Yazarlar

Son durak neden İstanbul?

Ortadoğu, dünyanın siyasi haritalarının en hızlı değiştiği veya değiştirilmeye çalışıldığı coğrafi bölgelerin en başında gelmekte.

Siyasal ayrılıkların/çekişmelerin/rekabetlerin tarihi son 150 yılı işaret etse de tam olarak bitmiş değil. Son 150 yılda yaşananlar ve yaşatılanlar ardında günümüzde hala devam eden pek çok siyasi ve insani krizler hala devam ettiriyor.

Ortadoğu’da siyasi haritalar gene değiştirilmeye çalışılırken ortaya çıkan aktörler ve onların sahadaki uzantıları üzerindeki tartışmalar günümüzde de hala sürmektedir. Bu tartışmaların yoğun bir biçimde ortasında bulunan en gizemli isimler yaşadığımız coğrafyada ve yakınında barınıyor.

Memleket tarihinde belki de görülmedik ölçüde yabancı ülke vatandaşı bu topraklarda barınıyor. Özellikle ülkemizin etrafındaki geniş siyasi didişme haritası düşünüldüğünde memlekette ölen yabancı uyruklu ülke vatandaşları dikkat çekiyor. Konu komplo teorilerine çok açık. Örneğin intihar etmek için neden Türkiye seçerler? Neden özellikle burada öldürülürler? Hayli kapsamlı bir tartışma ve araştırma konusu.

Ben bunlardan sıyrılıp genel bir fotoğrafı sizlere sunmaya çalışacağım. Bazı dosyaların soruşturması devam ettiği ya da yeni spekülasyonlara sebebiyet vermemek adına genel bilgi paylaşımı mahiyetinde bu konuları kaleme alacağım.

TUVALETE ASARAK KENDİSİNİ ÖLDÜRMÜŞTÜ

Irak’ın Erbil kentine gitmek üzere Atatürk Havalimanı’na gelen İngiliz gazeteci Jacquliene Anne Sutton, 2015 yılı 17 Ekim gecesi dış hatlar terminali gidiş katında Erbil uçağını kaçırdıktan kısa bir süre sonra kadınlar tuvaletinde ölü bulunmuştu. Yapılan ilk incelemede Sutton’un kendisini ayakkabı bağı ile tuvaletin askısına astığı tespit edilmiş, konu ile ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştı.

İngiltere’nin başkenti Londra’dan Irak’ın Erbil kentine gitmek için geldiği Atatürk Havalimanı’nın tuvaletinde ölü bulunan İngiliz gazeteci Jacqueline Anne Sutton ile ilgili yürütülen soruşturma, Adli Tıp Morg İhtisas Dairesi’nin olayın intihar olduğu yönündeki raporu üzerine takipsizlikle sonuçlandı.

Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucu verilen takipsizlik kararında, soruşturma kapsamında yapılan araştırmada incelenen kamera kayıtlarına ve olay yeri inceleme raporuna göre Sutton’un 2 saat havalimanında kaldığı, bu süre zarfında kimse ile irtibata geçmediği, alkol aldığı belirtildi.

Atatürk Havalimanı’nda, Dış Hatlar Geliş transit salonundaki tuvalet kapısının arkasında asılı vaziyette cesedi bulunan 50 yaşındaki Jackie Sutton.

Takipsizlik kararında Savaşta ve Barışta Muhabirlik Enstitüsü Irak Masası Başkanvekili Sutton’un Erbil’e gitmek için körüğün bulunduğu salona gittiği, burada yaklaşık 40 dakika beklediği, diğer yolcular uçağa bindiği halde uçağa binmediği, uçak kalktıktan yaklaşık 7-8 dakika daha burada beklediği, ardından da yolcu transfer masasına yönelerek uçağı kaçırdığını beyan ettiği, görevlinin de parasının yandığını kendisine söylediği, görevlinin ifadesine göre bu sırada Sutton’un gözlerinin yaşardığı bilgisine yer verildi.

Sutton’un Yolcu transfer masasından ayrılarak doğrudan tuvalete yöneldiği, tuvalete girdikten 7 dakika sonra 2 Rus yolcu tarafından fark edildiği, olayın görevlilere bildirilmesi üzerine doktorun geldiği, kapının arkasına kendisini astığı için görevlilerin kapıyı levye ile zorlayarak tuvalete girdiği, doktor tarafından yapılan ilk muayenesinde ölmüş olduğunun tespit edildiği bilgisine yer verildi.

 7 SANTİM YÜKSEKTE

Cesedin gönderildiği Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi tarafından hazırlanan raporun dosyaya konulduğu hatırlatılan takipsizlik kararında, Sutton’un ayakkabı bağcığı ile kendisini astığı, askının 1.76, Sutton’un boyunun ise 1.69 olduğu, askının boyundan 7 santim daha yüksekte bulunduğu, vücudunda farklı bir darp ve cebir izine rastlanmadığı, kanında da uyuşturucu madde bulunmadığı kaydedilmişti.Takipsizlik kararında, Adli Tıp Morg İhtisas Dairesi’nin ölümün intihar olduğu yönünde oybirliği ile rapor düzenlediği belirtildi.

Bir diğer vaka hayli ilginç, Marmaris’ten. Tarih: 29.08.2019

Marmaris’te çevre temizliği yapan belediye personeli, kayalar arasında poşete konulmuş halde küçük bir kutu buldu.

Kutunun içinden dişler, bir tutam saç ve çeşitli fotoğraflar çıktı. Kutu, polis ekiplerine teslim edildi.

Kutuyu açan ekipler, içinden çıkanlara şaşırdı. Kutunun içinden Türkiye’nin de yer aldığı çeşitli ülkelerde çekilmiş fotoğraflar, plastik eldiven içine sarılmış vaziyette 2’si azı 4 diş ve bir tutam saç teli bulundu.

Polis, yabancı uyruklu bir kişiye ait olduğu düşünülen kutunun sahibini araştırmaya başladı. Kutunun içinden çıkan vesikalık bir fotoğraf elçiliklere bilgi için gönderildi ve kutunun kayıp olabileceği düşüncesiyle bilgi verdi.

Eylül 2019, Zeytinburnu/İstanbul

İstanbul Zeytinburnu sahilinde elleri ve kolları bağlı şekilde parktaki direğe asılı halde yabancı uyruklu birinin cesedi bulunmuştu.

İstanbul Zeytinburnu sahilinde elleri ve kolları bağlı şekilde parktaki direğe asılı halde bulunan ölü şahıs, polis ekiplerini harekete geçirdi. Olay, sabah saat 06.30 sıralarında Zeytinburnu sahilinde meydana geldi.

Elleri ve kolları bağlı şekilde parktaki direğe asılı halde bulunan ölü şahsı gören vatandaş durumu polise bildirdi.

Olay yerine gelen polis ekipleri çevreyi emniyet şeridi içine aldı. Bölgeye olay yeri inceleme ekipleri sevk edilirken, yapılan ilk incelemede şahsın yabancı uyruklu olduğu tespit edildi. Elleri ve kolları bağlı olan ceset, yapılan ilk incelemenin ardından adli tıp kurumu morguna kaldırıldı.

2019 yılı Kasım ayı:
İstanbul’da ‘esrarengiz’ olaylar devam ediyor.

Diplomatik plakalı cinayet Fatih’te Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşı Uygur Türk’ü Saimait Aierken cinayeti ile ilgili 3 şüpheli Suriye’ye kaçarken yakalandı. Kurban Aierken’in Kırgızistan’a ait “CC” kodlu, konsolosluk plakalı araç kullanması ve isminin “Kırgızistan’da 700 milyon doların yurt dışına kaçırılmasıyla ilgili yürütülen davada” geçmesi soruşturmanın seyrini değiştirdi.

İstanbul polisi, İngiliz ajanı James Gustaf Edward Le Mesurier dosyasının ardından bu cinayeti de aydınlatmak için uğraşıyor.

EVANJELİKLER DİYARBAKIR’DA MI?

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde Güney Koreli bir kişi, uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Olay, bu ay(Kasım) geç saatlerde merkez Bağlar ilçesi Mevlana Halit Mahallesi’nde meydana geldi.

41 yaşındaki Güney Kore vatandaşı Jınwook Kım, sokakta yürüdüğü sırada kimliği belirsiz bir şahsın bıçaklı saldırısına uğradı. Sol göğüs kısmına 2 ve sırt kısmına 1 bıçak darbesi alan Jınwook Kım, yere yığılırken saldırgan kaçarak bölgeden uzaklaştı.

Çevredeki vatandaşların haber vermesi üzerine olay yerine 112 acil sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

Ağır yaralanan Güney Kore vatandaşı Jınwook Kım, sağlık ekipleri tarafından yapılan ilk müdahalenin ardından ambulansla Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi acil servisine kaldırıldı. Jınwook Kim, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Jınwook Kım’in, eşi ile birlikte 4 ay önce Şanlıurfa’dan Diyarbakır’a geldiği öğrenilirken, saldırganın kimlik tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışmaların ise sürdüğü söylendi.

James Le Mesurier meselesi

Suriye’de acil yardım çalışmaları yürüten ancak sahada El Kaide üyelerini çalıştırmakla suçlanıp Suriye’de Esad rejimine karşı siyasi propaganda yapmakla da eleştirilen Beyaz Baretliler grubunun fikir babalarından Mayday Rescue Vakfı’nı kuran İngiliz vatandaşı James Le Mesurier, yaşadığı İstanbul’da öldü.

İngiliz vatandaşı Le Mesurier, İngiliz ordusunun eski bir askeri istihbarat görevlisiydi.

2014 yılında, amacını ‘çatışma ve doğal afet bölgelerinde acil yardım müdahalesi’ olarak tanımlayan Mayday Rescue Vakfı’nı kurdu. O dönemde Şanlıurfa ve Gaziantep’te sık rastlanan simalardandı.Bölgede o dönem herkes gelen yabancılara karşı mesafeli idi. Çünkü gelen yabancı kişilerden bazıları PKK’ya katılmak üzere Suriye’ye geçmeye çalışıyordu.

Vakıf, Lübnan ve Mogadişu’da bazı projeler geliştirmekle birlikte asıl olarak Suriye’yle ilgili çatışma alanında faaliyet yürüttü.

Vakfın Suriye projeleri için 2015’te İstanbul’da bir ofis kurdu. Le Mesurier, Mayday Rescue Vakfı’nın başkanlığını yürütmeye devam ediyordu.

Mayday Rescue’nün sitesinde vakfa maddi destekte bulunan ülke ve kurumlar şöyle sıralanıyor: Birleşmiş Milletler, Danimarka, Almanya, Hollanda, İngiltere, ABD ve Kanada hükümetleri, Katar Kalkınma Fonu ve birçok hayırsever.

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth 2016 yılında, “Suriye’deki sivil savunma ve sivillerin korunmasıyla ilgili yaptığı hizmetlerden ötürü” Le Mesurier’ye şövalyelik unvanı verdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Le Mesurier’nin eski bir MI6 (İngiliz Gizli İstihbarat Servisi-SIS) ajanı olduğunu, yıllarca Balkanlar ve Orta Doğu’da görev yaptığını iddia etti. Zaharova, Le Mesurier’nin Kosova’da görev yaptığı dönemde “terör örgütleriyle” bağlantısının olduğunun bildirildiğini de öne sürdü.

Mayday Rescue Vakfı’nın sitesinde en büyük program olarak Suriye’deki Beyaz Baretliler grubunun desteklenmesi gösteriliyor. Beyaz Baretliler’in internet sitesinde, Suriye’nin yerelinde sivil, acil yardım gruplarının 2013’te oluşmaya başladığı, 2014’te bunların çeşitli meslek gruplarında kişilerin katılımıyla bir araya gelerek Beyaz Baretliler’i kurduğu ve grubun seçilen bir yönetimi olduğu belirtiliyor.

Grup, birçok Batı ülkesinde insani yardım yönüyle öne çıktı.

Türkiye’deki Beyaz Baretliler gönüllülerine Arama Kurtarma Derneği de (AKUT) eğitim desteği verdi.

2016’da BBC Türkçe’ye konuşan Beyaz Baretliler yetkilileri, “belki de öleceklerini bile bile insanların yardımına koştuklarını” söylemişti.

Grup, 2016’da alternatif Nobel ödülü olarak görülen Right Livelihood ödülü alan kurumlar arasında yer aldı. Grubun çalışmalarını anlatan Netflix yapımı ‘Beyaz Baretliler’ belgeseli 2017 yılında en iyi kısa belgesel film ödülünü kazandı.

Beyaz Baretliler’in Halep kentindeki çalışmalarını anlatan ‘Last Men in Aleppo’ (Halep’teki Son Adamlar) ise aynı yıl Sundance Film Festivali’nde belgesel dalında Büyük Jüri Ödülü’ne layık görüldü.

Bununla birlikte gruba çok ciddi eleştiriler de yöneltiliyor. Grubu eleştirenlerin başında Suriye’deki Esad rejimi ve taraftarları ve onun Rusya gibi müttefikleri geliyor.

Bu eleştirilerin temelinde grubun ‘insani yardım kılıfını kullanarak Suriye yönetimi karşıtı propaganda yaptığı’ tezi yer aldı.

Grubu eleştirenler Beyaz Baretlilerin ‘El Kaide bağlantılı grup üyeleri dâhil birçok insana bünyesinde yer açtığını, sahada onlarla işbirliği içinde hareket ettiğini’ öne sürdü.

Grubun bazı videolarının ‘gerçek değil mizansen olduğu’ da iddialar arasında. Bu videoların sivillere verilen sivil savunma ve ilk yardım eğitimleri sırasında çekildiğini de belirtmem gerekiyor. Esad rejimi taraftarları ise bunu karşı propaganda olarak kullandığını da delilleriyle tespit etmiştim.

ÜMRAN BEBEK GÖRÜNTÜSÜ ÇOK TARTIŞILMIŞTI

2017 yılında Halep’teki bir saldırıdan sonra çekildiği belirtilen, beş yaşındaki Ümran adlı çocuğu ambulansta gösteren ve ‘kurgu’ eleştirileri alan video, Beyaz Baretliler’in bu konuda en fazla tartışılan görüntülerinden oldu.

ESAD REJİMİNİN KİMYASAL SİLAH KULLANIMINI TEYİTLİ BİLGİ OLARAK YAYMIŞLARDI

Ayrıca yine Beyaz Baretliler, Suriye’de Esad rejiminin ‘kimyasal silah saldırısı düzenlediği’ iddialarını paylaşmışlardı. Neticede bunlarda doğrulanıp ileride Esad ve destekçilerinin yargılanacağı Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesindeki hazırlık dosyasına eklendi.

James Gustaf Edward Le Mesurier meselesini Suriye’ye sorduğumda kimse Türkiye’deki gibi komplo teorileri ile bezenmiş cümleler kurmadı. Neticede bir savaş bölgesi ve herkes kimin kim olduğunu detaylarıyla biliyor. Şahıs hakkında olumsuz ya da kötü bir cümle kurulmadığı gibi en ilginç cümle vaktiyle Cerablus’ta bulunmuş bir savaşçıdan geldi: Zamanında işlemiş olduğu günahları varsa bunları Allah huzurunda affettirmek için yardım vs. işine girişti. Neticede yaklaşık 9 yıllık savaşta kim ajan kim istihbaratçı tespit edilebiliyor:

“Suriyeli muhaliflerinde bir istihbarat yapısı unutulmamalı Mata(Mete) Yardım gönderilecek alanlar azaldı. Türkiye’nin harekatları sonrası pekte yardım gerekmiyor aslında. Bu yüzden savaş bölgesinden Türkiye’ye gitti. Borcu muhtemelen vardır zira yardım görevlileri, bunları taşıyan insanlara da para ödeniyor. Mali bir borç ve geçmişindeki günahların/stresin getirdiği bir bunlarım olduğu kanaatindeyiz.” dediler.

Burada şunu da not ederek ilk bölümü tamamlayayım:

New York Times gazetesine James Gustaf Edward Le Mesurier için bir yazı kaleme alan İtalyan yazar Janine di Giovanni, geçmişteki ilginç bir konuşmalarını anlattı.

2016 yılında Türkiye’de Beyaz Baretliler’in eğitim aldığı bölgeye Le Mesurier ile birlikte seyahat ettiğini söyleyen Giovanni, eğitimler için “Neden bu bölgeyi tercih ediyorsunuz” diye sorduğunda, eski İngiliz askerinin “Bizi ölü olarak görmek isteyen kaç kişi olduğunu biliyor musun” cevabını verdiğini yazdı.

Giovanni, makalesinde “Le Mesurier, ilgisini Suriye’ye yöneltmeden önce Irak ve Kosova’da da çalıştı. Kendisini savaşın yıktığı toplumlara kimsenin onları kurtarmaya gelmediği durumlarda, kendi başlarının çaresine bakmalarını öğretmeye adamıştı.

Le Mesurier’in Beyaz Baretliler konsepti, sivilleri eğiterek komşularına bakmalarına, enkaz altındakileri çıkararak onları hayata döndürmeye, hayatlarını idame ettirmeye dayanıyor.

Bir keresinde ‘Eğer enkazın altına gömülürsen, seni birilerinin aradığını biliyorsun. Senin için birisi geliyor. Toplumu güçlendirmek böyle işliyor’ demişti” ifadesini kullandı.

Yazara göre, Le Mesurier Suriye’deki Beyaz Baretliler deneyimini dünyadaki diğer çatışma alanlarına da taşımayı hedefliyordu.

Giovanni, Le Mesurier’in Rusya’nın Suriye’deki hava saldırılarını arttırdığı 2016 ve 2017’de Rusya merkezli sosyal medya hesaplarının kendisine yönelik karalama kampanyasından çok rahatsız olduğunu yazdı. İtalyan yazar, One Syria Campaing isimli kuruluşun bir çalışmasına göre, Rus sosyal medya ekiplerinin iki yıllık dönemde Beyaz Baretlilere karşı sosyal medya iletileriyle 56 milyonluk bir kitleye ulaştığını hatırlattı.

Bu sosyal medya kampanyalarında İngiliz ordusu geçmişini hedef alan kişisel saldırıların da bulunduğunu yazan Janine di Giovanni, bir keresinde eşi Emma Winberg hakkındaki bir mesajın Le Mesurier’i çok öfkelendirdiğini ifade etti.

Le Mesurier, en azından Suriye sahasında geçmişiyle hesaplaşan ve günahlarından arınmaya çalışan bir profil olarak karşımızda duruyor. Suriye meselesinde örneğin.

İRANLI MUHALİFLERİN İSTANBUL’DA SIR ÖLÜMLERİ:  ÖLDÜRÜLEN GEM TV’NİN SAHİBİ SAEED KARİMİAN

2017 yılında İstanbul Maslak’ta İran kökenli İngiliz vatandaşı 45 yaşındaki Saeed Karimian ile Kuveytli ortağı Muhammed El Muhtari’nin içinde bulunduğu aracın önünü ciple kesen çarşaflı saldırganlar yaylım ateşi açtıktan sonra kayıplara karışmıştı.
İslami değerlere aykırı programlar göstermek ve Batı kültürünü yaymak gerekçesiyle eleştirilen Karimian, İran’da gıyaben yargılanıp ‘ulusal güvenliğe aykırı eylem’ ve ‘devlete karşı propaganda’ suçlamasıyla 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

İngiliz haber kanalı BBC’nin internet sitesine konuşan Karimian’ın bir aile yakını, “Saeed Karimian son üç aydır rejim tarafından tehdit ediliyordu ve bunun sonucunda İstanbul’u terk etmeyi ve Londra’ya dönmeyi planlamıştı” şeklinde konuşmuştu.

SON DURAK İSTANBUL: MESUT MEVLEVİ

Şişli’de arkadaşıyla yürürken arkasından yaklaşan kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülen Mesut Mevlevi’nin, 15 Kasım gecesi saat 21.45 sıralarında arkadaşıyla birlikte Şişli Esentepe Mahallesi Ecza Sokak’ta yürüdüğü sırada arkadan yaklaşan kimliği belirsiz kişinin saldırısına uğradı.

Görgü tanıklarına göre şapkalı saldırgan tabanca ile 11 el ateş ederek Mevlevi’yi vurdu ve kayıplara karıştı.

Saldırıda ağır yaralanan Mevlevi yapılan tüm müdahalelerin ardından hayatını kaybetti.

Olay yerine gelen inceleme ekipleri çevrede geniş çaplı çalışma başlattı.

Yapılan çalışmada kovanları numaralandıran ekipler, olay yerinde 11 adet kovan tespit etti.

Mesut Mevlevi kimdi?

İran’ın İsfahan şehrinde doğan Mesut Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalı üzerinden İranlı yetkililere dair ifşa ettiği belgelerle gündeme gelmişti.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mevlevi, bazı kaynaklara göre istihbarat teşkilatında çalışmaya devam ediyordu.

Ölümünün ardından sosyal medya hesapları kapatılan Mevlevi’nin, Instagram sayfasında eski İran cumhurbaşkanları Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad ile çekildiği fotoğraflar yer alıyor.

Mevlevi’nin sosyal medya hesaplarında İran’daki muhtelif askeri tesislerde çekilmiş fotoğraflar da bulunuyor.

Arizona Üniversitesi’nde yapay zeka üzerine doktora eğitimi alan Mesut Mevlevi, “yapay zeka biliminin babası” unvanıyla İran Radyo ve Televizyonu’na bağlı kanallara birçok kez konuk olmuştu.

“Kara Kutu” Telegram kanalı
Mesut Mevlevi’nin ismi Mart 2018’de “İran halkının etkin sesi” sloganıyla faaliyete başlayan “Kara Kutu” isimli Telegram kanalıyla gündem oldu.

Mevlevi, söz konusu Telegram kanalını “Yolsuzlukları, cinayetleri ve İslam Cumhuriyeti’nin perde arkasındaki hadiselerini ortaya çıkaran medya” olarak tanıtmıştı.

“Kara Kutu” isimli Telegram kanalında yaklaşık 20 ay boyunca İran Yargı Erki, İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları İstihbarat Birimi’ne ilişkin belge, bilgi ve ses kayıtları paylaştı.

Mevlevi Telegram kanalında, İran devrim lideri Ali Hamaney’in Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golpayegani’nin Laricani Kardeşler ile birlikte karıştığını iddia ettiği yolsuzluk belgelerini yayınlamıştı.

Kara Kutu’da İran İstihbarat Bakanlığı’nın casusluk karşıtı biriminin toplantı salonunun gizli çekim görüntüleri yayınlanmıştı.

Kara Kutu’nun Youtube kanalında yayınlanan belgeselde ise İran Devrim Muhafızları Ordusu’nda gerçekleştiği iddia edilen yolsuzluklara dair belgeler paylaşılmıştı.

Yeni belgeler mi ifşa edilecekti?

Suikasttan iki gün önce gerçekleşen mesajlaşma kayıtlarına göre, Mesut Mevlevi İranlı yetkililere ilişkin önemli belgeleri ifşa edeceğinin haberini veriyor.

Mesut Mevlevi, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Devrim Muhafızları Ordusu’nu kastederek “Yozlaşmış mafya komutanlarının kökünü kazıyacağım, dua edin ben bu işi yapmadan onlar beni öldürmesin” ifadelerini kullanmıştı.

NATO DOKTORUNUN SON DURAĞI

İzmir’in Konak ilçesinde, yıllarca NATO’da doktor olarak görev yapıp emekli olduğu öğrenilen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşı James Edward Steidel (59), 14 yıldır birlikte yaşadığı köpeğinin 2 gün boyunca havlaması üzerine yaşadığı evde ölü bulundu. Stediel’in cansız bedeni, ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

NATO’da doktor olarak görev yapan ve bir süre önce emekli olduktan sonra İzmir’de kalma kararı alan 2 çocuk babası ABD vatandaşı James Edward Steidel, Konak Güzelyalı Mahallesi’ndeki evinde ‘Gaya’ isimli köpeği ile yaşamını sürdürüyordu.

İki gün boyunca köpeğin sürekli havlaması sonucu, apartman sakinleri Steidel’e ulaşmak istedi ancak Steidel kapıyı açmaması üzerine, komşuları durumu Steidel’in arkadaşlarına haber verdi.

Durumdan şüphelenerek eve gelen arkadaşları, Steidel’in telefonlara cevap vermemesi ve kapıyı açmaması üzerine polise ihbarda bulundu. Olay yerine gelen polis ekipleri, çilingir yardımı ile eve giriş yaptı.
Evde yapılan incelemelerde, Steidel’in evin salon kısmında hareketsiz şekilde yerde yattığı görülürken, köpeği Gaya’nın ise cesedin başından ayrılmadığı dikkat çekti. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolünde ise, Steidel’in hayatını kaybettiği belirlendi.

Olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, Cumhuriyet Savcısı, Steidel’in evinde incelemelerde bulundu. DHA’nın haberine göre; Steidel’in cansız bedeni, savcının incelemesinin ardından detaylı otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Steidel’in kesin ölüm nedeni, yapılacak olan otopsinin ardından belirlenecek.

Öte yandan, Steidel’in 14 yıldır birlikte yaşadığı öğrenilen Gaya isimli köpeği ise belediye ekiplerine teslim edildi. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.

Etiket /