Yazarlar

Özgürlüğe ilk adım: 1857 Sipahi Ayaklanması

Coğrafi keşiflerin başlamasıyla beraber Batılı devletler emperyalist politikalarını uygulamaya başladılar. İngilizler de 1600 yılında Doğu Hindistan Şirketi ile Hindistan’da sömürge faaliyetlerine başladılar. Zamanla İngilizler sömürge politikaları sonucunda Hindistan’da yönetimi ele geçirdi. Hindistan’da İngiliz okullarının ve kolejlerinin açılması, ekonominin tamamen İngilizlerin eline geçmesi, Hindistanlıların kendi ülkelerinde İngilizlerin kölesi haline gelmeleri, Babür Devleti’nin otoritesinin yok olması, İngilizlerin Hindistan’da ordu kurmaları Hindistanlıları rahatsız etmeye başlamıştı.

Doğu Hindistan Şirketi (East Indian Company) ilk kurulduğunda ticaret amacı ile kurulan fabrika alanlarını işletmeye başlamıştı. Ancak daha sonra şirket günden güne güçlenerek bir devlet gibi hareket etmeye başladı. Şirket hem ekonomik olarak hem de askeri olarak çok güçlü hale geldi. Kendi özel ordusuyla Hindistan’daki krallıklarla savaşarak bazı bölgeleri hâkimiyeti altına almaya başladı. Şirket özellikle Doğu Hindistan’da çok etkindi. Bu bölgedeki Müslüman ve Hinduları ordusuna asker olarak aldı. Şirketin en güçlü olduğu bölgeler Bengal, Bihar ve Orissa’ydı. Hatta dönemin Babür Devleti padişahı Şah Alam şirkete bu bölgelerde ‘’vergi toplama imtiyazı’’ vermek zorunda kaldı. Zamanla şirket Bombay ve Madras gibi liman üsleri olan stratejik bölgeleri de ilhak etti. İngiliz kraliyet hükümeti de Şirketin askeri gücünü geliştirmek için Şirkete her türlü desteği sağlamıştır. Özellikle 1772’de genel vali olarak atanan Warren Hastings’in ilk işi, Şirketin askeri gücünü daha da arttırmak olmuştur. İngilizlerin sömürge faaliyetlerinden rahatsız olan halk zaman zaman İngilizlere karşı direniş gösterdi. Ancak mikro direnişlerin kitlesel bir harekete dönüşmesi 1857’de gerçekleşti.

 

Ayaklanmanın başlaması ve yayılması

Şirketin kurduğu ordunun çoğunluğunu Hindular ve Müslümanlar oluşturuyordu. Şirketin ordusu üçe bölünmüştü: Bombay Ordusu, Madras Ordusu ve Bengal Ordusu. Özellikle Bengal Ordusu içerisindeki Müslüman ve Hindular İngilizlerin kendilerini köleleştirmelerinden rahatsızlardı. Sadece ordu içerisinde yer alan askerler değil, sivil halk da İngilizler tarafından değerleri aşağılandığı için İngiliz sömürgesinden oldukça rahatsızlardı. İngilizlerin mülkiyet hakkına saygı göstermemeleri, topladıkları vergileri giderek arttırmaları, Hindistan halkına adaletsiz davranmaları ve Hindistan halkının değerlerini tahrip etmeleri halkı isyana götüren nedenlerdi. Hindistan halkı İngilizlerin uyguladığı politikaların kendi sosyal ve dinsel statülerini yok edeceğini düşünmeye başladı. Ancak Hindistan halkı daha önceki mikro düzeydeki isyanların İngilizler tarafından kanlı ve sert bir şekilde bastırıldığına tanık olduğu için, direniş göstermeye çekiniyorlardı. Baskı rejimi kuran İngilizler halkı korkutmayı başarmıştı.

Ancak git gide artan hoşnutsuzluklar ve ordudaki askerlere verilen tüfeklerin domuz ve inek yağı ile yağlanması Hindistanlıların isyan etmelerine neden oldu. Hem Müslümanlar hem de Hindular bu durumdan ziyadesiyle rahatsız oldular. Sivil halk da ayaklanmaya destek verdi. İsyan kitlesel bir harekete dönüştü.

Önce ordu içerisinde başlayan ve kısa zamanda halk arasında da yayılmaya başlayan isyan, Hindistan’a yayılmaya başladı. Meerut’ta başlayan isyan Delhi, Agra, Lucknow gibi Hindistan’ın önemli şehirlerine de sıçradı. Gerçekleşen isyan sonucu birçok İngiliz subayı ve ailesi öldürüldü. İngilizlerin Bengal ordusundaki Hindistanlı askerleri ve isyana destek veren halk Delhi’de Babür Devleti padişahına bağlılıklarını bildirdiler. Ancak Madras ve Bombay ordularının isyana katılmaması ve isyana katılanların stratejilerinin olmaması isyanı sekteye uğratıyordu. Bu iki nedenden dolayı ayaklanma tüm Hindistan’a yayılamadı.

Sipahi askerlerin ve halkın dönemin koşulları gereği zor şartlara maruz kalması isyancıların yavaş yavaş yılmasına ve mücadeleden vazgeçmek zorunda kalmalarına neden oldu. Kraliyet hükümetinin de desteği sonucu İngilizlerin isyan hareketi kanlı ve sert bir şekilde bastırması da Hindistanlıların direnişini kırdı. Git gide çok ağır kayıplar vermeye başladılar.

Ayaklanmanın en dikkat çekici noktası Osmanlı Devleti’nin tavrı olmuştur. Tarihlerinde ilk defa bir devletin egemenliği altına giren Hindistanlılar, özellikle de Hindistanlı Müslümanlar Osmanlı Devleti’ne büyük umut bağlamışlardı. Hindistanlı Müslümanların Türklere olan sevgisi ve halifeye olan bağlılıkları en üst seviyedeydi. Üzücü ama gerçek şudur ki, o dönem Osmanlı Devleti Kırım Savaşı yüzünden İngiltere ile müttefik olduğu için Müslümanlara yardım edemedi. Kalkışmaya destek veremediği gibi İngilizlerin yanında durmak zorunda kaldı. Osmanlı Devleti’nin ve halifenin bu tutumundan dolayı Müslümanlar İngilizlerle işbirliğine yöneldi. Bu durum Müslümanlarla Hinduların arasındaki mesafenin açılmasına neden oldu. Ayrıca bu durum Hindistanlı Müslümanların halifeye bağlı olduklarını da göstermektedir.

 

Bağımsızlık savaşı mı, yoksa isyan mı?

1857 Sipahi Ayaklanmasının bir bağımsızlık savaşı mı, yoksa isyan mı olduğu sorusuna Hindistanlı tarihçilerin büyük bir kısmı tarafından bağımsızlık savaşı cevabını verirken, Batılı tarihçilerin büyük bir kısmı ise bu ayaklanmanın bir isyan olduğunu ileri sürmektedirler. Hint milliyetçileri bu ayaklanmayı ‘’Birinci Bağımsızlık Savaşı’’ olarak adlandırarak emperyalizme karşı başkaldırının önemine vurgu yaparlarken, Batılılar oryantalist bakış açısıyla bu ayaklanmanın basit bir ‘’isyan’’ olduğunu söylemektedirler. Çünkü ayaklanma ile birlikte İngilizlerin kısa bir süreliğine de olsa Hindistan’daki hâkimiyetleri sarsılmıştır ve tehlikeye girmiştir. Hindistan halkı bu ayaklanma ile birlikte İngiliz emperyalizmine karşı bir direniş başlatabileceklerini görmüşlerdir. Ayaklanmadan yaklaşık 50 yıl sonra Hindistan’da bağımsızlık hareketi gelişmiş ve ayaklanmanın öncüleri milli kahraman olarak görülmüşlerdir.

 

 

Bağımsızlığa giden yolda ödenen bedeller

İngilizler ayaklanmayı sert ve kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra Hindistan’da tamamen hâkimiyeti ele geçirmek için Hindistan’ı doğrudan kraliyet hükümetine bağlamışlardır. Hindistan’ın doğrudan İngiltere’ye bağlanması sonucunda Doğu Hindistan Şirketi de kapatılmıştır. 1858 yılında İngiltere Babür Devleti’ne de son vererek devletin son padişahı Bahadır Şah’ı ve ailesini de sürgüne yollamıştır. Merkezi otorite tamamen İngilizler tarafından ele geçirilerek Hindistan doğrudan İngiltere tararından yönetilmeye başlanmıştır. İngilizler bu tarihten sonra Hindistan’ın askeri sistemi ve maliyesi başta olmak üzere birçok alanda reformlar gerçekleştirmişlerdir. Bu reformlar sonucunda Hindistan halkının geleneksel toplum yapısı bozulmaya başlayarak Batı sınıf sistemi Hindistan’da İngilizler tarafından uygulanmıştır. Ancak hem ayaklanmanın aşıladığı bağımsızlık arzusu hem de İngilizlerin Hindistan halkının değerlerini tahrip etmeye başlaması, Hint milliyetçiliğinin yükselmesine ve bağımsızlık hareketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.