Röportaj

Ortadoğu’da çekişmenin görünmeyen cephesi: Kızıldeniz

Küresel olarak karmaşık siyasi ve toplumsal değişikliklerin vuku bulduğu şu günlerde, uluslararası ilişkilerdeki değişim de hiç olmadığı kadar hızlı seyretmektedir. Dünyada siyasi, ekonomik ve jeopolitik dinamiklere bağlı radikal dönüşümlerin yaşandığı en önemli coğrafyalardan biri Kızıldeniz’dir.

Uluslararası alandaki her güç boşluğu, onu doldurmak isteyen devletler arasında yeni bir rekabeti doğurmaktadır. Kızıldeniz Havzası’nda da devletlerin rol kapma ve alan hâkimiyetlerini genişletme hamleleri vardır.

Kızıldeniz gerek uluslararası ticaret gerekse güvenlik konseptleri dahilinde düşünüldüğünde son derece stratejik bir öneme sahiptir. Sahip olduğu önemli konum, uluslararası ilişkiler sisteminde etkili olan devletlerin burada hakimiyet sahibi olma ve üs kurma rekabetine girişmelerine neden olmaktadır. Son yıllarda yaşanan bölgedeki istikrarsızlık Kızıkdeniz üzerinde hakimiyet sahibi olmak isteyen devletlerin iştahını kabartmış görünmektedir.

Kızıldeniz’de yaşanan bu gelişmeleri ve bölgenin tarihsel serüvenini geçen günlerde “Kızıldeniz Raporu: Ortadoğu’da Çekişmenin Görünmeyen Cephesi” adlı raporu hazırlayan İNSAMER Ortadoğu Araştırmacısı Riad Domazeti ile konuştuk.

İyi(Mücerret) okumalar.

Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının düğüm noktası: Kızıldeniz

ABD, Japonya, Fransa, Rusya, İngiltere, İran, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin Kızıldeniz üzerinde hakimiyet kurma çabaları var. Özellikle Arap Baharı sonrası bölgedeki istikrarsızlıkları fırsata çevirmeye çalışan ülkelerin Kızıldeniz havzasında hakimiyet kurma çabaları artmış bulunmakta. Kızıldeniz neden bu kadar cazibe merkezi halinde?

Sizin de altını çizdiğiniz ülkelerin Kızıldeniz’de etkinliğini arttırma çabaları sürpriz değil. Kızıldeniz herşeyden önce stratejik bir geçiş güzergahına sahiptir. Kuzeyde Süveyş Kanalı ile güneyde Babu’l Mendep Boğazı aracılığıyla Aden Körfezi üzerinden Hint Okyanusu ile Akdeniz’i birbirine bağlayan, Afrika ile Asya kıtalarını ise birbirinden ayıran Kızıldeniz, dünyanın en önemli stratejik geçiş hatlarından biridir. Yani Avrupa, Asya ve Afrika’nın, üç kıtanın düğüm noktası olduğunu altını çizmek gerekir. Özellikle Süveyş Kanalı’nın açıldığı 1869 yılından itibaren ticaret gemileri için son derece kritik güzergâhlardan biri hâline gelen Kızıldeniz, tarih boyunca Mekke ve Medine gibi Müslümanlara açısından kutsal beldelerin savunmasında da stratejik öneme sahip olmuştur. Süveyş kanalı üzerinden geçen ticari gemilerin, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynakların boru hatları ve nakliye güzergahları bu önemi her geçen arttırmıştır. Mesela Süveyş Kanalı yıllık yaklaşık 20.000’e yakın geminin geçişini sağlamaktadır ve bu duurm Asya ile Avrupa arasında ticaretin büyük bir kısmını oluşturuyor.Bu da dünya ticaret hacminin yaklaşık %20’si yaklaşık 820 milyon ton kargo ile Kızıldeniz Havzası’ndan gerçekleşmektedir. Aynı şekilde dünya petrolünün en önemli yedi transit geçiş noktasından dördü Ortadoğu’dadır ve bunların da üçü Kızıldeniz ile bağlantılıdır. Süveyş Kanalı, SUMED petrol boru hattı ve Babu’l Mendep, toplamda dünyanın en yoğun geçiş noktalarıdır. Tüm bu veriler Kızıldeniz’deki rekabetin ve jeopolitik çekişmesini anlamlandırıyor.

Stratejik konumu nedeniyle Kızıldeniz her zaman büyük güçlerin ilgisini çekmiştir

Küresel güçler bölgede her daim hakimiyet yarışı içersindedir. Kızıldeniz üzerindeki hakimiyet yarışının tarihsel arka planından bahsedebilir misiniz?

Stratejik konumu nedeniyle Kızıldeniz her zaman büyük güçlerin ilgisini çekmiştir. Osmanlı Devleti, Kızıldeniz’de hâkimiyet kurmasından sonra Uzak Doğu’dan Avrupa’ya deniz yoluyla giden ticaret rotalarında bariz bir üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle 16. yüzyıldan itibaren Portekiz, Hollanda, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi sömürgeci güçlerle her zaman mücadele içinde olmuştur. 19. yüzyıla gelene kadar Kızıldeniz’de hâkim güç Osmanlı olmuştur. Bu süreçte Avrupalı güçler, Kızıldeniz’e girme ve bölge ticaretini ele geçirme heveslerinden bir süreliğine vazgeçseler de Osmanlı’nın gerileyişi onlara bekledikleri fırsatı vermiştir. Önce Fransızlar, 1798’den 1801 yılına kadar Mısır’ı işgal altında tutmuş ve Kızıldeniz’in girişinde önemli bir avantaj sağlamıştır. Fransa’nın Napolyon öncülüğünde yürüttüğü Mısır askerî harekâtı, İngiltere’nin nüfuzunu genişletmesi için önemli bir bahane sunmuştur. 1799 yılında Bombay’dan sevk edilen İngiliz kuvvetleri, Kızıldeniz’in girişinde bulunan Perim Adası’nı işgal ederek başladıkları yayılmalarını, 1800’lü yıllar boyunca kademeli olarak sürdürmüştür. İngiltere’nin Ortadoğu politikası, büyük ölçüde, Mısır’ı kontrol altına tutarak şekillenmiş ve Kızıldenizin gerçek stratejik önemini de İnglizler atf etmişlerdir. 1808’de İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan bir raporda, Aden Körfezi “Doğu’nun Cebelitarıkı” olarak tanımlanmış ve bölge ile ilgili yapılacak harcamalardan kaçınmamak gerektiği belirtmiştir. Daha sonra pamuk ve kahve ticaretinde Amerikalılar da dahil olmuşlardır. Kızıldeniz, 1945 yılında sona eren 2. Dünya Savaşı’nın ardından özellikle Sovyetler Birliği ile ABD arasında bir rekabet alanına dönüşmüştür. Soğuk Savaşı döneminde iki küresel güç arasında kıyasıya bir rekabet yaşanmıştır.

Ekonomik olarak zengin bir bölge olmasına rağmen birçok yer altı ve yerüstü zenginliğin küçük meblağ karşısında kiralanıyor

Kızıldeniz’e komşu ülkelerde siyasi, ekonomik, sosyal sorunlar baş göstermekte. Bölgedeki gerilim her daim yüksek durumda. Kızıldeniz’e komşu ülkelerde istikrar ve güven problemi var. Kızıldeniz’e komşu ülkelerde yaşanan istikrar ve güven probleminin temelinde neler var?

Ortadoğu’nun diğer bölgelerde olduğu gibi sömürgecilik, işgal ve devletler arasında rekabet beraberinde birçok sorunun ortaya çıkmasına yol açıyor. Çoğu zamanda tepki olarak bazen de örgütlü bir muhalafetin sonucu olarak gelişen olaylar hem iç çatışmayı tetikliyor hem de bölgesel bir çatışma sarmalına yol açmaktadır. Bu durumdan da bölge dışı aktörlerin istifadesine yol açıyor.

Kızıldeniz havzasında başlıca sorunları terör, göç, iç savaş, bölgesel rekabet, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, korsanlık faaliyetleri ve bölgenin kriminalize oluşu, olarak sıralam mümkündür. Bütün bunlara ilaveten Kızıldeniz’e komşu ülkelerdeki yerel siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar da bölgedeki gerilimin yükselmesinde etkili olmaktadır. Aynı şekilde ilgili birçok ülkede eğitim, sağlık ve temel insani hizmetlerin hala çok uzağında. Ekonomik olarak zengin bir bölge olmasına rağmen üretim olmadığı gibi birçok yer altı ve yerüstü zenginliğin küçük meblağ karşısında kiralanıyor.

Askeri varlığını arttırmak isteyen ülkeler Kızıldeniz kıyısında lojistik imkanlara sahip olmaya çalışıyor

Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkelerin pek çok limanı var. Fakat bu limanlar istikrar ve güvenlik sorunları sebebiyle tam kapasite olarak kullanılmıyor veya hiç kullanılmıyor. Örneğin, Sudan’daki Sevakin Limanı ülkenin ihtiyacını karşılayamıyacak düzeyde. Bu limanda Türkiye’nin insiyatifinde yürütülen iyleştirme çabaları vardı. Fakat Sudan’da Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in görevden uzaklaştırılmasıyla iyleştirme çalışmaları durmuş bulunmakta. Eğer Kızıldeniz üzerindeki limanlar aktif bir şekilde tam kapasite olarak kullanılırsa bölgeye ve dünya ticaretine etkileri neler olur?

Kızıldeniz’deki rekabet ve devletler arasında çekişmenin en önemli yönünü stratejik lokasyonlar oluşturuyor. Bu noktada da limanlar ve buna bağlı lojistik ağlar birinci sıraya yer alıyor. Askeri varlığını arttırmak isteyen ülkeler Kızıldeniz kıyısında lojistik imkanlara sahip olmaya çalışıyor. Bunun için de bazı zayıf ve muhtaç ülkelerin zaaflarından yararlanarak küçük meblağalar karşılığında uzun döneme kiralıyorlar. Bu da bölgedeki rekabetin uzun yıllara yayılma potansiyeline işaret ediyor. Bölgedeki limanlar, ilgili ülkeler için ve bu limanları kiralayan yabancı ülkeler için önem arz ediyor ancak bölgenin güvenlik ve istikrar sorunları sebebiyle Mısır ve Suudi Arabistan dışındaki ülkeler limanlarını tam kapasite olarak kullanamamaktadır. Önümüzdeki süreçte Kızıldeniz kıyısında başta Çin olmak üzere birçok yabancı ülke, limanların ıslahı ve genişletme çalışmaları içinde gireceği gözüküyor.

Sevakin limanı meselesine gelince Türkiye’de son yıllarda fazlaca gündeme gelmiş Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki ikinci önemli limanıdır. Asırlardır Afrikalı Müslümanların hac ziyareti için kullandığı liman, 1555 yılında Osmanlı’nın bölgeye gelişinden sonra genişletilmiş, bundan sonra limanın önemi daha da artmıştır. Nubye eyaletinin merkezi konumunda olan Sevakin Adası, Hicaz’ın güvenliği ve Portekiz tehdidinden korunmak için önemli bir mevki olarak kullanılmıştır. İngiliz işgalinden sonra Port Sudan’ın açılmasıyla Sevakin Limanı merkezî konumunu kaybetmiştir. Sudan’ın kuzeydoğusunda bulunan liman, günümüz ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede değildir. Ancak 2017 yılından itibaren Türkiye’nin inisiyatifinde yürütülen iyileştirme çalışmaları hâlen sürmektedir. 14 Mart 2018’de dönemin Sudan hükümeti, Sevakin Limanı’nı geliştirmek amacıyla -Türkiye ile de uyumlu olarak- Katar’la 4 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamış,15 ancak 2019 yılının ilk yarısında ülkede başlayan siyasi kargaşa ortamında, Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in görevden uzaklaştırılmasıyla, limanın kim tarafından işleteceği konusunda belirsizlik ortaya çıkmasına rağmen, imzalanan anlaşmalar uluslar arası hukuka uygundur dolayısıyla yeni yönetimin de farklı bir tutum içinde girmemesi gerekiyor. Zira Sevakin ile ilgili çeşitli senaryolar yazıldıysa da ada, askeri amaçlara hizmet edecek bir lokasyona sahip değildir.

Günümüzde ABD-Çin-Rusya arasında küresel rekabet yaşanıyor. Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle ABD-İran arasındaki gerilim sıcak savaş sınırına yaklaştı. Afrika ve Ortadoğu’nun ortasında yer alan Kızıldeniz’de bu ülkelerin varlıkları ve bölgeye etkisi hakkında neler söyleyebiliriz?

Ortadoğu’da küresel aktörler düzeyde ABD, Çin ve Rusya arasında yaşanan çatışma ve rekabet Kzııldeniz’i çeşitli şekilde etkilemektedir. İran’ın Yemen üzerinden artak rolü, Çin’in Babu’l Mendep Boğazındaki etkinliği ve Rusya’nın Mısır ile askeri ve ekonomik olarak yakınlaşması, ittifaklar ve kampların oluşumu ile ilgilidir. Süleymani’nin öldürülmesi her ne kadar doğrudan bir etkiye sahip olamdığını gözükse de dolaylı olarak İran’ın bölgede desteklediği vekil örgütler üzerinden bazı sansasyonel operasyonlara imza atabilir. Nitekim geçmişte de Suudi arabistan petrol tankeerlerini hedef alarak enerji arz güvenliğini tehdit etmiştir.

Türkiye, Soğuk Savaş şartların bitmesi ve Arap Baharı’ndan oluşan konjonktür ile birlikte bölgedeki etkisini arttıran ülkelerden birisi oldu

Kızıldeniz’de tarihi bir hafızaya ve tecrübeye sahip Türkiye bölgedeki ilişkilerini ve etkisini arttıran bir ülkedir. Türkiye’nin bölgeye yönelik ilişkileri hangi temeller üzerine inşa edilmiştir? Türkiye’nin bölgedeki konumu ve bölgedeki ülkelerle ilişkileri ne durumdadır?

Osmanlı mirası nedeniyle Kızıldeniz’de tarihî bir hafıza ve tecrübeye sahip olan Türkiye, Soğuk Savaş şartların bitmesi ve Arap Baharı’ndan oluşan konjonktür ile birlikte bölgedeki etkisini arttıran ülkelerden birisi oldu. Ekonomi ve güvenlik alanlarındaki iş birliklerini geliştiren Türkiye, bölge ülkeleriyle ortak menfaatlerini koruma adına Kızıldeniz’deki askerî ve ekonomik etkinliğini arttırma ihtiyacı duymaktadır. Türkiye’nin bölgeye yönelik politikaları beş temel yaklaşım üzerine inşa edilmiştir: Diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmak, tarihî ve kültürel ilişkileri yeniden restore etmek, insani yardım faaliyetlerini arttırmak, ekonomik yatırımlar yapmak, askerî varlığını sağlamlaştırmak.

Son dönemde özellikle Sudan ve Somali ile yakın ilişkiler geliştiren Türkiye, Somali’de gerek insani kalkınma projeleri ve altyapı çalışmalarıyla gerekse siyasi destek ve ekonomik yatırımlarıyla bölgeyle ilgilenen diğer ülkeler arasında istisna bir yere sahiptir. İç savaş, terör ve ağır bir insani krizle boğuşan Somali’ye destek veren Türkiye, bu sayede hem insani sorunların çözümüne katkı sağlamayı hem de bölgede siyasi nüfuz elde etmeyi başarmıştır. Bugün Türkiye, Somali’de liman ve havalimanında yaptığı yatırımlarla Somali hükümetinin gelirlerinin büyük bölümüne katkı sağlamaktadır. Türkiye, yurt dışındaki en büyük askerî üssünü 2017 yılında Somali’nin başkenti Mogadişu’da kurmuştur. Üs, Aden Körfezi ve Okyanus ticareti için jeopolitik öneme sahiptir.

Türkiye, Somali ve Sudan’ın yanı sıra Kızıldeniz jeopolitiğindeki etkinliğini arttırma adına Etiyopya ve Cibuti ile de önemli bir yakınlaşma içindedir.

Kızıldeniz havzasında yaşananlar merkezi Ortadoğu’sundan Güney’deki pek çok kriz ve dönüşümün gözden kaçırılmasına yol açıyor

Son olarak Kızıldeniz hakkında bir rapor hazırladınız. “Kızıldeniz Raporu: Ortadoğu’da Çekişmenin Görünmeyen Cephesi” adlı raporu hangi amaçlarla hazırladınız? Raporun yazılış servüneninden ve rapor hakkındaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Son iki yıldır aktif bir şekilde Kızıldeniz ve Aden Körfezindeki gelişmeleri yakından takip etmeye gayret ediyoruz. Bölgede çok hızlı ve dinamik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Bunun temel sebepleri de Çin’in artan bölgesel nüfuzu ve buna bağlı olarak bölgesel ve küresel güçlerin rekabetinde yatmaktadır. İkinisi olarak da Kızıldeniz kıyı ülkelerinde inşa edilen askeri üslerdir. Mevcut konjonktürde dünya jeoppolitiğinde iddiası olan devlet, bu bölgede askeri tesisler inşa etmiş veya etmek üzere. ABD, Avrupa, İran ve diğer Ortadoğu ülkelerin yanısıra tarihinde ilk defa kara toprakların dışında Cibuti’de bir askeri üse sahip olamsı tarihi bir olaya işaret ediyor.

Kamuoyu neredeyse 20 yıldır merkezi Ortadoğu gelişmeleri ile yakından ilgileniyor. Afganistan süreci ile birlikte Türkiye’deki kamuoyu Filistin, Irak, Suriye, Libya, Lübnan, İran krzi ve pekçok sorunla ilgileniyor. Ancak son dönemde Kızıldeniz havzasında yaşananlar merkezi Ortadoğu’sundan Güney’deki pek çok kriz ve dönüşümün gözden kaçırılmasına yol açıyor. Mısır’da yaşanan darbeden sonra Yemen savaşı, Sudan krizi ve Suudi Arabistan’ın geçirmekte olduğu sosyolojik ve jeopolitik dönüşüm, önümüzdek yıllarda birçok krizin Ortadoğu’nun güneyinde kayabileceğini tahmin edilebilir. İlaveten bölgenin jeopolitik ve enerji sirkülasyonu bakımından önemi düşünüldüğünde böyle bir rapor hazırlama ihtiyacını fark ettik.Rapor mümkün olduğu kadar olayların cereyanını betimsel bir şekilde kuşbakışı ile bir bütün olarak ele alma yönünde ilk olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu rapor havzadaki her şeyini açıklama iddiasında olmadığını ve yeni çalışmaların ihtiyacını vurguluyor.