Yazarlar

Güney “Çevre”mizde “Cereyan” Edenler: Çevre Doktrini

Geçtiğimiz günlerde Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi liderlerinin birlikte verdikleri poz, bizlere eski Mossad yetkilisi ve İsrail güvenlik uzmanı Yossi Alpher’in 2015’te yayımlanan “Periphery: Israel’s Search for Middle East Allies” kitabında bahsettiği İsrail’in çevre politikasını (periphery doctrine) hatırlattı.

Alpher bu kitabında 1950’lerde İsrail’i kuşatan Arap düşmanlığına karşılık, dönemin Başbakanı David Ben-Gurion ve danışmanları tarafından çevre doktrini adında mühim bir strateji geliştirildiğini ve bu stratejinin Araplar tarafından “kuşatma doktrini” olarak yorumlandığını anlatıyor. Alpher “Daha sonraki yıllarda (1956-83), bu doktrin İsrail istihbarat teşkilatı (özellikle Mossad) tarafından işletilmeye başlandı. Kamuya açık olarak medyada yahut akademide tartışılması bir tarafa, bahsedilen bu ilke İsrail’in resmi belgelerinde dahi yer almadı. Buna rağmen, bu doktrin İsrail’in yalnızca bekasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda İsrail’in stratejik düşünüşünün önemli bir parçası haline geldi.” cümleleriyle İsrail çevrelerince bu doktrinin nasıl temellendirildiğini belirtiyor.

Son yıllarda, Amerika’nın da bölgeden çekilmesiyle, İsrail’in yeni bir düşmanlık sarmalının içinde olduğunun altını çizen Alpher, “1950lerdeki Arap düşmanlığından ziyade, şu anda İsrail’in Mısır, Türkiye ve İran’da yükselen İslamcılık tehdidi ile karşı karşıya olduğunu ve günümüzde İsrail’in yeni “çevre”si Azerbaycan, Yunanistan, Kenya, Uganda, Bulgaristan ve Romanya’ya kadar uzandığının altını çiziyor.

Aslında eskisinin aksine, yeni çevre politikasında yer alan ülke yöneticilerini düşününce, üstteki fotoğraf İsrail’in de eklenmesiyle tamamlanmış oluyor.

Eski Çevre Doktrini

 

Yeni Çevre Doktrini

ÇEVRE DOKTRİNİ VE AZINLIKLAR

Temelde İsrail’in Arap düşmanlarına karşı bölgesel müttefikler oluşturmasını amaçlayan “çevre doktrini”, Alpher’ın iddiasına göre 1960- 1980 yılları arasında, “merkez” Arap devletleri ve Filistinlilerle yapılan barış görüşmelerine kadar oldukça etkili oldu. Eski çevre doktrini Etiyopya, Sudan, Türkiye-İran-İsrail üçlüsü (Trident) gibi devletler ve Lübnanlı Maruniler, Güney Sudan, Berberiler ve Kuzey Irak Kürtleri gibi azınlıklardan oluşuyordu. İsrail’de çevre doktrininin başarısızlık ve israf olduğunu düşünenlerin aksine Alpher, her ne kadar bazı ülkeler İsrail’e verdikleri sözleri tutmamış, ona zor zamanlarında yardım göndermemiş ve kendi çıkarlarını İsrail ile anlaşmalarının hep önünde tutmuş, azınlıklar da fiziksel koşulları yeterli olmadığı için İsrail’e bu süreçte isteseler de yardım edememiş olsalar ve ilişkileri sadece duygusal bağlamda kalmış olsa da; bunun israf ya da başarısızlık değil, aksine başarılı bir girişim ve İsrail için oldukça faydalı bir deneyim olduğunu ileri sürüyor.

Alpher, bu zaman diliminde İsrail’in azınlıklarla kader birliğini, yakınlaşmalarının temel nedeni olarak gösteriyor ve ekliyor:

“Azınlıklar bize hep gelmişlerdir. Avrupa’da görev yapmış her elçi Berberiler, Kıptiler, Kürtler vs. Ortadoğu azınlıklarından birinin haftada bir kendilerine gelip yardım istediklerini bilir. Bize geldiler, Kürtlerle ve Güney Sudanlılarla 60’larda geliştirdiğimiz ilişkiler çok duygusal ilişkilerdi. İsrail’de karşılık beklemeksizin yaptığımız kimi kutsal şeylerin olduğu hissi güçlüydü. İlginçtir ki bu iki halk bugün ya bağımsız ya da yarı bağımsızdır. Ve iyi olanı da İranlılardan farklı olarak gerçekten bize minnettarlar. Bizle gerçekten samimi duyguları samimi ilişkileri var.”

Etnik çevredeki Kuzey Irak Kürtleri ile ilişkiler, Alpher’in çevre doktrininin ilham kaynağı olmuş. Kitapta Kuzey Irak ile ilk temaslar, yapılan “insani” yardımlar ve aralarında bu nedenle oluşan duygusal bağ, -referandum sonrası Kuzey Irak’ta açılan İsrail bayrakları bu duygusal bağı bir nebze açıklar nitelikteydi- Kürtlerin İsrail ile kader birliği ve istedikleri halde İsrail’e yardım etmeye güç yetiremeyişleri anlatılıyor.

 

DOKTRİNE ZEMİN HAZIRLAYAN OLGULAR

Çevre doktrinine ilham kaynağı olan olaylara değinmeden önce kısaca kitabın yazarı Yossi Alpher’in askeri özgeçmişine değinmekte fayda var. 1965 yılında IDF(İsrail Savunma Gücü)’de temel eğitimini yeni bitiren subay Yossi Alpher, Doğu çalışmalarında aldığı lisans eğitimi ve orduya katılıp istihbarat için çalışma düşüncesine rağmen, Tel Aviv’de Genelkurmay Karargâhı’na İngilizce öğretmeye gönderilir ve bunu üzüntü ve hayretle karşılar. İngilizce öğretimi konusunda hiçbir fikri yoktur ve kızgındır çünkü İngilizce öğretmekten daha hareketli bir görev ummaktadır.

Bir süre sonra kendisine özel bir görev verilir. General Tsuri Sagui üç askeri karşısına alarak IDF’nin temel taktiklerinin bir el kitabını gösterir: pusular, patlayıcılar vs. “Dördümüz Kürdistan’a gidecek ve Kürtlere Irak ordusuyla savaşta yardım edeceğiz.” der. Alpher’e de “Bu el kitabını temel İngilizceye çevirecek ve nasıl kullanılacağını öğreteceksin. Kürdistan’a İbranicesini götüremeyiz çünkü resmi olarak Molla Mustafa Barzani ve yardımcılarından başka İsrailli olduğumuzu kimse bilmeyecek. Kürdistan’da birileri İngilizceyi Kürtçeye çevirir.”

Alpher, “bunun için güvenlik iznim olduğundan emin değilim” diyerek bu vazifeye gönüllü olur ve bir an kendi kendine düşünürken şu kanaate varır. “Kürtler. Demek ki Ortadoğu’da sadece Arap düşmanlarımız değil dostlarımız da var.”

Bu fikir, Alpher’in çevre politikasına ilham olur. İsrail, bölgede Arap veya Müslüman olmayan, ya da Arap olup coğrafi olarak Arap- İsrail çatışmasından uzak ülkeler ve azınlıklarla ilişki ve birlikler arayışındadır. Orijinal çevredeki ülkeleri belirlerken İsrail; bölgeyi kontrol edebilme, erişim, ortak düşmana karşı savaşa hazır olma, İsrail’in stratejik bir ihtiyacını karşılama, maliyet ve kısıtlı da olsa insani şartlar kriterlerini göz önünde bulundurur. Daha sonra bölgede siyasal İslam’ın İran, Hizbullah, Hamas, Türkiye, Mısır ile yükselişi, İsrail’i mevcut çevre fikrini güncellemeye iter. Mevcut eski çevre fikrindeki ülke ve topluluklar güncellenir ve yeni çevre fikri ortaya çıkar.

Çevre doktrinini Alpher, Brookings’te katıldığı bir konferansta şöyle tanımlıyor:

“ En basit ifadeyle zihninizde canlanması için, Birleşik Devletler haritalarında Birleşik Devletler, İsrail haritalarında İsrail, Polonya haritalarında Polonya merkezdedir. Çevre deyince biz Ortadoğu’nun merkezinde, düşman Arap devletleri ile çevriliyiz. ‘50li yıllara gidiyoruz, Nasır Mısır’ın ve temelde Arap dünyasının lideri, Suudi Arabistan her gün Yahudileri denize dökmekten bahsediyor, önümüzde iki savaş geçirmişiz ve bir üçüncüsü kapıda ve bu düşmanlık halkasıyla uğraşmaya çalışıyoruz, bunun için de İsrail merkezli bakış açısıyla İsrail’in çevre bölgesine bakıyoruz. Kuzeyde Türkiye ve İran, güneyde Etiyopya, Sudan var. Kısaca yalnız olduğumuzu düşünen Arap komşularımızın gözünde caydırıcı imajımızı geliştirmek için birlikte çalışacağımız dost ve müttefik hatta azınlık halklar aradığımız dört başı mamur bir güney çevremiz var.

Ne kadar yalnız hissettiğimizi anlamanız için, 1957’de yazılmış şu şiir, bazı İsrail edebiyat eleştirmenleri yazarının sadece aşk acısı çeken biri olduğunu söylese de, zamana çok uyuyor.”

Konferansta hangi şiirden bahsettiğini belirtmese de, Yossi Alpher’in Çevre kitabının da başına aldığı, İsrailli şair David Avidan imzalı 1957 tarihli şu mısralar, İsrail’in binlerce yıllık sürgün ve vatansızlığını, bölgedeki yalnızlığını ve bu doktrine olan ihtiyacını haykırır nitelikte:

“Yalnızlık, büyük bir ümitsizlik,

Ve bu büyük bir yalnızlık ve büyük bir ümitsizlik yükünü

Tuhaf bir şekilde kabullenme,

Tüm bunları açıklayan basit keskin gerçek şu ki:

Gidecek başka hiçbir yerimiz yok.” (David Avidan, Power of Attorney, 1957)

Aynı zamanda Obama’nın danışmanlarından olan Bruce Riedel’in sorusu üzerine Alpher, konferansta bir zamanlar İsrail’in Türkiye ve İran ile ortak çevre politikası olan Trident hakkında şunları söylüyor:

“Ben-Gurion bunu (Trident) 57-58’de kurduğunda yaptığı ilk şeylerden biri, Eisenhower ve Dulles’a yazmak ve “Bakın sizin NATO’nuz bizim Trident’imiz var. Trident bölgede Sovyet etkisine karşıdır ve desteğinizi istiyoruz.” demek oldu.

Dulles’tan gönülsüz bir yardım aldı ama Ben-Gurion, o zamanki biz yani, Mossad’da CIA’den de para aldık. Ve CIA’in parasıyla Trident’i finanse etmek için yaptığımız ilk şeylerden biri- Paris’te ve sonra Brüksel’de NATO karargâhları vardı- Trident’in karargâhları Tel Aviv’in dış mahallelerinde de olacak, bu oldu. CIA’in parasıyla modern yapılar olan Trident karargâhlarını kurduk. İçeri girince sola döndüğünüzde Türkiye, sağa döndüğünüzde İran var.”

 

ALPHER’İN KAYGILARI

Alpher kitabında Mısır, Türkiye ve İslamcılar hakkındaki kaygılarından da bahsediyor.

Alpher’ göre çevre, bunlar varken tehlikede ve yeni müttefikler, olabildiğince İslamcıların karşısında olanlardan teşekkül etmeli:

“Bugün yeni bir merkez var mı? Yeni bir düşman merkez var mı? Bir düşman merkezine işaret edecekseniz, bu İslamcılardır ve İslamcılar temelde devlet dışı aktörlerdir. Sina’da, Gazze’de, Kuzey Lübnan’da, Suriye’de, tamamen İslamcı bir devlet olan İran’da İslamcılar var. Erdoğan ve Mayıs 2010’daki Mavi Marmara olayından dolayı Türkiye hakkında endişeleriniz var.” sözlerine yer vererek Türkiye ve çevredeki bazı Müslüman ülkelerin İsrail için yükselen tehdit olduğunu vurguluyor.

Eski çevreden alınan dersle, Alpher yeni çevre hakkında temkinli olunması gerektiğini vurguluyor. Eski çevrede Trident’teki Türkiye ve İran, İsrail için Arap düşmanlarına karşı caydırıcı bir konumdaydı, ancak şimdiki çevrede ekonomik ve askeri gücü zayıf Kıbrıs ve Yunanistan ile yolsuzlukla mücadele eden Bulgaristan gibi ülkeler var. Bu, İsrail için dezavantaj gibi görünse de aksine bir avantaj; çünkü bu yolla ve diğer zayıf dinamikleri kullanarak Akdeniz’de Türkiye’ye gaz satışı bile yapabilir. Deneme- yanılmaya dayanan eski çevre politikasının aksine bu kez, daha açık ve daha güçlü bir ekonomik temele dayanan bir politika var. Bu kez çevre sadece düşman Arap komşuları değil, Orta Asya, Avrupa, Afrika ülkelerinden de oluşuyor ve böylelikle İsrail, güvenliğini sağlayıp Türkiye, İran ve Mısır gibi İslam ülkelerine de bir mesaj vermiş oluyor.

Alpher’in 2012’de Kıbrıs Enerji Direktörü Solon Kassinis ile arasında geçen diyalog, İsrail’in Akdeniz’de Kıbrıs’a mecburiyetini de gözler önüne seriyor:

“Kassinis, Kıbrıs’ın gaz araştırmaları ve üretiminden sorumlu görevlisi olduğu için sıvı doğalgaz ortak yatırımı ve boru hatları gibi enerji alanındaki birçok konuda İsrail görevlileri ile görüşür. Görüştüğümüzde sinirliydi. Bana “Siz İsraillilerin tek dostunun biz olduğunu anlamıyor musunuz? Yunanistan ve Kıbrıs, hepsi bu kadar. Türkiye’den korkmuyoruz, bunun için İsrail’e ihtiyacımız yok. İsrail’in Kıbrıs’a ihtiyacı var. Onun için ya üçümüz gaz güvenliği konusunda anlaşırız ya da biz Rusya, Fransa ve İtalya’nın yardımını alacağız.”

 

KIBRIS-YUNANİSTAN-MISIR İŞBİRLİĞİ

Bizim çevremizde ise İsrail; Türkiye ile ilişkilerinde bir takım sorunları aşamayan Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır ile yakın temas halinde. Yeni çevre doktrininde bu ülkeleri görmek ve pratikte de “Akdeniz’de üzerinde çalıştıkları devasa doğalgaz yatakları”nın olduğunu söylemek mümkün. Çevrelerinde yeni keşfedilen enerji kaynaklarının da etkisiyle birbirlerinden aldıkları elektrik güçlü olmalı, öyle ki 2022’de bitirilmesi planlanan Euro-Africa Interconnecter projesi ile Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan denizin altından döşenecek 1650 km uzunluğundaki elektrik ağı ile birbirine enerji verecek. Türkiye’yi dışarda tutan ve yeni çevre ülkelerini birbirine bağlayan bu deniz altı enerji ağının; Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasında hayati öneme sahip olacağı düşünülüyor.

Bu gelişmeler karşısında Türkiye, geçtiğimiz günlerde Yunanistan- Kıbrıs- Mısır arasında imzalanan yeni enerji anlaşmalarının yok hükmünde ve düşmanca olduğunu açıkladı. Konu ile ilgili haberde “üç ülkenin son yıllarda gerçekleştirdiği işbirliğinde hedefin Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de kuşatmak ve enerji havzalarını kendi aralarında paylaşmak olduğunun değerlendirildiği” ifade edildi.

Güney çevremizde “cereyan” eden bu hadiseler, yönümüzü kimi zaman doğuya, çoğu zaman batıya çevirdiğimiz şu günlerde kuzeyden ve özellikle güneyden de haberdar olmamız gerektiğini bize telkin ediyor. Türkiye her koşulda zeytin dalını uzatan taraf olsa da, özellikle güney çevredeki kimi komşularının aynı dostane niyeti taşımadığı gerçeğini ve bu bağlamdaki gelişmeleri iyi takip etmekte fayda var.