Yazarlar

Jules Verne ile Esaslı Bir Karadeniz Turu

Jules Verne’in Osmanlıya Dair Tek Romanı

Jules Verne’in romanlarının önemli bir bölümü “Les Voyages Exraordınaıres / Olağanüstü Yolculuklar” genel başlığı altında yayımlanmıştır.

Dizinin ilk kitabı olan “Balonla Beş Hafta”, 1863’te okuyucuyla buluşmuştu. Verne, bu romanın umduğunun üstünde bir ilgi ve beğeniyle karşılanması üzerine, fantastik fakat dikkat ve özenle tasarlanmış ve bilimsel düş gücüne yaslanmış başka romantik maceralar da kaleme aldı. İnatçı Keraban romanı yayımlandığında, kendisine ün ve para getiren ilk romanının üzerinden yirmi yıl geçmişti.

Jules Verne (1828-1905)

İnatçı Keraban, sadece çocuklara ve gençlere hitap eden ya da bilim kurgu nitelikleri öne çıkan bir roman değil. Jules Verne’i, çocuklar için serüvenler anlatan bir romancı yahut salt bir bilim kurgu yazarı olarak gösteren yaklaşımların yanlış ve çarpık olduğu da ortadadır zaten. Fakat kitabın bizi ilgilendiren, bizim için önemini artıran bir tarafı daha var: Konusu Osmanlı coğrafyasında geçen, kahramanlarının büyük bir kısmı Osmanlı halkından seçilen bir roman bu. “İmparatorluğun en uzun yüzyılı”nda, 1800’lerin son çeyreğinde yaşanıyor romanda anlatılanlar. İstanbul’da başlayan olaylar, geniş ve ilgi çekici bir Karadeniz turu yapıldıktan sonra, yine İstanbul’da sona eriyor.

1882 yılının (ramazan ayına denk gelen) 16 Ağustos’unda, Pera’daki otellerinden ayrılan Hollandalı tüccar Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’un Tophane Meydanı’nda gezinmekte; sessizlik ve hareketsizliğin nedenini anlamaya çalışmaktadır. Bir süre sonra, karşılarına birden Keraban Ağa çıkar. Bu adam, Van Mitten’in arkadaşı olup yirmi yıldan beri alışveriş yaptığı bir Osmanlı tüccarıdır. Bu köklü ticaret ve dostluk sayesinde, Hollandalı tüccar ve uşağı, hiç yadırganmayacak düzeyde, Osmanlı Türkçesi ile konuşabilmektedir.
Dostlarıyla İstanbul’da karşılaşmaktan büyük bir şaşkınlık ve memnuniyet duyan Keraban Ağa, iftar yemeği için Üsküdar’daki -tepenin ortasında, serviler altında, Boğaz’a ve bütün İstanbul manzarasına hâkim- evine davet eder bu çok uzaklardan gelen misafirlerini. Fakat bu “eski kafalı” ve “inatçı” adam, her akşam bindiği kayığa adımını atacakken borazanlar öter, trampetler çalınır, üniformalı bir memur elinde tuttuğu kâğıdı okumaya başlar: “Zaptiye Reisi Müşir’in emriyle, bugünden itibaren, İstanbul’dan Üsküdar’a ya da Üsküdar’dan İstanbul’a gitmek için Boğaz’ı geçmek isteyen her şahıs ve her türlü yelkenli ve buharlı teknelerle kayıklar için on paralık bir vergi tesis olunmuştur. Vergiyi ödemeyi reddedenler, hapis ya da para cezasına çarptırılacaktır.”
Tam da misafirlerinin geldiği güne denk düşecek bir şekilde tanzim edilen bu Boğaz’ı geçme vergisine çok kızan, görevlilerle çok uzun ve sert bir şekilde tartışan, tütüne düşkünlüğü kadar inatçılığıyla da meşhur olan Keraban Ağa, nihayet emre uymamak için bulduğu çözümü öfke ile haykırarak dile getirir: “Türkiye’den çıkıp Kırım’ı geçeceğim, Kafkasya’yı aşacağım, Anadolu’ya ayak basacağım ve Üsküdar’a ulaşacağım, hem de sizin haksız verginiz için tek bir para bile vermeden!”

Vergi ve Düğün İşin Bahanesi,

Maksat Koşar Adım Karadeniz Seyahati

“On para”lık vergiyi ödememekte kararlı olan Keraban Ağa’nın bu inadı, kendisine yüzlerce altına mal olacak zorlu ve ilginç bir Karadeniz yolculuğunun gerekçesi olarak sunulur. Keraban Ağa ve kendisine eşlik etmek zorunda bıraktığı dostları, hem atlı araba ile gerçekleştirilen bu yolculuğun zorluklarıyla mücadele ederek ilerlerler hem de birbirinden şaşırtıcı olay ve tehlikelerle karşı karşıya kalırlar. “İnatçı Keraban”, vergiyi ödememenin yanında, dönemin demir yolu gibi ulaşım araçlarını ve -kendisini deniz tuttuğu için- çaresiz kalmadıkça deniz yolunu kullanmayı da reddetmektedir.

Bu arada yeğeni Ahmet de Keraban Ağa ile çalışan ve Odessa’da oturan Banker Selim’in kızı Amasya ile evlilik hazırlığı yapmaktadır. Keraban Ağa’yı, düğün için Odessa’da beklemektedirler. Yazar, okuyucunun merakını artırmak için, olaya düğünün zamanlamasıyla ilgili bir şart ekler: Kızın halasından kalan yüklü mirası alabilmesi için on yedi yaşına basmadan evlenmesi gerekmektedir ki süre azalmıştır. Ancak Amasya’yı daha önce Odessa’da gören, neye mal olursa olsun ona sahip olmayı kafasına koyan zengin ve zorba bir adam vardır. Romanın kötü kahramanı olarak kurgulanan Trabzonlu Saffar Ağa da bu güzel ve soylu kızla evlenmek istediği için, bir çete tutarak kızı kaçırma planları yapmaktadır. Bu çirkin iş, kâhyası Saffar Ağa ile köle ticareti yapan Maltalı kaptan Yarhud tarafından yürütülmektedir.

Romanda, Leon Benett imzalı 101 çizim bulunmaktadır.

Yolculuk, atlı arabayla yapılacaktır. Kafiledekiler (Keraban, Van Mitten, Bruno, Nizib ve arabacılar) güzergâh üzerindeki posta merkezlerinde sürekli at değiştirerek ilerlemeye çalışırlar. Karşılarına çıkan aksiliklerin sayısı hiç de az değildir. Araba,Tuna civarında çamura saplanır. Gece, kafileye yırtıcı hayvanlar saldırır. Dinlenecek yer bulmakta zaman zaman sıkıntılar yaşanır. Banker Selim’in, kızı ile birlikte bulunduğu Odessa’da, hiç zaman kaybetmeden yola devam etmek isteyen kafileye Rusça bilen Ahmet de katılır. Bu sırada heyecan ve merak eşiği yükseltilir; nişanlısının korumasından mahrum kalan Amasya ile yardımcısı Necibe, kaptan Yarhud tarafından, tam da kafilenin yola çıktığı sırada Saffar Ağa’ya götürülmek üzere gemiye zorla bindirilerek kaçırılır. At bulamadıkları zaman, Keraban Ağa, arabayı develerle yürütmeye çalışır. Tehlikelerle dolu yolculuk esnasında kafile, zaman zaman çamur sıkıntılı yollardan, yeraltı patlamalarının yaşandığı bölgelerden, tekinsiz yerleşimlerden geçmek zorunda kalır. Arabalarına tren çarpar. Kazaklar tarafından tutuklanan yolcular sınır dışı edilir. Ahmet, fırsat buldukça Odessa’ya, müstakbel kayınpederi Selim’e telgraf çekerek yolculuk hakkında bilgi vermektedir. Fakat Selim de kızını kaçıranlara engel olmak isterken kıyıda omzundan vurulmuştur. Doğu Karadeniz’de bugün Pazar adıyla andığımız Atina’da müthiş bir fırtına ve yağmura tutulan kafile, canlarını zor bela kurtararak bir fenerin dibindeki barakaya sığınır. Birkaç saat sonra, tam da bulundukları yerde bir geminin batmakta olduğunu fark ederler. Denize koşarlar. Büyük bir tesadüf eseri olarak bu gemi, Yarhud’un gemisidir. Ahmet’in boğulmaktan kurtardığı genç kız da elbette nişanlısı Amasya’dır. Onun nedimesi Necibe de kurtulmuştur. O kargaşada, birçok adamın öldüğü o can pazarında kayıplara karışan kaptan, Amasya’nın peşini bırakmaz. Saffa’ın kâhyası Scarpante ile buluşarak yeni bir plan yapar.

Bu sırada Trabzon’da, iki Kürt kahraman konuya dâhil edilir: Yanar Ağa ile onun kız kardeşi Sarabul da Keraban Ağa’nın kafilesine katılır. Zira handaki bir yanlış anlamanın ve akabindeki tuhaf bir yargılamanın sonucunda Van Mitten, sert ve pervasız bir adam olan Yanar Ağa’nın gözdağı ve arkadaşlarının ısrarı sonucu Sarabul ile nişanlanmak zorunda kalmıştır. Trabzon’dan bir rehber eşliğinde tekrar yola düşen kafile; Scarpante, Saffar ve adamlarının saldırısına uğrar. Büyük bir çatışma olur. Birçok insan ölür. Onları içine düştükleri zor durumdan, iyileştikten sonra adamlarıyla hemen yola çıkan Amasya’nın babası Selim kurtarır.

Keraban Ağa, tehlikelerle, kazalarla, çeşitli maceralarla dolu esaslı bir yolculuktan sonra Üsküdar’daki evine ulaşmayı başarır. Kahramanlar, Karadeniz çevresini dolaşıp Üsküdar’a ulaştıklarında, bir sorun daha çıkar. Ahmet ve Amasya’nın evleneceği nikâh dairesi -Keraban Ağa’nın iş yerinin de bulunduğu-  karşı kıyıdadır ve konan vergi hâlâ yürürlüktedir. Keraban’ın vergiyi ödemeye hâlâ niyeti yoktur. Fakat bir daha, haftalar süren bir yolculukla Karadeniz çevresini dolaşarak karşı kıyıya ulaşmayı da göze alamaz.

Boğaz’da Yabancı ve Yaman Bir Cambaz

Bu defa Keraban’ın yardımına bir gösteri için İstanbul’da bulunan bir cambaz yetişir. Kıyıdan Kız Kulesi’ne bir halat bağlanır, oradan da karşı kıyıya bir halat atılır. Storchi adlı ünlü cambaz, büyük bir kalabalığın merak dolu bakışları eşliğinde gösteri yapacaktır. Gösteriden haberdar olan fakat bir an önce nikâhın kıyılması için bir yol arayan kahramanlarımız, Tophane Meydanı’nda beklerken gözlerine inanamazlar: Boğaz’a gerili bir ip üstünde bir cambaz yürümekte ve sürdüğü el arabasının içinde de Keraban Ağa oturmaktadır. Kahramanımız, Üsküdar’dan Kız Kulesi’ne, oradan da Galata rıhtımına çekilen bir ip üzerinde yürümek isteyen cambaza para vermiş ve çok sevdiği yeğeni ile nişanlısının düğününe yetişmiştir.

Keraban Ağa’nın, ipte cambazın yürüttüğü el arabasında karşıya geçişi.

Böylece sorunlar aşılır ve nikâh zamanında kıyılmış olur. Bu sırada, karısının İstanbul’a geleceğini telgrafla öğrenen, epeyce bir süre korku ve eziyet çeken Van Mitten de Sarabul ve ağabeyi Yanar Ağa’dan kurtulur. Hikâyenin sonunda herkes tarafından takdir edilen Keraban Ağa, Boğaz’dan geçiş için alınan vergilerin tahsil hakkını, neredeyse bir servet ödeyerek satın alır. Jules Verne, roman boyunca epeyce hırpaladığı Keraban’ı artık şefkatle sarmalar hatta son paragrafta onu İstanbul’un görülmesi gereken bir parçası olarak selamlar: “Ama böylece çok daha popüler oldu ve artık İstanbul’a gelen yabancılar, Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtının en şaşırtıcı acayipliklerinden biri olan İnatçı Keraban’ı da ziyaret etmeyi asla ihmal etmiyorlar.”

Kitabın konusu böyle. Vergiyi hatta zamanında yapılması gereken düğünü bahane ederek, Olağanüstü Yolculuklar dizisinin genel başlığına uygun bir seyahate, hızlandırılmış bir Karadeniz turuna çıkarıyor bizi aslında Jules Verne.

Dünyanın bütün önemli bölgelerini, önemli halklarını anlatma istek ve çabasına, Osmanlıyı ve Karadeniz’i de eklemiş oluyor bu sayede.

NOT: Ali Emre’nin yakında yayımlanacak “Jules Verne’in Osmanlısı: İnatçı Keraban” başlıklı kitabından bir bölüm.

 

Etiket /