşlar ve tutuklanmışlardı. 1937 ve 1938 yılındaki represya katliamında da çoğu hayatını kaybetmiş ve bilinmeyen bir yerde toplu olarak gömülmüşlerdi.

Represya kurbanları arasında Ekim 1917’deki devrimi alkışlayan, hatta öncesinde devrim için sosyalistlerle çalışan Kazak yazar ve şairlerde bulunmaktaydı. 1920’li yılların tanınan önemli simaları olan bu kişiler Alaş Partisi etrafında birleşerek Kazak halkının bağımsızlığı için mücadele etmiş, bu yolda gazete ve dergi çıkarmış; hikâye, piyes, roman ve şiir kitapları yayımlamış ve bu vesileyle de Kazak halkını milli davalarına bağlanmaya çağırmışlardı.

Kollektifleştirme, Kolhoz ve Tarım ve Sanayileştirme reformları nedeniyle milyonlarca insanını kaybeden Kazak halkının acısını içinde hisseden Kazak şair ve yazarları, bu katliamlar karşısında susmamış, sesini yükseltmiş ve sistemi ağır bir dille eleştirmişti. İşte bu eleştirmeler sonucunda da kurşuna dizilme, idam, kamplara sürülme ve sürgün gibi cezalara çarptırılmışlardı. Çünkü bağımsızlık mücadelesinde halkını uyandırmaya çalışan, ona milli ve manevi değerlerini hatırlatan, bağımsızlığın büyüklüğünden ve büyüsünden bahseden bir yazar ve bir şairden daha tehlikeli silah yoktu. Bunu bilen Stalin ve diğer sosyalist idareciler dönemin aydınlarından rejime destek veren ve katliamları görmezden gelen eserler yazmalarını istemişti. Ancak onurlu aydınlar bu öneriye yaklaşmamışlar ve tam aksi yönde yazı çalışmalarında bulunmuşlardı. Bunun sonucunda da yukarıda belirttiğimiz şekilde cezalara çarptırılarak hayatlarını kaybetmişlerdi. Geride kalan aileleri de, rejim ve devlet düşmanı sıfatıyla sürgünlere yollanmıştı.

Soldan sağa: Ahmet Baytursınulı Alihan Bökeyhanulı, Mirjakıp Dulatulı

Represya döneminde hayatını kaybeden yazar ve şairler arasında şu önemli isimler bulunmaktadır: Ahmet Baytursunulı (1872-1937), Mağcan Cumabayulı (1893-1938), Mirjakıp Dulatulı (1885-1935), Cusipbek Aymavıtulı (1889-1931), Saken Seyfullin (1894-1938), Beyimbet Maylin (1894-1938), İliyas Cansügirulı (1894-1938), Şekerim Kudayberdiulı (1858-1931). Ayrıca Alihan Bökeyhanulı (1866-1937), Aydarhan Turlıbayulı (1877-1937), Halel Ğabbasulı(1888-1931), Eldes Tiyesov (1892-1937), Teljan Şananov (1894-1938), Moldaniyaz Bekimulı (1882-1930’dan sonrası bilinmiyor), Seydezim Kadirbaev (1885-1938), Kenjin Aspandiyar (1887-1938), Erejep İtbayev (1885-1936), Janşa Dosmuhammedov (1886-1937), Halel Dosmuhammedov (1883-1939), Muhammedcan Tınışbaev (1879-1937), Sabit Dönentayev (1894-1933), Jakıp Akbayev (1876-1934), Turar Rıskulov (1894-1938) gibi devrin önemli isimleri de ya öldürüldü ya da tutuklandıktan sonra kendilerinden haber alınamadı.

Turar Rıskulov

Bizim burada verdiğimiz isimler sadece örnek olması açısından seçilmiş birkaç isim niteliğindedir. Yukarıda ismi yazılı olan yazar, şair ve aydınların idamı için gösterilen gerekçeler ise resmi kayıtlarda tutarsızlık içindedir. Kaldı ki gözaltında alınan ifadelerin işkence ve baskıyla alındığı bugün çok net bir şekilde bilinmektedir. Sovyet karşıtlığı yapmak, halk düşmanı olmak, Japon casusu olmak, Kazak gençliğini silahlı saldırı yapmaya yönlendirmek için şiirler ve yazılar yazmak, Kazak gençlerini beyaz muhafızlar birliğine toplamak, gizli örgütlere katılmak gibi suçlamalarla suçlanan ve ağır işkenceler altında ezilen bu aydınlar, suçlamaları kabul etmeseler de suçlu görülerek ölüm cezası almışlardır.

1937-1938 yılları arasındaki aydınlara dönük bu temizlik operasyonlarında toplam 118 bin aydın gözaltına alınıp tutuklanmış, bu kişilerden 27 bini kurşuna dizilmişti. Sadece bu rakamlar bile o gün için girişilen katliamın büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Kaldı ki, tutuklanan ve idam edilen, kurşuna dizilen, sürgüne gönderilenlerin tamamını Kazak aydınları, yazar ve şairlerinin oluşturması da Stalin’in ne yapmaya çalıştığı hakkında bize yeterli fikir vermektedir. Bunun yanında 1932-1933 yılında Stalin tarafından yaratılan suni açlıktan üç milyona yakın Kazak’ın hayatını kaybettiğini biliyoruz. Bu rakamın o zamanki Kazak nüfusunun %49’unu oluşturduğunu düşünürsek, neredeyse ülke nüfusunun yarısı bilinçli bir şekilde katledilmiştir diyebiliriz. İşte bu katliamın üzerine yapılan aydın tutuklamaları ve sürgünleri de 1937 yılında neler yapılmak istendiğinin bir başka göstergesidir kanaatimizce.

Turar Rıskılov, Muhammedcan Tınışbayev, Alihan Bökeyhanov gibi siyasi liderlerin yanında, dönemin ünlü edebiyatçılarının Sovyet rejimi ve Stalin tarafından öldürülmesi, bu aydınların yaptıkları çalışmalarla ilgiliydi. Özellikle yazar ve şairlerin eserleriyle ortaya koyduğu bilinç rejimi tedirgin etmişti.

Ahmet Baytursınov, Kazak milli alfabesinin hazırlanmasında önemli rol oynamış, kazakçanın korunması için Kazak çocuklarına anadilde eğitim verilmesini savunmuş, halkın dikkatini dil ve edebiyat meselelerine çekmeye çalışmıştı. Rejimin Kazak elini yağmalama faaliyetlerine karşı çıkmış, bu konuda sert eleştiriler de dile getirmiştir.

Mağcan Cumabayulı

Mağcan Cumabayulı şiirlerinde Türklük kavramı önemli bir yer tutuyordu. Mağcan, sömürgecilik ve Ruslaştırma politikalarına da karşı çıkmış, Türk halklarının köken birliğini, Turancılığı şiirleriyle dile getirmişti. “Türkistan” ve “Alıstağı Bağrıma – Uzaktaki Kardeşime” isimli şiirleri ayrı bir öneme sahiptir. Mağcan bu şiirinde, Anadolu’da bağımsızlık savaşı veren Türk halkına “Uzakta ağır azap çeken kardeşim” diyerek seslenmişti. Gerçek adam olabilmek için kişinin halkının işi ve halkının menfaati yolunda kendisini kurban etmesi gerektiğine inanıyordu.

Mırjakıp Dulatov, Alaşorda’nın ileri gelen liderlerindendi. Ekim devrimine karşı olan Dulatov, 1922 yılında haksız yere tutuklanır ve hapis yatar. 1928 yılında tekrar tutuklanır ve 1930 yılında da idam cezasına çarptırılır. Daha sonra bu ceza 10 yıl hapse çevrilir. Ancak ağır hapishane koşullarına fazla dayanamaz ve ağır bir hastalığın ardından hayatını kaybeder. Dulatov, yazdığı şiir ve romanlarla halka yol göstermeye çalışmış, bu çabaları sonunda da rejimin tepkisini üstüne çekmişti.

Cüsipbek Aymavıtov da, yazdığı piyeslerle halkı bilinçlendirmeye çalışmış, dönemin önemli ve sosyal meselelerini konu olarak işlemiş, sahne aracılığıyla bu konuları halkın gündemine taşımaya çalışmıştı. Şair, yazar, dram yazarı, mütercim, eleştirmen ve araştırmacı olarak birçok eser kaleme almıştı.

Saken Seyfullin

Saken Seyfullin, şiir, roman, deneme, hiciv, nesir ve tiyatro alanında eserler vermiş, halkının başından geçen olayları eserlerinde işlemeyi ihmal etmemiştir. “İnişli Çıkışlı Yol” isimli eseri bir romandan çok, yazıldığı devrin tarihi belgesi olma özelliğini de taşıyordu.

Beyimbet Maylin

Beyimbet Maylin, edebiyatın neredeyse bütün türlerinde elli beş eser vermiş, üretken bir yazar olarak dikkat çekmişti. Yaşadığı dönemde halkının sesi olmayı başaran Maylin, edebiyata şiirle başlamış, nesir, drama ve diğer türlerdeki eserlerini realist akımla kaleme almıştı. Yirmi beş tane piyes yazan yazar, ayrıca liberto ve senaryo da yazmıştır. Gazetecilik kimliğini de taşıyan Maylin, kolhoz ve tarihi devrim konusunu da eserlerine aktarmış,  hikâyelerinde de kolhoz, ekim devrimi, iç savaş, din, ateizm gibi konuları işlemişti.

Örneklerini verdiğimiz bu yazar ve şairler, sistem tarafından tehlikeli görülmüş, yaptıkları edebi çalışmalarla halkın şuurlandırılmasına katkı sağlayacakları şüphesi ile önce tutuklanmışlar, ardından da asılsız suçlamalarla kurşuna dizilmiş ya da idam edilerek öldürülmüşlerdi. Kazakistan’da 1920 sonrasında kendisini hissettiren sosyal ve siyasi hayat trajik bir boyuta taşınmış, Stalin’in politikaları Kazak halkının milli ve manevi hafızasını silmeye dönük olmuştu. Bu hafıza silme işleminin istenilen sonucu vermesi için de özellikle halka yön vermeye çalışan aydın kesim üzerine gidilmiş ve asılsız suçlamalarla yazar, şair ve edebiyatçılar ortadan kaldırılmak için geniş çaplı bir av hareketi başlatılmıştı. Öncelikle uzun yıllar Arap harflerini kullanan halkların alfabeleri 1920’de Latin harflerine, ardından da 1940 yılında Kiril alfabesine çevrildi. Böylece Kazak gençlerinin kendilerinden önceki kuşakla aralarındaki irtibat koparılmaya çalışılmış oldu. Bunun yanında harf değişimiyle birlikte daha önce asırlar boyunca oluşturulan edebiyat eserlerinden, tarihi vesikalardan, kitap ve gazetelerden de faydalanamaz duruma getirildiler.