Yazarlar

BU SULARDA YÜZMEK TEHLİKEDİR: KORSANLIK

Başlangıcı ilk çağa kadar uzanan deniz korsanlığı son dönemlerde özellikle Somali açıklarında, Aden Körfezi bölgesinde artış kaydediyor. Uluslararası medyada sıradan adli olay olarak görülsede özellikle ülkelerin vatandaşlarının başına geldiğinde kamuoyu, bilgi sahibi oluyor.

Bu hadiselerin bu bölgelerde ağırlıklı olarak gemicilerin başına geldiği düşünüldüğünde ticari taşımacılığa karşı oluşturduğu tehdit ve uluslararası ekonomi ve mali ortama olumsuz etkisi yadsınamaz.

Türk bandıralı ticari gemilerde ya da yabancı bandıralı gemilerde çalışan Türk vatandaşlarının bu bölgelerde deniz korsanlığı saldırılarına/eylemlerine Nijerya örneğinde olduğu gibi hedef olması nedeniyle bu mesele tekrar gündeme geldi.

“TAHTA BACAKLI TEK GÖZLÜ KORSANLAR”

Birçok kişi olayların meydana geldiği ıssız, bucaksız coğrafyaları düşündüğünde filmlerde gördüğü tahta bacaklı, tek gözlü korsanların bu işi yaptığını düşünebilir. Halbuki artık bu işi silahlı, teknolojiden de istifade eden deniz korsanları sürat tekneleri ile yapmaya çalışıyor.

En eski uluslararası organize suç olarak kabul edilen deniz korsanlığı, Antik Yunan ve Roma için en önemli sorunlardan başta gelenlerinden bir tanesiydi.

Tarihte bilinen ilk deniz haydutluğu Ege Denizi’nde yaşayan Giritliler tarafından gerçekleştirildi.

Girit hem Antik Yunan döneminde hem de Roma zamanında deniz korsanlarının sığındığı bir yaşam alanı olmuştu.

Akdeniz’in doğusu ile Antik Yunan toprakları arasında bulunan bu ada zaman içinde köle ele geçirmek amacıyla Dorlu, Yunanlar’ın da hedefi olmuş, Yunanlılar bunu başarmış ve Girit’i hem köle toplama merkezi hem de burayı bir deniz haydutluğu merkezi haline getirmişlerdi.

O dönem Doğu Akdeniz’de oradan oraya saldıran deniz haydutları ele geçirdikleri köleleri ve el koydukları malları Girit ve Kıbrıs Adası’nda satarak büyük servet sahibi de oldular.

Bu gelişmeleri kaygıyla izleyen Romalılar, bugünkü uluslararası ceza hukukunun temel yapı taşı olan “evrensel yargı yetkisi” ilkesini ve “hostis humani generis” ilkesini ortaya koyarak uluslararası topluma kazandırdılar.

Deniz korsanlığı tüm devletlerin yargı yetkisinde olan “tek suç” olmamasına rağmen uluslararası ceza hukukuna ilişkin evrensel yargı yetkisinin geçerli olduğu “ilk suç” niteliğini taşıyor.

Antik döneme benzer bir şekilde günümüzde iklim değişikliği, teknoloji ile gelişen uluslararası ticaretin yaklaşık yüzde 90’lık bölümü denizler üzerinden gerçekleştiriliyor.

KORSANLAR DİYARI

1990’lı yılların başında başlayan ve 2000’li yıllarda yoğunlaşan Somali açıklarındaki deniz haydutluğu faaliyetleri, en çok Aden Körfezi’nden geçen gemileri ve bu bölgede gerçekleşen deniz ticaretini etkiliyor.

Bu güzergâhlardan geçen ticaret gemilerine ve Somali’ye insani yardım taşıyan yardım gemilerine saldıran ve ele geçirdikleri gemilerdeki mürettebatı ve yolcuları rehin alan deniz haydutları, gemi sahiplerinden ve ülkelerinden mürettebatın ve geminin serbest bırakılması karşılığında yüksek miktarda fidye talep ediyorlar.

Burada bir mola verip tarihin bazıları filmlere konu olmuş bazıları tarih kitaplarının sayfalarında unutulup gitmiş korsanları da hatırlayalım.

Dudak Sevdalısı, Doğuştan Korsan: Edward Lowe, Kızıldenizin Karanlık Efendisi: Thomas Tew, İngiliz yönetimini çıldırtan korsan: Calico Jack, Kafası Dumanlı Deniz Şeytanı: Blackbeard (Karasakal), Kibarlıktan Ölen Korsan: Edward England,

Yürek Yiyen Kaptan: Francois lolonnais, Denizlerin Babası: Oruç Reis, Kaptan-ı Derya Kızıl Sakal: Barbaros Hayrettin Paşa, İspanyol Donanmasının Korkulu Rüyası: Sir Francis Drake, Bir Acayip Uzakdoğu Kasırgası: Ching Shih (Cheng I Sao) ve Kaptan Jack Sparrow .

Bu korsanların kendisini ünlü kılan bir yönü olduğu gibi gemilere saldırmayı seven korsanlar kadar limanlara saldırma takıntısına sahip korsanlarda vardı.

Her ne kadar filmlerde korsanlar cesur, romantik, tutkulu aşık ya da yeri geldiğinde acımaz bir katil olarak resmedilse de korsan filmlerinin genelinde korsanların sempatik gösterildiği kadar adalet duygularını kaybetmediklerine de işaret edildi.

Genellikle kötü yaşam koşulları, işsizlik yüzünden deniz korsanlığı yapmak zorunda kalındığı, rehinelerden elde edilen fidyelerden gelirler, deniz korsanlarının kendilerine güzel bir yaşam kurma hayalleri, zulüm eden asil yöneticinin kızına aşık olma/onu elde etme hevesi, deniz korsanlarının operasyonunda öldürülmesi filmlerde görülen ortak noktalar.

Her ne kadar ben bu yazıda deniz korsanlığı kavramını kullansam da  hukuki olarak korsan bir bayrak altında, belirli bir birliğe ve otoriteye bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren, deniz haydudu ise hiçbir silahlı güce tabi olmadan, düzenli bir siyasi yapıya dahil olmayan sadece yerel ve küçük çaplı deniz yağmalarıyla hayatını idame ettiren kişi/gruplar.

Korsanlık, arkasında bir devletin bulunduğu ve onun hoşgörüsüyle/rızasıyla başka bir devletin/devletlerin gemilerine karşı denizde yapılan yağma eylemleri yapanlar için kullanılıyor.

Açıkçası eski dönemlerde korsan gemisi, bir savaş halinde düşman ticaret gemilerine saldırmak, ele geçirmek ve yüklerine de el koymak üzere bağlı bulunduğu savaşan tarafça özel olarak yetkilendirilmiş bir ticaret gemileri niteliği taşıyordu.

Korsanlık, daha çok eski dönemlerde devletlerarası savaşın bir çeşidi veya bir cephesi idi ve 1856 Paris Konferansı ile yasaklandı.

Deniz haydudu ise denizlerde faaliyet gösteren silahlı bir soyguncuyu ifade etmektedir. Deniz haydutları, gemi kaçırarak, el koyarak kişisel kazanç elde etmeye çalışanları niteliyor.

Yukarıda bahsettiğimden farklı olarak burada amaç gemide bulunan değerli yük, mürettebat ve yolcular karşılığında fidye elde etmek.

Filmlerde gördüğümüz güzel manzaralı, cennet koyları görünümündeki sahiller ve denizlerden ziyade dünyada günümüzde bu hadiselerin en sık yaşandığı yerler Güneydoğu Asya (Bangladeş, Endonezya, Malaka Boğazı, Singapur Boğazı, Güney Ҫin Denizi), Afrika (Aden Körfezi, Batı Afrika, Somali kıyıları), Güney Amerika ve Karayip Denizi. ( Haiti, Jamaika, Peru).

2019 yılında hala bu olayların yaşanmasındaki en büyük etkenler bazı deniz kıyı devletlerin karasularının güvenliğini sağlayamamaları, kargo gemilerinin mürettebatının sayıca az ve silahsız oluşu, büyük ticaret gemilerinin düşük hızda seyretmeleri ve gemilerin manevra kabiliyetlerinin az oluşu korsanlık faaliyetlerinin hala yaşanmasına hatta artmasına yol açıyor.

Somali örneğinde olduğu gibi korsanlar, bölgenin Puntland adlı kısmında barındığı gibi rehin aldıkları gemileri Eyl Limanı’na çektikleri halde yerel idare buraya müdahale edemiyor.

Memleketimizde pek bilinmese de BM’nin harekât talebi üzerine, NATO’nun Akdeniz’deki 2 nolu Hazır Deniz Grubu’ndan (NATO Standing Maritime Group 2: SNMG2) bir görev kuvveti, bu harekâta tahsis edildi.

Bu görev kuvvetinde, İtalya ve ABD destroyerleri; Almanya, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’den hücum botları ve bir İtalyan gemisi yer aldı. Türk donanmasına bağlı savaş gemileri zaman zaman bu tip korsanlık faaliyetlerine müdahale ediyor.

Bu ortak görev gücünü harekete geçiren 2008’de Avrupa Birliği, Atalanta Operasyonu adı altında Somali’de artan korsan faaliyetlere karşı ilk deniz operasyonunu başlatması.

Avrupa Birliği tarihinde bir ilk olarak nitelendirilen ve AB üyesi ülkelerden Fransa, Almanya, Yunanistan, Hollanda ve İspanya`ya ait askeri gemilerden oluşan filo, Aden Körfezi deniz yolu üzerinde güvenliğin sağlanması ve BM’nin ve diğer kuruluşların Somali`deki ihtiyaç bölgelerine yardım paketlerinin ulaştırılmasında rol oynadı. NATO, BM ile dönüşümlü olarak halen bu sularda ortak görev güçleri devriye geziyor.

Siyasi istikrarsızlık, iç savaş, komşularla savaş, açlık, hastalık gibi sorunlarla boğuşan, dolayısıyla kendi güvenliğini dahi sağlayamayan bu bölgelerdeki ülkelerden adım atmaları beklemek hayalcilik olacaktır.

‘’NEDEN KORSANLIK YAPIYORUM, BİR SOR?’

’Ama burada önemli bir noktayı hatırlatmakta fayda var.

Örneğin Somali açıklarında, ilk deniz haydutluğu saldırılarını gerçekleştirenlerin amacı gemileri kaçırıp para kazanmak değildi.

Somali açıklarındaki deniz haydutluğu eylemleri, ilk olarak 1990’lı yılların başında, yerel balıkçıların Somali karasularını yağmalayan ve kaçak avlanan yabancı trollere/balıkçılara karşı bir mücadele girişimi olarak başladığını da vurgulamam gerekli.

Buradaki önemli detay Avrupa ve Asya’dan pek çok devletten çok sayıda balıkçılık şirketi, siyasi otorite boşluğundan yararlanarak büyük trol/balıkçı gemileri göndererek, aşırı avlanmadan dolayı Somalili balıkçılar geçimlerini sağlayamaz hale gelmişlerdi.

Avlanmanın yanı sıra, zehirli, radyoaktif, toksik atıkların Somali sularına bırakılarak bölgenin kimyasal atık çöplüğüne çevrilmesi de deniz haydutluğunu tetikleyen sebeplerden biri.

Örneğin 2004 yılında Aralık ayında, yabancı gemilerin kaçak avlanma ve zehirli atıkları Somali sahillerine boşaltma konusunda ısrar etmesi sonucu öfkeli balıkçılar, bu gemilere çıkarak gemilerden avlanma karşılığında “ücret” almaya başlamışlardı.

İşte bu ‘ücret’ alma faaliyetleri daha organize şekilde yapılmaya başlanıp ‘haraç’, bu gemileri kaçırarak gemilerin serbest bırakılması karşılığında gemi sahiplerinden fidye istenmeye dönüştü.

Açıkçası yukarıda bahsettiğim bölgelerde deniz haydutluğu ekonomik bir sektör haline dönüştü. Halen savaş ve çatışma alanlarında kullanılan son teknoloji askeri güce rağmen korsanlar bir ‘gediğini’ bularak ‘ekmeklerinin’ peşine düşmeye devam ediyor.

 

Etiket /