Yazarlar

Yıl 2006. Ufkuna Akdeniz’i koyanlar, neden hedef haline getirilmişti?

Amiralliğe yükselmiş bir “Kurmay” subay düşünün, 2001 yılında yaptığı bir söyleşide aynen şu ifadeleri kullansın: “Dünyadaki değişime uyum sağlayarak, karşılıklı bir şeyler vererek Kıbrıs’ta ortak çıkarlarda buluşulabilir(…) Kıbrıs’ta soykırım yaşanacağını düşünüyorsanız yazıklar olsun. Soykırım olmayacağının garantisi AB’dir(…) Stratejik önemi olan her kara parçasının mutlaka Türkiye’nin elinde olmasını bugün düşünemezsiniz.”

Bu amiral “Türkiye, Kıbrıs için Avrupa’dan vazgeçmeli mi?” sorusuna da “Vazgeçmemeli. Türkiye şu anda en tehlikeli oyununu oynuyor. Ben çocuklarım için AB’ye girmekten yanayım” yanıtını veriyordu. (Radikal Gazetesi, 19 Kasım 2001)

Bu açıkça söylenmemişti ama bu sözleri tersten okuyarak “AB için Kıbrıs’tan, dolayısıyla Doğu Akdeniz’den vazgeçebiliriz” anlamı çıkarmak sanırım mantıksızlık olmazdı.

Yazı linki: http://www.radikal.com.tr/turkiye/generallerin-mal-beyani-aciklansin-616409/

Bu söyleşi 1999 yılında emekli edilen amirale bir de ödül getirmişti. “Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü”nün Yunanistan jürisi hem de olağanüstü toplanarak, bu emekli Amirale  “Abdi İpekçi Özel Ödülü” verilmesini kararlaştırdı. Ödülün gerekçesi, aktardığımız söyleşideki sözlerdi ve bu sözlerin “Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi için ‘fevkalade olumlu’” olduğu ileri sürülmüştü.

KAREN FOGG

Akdeniz Kalkanı Harekatı’ndan hemen önce

Aynı amiralin bu söyleşinin yayımlanma tarihinden on gün önce, 9 Kasım’da katıldığı bir programdaki sözleri de dönemin çok tartışılan AB Temsilcisi Karen Fogg tarafından çok beğenilmişti. Fogg, AB’nin o tarihlerde düzenleyeceği üst düzey Kıbrıs konulu toplantısına bu amiralin çağrılmasını istemişti.

Bu amiral, emekli edilmeseydi, belki çok kritik bir dönemde Deniz Kuvvetleri Komutanı olacak ve Türk donanmasını yönetecekti.

Bu açıklamalardan yıllar sonra bir başka denizci kurmay subay Genelkurmay Başkanlığı nizamiyesinden giriş yapıyordu. Heyecanlıydı. Çantasında Türk donanmasının Akdeniz’de yeniden tarih sahnesine çıkışının belgesi niteliğindeki bir plan vardı;

“Akdeniz Kalkanı Harekatı”

Kendisi bu harekatın icrasından sorumluydu. Türkiye’nin enerji güvenliğine yönelik ilk hamlesiydi. Harekat, Brüksel’deki NATO karargahındaki Türk delegasyonu tarafından, 1 Nisan 2006 sabahı yazılı bir açıklamayla ittifak üyelerine duyuruldu. Planlamasında üst düzey seçkin amiral ve subayların görev aldığı Akdeniz Kalkanı Harekatı, 12 Temmuz 2006 itibariyle başladı ve Türk donanması yıllar sonra ilk defa deyim yerindeyse gövde gösterisi yapmaya başladı. Harekat kapsamında Rumlar adına gayrimeşru bir şekilde arama yapan sondaj gemileri bulundukları bölgelerden sürülmüştü. Bu faaliyet daha sonraki dönemlerde de devam ettirildi, Rumlar çalışamaz duruma getirildi. Sonuç olarak, bu harekatı planlayan, icra eden amiraller ve subaylar da Batı’dan “ödüllerini” almakta gecikmedi.

Hedefine Akdeniz’i koyanlar, neden hedef haline getirilmişti?

15 Ekim 2009’da AB Komisyonu, Türkiye’nin yıllık değerlendirme raporunda Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı ismini açık açık zikrederek hedef aldı. Raporda, “Türk Donanması rapor döneminde, birçok kez Kıbrıs Cumhuriyeti için petrol arayan sivil gemileri engellemiştir” şikayet yer aldı. Genelkurmay Nizamiyesi’nden heyecanlı bir şekilde bu harekatın icrasından sorumlu olan Tuğamiralin adı Cem Aziz Çakmak’tı ve Çakmak, AB’nin raporundan 14 ay sonra, artık NATO’nun Türkiye’deki casusluk ve gayri nizami harp unsurları olduğu da genel kabul gören FETÖ militanlarının Balyoz kumpası sonucu tutuklandı. Tarih 11 Şubat 2011’i gösteriyordu. Bir emekli Amirale Özel Ödül verilirken, muvazzaf olan Cem Aziz Çakmak ise Silivri Cezaevi ile “ödüllendirilmişti”.

Hedefte sadece Çakmak yoktu. Türk donanmasını o tarihlerde Karadeniz’de, Akdeniz’de tekrar tarih sahnesine çıkaran eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, muvazzaf olarak da Koramiraller Feyyaz Öğütçü, Deniz Cora, Tümamiraller Cem Gürdeniz, Soner Polat, Fikret Güneş, İsmail Taylan, Caner Bener gibi çok sayıda değerli amiral ve deniz subayı hedef alınmıştı.

Gazi Mustafa Kemal, güney sahillerinde bir tatbikatı izlerken çevresinde topladığı kurmaylarına “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk Kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir” diye sormuş, yanıtları dinledikten sonra elini haritaya uzatarak Kıbrıs’ı işaret etmiş ve şunu söylemişti: “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.” Yani bu felsefeyi uygulayanlar, FETÖ militanlarının hedef aldıklarıydı.

Özetle iki ayrı düşünce iki ayrı muamele vardı. Batı, birini ödüllendirirken, diğerlerini cezalandırmıştı. Balyoz kumpasında donanmamızın neden hedef alındığı, Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz genelindeki gelişmeler ele alındığında çok daha iyi anlaşılmıştı.

Peki genel olarak Batı, askeri anlamda da NATO’nun Doğu Akdeniz politikası neydi?

Bunu da bir sonraki yazıya bırakalım.

NOT 1: Cezaevindeyken emekliye sevk edilen, orada hastalanan ve 3 Temmuz 2015 tarihinde kaybettiğimiz Cem Aziz Çakmak’ı, Deniz Kurmay Albay Murat Özenalp’i ve tüm kumpas şehitlerini rahmet ve minnetle anıyorum.

NOT 2: Bilindiği üzere SüperHaber ailesindeyim. Her ay iki yazıyla Mücerret okurlarıyla da buluşacağım.

NOT 3: Sözünü ettiğim amiralin ismini internette yazarsanız bulursunuz. Ben zikretmeyeceğim.

 

 

 

Etiket /