Yazarlar

İslamcılık sağa da sola da çekilemez !

Türkiye dindarlarının gitgide daha da sağcılaştığı, muhafazakarlaştığı yıllardan geçiyoruz. Bu sağcılaşmada, muhafazakarlaşmada “aman fincancı katırlarını ürkütmeyelim” kaygısının yani elindeki mevcut imkanlara fit olmanın ve onları yitirmek istememenin ciddi bir etkisi olduğunu sizler de tahmin ediyorsunuzdur. Bunları İsmet Özel anlatıyor zaten. Bense bu gidişin daha ötesi gelecek tehlikeleri işaret etmek istiyorum.

Türkiye’de Osmanlının çöküş yıllarında başlayan İslamcılık, mücadelesini uzun yıllardır başsız, kolsuz bir gövde ile sürdürüyor. Öyle ki zaman zaman İslamcılığın bir gövdesi olduğunu düşünmemiz bile zorlaşıyor. Elbette Temel’in vaaz dinlerken hocanın Allah gökte değildir, yerde değildir, şekli, şemaili yoktur deyişine bakıp da “Ula, Allah yok diyecek de dili varmıyor” deyişi gibi “İslamcılık yoktur” diyecek değilim. Daha çok, başını vermeyen şehit tarzı bir durumda olduğunun bilinmesini istiyorum.

İslamcılığı öldürme, yok etme, defterini dürme heveslilerini rahatsız edecek bir şey söyleyelim önce: İslamcılık vardır, Türkiye’de ve yeryüzünde varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Allah’ın dinini hakim kılmak isteyen herkese İslamcı denebilir mi? Bazı durumlarda, bazı yerlerde İslamcı kullanılamayabilir…

Mesela Moro’da Müslümanlar bir seçimi kazandığında İslamcılar seçim kazandı demeyiz, Müslümanlar kazandı deriz. Çünkü Moro’nun içinde bulunduğu Filipinler’in nüfusu yaklaşık olarak 100 milyon. Bu 100 milyonun en fazla 20 milyonu Müslüman. Seçime girenler ülkedeki diğer Müslümanlara göre İslamcı denilebilecek özelliklere sahip olsa bile seçimi kazananın Müslümanlar olduğunu söyleriz. Ama Türkiye’de bir seçim olduğunda seçimi Ak Parti veya Saadet Partisi kazanmış olsa Müslümanlar kazandı diyemeyiz. Zira ülkenin yüzde 99’u Müslüman. Eskiden İslamcılar kazandı deniliyordu. Hem İslamcıları rijit bir gruba indirgemek için bu deniliyordu hem de eskiden İslamcıların partileri biraz daha İslamcı denebilecek durumda idi.

Dolayısıyla Türkiye’de İslamın hakim olmasını isteyenlerden bahsederken Türkiye’deki Müslümanlar deyip geçemeyiz. Zira Türkiye’de hemen herkes, öyle ya da böyle Müslümandır.

Peki onlara İslamcı demek zorunda mıyız?

Elbette zorunda değiliz. Birisi “İslamcı kelimesini ben kabul etmiyorum, bu Batılıların yakıştırması. Batılılar kavram kargaşası oluşturmak peşinde ve teröristlere, silahlı örgütlere İslamcı diyerek bizi onlarla aynı kefeye koyuyorlar. İslam eşittir terörizm algısı oluşturmak peşindeler.” diyorsa ona İslamcı dememek daha doğru olur. Ama bu dostlarımız bilsinler ki, kendileri ne kadar İslamcı kelimesini kullanmasa da Batılılar durmayacaklar, onlara da İslamcı demeye devam edecekler.

İslamcı kelimesini kendisi için kullanmak istemeyenlerin başka başka açıklamaları da var. Mesela lideri veya şeyhi İslamcı kelimesini kullanmadığı için bu kelimeyi kullanmayanlar var. “Said Halim Paşa’dan Erbakan’a Müslüman siyasi liderler kendini bu terminoloji ile tanımlamamışken, Batı bizi böyle tanımlıyor diye, bizim de kendimizi böyle tanımlamamız doğru olmaz.” diyebiliyorlar.

Bazıları biz İslamcıların demokrasi kavramını eleştirip kabul etmememizden dolayı şunu da diyebiliyor: “Batılı stratejistler Müslümanların demokrat olamayacağını savunurken bizden de bazıları İslam’da demokrasi yoktur dediklerinde o Batılıları haklı çıkarmış oluyorlar.”  Böyle düşünenlerin demokrasi fikrini savunmayı ilerleme olarak algıladıklarını görürsünüz. Türkiye’deki dindarların mücadelesinin demokrasi tartışmasını çok geride bıraktığını savunurlar. Demokrasi eleştirilerini, sorgulamalarını kavrayamayanların demokrasiyi benimsemeyen İslamcıların sığ olduğunu iddia ettiklerini dahi gördük.

İslamcılığın bünyesindeki sürekli sorgulayıcılık, eleştirellik, iman amel tutarlılığını gözetme kaygısı İslamcılığa aynı zamanda sürekli yenilenebilme gücünü kazandırırken geleneğin besleyici damarlarını da bünyesine kattığını görüyoruz.

Kimi Gelenekçiler biz İslamcıları yenilikçi ve reformist olmakla itham ederler ama reformistlere, pozitivizm aşısını İslam’a yamamaya çalışanlara, Batı karşısında özür dileyici Müslüman tipine en başta itiraz edecek olan da tasavvufi bir intisabı olan veya gelenekle kavgalı olmayan İslamcı dervişler, abidlerdir.

İslamcılık durağan bir akım değil tam tersine modern çağa karşı bir meydan okumadır. Henüz pek de keşfedilmemiş büyük bir potansiyeldir.

Ve bu potansiyelin İslamcılar dahi o kadar farkında da değillerdir.

Kıymetinin farkında olmadığın mücevherin yanından uzaklaşırsın. Türkiye Müslümanlarının çoğunun İslamcılığın kıymetini pek de hesaba katmadan İslamcılıktan uzaklaşma yolunu seçmelerini başka nasıl anlamalıyız?

Ciddi bir editör, ciddi bir bilim adamı, ciddi bir göz Türkiye’de Müslümanların kendilerini ifade etmek için son yıllarda hangi kelimeleri tercih etmeye başladığını gayet net görebilir.

Eskiden kendilerine ve kendini yakın hissettiği çevreye “İslamcılar” diyenlerin, eleştirmek için bile olsa “bizim islamcılar” diyenlerin artık “biz muhafazakârlar” “bizim muhafazakar camia”, “biz sağcılar” ifadelerini kullanmaya başladıklarını sıklıkla görebilirsiniz.

Tamam, İslamcı kelimesinin bize yakıştırılmaya çalışılan bir kıyafet olduğunu biliyoruz. Konuyla ilgili gerekli okumaları az çok yapmasına rağmen ısrarla İslamcıyım diyenlerin bunu görmemesi imkansız.

İslamcı olduğunu söylemekte ısrar edenler, ki sayıları (sayımız) gayet azdır, neden ısrar ediyorlar; İslamcı kelimesine karşı çıkan dindarlar bunu düşünüyorlar mı acaba hiç?

Neye teslim olmak istemiyor İslamcı olduğunu söyleyenler? Veya şöyle soralım soruyu: İslamcı olduğunu kabul etmek istemeyenler, İslamcıları beğenmeyenler neye razı olmayı seçiyorlar?

Mesela İslamcılık kelimesinden rahatsız olanların sağcılıktan rahatsız olamıyor oluşunu neyle açıklayacağız?

İslamcı kelimesini ağzımıza dahi almamızı istemeyenlerin demokrasiden rahatsız olamıyor oluşunu ne ile açıklayacağız?

İslamcılık kelimesinden uzak duralım denildiğinde, evet hadi tamam duralım, peki milliyetçilikten, sağcılıktan, muhafazakârlıktan da uzak duralım diyebilecek mi bu kişiler?

İslamcılık kelimesine karşı çıkanların çoğunluğunun muhafazakârlık, sağcılık, milliyetçilik, demokratlık kelimelerine pek de tepki göstermediğini gözlemliyoruz. Üstelik memleketin milliyetçiliğe, sağcılığa teslim olma tehlikesi gittikçe büyürken.

Bu ahval ve vaziyette İslamcılık kelimesini kullanmakta ısrar edenlerin kalıba girmez, sınırlara hapsolmaz halleri ile ne kadar da doğru bir iş yaptığını görüyoruz. Çileli, hataları ile yanlışları ile ne kadar da güzel bir yolda olduklarının bir göstergesi oluyor benim için.

İslamcılığı sağcılığın içine sokmaya razı olacak mıyız, sağcılığa teslim olacak mıyız?

Hayır!

Etiket /