Yazarlar

Rakka Düştü Kel Göründü

13 Ocak 2014’te kendine Irak Şam İslam Devleti adını veren DEAŞ’ın mutlak kontrolüne giren Suriye’nin Rakka kentinde 2017 sonunda yaşananlar, iç savaşın gidişatı ve ABD’nin buradaki operasyonları açısından bir kırılma oldu.

17 Ekim’de ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Rakka’yı ele geçirdikten sonra yaptıkları Öcalan posterli kutlama, ardından 13 Kasım’da İngiliz yayın kuruluşu BBC’de çıkan “Rakka’nın Kirli Sırları” (http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41978069) haberi ABD’nin Suriye ve DEAŞ politikasının “meşru” zeminini yok etti. ABD’nin zaten sallantıda olan tezlerini hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde çökertti.

 

ABD’nin terörle dansı

ABD Suriye’deki askeri varlığını ve müdahalesini “DEAŞ’la mücadele” temeline oturturken sahada ABD’nin kendisinin de terör örgütü kabul ettiği PKK’nın Suriye kolu PYD ile çalışmayı yöntem olarak benimsedi. ABD’nin tezi PYD ile PKK’nın ayrı örgütler oldukları, bunun silahlı kanadı YPG’nin terörle mücadelede güvenebilecekleri bir yapı olduğu idi.

Buradan hareketle ABD Suriye’de askeri üsler kurdu, terör örgütüne tırlar dolusu silah vermekle yetinmeyerek medyaya servis ettiği haber ve bakış açısıyla bunları Amerikan ve Batı kamuoyu nezdinde meşru zemine çekmeye çalıştı. 2014’te Kobani kentini arkasına bile bakmadan kaçarak DEAŞ’a bırakan bu grubu, (küresel pazara soktuğu literatürle) “radikal dinci örgütü”, binlerce sorti ile havadan yok ederek kentten çıkardıktan sonra zafer kazanmış bir eda ile Kobani’ye sokarak destekledi. Kobani’de sahte bir zafer hikayesi yazdı.

Oysa ki Rakka operasyonunu yapan silahlı güç, Kobani’den sonra, uzun çabalarla kuruldu. 18 yaşını doldurmadığı her halinden belli yüzlerce Kürt çocuğu zorla silah altına alınarak tarihin gördüğü en kanlı terör örgütünün önüne atıldı.

https://twitter.com/CENTCOM/status/836574056468082688

Bu ilişkiler kurulurken Amerikan yönetimi bütün uluslararası medyada PYD/YPG’yi “DEAŞ’la mücadelede en etkili silahlı yerel grup” olarak pazarladı. Marie Claire dergisinde bile kadınlar üzerinden bir halkla ilişkiler kampanyası yürüttü.

 

 

 

 

 

 

 

 

Amerikan liberal değerleri üzerinden aslında Türkiye’de yüzlerce masum sivili katleden, dağda silah altına aldığı insanları ölüme gönderen, yöneticilerinin her türlü ihtiyaçları için meta olarak kullanan, yargısız infazlar düzenleyen bir terör örgütünün mensupları demokratik değerlere bağlı “çiçek çocukları” olarak anlatıldı.

Terörü perdelemenin ince ve kaba stratejileri

ABD, terör örgütüyle ilişkilerini perdelemek için türlü yollara başvurdu. New York Times, Wall Street Journal gibi gazeteler Suriye-Türkiye ile ilgili pek çok makalesinde SDG’den bahsederken PKK/PYD’ye hiç atıf yapmadı. Suriye Kürtlerinden, Suriye Demokratik Güçleri’nden bahsederek ABD yönetiminin PKK-PYD ile işbirliği yaptığını perdelemeye çalıştı. Oysa ki bu tür haber yazımlarında arka plandan bahsedilirken böylesine önemli bir ayrıntının atlanması, bu düzeyde bir gazetecilikte yapılacak iş değildi. Bilerek bu önemli bilgi es geçildi, Amerikan kamuoyunun dikkatinden kaçırıldı.

Amerika’nın DEAŞ’la mücadele Özel Temsilcisi Brett Mcgurk Türkiye’nin bütün itiraz, uyarı ve kınamalarına rağmen terör örgütü üyeleriyle birlikte poz vermekten, plaket alışverişi yapmaktan ve ölen mensuplarının ardından taziye mesajları vermekten kaçınmadı.  (https://twitter.com/search?q=mcgurk%20amjad&src=typd)

 

Biz söyledik, isimlerini değiştirdiler

Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel bölge ziyaretlerinde PKK-PYD’ye destek olarak cesaretlendirdi. Türkiye’nin Münbiç operasyonunun önünü keserken, terör örgütünün ağır silahlar ve zırhlılar edinmesinin yolunu açın isim oldu.

http://www.yenisafak.com/dunya/akdenize-ineceksiniz-2536593

Votel’in bu tavrı Amerikan Senatosu’ndaki tartışmalarda Lindsay Graham, John McCain gibi önemli Cumhuriyetçiler tarafından eleştirildi. Amerikan Savunma Bakanları, Genelkurmay Başkanları Senato ifadelerinde zor anlar yaşadı. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond  Thomas’ın Temmuz 2017’deki açıklaması ise tüm bunların adeta bir itirafı oldu. Thomas, “Onlar kendilerine resmi olarak YPG diyorlardı ki Türkler, bunun PKK  ile aynı olduğunu söylüyor ve ‘Benim terörist bir düşmanımla muhatap oluyorsunuz,  bunu müttefik olarak nasıl yapabilirsiniz?’ diyordu. Biz de bunun üzerine onlara  isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik. Mesela, YPG dışında kendinizi  nasıl adlandırmak istersiniz? Bir gün sonra adlarının ‘Suriye Demokratik Güçleri’  olduğunu ilan ettiler” diyerek PKK-PYD-SDG organik bağını açıkça dile getiriyordu.

http://www.milliyet.com.tr/abd-istedi-ypg-isim-degistirdi-dunya-2488906/

 

Türkiye’de patlayan bombalar, ABD’den giden silahlar

ABD’nin Suriye ve PKK/PYD politikası başından itibaren Türkiye’nin tepkisine, itirazlarına neden oldu. Türk-Amerikan ilişkileri tarihin en kötü noktasına geriledi. 2016 yılında Türkiye’nin kentleri terör örgütleri tarafından bombalanırken sözde en yakın müttefikinin bunlara silah, cephane, mühimmat ve siyasi destek vermesi, kalkan olması Ankara’da büyük rahatsızlığa yol açtı. Olayları yakından izleyen Türk kamuoyunda Amerikan karşıtlığı en üst seviyeye çıktı.

Aslında Türkiye, Rakka operasyonu yapılacaksa bunu ABD ile Türkiye’nin, NATO’nun meşru bir zeminde gerçekleştirebileceğini ifade etmişti. Bir bölgesel koalisyon üzerinden bu operasyon yapılabilir, sonucunda muhalifler rejime karşı müzakerede daha fazla söz sahibi olabilirdi. Rusya ve İran bu şekilde dengelenebilirdi. Ama ABD bunun yerine terör örgütü ile çalışmayı tercih etti.

 

Yabancı özel kuvvet askerleri ve “gönüllülerle” Rakka operasyonu

Türkiye’nin Fırat kalkanı Harekatı’nı başlatmasından kısa bir süre sonra ABD PYD operasyonunu başlattı. Örgüte silah, uzman desteği hareketlendi. Teröre destek harekatının karargahı Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ydı. General Votel temaslarına başladı. Brett McGurk görüşmelere başladı. 6 Kasım 2016’da Rakka Harekatı’nın ilk safhası başladı. Operasyon sırasında Arap-Türkmen köylerine yönelik saldırı ve insan haklarına aykırı uygulamalar ört bas edildi. Rakka’ya doğru köyler tek tek ele geçirilirken PYD’nin alan kazanacağını fark eden Rusya ve Suriye rejimi de ülkenin orta kesiminden gaza basarak Rakka’nın güneyine doğru hamle yaptı.

10 Aralık’ta operasyonun ikinci safhası başladı ve Rakka’nın tam kuşatılmasına geçildi. Tabka Barajı ve buradaki askeri üsler ele geçirildi. Operasyonlara çok sayıda Batılı, yabancı özel kuvvet mensubu ve “gönüllüler” katıldı. https://www.youtube.com/watch?v=qoqds4LV9RI

Aylar süren kuşatma ve harekatın 6 Haziran 2017’de başlayan son aşamasında kent yerle bir edildi. Her ne kadar operasyon sonunda Batı basınında “DEAŞ kentten çıkarıldıktan sonra örgütün yol açtığı yıkım da gözler önüne serildi” diye haberler yapılsa da yıkımın asıl sebebinin ABD’nin amansız bombardımanı olduğu bilinen bir gerçek. Binlerce sivil hayatını kaybederken, Rakka kenti adeta insansızlaştırıldı.  Kentin Sünni Arap yapısı kırılırken bu bombardımanın arkasında demografik bir dizayn hazırlıklarının olduğu da anlaşılıyor.

Her ne kadar ABD bazı Arap aşiretlerini PYD-YPG eklemleyerek bunun bir çok etnik gruplu bir yapılanma olduğu tezini işlemeye çalışsa da sahada yaşananlar bu savı boşa çıkardı. YPG’nin Sünni Araplara saldırıları, kenti yağmalamaları, DEAŞ’la ilişkili oldukları gerekçesiyle kentte kalanların mallarına el koyması, infazlar yapması Arapları kızdırdı. Örgüt mensuplarının infaz edilmesi bunun açık göstergesi.

 

Mızrak çuvala sığmadı

Ama hepsinden önemlisi 17 Ekim’de Rakka’nın DEAŞ’tan tamamen temizlendiği açıklaması oldu. Bu açıklama ile birlikte Rakka kentinin merkezinden gelen kutlama fotoğrafları ABD’nin –aslında kimsenin pek de inanmadığı- “SDG PKK’dan farklıdır” tezini yerle yeksan etti. Pentagon olaydan sonra renk vermemeye çalışarak SDG’ye destek olduklarını, PKK ile ilgilerinin olmadığını öne sürdü.

Rakka’da açılan PKK-YPG-PYD sembolleri, Öcalan afişleri malumun ilanıydı aslında. ABD Suriye’nin kuzeyini PKK’ya peşkeş çekerken, açıkça terör örgütüne destek veriyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “mızrak çuvala sığmıyor” özlü sözüyle açıkladığı bu durum sadece Türk-Amerikan ilişkilerini daha da zor bir noktaya taşımıyor, Washington’un bu politikasının sürdürülebilirliğini de güçleştiriyor.

Ama asıl darbe koalisyonun içinden geldi. İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin “Rakka’daki kirli sırlar” başlıklı haberi, Rus haber sitelerinde uzun süredir yayınlanan ABD’nin DEAŞ’la dirsek temasında olduğu iddialarının Amerikan karşıtı bir dezenformasyonla sınırlı olmadığını ortaya koydu. https://tr.sputniknews.com/abd/201711071030913758-abd-mayadin-kurtar-isid-komutan/

BBC’nin haberi yüzlerce DEAŞ teröristinin silah, cephane ve intihar yelekleri ile birlikte Rakka’dan güven içinde çıkmalarına izin verildiğini, bunun ABD’nin bilgisi ve gözetiminde yapıldığını öne sürüyordu. Amerikan Koalisyon Sözcüsü haberi doğruladı. Bir başka deyişle Suriye’de terörle, DEAŞ’la mücadele ettiğini öne süren Amerikan ordusu, teröristlerin elini kolunu sallayarak çıkmasına göz yummuştu. Hiçbirini tutuklamayı düşünmeden adeta “gidin kendinizi başka yerde patlatın” denilmişti. Teröristler Suriye-Irak sınırına yönlendirildi, Rusya-Suriye ittifakının karşısına sürüldü. Terör örgütleri bir kez daha araç olarak kullanıldı.

 

ABD bu politikayı daha ne kadar sürdürebilir?

Rakka’nın düşmesiyle ortaya çıkan tablo Suriye’de yeni bir kırılmaya işaret ediyor. ABD’nin DEAŞ’a yol vermesi, PKK ile ilişkisinin açıkça ortaya çıkması mevcut politikanın devamını güçleştiriyor. Diğer taraftan İngilizlerin durumu gündeme getirmesi ABD ile müttefikleri arasındaki çatlağa işaret ediyor.

ABD’nin Avrupa ile arasının açıldığını söylemek güç değil. ABD Başkanı Trump’ın İran ile nükleer anlaşmayı yırtma talebi Avrupa’da kabul görmedi. Almanya ile ilişkilerde gerilim yüksek. Avrupa ülkeleri NATO’nun ve ABD’nin bir gün kendilerini yalnız bırakacağı düşüncesiyle PESCO adı altında ortak savunma anlaşması imzaladı. http://www.bbc.com/turkce/haberler-41978775 Rakka’nın Kirli Sırları haberi ABD’nin kendi gündemiyle Suriye’de attığı adımları daha fazla desteklemeyeceğinin işareti olarak değerlendirilebilir. Bu da Cenevre’deki Suriye görüşmelerinde ABD’nin yalnız kalma ihtimalini güçlendiriyor.

İkinci bir konu bu haber üzerinden DEAŞ’a göz yuman Amerikalı asker ve yetkililerin hukuksal bir yaptırımla ya da bir soruşturma ile karşı karşıya kalma olasılığı. ABD’de zaten Trump yönetimi ile muhalifleri arasında sert bir kavga yaşanıyor. Bu meselenin Trump yönetimi aleyhine kullanılması olası. Ayrıca Mavi Marmara davasında ya da geçmişte İsrail Başbakanı Ariel Şaron meselesinde olduğu gibi sorumlu kişiler hakkında teröre destek verdikleri gerekçesiyle çeşitli ülkelerde dava açılması gündeme gelebilir. Bu da örneğin Brett McGurk, Joseph Votel gibi şahısların uluslararası hareket alanını daraltabilir.

Üçüncüsü başta Türkiye olmak üzere, İran, Rusya gibi ülkeler bu konuyu gündemde tutarak, Avrupa’da buna bulabilecekleri destek ile ABD’nin Suriye’de attığı adımların meşruiyet zeminini iyice zedeleyebilir, maliyet yükseltebilirler.

Sonuç olarak, Suriye’de olaylar çok hızlı gelişiyor, taraflar çok çabuk saf ve ittifak değiştirebiliyor, mikro alanlarda farklı tavır alabiliyorlar. Rakka’da yaşananlar çok önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Uzun vadeli öngörüler için görüş mesafesi düşük. Ancak ABD’nin Suriye’de bu şekilde devam etmesinin giderek zorlaştığı, meşruiyet zeminini yitirdiği çok açık.

 

 

Bora Bayraktar

İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Gazeteci, Yrd. Doç. Dr.