Yazarlar

Simgesel Gazetecinin Kanı, İsimsiz Filistinlilerden Daha mı Kırmızı?

Metnin Orjinali: Is Blood of Iconic Journalist Redder Than Blood of Anonymous Palestinians?

Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesine dair ortaya çıkan görece dehşet haklı haklı ve gereklidir. Aynı zamanda geç kalmış ve tepeden bakıcıdır. Dehşete kapıldınız öyle mi? Her ne kadar cesur ve tecrübeli olsa da -ki öyleydi- ünlü bir gazetecinin kanı, aynı Cenin bölgesinde, bir ay önce İsrail askerlerinin ateşiyle, kadınlarla dolu bir taksiyle eve giderken öldürülen isimsiz bir lise öğrencisinin kanından daha kırmızı değildir.

Hanan Khadour tam olarak böyle öldürüldü. Akabinde ordu sözcüsü de ateş açanların kimliği hakkında şüphe oluşturmaya çalıştı: “Konu inceleniyor.” Bir ay geçti ve bu “inceleme” hiçbir sonuç vermedi, asla vermeyecek de. Şüphe ekildi ve İsrail’in inkar ve baskı platosunda filizlendi. Burada hiç kimse 19 yaşındaki Filistinli bir kızın kaderini umursamıyor ve ülkenin karanlık vicdanı bir kez daha susturuldu. Ordu mensupları tarafından işlenen, sorumluluğu üstlenilen herhangi bir suç var mı? Tek bir tane bile?

Ebu Akile ise farklı bir hikaye gibi duruyor: Dünyaca ünlü bir gazeteci. Halbuki geçtiğimiz Pazar günü daha yerel bir gazeteci olan Basel el-Adra, Güney Hebron Tepelerinde İsrail askerleri tarafından saldırıya uğradı ve kimse umursamadı. Birkaç gün önce, geçen Mayıs ayında Gazze Savaşı sırasında gazetecilere saldıran iki İsrailli 22 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ebu Akile’nin gerçekten bu askerler tarafından öldürüldüğü ortaya çıkarsa onlara ne ceza verilecek? Geçen yıl yaşanan çatışmalarda Gazze’deki Associated Press bürolarının alçakça bombalanması emrini veren ve bunu yürütenlere ne ceza verildi? Bu suçun bedelini ödeyen oldu mu? Peki ya 2014’te Gazze Savaşı sırasında öldürülen 13 gazeteciye ne demeli? Yahut 21 yaşındaki Razan el Neccar’ın da aralarında bulunduğu, Gazze sınırındaki gösteriler sırasında, beyaz üniforması üzerindeyken askerler tarafından vurularak öldürülen sağlık personeli için? Kimse bir ceza almadı. Bu tür şeyler, her zaman, orduya ve askerlerine tapmak için otomatik bir dokunulmazlık zırhı ve körü körüne bir meşruiyet bulutuyla kaplanacaktır.

Ebu Akile’yi öldüren İsrailli mermisi açık delil olarak bulunsa, hatta nişancının yüzünü gösteren görüntüler ortaya çıksa bile o kişiler İsrailliler tarafından bir kahraman muamelesi görecek. Masum Filistinlilerin İsrail askerleri tarafından öldürülmesi hakkında bir şeyler söylenecekse, maktullerin ancak Ebu Akile gibi tanınmış ve ABD pasaportlu olması lazım. En azından o zaman ABD Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarından birinin müttefiklerinden birinin askerleri tarafından anlamsız bir şekilde öldürülmesi konusunda biraz, ama çok fazla da değil, hoşnutsuzca bir şeyler söyler.

Bu yazının yazıldığı sırada Ebu Akile’yi kimin öldürdüğü hala belli değildi. Bu şüphe ekme olayı, İsrail’in propaganda başarısıdır. Her ne kadar dünya onlara inanmasa ve bu genellikle doğru çıksa da İsrailliler, vakalara ve gerçekleri kavrama konusunda hızlı oldukları algısı uyandırmaya çalışıyor. Filistinli çocuk Muhammed el Dura 2000 yılında öldürüldüğünde, İsrail propagandası yine katillerinin kimliğini bulanıklaştırmaya çalışmıştı. İddiaları hiçbir zaman kanıtlamadı ve kimse bunu yemedi. Geçmiş tecrübeler gösteriyor ki genç kadını takside öldüren askerler bir gazeteciyi öldürebilecek askerlerle aynı askerler. İşte bu aynı ruh, canları istediği gibi ateş etmelerine izin veriyor. Böylece Hanan’ın öldürülmesi için cezalandırılmayanlar Şirin ile devam ediyor.

Nitekim cürüm, ateş açmalardan çok önce başlıyor. Bu suç, Batı Şeria’daki her kasabanın, mülteci kampının, köyün ve yatak odasının her gece, gerektiğinde ama çoğunlukla gerekmediğinde basılmasıyla başlıyor. Askeri muhabirler her zaman bunların, hangi şüphelilerin, neye binaen tutuklandıklarını belirtmeksizin “şüphelileri tutuklamak” uğruna yapıldığını söylüyor. Tabii bu saldırılara karşı direniş olduğunda bu her zaman “düzenin ihlali “olarak görülüyor. Bu öyle bir düzen ki Filistinliler hiçbir şey yapamaz, hiçbir direniş gösteremez ama ordu ne isterse onu yapabilir.

Ebu Akile, işini yaparken bir kahraman olarak öldü. O, bütün İsrailli gazetecilerden daha cesur bir gazeteciydi. Cenin’e ve daha önce o gazetecilerin hiç ziyaret etmedikleri pek çok işgal altındaki yere gitmişti. Şimdi saygı ve yas içinde başlarını eğmeye mecburlar. Öte yandan, ordunun ve hükümetin, kendi katillerinin kimliğiyle ilgili yaptığı propagandayı da yaymaktan vazgeçmeliydiler. Aksi kanıtlanana kadar, şeksiz şüphesiz, varsayılan kanı şu olmalıdır: İsrail ordusu, Şirin Ebu Akile’yi öldürdü.

Çeviri: Oğuzhan Dursun