Yazarlar

İran, Chatham House’da ne anlattı?

Günümüzde Birleşik Krallık Kraliçesi’nin başkanlık ettiği Chatham House, 1919’daki Paris Barış Konferansı sürecinde İngiliz ve Amerikan delegelerin gelecek savaşları ve uluslararası politik ilişkileri tartışmak amacıyla bir enstitü kurma istekleri sonucunda Londra’da ve New York’ta ayrı olarak kuruldu. Günümüze kadar birçok siyasi figür ve dünya gündeminde yer edinmiş önemli kişileri ağırladı. Bunların arasında Mahatma Gandhi ve Enstitü bünyesinde 3 sene süresince önemli çalışmalar yapan ekonomist John M. Keynes de bulunuyordu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Araghchi

Günümüze gelirsek, uzun bir süredir çeşitli devletlerin politikacıları ve yöneticileri buraya gelip çeşitli konularda konuşmalar yapıyorlar. Bu konuşmalar hemen hepsi için bir nevi “vicdani yüzleşme” ile eksik ve hatalı oldukları çeşitli konularda, kendilerini Batı’ya karşı şirin gösterme fırsatı sunmuş oluyor. Geçtiğimiz hafta davet edilen konuk, dönem problemleri açısından epey dikkat çekiciydi çünkü İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Araghchi, Chatham House’a geldi ve nükleer programları ile bölgedeki problemler hakkında yaklaşık yarım saatlik bir konuşma yaptı. Bu konuşma canlı olarak yayınlandı ancak sonrasındaki soru-cevap kısmı kayıt dışı olarak devam etti. Konuşması sırasında çoğunlukla nükleer programlarına ve Amerika ile olan ilişkilerine değinen Araghchi, bölge sorunlarına yalnızca soru-cevap kısmında yer verdi.

Türkiye’nin Afrin çevresindeki birçok köyü teröristlerden arındırmış olması ve bir süredir şehir merkezine girme hazırlığı içindeyken, Araghchi’nin bölgedeki etkin devletlerden biri olarak Londra’ya gelip bu konuşmayı yapması epey manidar. Çünkü İran’a göre bölgedeki en önemli şey şu an için nükleer program görüşmeleri. Şii milislerin Afrin şehir merkezine ilerlemesi ve girmeye hazırlanmasına ise hiç değinmeyen Araghchi başka bir noktaya odaklandı ve bölgedeki tek tehdidin Suudi Arabistan olduğunu iddia etti. Aslında bu, dikkatleri İran’ın üzerinden çekip kendi yaptıklarını gizleme üzerine başarılı bir hareketti. Zira İran’ın uzun yıllardır Suriye’de Rusya ve rejim güçleriyle birlikte nasıl bir politika izlediği ve askeri güç olarak o bölgede neler yaptığı, artık inkar edilemez bir seviyededir. Fakat Araghchi, kendilerinin bölgede çok güçlü olduğunu iddia edip askeri anlamda bu bölgede neler yaptıklarını değil de ısrarla Batı ile olan ilişkileri ve anlaşmaları üzerinde durdu. Hatta bölgede DAEŞ’e en çok zararı İran’ın verdiğini ve neredeyse teröristleri yok ettiklerini söyledi. Bu vesileyle bölgedeki istikrarın ve güvenliğin ancak İran sayesinde sağlanabileceği algısını oluşturmaya çalışsa da dinleyenler pek de ikna olmuş gibi görünmüyorlardı.

Suud politikalarının bölgeyi kaosa sürüklediğini ve her zaman için yardıma hazır olduklarını dile getirdi Araghchi, sanki kendilerinin bölgedeki istikrarsızlıkta hiçbir payları yokmuş gibi. Çok denklemli ve çok aktörlü bir bölgede güçlü bir aktör olmanın nihai hedefleri olduğunu belirtmiş olması, İran’ın önümüzdeki zamanlarda daha da ileri gideceğinin, bir nevi sınırları zorlayacağının bir işareti sayılabilir. Araghchi konuşması boyunca zaman zaman espri yaparak sempatik bir izlenim bırakmak için uğraştıysa da, zamanında Ukrayna’nın da İran gibi bir nükleer programı olduğunu ve sonrasında kısmen istila edildiği dolayısıyla İran’ın böyle bir tehditle karşı karşıya kalması durumunda ne yapacağı sorusu üzerine, sempatikliğinin yerini sert bir ciddiyet alarak İran’ın kendi güvenliğini sağlayacak güçte olduğunu belirtmekten çekinmedi. Israrla nükleer programlarının barışçıl bir çalışma olduğunu ve asla nükleer bomba yapmak kadar ileriye gitmeyeceklerini söyledi ve hatta ruhani liderlerine atıfta bulunarak nükleer bombanın haram olduğunu ifade etti. Bunları söylerken tabi İran’ın uzun süredir yaptıklarında ve yapmaya çalıştıklarında helal-haram ilişkisinin ne kadar gözetildiği tam bir muamma. Abbas Araghchi, bölgede askeri çözümlerle istikrar ve barışın sağlanamayacağını ancak politik görüşmeler ile çözülebileceğini söylese de, bölgedeki siyasal ve askeri hareketleri yüzünden kendisiyle çelişkiye düşen İran’ın tek hedefinin bölgede tek güç olmayı amaçladığını anlamak bu konuşmadan sonra hiç de zor değil.

Bölgedeki tüm olumsuz olayları ve tehditlerin sebebini Suudi Arabistan’ın yanlış hesapları olduğunu söyleyip Suudi Arabistan’ı hedef gösterdi ve sanırım Batı’nın gözünde kendini aklamış ve vicdanını rahatlamış olmanın verdiği mutlulukla yine “sempatik” bir gösteri eşliğinde salonu terketti.