Yazarlar

HAZRETİ YUNUS

Yunus Aleyhisselam, Ninova halkını İslam’a davet etmiş ancak halk onu dinlememişti. Allah, Yunus Aleyhisselam’ı Ninova halkını uyarması için görevlendirmişti. Ninovalılar kendisini dinlemeyince, bu duruma üzülen Yunus Aleyhisselam kızgınlıkla bir gemiye binip onları terk etti. Fakat bu Rabbinin arzu etmediği bir davranıştı ve onu bu hikayede anlatılan bir imtihanla sınadı.

Onu gemiye binerken gördüm. Sıkıntılı bir ifade vardı. Yüzünde yüzü dün gibi aklımda. Gemiye bindikten sonra gözlerini dikmiş ufka bakıyordu. Sanki bir şeyler içini kemiriyordu. Uzun bir zaman öyle durdu.

Şimdiye kadar pek çok sefere çıktım, binlerce insan taşıdım. İçlerinde sadece birkaçını yeniden görsem hatırlarım. Ama bazı insanlar yıllar sonra bile akıldan çıkmıyor. Yüzleri,  bakışları bir başka oluyor onların. Ne kadar kendi hallerinde görünseler de kalabalıkta hemen göze çarpıyorlar. Bir kere gördükten sonra da elinde olmadan hep onu arıyorsun. Herkes de olur bu. Diğer insanlar ne kadar kalabalık olsalar da onun yanında azalıverirler. Bilmem anlatabildim mi? Bu adam da böyleydi işte, bir kez görülünce unutulmayan… Onunla tanışmak, konuşmak için içimde de çocukça bir istek duyuyordum.

Bu arada yola çıkmak için son hazırlıkları yapmamız gerekiyordu. Menziline ulaştırılması gereken bir gemim vardı. Bu geminin sorumluluğu, bunca insanın, canının, malının sorumluluğu benim üstümdeydi. Bu, ağır bir sorumluluk. Ama deniz işte böyle şeyleri fazla düşünmeye de gelmez. Her şey nasip sonunda. “Allah yolumuzu açık etsin” deyip yola çıktık

Kıyıdan uzaklaşalı bir hayli olmuştu. Artık açık denizdeydik. Deniz hafif dalgalıydı. Tayfalarım neşeli denebilecek bir çabuklukla görevlerini yapıyorlardı. Açık, güzel bir hava vardı. Rüzgarımız iyiydi. Yelkenler şişmiş, kürekçilere pek iş düşmeyecek gibiydi. Dümenin başından şöyle bir etrafa bakınca her şey öyle canlı öyle sevinç doluydu ki. Yolcular birbiriyle kaynaşmış, sohbet edip gülüşüyorlar. Herkesin keyfi yerinde. Gözüm hem ufukta, hem de güverteyi dolduran coşkulu kalabalıkta. Ama her şeye rağmen bir gariplik vardı. Tuhaf bir sessizlik etrafımızı sarmış bizi bir yerlere sürüklüyordu sanki. Evhamdır deyip üstünde durmadım.

Yine o adamı gördüm sonra. Bir başına durmuş denizi seyrediyordu. Dalıp gitmiş. Sanki üzgün. Kim bilir belki de geride bıraktığı şeylerdir onu üzen. Ama öyle olsa sevinmesi gerekmez mi? Demek ki geride bırakmakla geçmeyen bir sıkıntıydı bu. “Allah yardımcısı olsun.” dedim içimden. Sonra bizimkileri düşündüm. Karımı, çocuklarımı. Rahmetli annem denizci olmamı istemezdi. Nur içinde yatsın. Babam gibi yitirmekten korkardı beni de…

Tam bunları düşünüyordum ki rüzgar ansızın bıçakla kesmiş gibi kesiliverdi. Rüzgarın kesilmesiyle yelkenler söndü, gemi neredeyse olduğu yerde kala kaldı. Pek olur şey değildi bu. Böylesine hiç rastlamamıştım. Bir az zaman geçip de bir değişiklik olmayınca adamlarıma seslendim. Kürekçiler emrimi alıp küreklere asıldılar. Emir vermesine emir verdim ama gemide hiçbir kıpırdanma olmadı. Kürekleri görmek için baktığımda hayretten dona kaldım. Adamlarım küreklere var güçleriyle asılıyor fakat gemi olduğu yerde kımıldamadan duruyordu. Bir anda adamların renginin kül gibi olduğunu fark ettim. Bu pek hayra alamet değildi.

Güvertede yolcular durumdan meraklanmış ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Olan biteni söyleyince bir anda ortalığı bir uğultu kapladı. Kimi, kötü ruhların bir oyununa geldiğimizi, kimi de bunun bir uğursuzun işi olduğunu söylüyordu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Tayfalarla birbirimize bakıp ne yapacağımızı kestirmeye çalışıyorduk. İçimizde ki yaşlı bir tayfa ”Bu gemide bir suçlu var. Onun yüzünden gemi hareket etmiyor. Eğer onu gemiden atarsak her şey düzelir.” dedi Bir anda herkes bu fikri destekleyip hararetle bağırıp çağırmaya başladı.

Yolcular, ”Evet, bir suçlu var aramızda.” ”Suçlu kimse çıksın ortaya!” diye bağrışıyorlardı. İnsanlar suçluyu bulmak için şüpheyle birbirlerini süzmeye başladılar. Birisi, ”Kura çekelim, eğer biri suçluysa kurada mutlaka çıkar.” dedi. Bu fikir de hemen beğenildi. ”Evet, kura çekelim…” diye bağrışmaya başladılar. Tam bunun için birisi çöplerden kura hazırlamaya başlamıştı ki, ”Aradığınız suçlu benim” diyen o sesle gemideki herkes irkildi. Bu ses… bahsettiğim adamdan başkasına ait değildi. Güvertenin korkuluklarına yaslanmış, yüzünde baştaki üzüntülü çizgiler bir tebessüme dönüşmüş bize doğru yürüdü. ”Aradığınız suçlu benim” dedi. Sakin bir şekilde bize doğru yürüdü. O yaklaşırken kalabalık çekinerek gayri ihtiyari ona yol verdi.

Kimse böyle bir şey beklemiyordu. Yardımcım, ”Efendi, bu şaka değil. Ne söylediğinizin farkında mısınız?” dedi

”Evet, Farkındayım.” dedi

”Farkındaysanız denize atılacağınızı ve bunun şu açık denizde ölüm demek olduğunu da söyleyivereyim de bilin” dedi yardımcım.

”Biliyorum. Suçluyum ve cezama razıyım.” Dedi adam

Kalabalıktan bir homurdanma yayıldı. Birisi, ”Atalım şu adamı denize” dedi.

”Evet” dedi bir başkası, “Baksanıza suçlu olduğunu kabul etti.”

Ortalık karışmak üzereydi. Daha fazla dayanamadım. ”Durun, bu geminin kaptanı benim. Burada kuralları ben koyarım. Bu adamın suçlu olduğunu söylemesi kuralları uygulamamızı engellemiyor.” diye bağırdım

”Peki ne yapacağız kaptan?” diye sordu, tayfalardan biri.

“Kura çekeceğiz.” dedim.

Homurdanma olunca susun diye bağırmam gerekti yine. ”Kura çekeceğiz.”

Tam üç kez, Kim ne derse desin. Bunu söylerken elimi kılıcımın kabzasına koyup hafifçe kınından oynattım. Sesler kesildi.

Çubukları hazırlayan tayfaya işaret ettim. Yanıma geldi. Herkes sırayla çöpleri çekmeye başladı. Fakat bizim efendi kısa çöpü çekince ortalık yine karıştı.

”İşte bakın gördünüz mü! Ona çıktı. Demek suçluymuş.”

Bu defa kılıcımı çekmem gerekti. Geri çekildiler. Bu ilk kura üçüncüyü çekinceye dek kimse ortalığı karıştırmasın. İkinci kez kura çekilirken. Bana baktığını fark ettim.

”Bunlara gerek yok.” dedi gülümseyerek.

“Hayır, gerek var.” dedim

İçimde ona karşı açıklayamadığım bir koruma duygusu vardı. Sıra ona geldiğinde kura yine ona çıktı. Garip bir şeydi. Şanssızlıkla açıklanabilir miydi bu? Bu insanın kötü biri olabileceğine inanmıyordum. Evet, zaten böyle birisi olsa kalkıp kendini açığa vurur muydu. Bu işte bir terslik vardı. Üçüncü kurada ona çıkınca. Yapacak bir şey kalmamıştı.

Ama içimden suçlu olduğuna inanmadığım bu insanın ölüme göndermek gelmiyordu. Bir şeyler yapmalıydım. Yardımcım niyetimi anlayıp koluma yapıştı. ‘

‘Kaptan! Adam suçlu işte neden ısrar ediyorsun. Bırak artık” dedi.

Sonra tayfalara seslendi. Bir an itiraz edecek oldum ama daha tayfalar yerinden kımıldamadan sesini duyduk.

”Sizleri yolunuzdan alıkoyduğum için hakkınızı helal edin. Allah’a emanet olun” dedi.

Küpeşteden kendini sulara bırakıverdi. Ardından koşup denize baktık ama. Çoktan derinlere doğru kaybolup gözden yitmişti.

Sonra birden bire olağan dışı bir şekilde gemi hareket etmeye başladı. Savrulup yere düştük, baktık ki yelkenimiz şişmiş gemimiz yürüyor. Herkes neşeyle bağrışmaya sevinç kahkahalarıyla birbirine sarılıp dansetmeye başladı. Hemen  dümene geçtim. Ne tuhaftı. Bir şey, bir el bizi önce durdurmuş sonra da ne olmuşsa olmuş bizi salıvermişti sanki. Gerçekten ne olmuştu sahi?

Güneş kızıl rengiyle denizde kayboldu hava karardı. Deniz kuşları ortalıktan çekildi. Yardımcım bir şey isteyip istemediğimi sordu. Konuşmak istediğini anladım.

”O adam, suçluydu kaptan. Canını sıkma. Sen en doğrusunu yaptın. Gemidekiler de öyle düşünüyor” dedi.

Karşılık vermedim. Gözlerimi yıldızlara çevirip uzaklaşmasını bekledim. Bu nasıl bir suçtu ki başka suçlar gibi gizli saklı kalmıyor hemen hesaba çekiliyordu. Her şey çok tuhaftı. Düşündükçe içinden çıkılacak gibi değildi.

Hangi suçlu kendini bu kadar ele verir. Böyle teslim olur. Bir başkası olsa ele geçmemek için her yolu denemez miydi? Saklanıp yalan söyleyebilir, yakalandı mı direnir karşı koyardı en azından. Evet böyle yapardı. Ama bu olanlar nasıl bir şeydi böyle? Yüzü, bakışları gözümün önünden gitmiyor. Kimdi bu efendi? Bu yaşadıkları neyin nesiydi? Yıldızlar susmuş hiçbir şey söylemiyordu. Bütün gece onun için dua ettim. Kim ne derse desin o iyi biriydi.

Kaptanın anlattığı hikayedeki adam, Yunus Aleyhisselam’dan başkası değildi. Gemiden denize atlayan Yunus Aleyhisselam ölmedi. Büyük bir balık onu yuttu ve bir süre karnında taşıdı. Allah, yaptığından pişmanlık içinde olan Yunus Aleyhisselam’ı bağışlayınca balık onu güvenli bir kıyıda bıraktı.

Yunus Aleyhisselam bunları yaşarken Ninova halkı peygamberlerinin sözünü dinlememenin cezasını çekiyordu. Şehrin üstünü kaplayan siyah dumanlar Ninovalıları korku içinde bırakmıştı. Ninovalılar, pişmanlık içinde Allah’a yakarıp tövbe ettiler. Gücü kuvveti yerine gelen Yunus Aleyhisselam tekrar Ninova’ya döndüğünde halkın tövbesi kabul edilmiş şehrin üstündeki siyah dumanlar dağılmaya başlamıştı. Yunus Aleyhisselam’ı görünce onu sevinçle bağırlarına bastılar ve bir daha sözünden dışarı çıkmadılar.

 

Etiket /