Yazarlar

Kral Selman’ın “Ateşten Sultanları”

Geçtiğimiz günlerde MBC tarafından duyurulan “Ateşten Sultanlar” adlı dizide Osmanlı “işgalci” olarak resmediliyor. Türk dizilerini Arap izleyici ile buluşturan MBC’nin bir uçtan bir uca savrulmasını anlayabilmek ve konunun ne ara buraya geldiğini kavrayabilmek için yakın geçmişe bakmak gerekiyor. Serüvenine 90’larda başlayan Suudi menşeli MBC, yaptığı şifresiz yayınlarla geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. 2007’de başladığı Türk dizi transferini, Mart 2018’de Türk dizilerinin yayınını durdurma kararı ile sona erdirdi. Aslında bunun ana sebebi, son yıllarda Türkiye ile küre koalisyonu (ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır) arasındaki “gerilimdi”. Katar’a destek olan Türkiye’nin bu hamlesine karşı, MBC’nin kontrolünü fiilen devralan Suudi veliaht Muhammed bin Selman, Türkiye’ye kendince bir mesaj vermek için Türk dizilerine savaş açtı. Post-truth döneminin bir nüvesi olarak Suudi trol ordularının bu konudaki karalama kampanyaları ve son yıllarda Osmanlı’nın kötülenmesi konusundaki çalışmalar da yoğunluk kazandı. Belli ki kitleleri etkileyen ve kültürel değişime yol açtığından şüphe olmayan iletişim araçları da hibrit savaşın TV cephesini oluşturuyordu. Nitekim artık savaş, konvansiyonel araçlarla yapılmıyordu.

Türkiye’de dahî öylesi bir seviyede beğenilmeyen Gümüş, 2008’deki final bölümünde 85 milyon Arap izleyiciyi ekran başına kilitlemişti. Arap izleyici zaten halihazırda musalsalat olarak bilinen pembe dizilere meraklıydı ve 90’larda etkili olan Meksika dizilerinin yanında Mısır dizileri sayesinde Arabesk tarz çok uzun süredir hakimdi. Gümüş’ün ve akabindeki diğer Türk dizilerinin Suriye diyalektiyle dublajlanması başarılı bir stratejik hamleydi ve kanala büyük paralar kazandırdı. Suriye diyalekti ile yapılan dublaj sadece bir çeviri değil, aynı zamanda bir transpoze ve adaptasyondu, bu yüzden çok tutuldu.

Türk dizilerinin yumuşak güç (soft power) olarak etkisini artırdığı zaman içinde daha net görüldü. Konuyla ilgili Alexandra Buccianti, Ahu Yiğit ve Mathieu Rousselin’in çalışmalarına bakılabilir. Modern yaşamın ekrana getirilmesi, kadın-erkek ilişkilerindeki “güçlü kadın” profili, benzer aile yapısı ve adabı muaşeret kodları dizilerin Arap izleyicide karşılık bulmasını sağladı. Etki öyle büyüktü ki 2012 yılında Irak’ta yapılan bir araştırmaya göre Türk dizilerini izleyenlerin oranı %97’ye ulaşmıştı. Dizilerin akabinde Türkçe öğrenmede ciddi bir yükseliş gözlenirken, dizi mekanlarını görmek ve Türkiye meraklarını gidermek üzere Arap turistler akın akın Türkiye’ye geldi. Bu etkinin farkında olan Türkiye de vergi muafiyeti de dahil olmak üzere bu dizilerin yolunu açtı. Bunun farkında olan sadece Türkiye değildi. Durumdan pek de memnun olmayan bazı idareciler ve kanaat önderleri de rahatsızlıklarını daha ilk günlerden dile getiriyordu.

BAE’nin Al Manar gazetesinde Nisan 2008’de yayınlanan bir gazetede Gümüş’ten bahsederken “Türk Hegemonyası” şeklinde negatif bir görüş belirtilmesi boşuna değildi. Ürdün gazetesi Al Ghad, bu dizilerin başarısını bir “tertip” (Amerikan oyunu gibi) ve Arapların çöküşü olarak görmüştü. 2008 yılında, Suudi şeyh Salman al A’awada, MBC yöneticilerine Gümüş’ün revize edilmesini ve sansürlenmesini tavsiye etmiş, bu dizilerin izlenmesini yasaklayan fetvalar verilmişti. 2017’ye kadar bu gerilim devam etti ve Türkiye’nin küre koalisyonuna karşı Katar cephesinde yer alması sonucu Suudi yönetim “kılıçları” çekti ve Türk dizilerine ambargo kararı aldı. Oluşan boşluğu doldurmak üzere üretilen “Ateşten Sultanlar” da bunun bir sonucu olarak ortaya çıktı.

 

 

Etiket /