Yazarlar

SURİYE’NİN GİZEMLİ KAMPI: EL-HOL

Mayıs ayının başında Suriye’nin kuzeyinden yangın haberleri gelmeye başlamıştı. Yangınlar genelde hasat edilmeyi bekleyen arpa,buğday vs. yetiştirilen alanlarda çıkıyor ve çok kısa sürede geniş bir alana yayılıyordu. Halk endişeliydi çünkü yaşanan ağır bombardımanlar sonucu kuraklık ülkenin iklimini değiştirmişti. Muhaliflerin kontrolü altındaki alanlarda özellikle Rejimin ‘terbiye’ve ‘ıslah’etme amaçlı fosfor dolu top ve havan topları atarak tarlaları yakarak yok ettiği biliniyordu.

Daha önce ‘yok edildiği’ ABD tarafından zafer naralarıyla açıklanan IŞİD, bu kundaklama saldırılarını üstlendi.

Yapılan operasyonlar sonucu özellikle coğrafik bir alan tutmaktan ziyade tekrar dirilebileceği alanları tercih eden IŞİD,Irak’ta dağlık,çöl ve vadilerin bulunduğu yerleşimlerden uzak ama ulaşabileceği alanlara konuşlandı. Irak’ın başkenti Bağdat’ın 60 km doğusunda, 260 km kuzeyinde,Diyala İli ve İran sınırından Kerkük’e kadar uzanan sıradağlar IŞİD’in yeni barınma alanı oldu.

Burada yeniden yapılanmaya çalışan IŞİD,daha önceki Rakka merkezli yapının aksine yerel yöneticilerine saldırılarda inisiyatif kullanma olanağı tanıdı. Bu yeni yapılanma nasıl uygulandı bilinmiyor ama IŞİD uzun bir süredir coğrafi alan tutmak yerine kendine çeşitli destek alabilecekleri örneğin Bağdat’ın kuzeyi ve batısında olduğu gibi Sünni nüfus çoğunluktaki kırsalda ve dağlık bölgelerde güvenli alanlar oluşturma gayretine girdi. Bu bölgelerde yerel liderlere suikast gibi tarla ve ekin yakma gibi yeni metodları da  uygulamaya koydu.

Suriye’de başlayan kundaklama saldırıları aynen Suriye’de olduğu gibi yerel halkı idaresi altındaki yönetimlere ayaklandırmak için Irak’a sıçratıldı. Etnik ve mezhebi bir yerel çatışmanın da hedeflendiği bu yeni saldırı dalgasında halkın göçü de amaçlanıyordu.

IŞİD’İN IRAK VE SURİYE’DE SALDIRI ALANLARI- SARI: DESTEK ALANLARI,KIRMIZI SALDIRI ALANLARI

DAĞLARDAN ÇÖLLERE DÖNÜŞ

Gene Mahmur Dağlarında/Ninova, Cezire çölünde/Anbar’da,Selahaddin,Kerkük ve Diyala’da hem fikri,hem aşiret,hem maddi destek ve gıda bulan IŞİD,buraları destek/lojistik alanları olarak kullanıyordu.

Esas IŞİD’in bulunmak istediği yer Haseke,Deyz Ez Zor,Dera ve İdlib dörtgeniydi. Ama IŞİD üyelerinin unutamadığı tek bir savaş vardı:Bağuz

Hem kendi tabanında kırılma yaratan hem de düşmanlarının eleştirilerine maruz kaldığı Bağuz Savaşı.

Özellikle IŞİD üyelerinin,ailelerinin ve akrabalarının yaşamak için tercih ettiği Irak sınırı yakınlarındaki bu coğrafya ABD savaş uçakları tarafından yok edildi. YPG’nin kendisini riske atmamak için şüpheli gördüğü her durumu ABD koalisyon gücüne bildirmesi sonucu ve verdiği koordinatlarla bir katliam gerçekleştirildi. IŞİD’in elinde kalan son toprak parçası olarak lanse edilen bu alana daha önce basın mensuplarının bulunabildiği cephe hatlarına bu sefer kimse sokulmadı. Büyük bir sessizlik içerisinde insan bedenleri sözlerini söyleyemeden öldürüldüler,enkazların altında kaldılar. Operasyon sonrası her yere bayrak ve flamalarını her yere asan YPG,Bağuz’dan hiç propaganda fotoğrafı paylaşmadı. YPG’nin oldukça ağır kayıp verdiği bu savaşa dair halen en fazla 10’a yakın fotoğrafa ulaşabiliniyor.

Ne de olsa konu IŞİD olduğu için uluslararası kamuoyu bunu duymak ve görmek istemedi.Bölgede sağ kalan ve kıyafeti,sakalı “IŞİD üyesini” andıran birçok sivil kişi infaz edildi ya da alakaları olmadığı halde tutuklandı,işkence edildi.

Birçoğu Bağuz’dan kuzeye Haseke’de El-Hol bölgesine götürülerek bir mülteci kampında toplandı.

Irak’tan çöl bölgelerinden gene IŞİD Suriye’nin doğusuna çöl bölgelerine döndü. Uzun yıllardır kendisini göstermeyen IŞİD lideri Bağdadi,2019,Eylül-Ekim aylarında bir propaganda videosu yayınlayarak Al-Hol kampının işaret ederek saldırıların cezaevi ya da tutuklama merkezlerine yöneltilmesi çağrısında bulundu.

2013’te Irak’ta cezaevlerindekilerin kaçırılması için “Duvarları Yıkın” kampanyası düzenlenmiş ve birçok firar olayı ve baskının gerçekleştiği bu dönemden 6 yıl sonra yeni bir saldırı dalgasının sinyalleri alınmaya başlanmıştı.

Şehir içinde saldırı düzenleyemeyen IŞİD başta Rakka kırsalında YPG’li komutanlara silahlı ve bombalı saldırı dalgası başlattı.Saldırılar eş zamanlı Irak’tan Haseke’ye sıçradı. YPG, bombalı araç saldırılarına varan bu dalganın, “itibarının” uluslararası alanda sarsılmaması için üstünü örttü. Keyfi tutuklamalar yaptı.

Çöl bölgelerinde bulunan IŞİD’in ise tek bir hedefi vardı: El-Hol kampı

SURİYE’DE YPG/PKK KONTROLÜNDEKİ MÜLTECİ KAMPLARI

ÇÖL ÜSTÜNDEKİ EL-HOL KAMPI

Son dönemde IŞİD konusu pek popüler olmadığı için gözden ırak bir kamp var,El-Hol.Türkiye’nin YPG/PKK’ya karşı Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği Barış Pınarı Harekatıyla gündeme gelen bu kampın yüzde 95’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.

İçlerinde IŞİD şüphelisi iddiasıyla alıkonulmuş kişilerinde de bulunduğu biliniyor. Kampta ağırlıklı olarak Suriye ve Irak vatandaşları olsa da başka ülkelerin vatandaşları olan kişilerde mevcut. Ankara’nın harekatı başlamasıyla harekat alanı içerisinde bulunmamasına rağmen bu kampı ön plana çıkartan YPG/PKK propagandası ile güvenlik meselesi oldu. YPG’nin kamp güvenliğini sağlamakta aciz ve yetersiz kaldığı Washington tarafından da biliniyor.

Hem YPG’nin tecrübesizliği,kamptaki kötü koşullar,kötü muamele, kamp içinde dışarıdaki gibi devam eden haremlik-selamlık uygulaması,şer’i kurallar ve buranın sakinlerinin dışarıda IŞİD zamanındaki uygulamaları kamptaki günlük yaşama taşımaları,dışarıdan gelen IŞİD saldırı baskısı YPG’nin başa çıkamayacağı bir tablo oluşturmuştu.

Özellikle ABD’nin çekilmesini açıklaması sonrası bölgeye Esad rejimi,Rusya ve İran destekli Şii cihatçıların gelme ihtimali ile kamptada, bölgede de tansiyon epey arttı.

Londra merkezli King’s Askeri Koleji bünyesinde bulunan Uluslararası Radikalizm Araştırma Merkezi (ICSR) tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre Suriye ve Irak’ta 80 ülkeden 41 bin yabancı uyruklu insan bulunuyor. Bunların 4640’ı IŞİDlilerin geride bıraktığı 17 yaş altı erkek çocuklar, 760’ı ise Suriye ile Irak arasında doğmuş çocuklar.

Bu çocuklar hem anne hem de babaları tarafından reddedilirken genellikle toplumlar tarafından da damgalanıyorlar. Ayrıca vatandaşı oldukları ülkelerin hükümetleri tarafından da terk edilen bu çocuklar, temel hizmetler alma veya vatandaşı oldukları ülkelere geri dönme konusunda büyük yasal, lojistik ve politik zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar.

IŞİDlilerin çocuklarının oluşturduğu bu küçük grupların en risklisini 12-17 yaş arası çocuklar oluşturuyor.Bazı ülkeler 12 yaşından büyük çocukları (Fransa..) geri almaya yanaşmıyor.

IŞİD zamanında bu çocukların “gözlemci” olarak kullanıldığı, yani kimsenin küçük yaşları sebebiyle onlardan şüphe etmeyeceğini düşünülerek

keşif ekipleri gibi saldırıları planlamak ve uygulamak için mümkün olduğunca fazla bilgi edinmek üzere değerlendirildikleri biliniyor.

Asıl “aslanlar” olarak kodlanan bu çocuklar ufak yaşta askeri eğitime alınıp bombacı olarak ‘terbiye’ almaları da dikkat çekiyor.

Neticede bazı propaganda videolarında bazı çocukların yakalanan kişilerin kafalarını kestikleri veya vurdukları da gözleniyordu.

ŞİDDET DOZU YÜKSEK BİR NESİL Mİ YOKSA GELECEĞİN MASUMLARI MI?

Anne ya da babaları ile gizlice Ortadoğu’ya gelenler olduğu gibi Irak ve Suriye’de doğanlar da  oldu.

Bu hikayeler, bir takım soru işaretleri doğuruyor.

Ülkeler, bu çocukların veya ebeveynlerinin memleketlerine geri dönmesine izin verecek mi? Yoksa tüm kapılar sonsuza kadar yüzlerine kapatılacak mı?

Ya da dünya kendini yakın bir gelecekte IŞİD’ten daha fazla şiddet dozu yüksek,kan dökmek ve şiddetten başka hiçbir değere sahip olmayan bir nesille mi karşı karşıya kalacak?

KENDİ DİLİNDEN EL-HOL

El-Hol kampının içerisine bakıldığında hala IŞİD amblem ve flamalarının asılı olduğu görülüyor. YPG’nin kontrol altında tuttuğu en büyük IŞİD kampında diğerlerine göre farklı uygulamalar yapılıyor. Örneğin erkekler için uygulanabilen güvenlik ve kayıt için toplanması gereken parmak izi ve yüz tarama işlemlerine kadın kamp sakinleri ‘namahrem’  olması sebebiyle rıza göstermiyor ve direniyor.

Halen kampta kalanların kesin listeleri ve düzenli kimlik bilgileri tutulamadığı gibi adı olmayanların kampta, adı olanlarında kampta bulunmadığı gibi çeşitli durumlar yaşanıyor.

Kampta zaman zaman 73.000 kişiye varan bir kalabalık olsa da şu an 19.000 çadır ve barakada yaklaşık 68.000 kişi kalıyor.

El-Hol kampında bulunan 20.000 kişi 5 yaşın altında bir anlamda yukarıda söylediğim gibi Irak ve Suriye’de doğmuş olanlar. 7000’i yabancı ülke vatandaşı.

3500 çocuğun doğum belgesi mevcut değil.

Kampta 62 ülkeden 11.000’i aşkın yabancı ülke vatandaşı kadın var.

Şimdiye kadar 1400 yabancı ülke vatandaşı kadın ve çocuk ülkelerine geri gönderildi.

Kamp içinde iki mahalleye bölünmüş durumda: Iraklılar kendi mahallesinde Suriyeliler kendi mahallesinde yaşıyor. Bir mahallede de yabancı ülke vatandaşları barınıyor. Özellikle yabancı ülke vatandaşlarının bulunduğu mahalledekiler diğerlerine göre daha fazla örgüte itaatkar. Genel olarak kamp sakinleri Bağuz bölgesine gönderme yaparak kampı ‘El-Hol Vilayeti’ olarak adlandırıyor.

EL-HOL KAMPININ İÇİNDEN(2018)

El-Hol’da tuvaletler yetersiz ve pis bu yüzden herkes arazide ihtiyaçlarını gideriyor.

Su kaynaklarının yetersiz olduğu kampta içme suyu da yetersiz ve kirli.

İçme suyuna yeterli miktarda klor atılamadığı ve yetersiz olduğu için özellikle çocuklar içine kurtçukların yapıştığı tankerlerle gelen sudan içiyor.

Başta kolera, solunum yolu iltihapları,zatürre ve çeşitli enfeksiyonlarla hasta oluyor.

Çöl iklimi olması sebebiyle aşırı sıcaktan dolayı mikroplar çabuk yayılıyor.

Güneş yanığı ve gıda yetersizliği ile karşı karşıya bulunan çocukların özellikle kimsesiz olanları bir de cinsel istismara maruz kalıyor.

Eğitim ve öğretim olanaklarında yoksun olan çocuklara BM desteğiyle eğitim verilmeye çalışılsa da kamp koşullarından dolayı bu da hayli zorlu yapılabiliyor.

Birçok aile de çocuklarının ‘Batı tipi’ bir eğitim almasını istemiyor. Bu çocuklara çadırlarda aileler kendileri ders veriyor.

Ve ailelerinin neden ve nasıl öldüğü aktarılıyor.

Psikolojik hiçbir destek almayan bu çocuklar tahta ve su tabancaları ile birbirleriyle oynuyor.

Kamp içerisinde  ebeveynlerde bölünmüş durumda.Bazıları Bağdadi’ye sadık olduklarını açıklarken bazıları da Bağdadi’den ziyade ‘devlet’ i ön plana çıkartıyor.

ABD’li yetkililer kamptaki en az 20.000 kişinin “fanatik IŞİDli” olduğunu belirtiyor.

El-Hol’da IŞİD’in silahlı kadın yapılanması El-Hansa’nın varlığı devam ettiği gibi Şer’i güvenlik gücü ‘hisbe’ de gözlem yapmaya devam ediyor. ‘Hisbe’ çadır yırtma, fiske vurma,öldüresiye dayak ya da öldürme gibi uygulamalarına kamp içinde de devam ediyor. Yardım kuruluşları çalışanları ve gazeteci olarak kampa gelenler “batı ajanı” olarak görülüyor.

Kamp içerisinde her hangi bir olaya karışan kişiler YPG tarafından hücreye konuyor. Kamp içindeki YPGlilerinde kötü muamelesinden dolayı IŞİDlilerin intikam almasından çekinen YPG üyeleri de aşırı sıcağı rağmen yüzlerini kapatarak dolaşmak zorunda.

EL-HOL’DA PARA KARŞILIĞI HÜRRİYET

Yaklaşık 400 YPG üyesinin korumak durumunda bulunduğu El-Hol Kampında YPG içinde de rüşvet çarkı hayli yagın. Para karşılığı ufak silah,bıçak,makas,jilet,tırnak makası da dahil olmak üzere birçok kesici ve delici alet sokulabiliyor.

Zaman zaman isyanların çıktığı kampta en yaygın olarak IŞİDliler YPG üyelerinin bulunduğu binaları taşlıyor ya da yakmaya çalışıyor. Kamp içerisinde YPGlilere yönelik kesici aletlerle çok sayıda saldırı da bulunuluyor.

Özellik YPG üyelerinin çarşafları yakarak sigara içtiği Menbiç hadisesi başta olmak üzere kampta tepki duyulan YPGliler kamptakilere müdahalede zorlanıyor.

En yüksek gözetleme kulesisinin 9 metre olduğu El-Hol kampında hemen hemen tüm kadınların çarşaf giymesi kimin kim olduğunu ayırt etmeyi de güçleştiriyor.

Son dönemde YPG içerisindeki rüşvet çarkında yaşanan en önemli gelişme kadınların kamptan kaçması ya da kaçakçılar vasıtasıyla çıkartılmasıyla yaşanıyor.

Bu rüşvet çarkında Telegram’da dışarıdan çeşitli yerlerden alınan ‘fakak el-ani’ “esir bacıları kurtarma operasyonu”nda rakamın 8000 ₺ ya kadar yükseldiği de biliniyor. Yıllar önce El-Kaide’nin uyguladığı bu strateji El-Hol kampı içinde IŞİD tarafından benimsenerek uygulanıyor.

Örneğin Temmuz 2019’da 30 kadın çocuklarıyla birlikte El-Hol Kampından çıktı.

Gene başta Deyr Ez Zor ve Rakka Arap aşiretleri de kendi kan bağı olan üyelerini de bir meblağ karşılığında El-Hol kampından çıkarabiliyor. Eğer bu tip kefil olunmasına karşın YPG’den karşı konulması halinde süreç aşiretler tarafından silahlı ya da bombalı saldırılara kadar giden bir dönem başlıyor.Sonunda aşiret üyeleri serbest kalıyor.

Kamptaki kötü muamele sonucu çeşitli zaman dilimlerinde IŞİD kampa yönelik ya da Haseke gibi bölgelerde bombalı saldırılar düzenliyor. Hatta 17 Ekim’de Rakka’nın batısında kadın esirleri kamptan çıkarttığını açıklayan bildiriler yayınlıyor.

YPG de son dönemde ABD ile bozulan flörtü sonrası Ayn İsa kampında olduğu gibi hoparlörlerden artık kampın güvenliğinden ve sakinlerinden kendilerinin sorumlu olmadığını ve gitmekte özgür olduklarını duyuran bildiriler okuyor. Bu kamptan da 750 kadın ve çocukta ayrılıyor.Nereye gittiklerine dair hiçbir bilgi yok.

Bazı başkentler 9 Fransız vatandaşı,8 Belçikalı,50 Endonezyalı,25 Kosovalı’nın kamptan çıktığını teyit edebildi.Geri kalan 200 yakın kişi de Suriye Milli Ordusu tarafından ya yakalandı ya da teslim oldular. Geri kalanlar bilinmiyor ama güneye ya da Irak’a gitmek için sınırına yöneldikleri değerlendiriliyor.

Hemen hemen tüm batı başkentleri El-Hol kampındakilerin lider kadroyla Telegram,Whats Up üzerinde halen iletişimde olduğunu düşünüyor.

SURİYE’DE BAĞUZ SAVAŞI SONRASI SİVİLLERİN VE IŞİDLİ AİLELERİN YÖNELDİĞİ İSTİKAMETLER

Başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri Irak’ta kurulacak bir uluslararası mahkemede El-Hol Kampındaki şüphelilerin yargı önüne çıkartılması için Bağdat’ı ikna etme çalışmalarını artırıyor.

IŞİD bir yandan ortalama ordu personeli sayısı 50.000 olan ve sınırlarını korumakta aciz Afrika ülkelerine ve Asya ülkelerine göç etmiş durumda.

Ama genel olarak bakıldığında çöl savaşında hayli maharetli olan IŞİD’i çölde YPG ya da ABD yenemiyor.Her sene kum fırtınaları döneminde hem ABD hem de YPG sezonu ağır kayıplarla kapatıyor.

Şu an gündemden düşmesine rağmen yapılan operasyonlarla iyice zayıflayan örgüt zamanın ruhuna ayak uydurarak coğrafi alan tutmak yerine yeni taktik ve saldırılar geliştiriyor.

Şüphesizki ilk fırsatta başta Bağuz olmak üzere El-Hol Kampındakilere yaşatılanların intikamını almak için Suriye’de de YPG’ye kendi deyimleriyle ‘Kafir PKK’ya daha kapsamlı bir şekilde saldıracakları aşikar.

Bu yazıyı izninizle daha önce yazdığım yazıdan bir bölüm ile tamamlamak istiyorum.Zira El-Hol kampından IŞİD’ten şiddet düzeyi daha yüksek ve farklı örgütlerin çıkması olası.

SURİYE’DE BAĞUZ SAVAŞI SONRASI ELDE EDİLEBİLEN NADİR FOTOĞRAFLARDAN BİRİ

IŞİD’TEN EMEKLİLER

IŞİD’in belkide şu an dünyanın dört bir yanına yayılmış ve bir sonraki ‘’cihad’’ için ‘emekliye’ ayrılmış ve sessize bürünmüş üyeleri, yıllarca ve kısa bir sürede milyonlarca kişinin yaşadığı yüz binlerce kilometrekarelik toprak parçalarını ele geçirdi. II. Dünya Savaşı’ndan beri ‘’milislerden’’ oluşan en büyük ve en çok yabancı savaşçı barındıran askeri gücü  elinde bulunduruyordu.

Türkiye’de ya da yurt dışında birçok yorumcunun ‘’radikal İslam’’ı krimal/adli, din bilgisinden yoksun bir gözlükle değerlendirip, değerlerin reddedildiği basit bir “nihilizm” felsefesine indirgemelerine karşın, selefi-cihadi ekolün dünyayı değiştirmeyi ve kurtarmayı hedefleyen derinlemesine mıknatıs gibi çekici/var olan düzene tehditkar bir tasarı olduğunu es geçiyorlar. Selefi-cihadi ekol, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan sabıkalı marjinallerin basit bir limanı olmadığı gibi, kızgınlıklarını dışa vurmak için örgütlere katılan kana susamış şuursuzlar olarak propaganda kampanyaları düzenlense de bu örgütün aynı zamanda gerçek bir çekim yeteneği olduğunun üstünü kapatıyorlar.

IŞİD, ölümcül şiddetiyle beraber taraftarlarını, eski büyük güçlerin ulus-devletler ilkesi üzerinden dayattıkları düzenin Irak ve Suriye’de çöküşüne, ‘’Yüz yıldır hınç yaratan harita; ’Sykes-Picot’’ un cenaze merasimine davet etmişti. IŞİD’i terörizmin ya da aşırı şiddetin basit bir sapmasına indirgemek, onun asıl temsil ettiğini maskelemektir. Aynı şekilde YPG’ye “seküler bir güç” makyajı yapmak YPG ve PKK’nın yüzündeki kırışıklıkları kapatmıyor.

Neticede IŞİD’in gayesi halihazırdaki dünyayı yıkıp yerine, sonunda birleşecek olan küresel ‘cihadi takımadalar’ kurulmasını sağlamaktı.

BİAT VE İTAAT

İnsanoğlu uygarlık tarihi boyunca ‘başarısı’ için kan dökmüştür. İtaati sağlamak için büyük uygarlıklar küçük uygarlıkları acımadan cezalandırmış ve yutmuştur. Ve hükmetmek için, idaresini güçlü kılmak için sadakat, itaat, merhamet ve cesurluk kavramlarına sarınılmış ve hep bu kavramlarla kitleler galeyana getirilmiştir.

Dünya halklarının ve kültürlerinin çoğunun tarihinde, başka gruplara karşı yürütülen şiddetin/cezalandırmanın erdemli/gerekli/zorunlu/onursal eylemler safına yerleştirildiği görülmüştür.

Milli kurtuluş, dini değerler ile donatılmış kitlelerin askeri ekipman ya da maaş vs ile teşvik edilen ‘düzenli’ askeri güçlere karşı direnebildikleri hatta yenebildikleri de görülmüştür.

Dayatılan küreselleşme ya da çeşitli adlar altında pompalanan ‘İslam projeleri’, dinler arası diyalog gibi yabancı menşeili projeler, bireylere kendi tarihlerini, geleneklerini, örf ve adetlerini unutturarak ‘batılı normlarla’ ve ekonomik sistemle barışık bireyler/kitleler yaratma amacı gütmektedir.

Yüzlerce yıldır Batı ile ‘iyi geçinme’ ya da Batılı değerlerle barışık yaşama konusunda baskıya uğratılan bireyler yüzlerce yıllık bu siyasi geleneklerin prangasından kurtulmaya da çalışıyor olabilir mi? Hayatlarına maddiyattan uzak, şan ve anlam katacak ‘huzurlu’ bir kimliği arıyor olabilirler mi?

Kendilerine özgürlük tanınmayan, dışlanan, maddiyatın ön planda olduğu, insani tüm değerlerin yerle bir edildiği dünyayı ‘garibanlar yakmak istiyor’ olabilir mi?

Kendi ekolünü uygulamak için hızlı ve acımasız davranan IŞİD, bu kesimler için dünyanın birçok bölgesinden insanı nasıl toplayıp bir mıknatıs gibi Ortadoğu’ya toplayabildi?

Türkiye ve dünyada basın-yayın organlarının haber vermekten ziyade kamuoyunda heyecan yaratma sanatında uzmanlaştığı dönemde IŞİD’in, kendine nefes aldıran medya sayesinde kendisi hakkındaki propaganda/uydurma haberleri/gerçek dışı analiz/yorumları kendi avantajına döndürmeye çalıştığı da görüldü.

Özellikle genç kesimdeki başkaldırı eğilimini, enerjilerini, idealizmi kullanarak IŞİD, bu kesimlere kendini feda etme heveslerini giderme fırsatı sundu.

Neticede IŞİD’in hakimiyet kurduğu alanlarda yaşayan ve denetimi kabul etmek zorunda kalan kişilerin birçoğu ne IŞİD’e, ne Batı’ya sempati ile bakan kitleler değildi.  IŞİD’in varlık gösterdiği bölgelerde, denetimi altındaki kent merkezlerine yönelik düşmanlarını halka saldırtmaya uğraştığını da gözlemledik.

Uluslararası kamuoyunu bombardımanı yapan ülkelere karşı sert tutum sergiletme stratejisi güden IŞİD, bu stratejisi sayesinde taraftarlarını bu ‘zulmü’ durdurmak için Irak ve Suriye’ye gelmek için ikna etmeye çalıştı. Bunun karşısında tek bir kişiyi saflarına katmak için saatler, günler harcayan IŞİD ile Batı ülkelerinde IŞİD karşıtı mesajlar veren sosyal medya hesapları açılarak, raporlar, afiş ya da poster yayınlayarak nasıl bir kazanç elde edilebildi?

Açıkçası hakimiyeti altındaki bölgelerdeki tüm bombardımanları ‘Müslümanlara Zulüm’ etiketi altında popüler kültürün tüm alanlarına zerkedip popüler kültürün de tüm öğelerini propaganda çalışmalarında kullanan bu tip hrupların eli kulağında ölümünü beklemek hayalcilik olur.

ABD’NİN DESTEKLEDİĞİ YPG/PKK KONTROLÜNDEKİ EL-HOL KAMPINDAN YENİ BİR IŞİD ÇIKARTILABİLİR Mİ?

 

 

Etiket /