Yazarlar

Sığınılacak şehir: Medine

Firakın vuslatla kucaklaşarak cenneti vasatı yer kürede tohumladığı mekânın adıdır Medine.

Hüznün azmi beslediği, uhuvvetin ufku süslediği

Nebevi muştunun atiyi gergef gibi işlediği nurlu şehir.

Alemlere rahmet olarak gönderilen elçinin adım adım, dua dua, hayal hayal geride bıraktığı çölün taşları ve kumlarını görsel bir fon gibi kullanarak giriveriyoruz kutlu kente.

Mekke’de Mescid-i Haram ve diğer simge mekanlara yönelik Vahhabi hoyratlığının bir hançer gibi saplandığı yüreğimizin acısını taşıyarak ve Medine’yi de benzer vizyonsuzluğun kurbanı olarak bulma korkusuyla, akşamın geceye döndüğü vakitlerde varıyoruz Allahın elçisi ile selamlaşmaya.

Sevincin mahcubiyetin sırtına gizlendiği

sevginin heyecanla tüm uzuvları titrettiği

buluşmanın esrik bir bulut gibi sırılsıklam üzerimize yağdığı anlar…

Vahyin mücessem hali, adanmışlığın, kararlılığın, sadeliğin, tevazunun efendisi ile selamlaşıyoruz.

Gözümüzden uyku akıyor, dizlerimizden yorgunluk

lakin yüreğimizdeki delişmen sevda bunların hiç birini hissettirmiyor.

Muhacirler… Ensar… İnsanlığın kurtuluş hamurunu birlikte yoğuranlar selam olsun sizlere.

Şu ufukta, şu hurma dallarının hışırtısında, belli belirsiz tepelerin doruklarında, en önemlisi Mescid-i Nebevi’nin avlusunda görülmeden temaşa edilen hatıranıza selam olsun.

Vahyin ışığının peşinde meşakkatli yolları, yerleşik yalanları, ayartıcı karanlıkları aşa aşa geldiniz.

Biz de yeni geliyoruz

Kendi Mekke’mizden geliyoruz. Çizivermiştik yol haritanızı yüreğimizin en ücra patikalarına.

Yaman, kavi, ayartıcı bir cahili karanlıktan sıyrılarak geliyoruz.

Şeytan ve dostlarının albenili bir ihtişamla kurdukları ‘muşamba dekordan’ kurtularak geliyoruz.

Şeytani güçlülerin insani/fıtri değerleri yok etmek üzere orantısız bir savaş yürüttükleri ‘global köyden’ geliyoruz.

Kadınların metalaştırıldığı, kız çocuklarının diri diri vitrinlere gömüldüğü cilalı arsızlık çağından geliyoruz.

‘Tala’al bedru aleyna’ fısıldıyor kulaklarımıza serin Medine esintisi.

Medine… Asırlar sonra da kucaklayıveriyorsun merhametinle.

Asırlar sonra da ‘Mekke’nin dar vadilerinde sıkışanlara yeni ufuklar açıyorsun, medeniyetin istikametini çiziyorsun.

Bütün bunları, ruhuna bigane bir anlayışın habis pençeleri üzerindeyken yapabiliyorsun.

Hangi pazarlıkların sonucu İslamın kutsal mekanlarına musallat edildiği erbabınca çok iyi bilinen emperyalist işbirlikçisi ailenin püriten ideolojisiyle Hicazı ‘hissedilemez’ bir mekan haline getirme çabasına ibretle şahit oluyorsunuz. Kutsal mekanlar bakımsızlığa terk edilmiş, etrafları çirkin yapılarla kuşatılıverilmiş. İnsanlığın kurtuluş ışığının yükseldiği mekanların otantik haliyle korunmasına yönelik hiç bir çaba yok.

Hocaefendilerin sık, sık ‘Aman sorunlu şeyleri düşünmeyin, hep iyi şeylere yoğunlaşın. Memlekete dönünce de hep iyi taraflarından bahsedin’ yollu tenbihlemelerini yadırgadım doğrusu. İyilikler, güzellikler sizi kuşatıyor zaten. İliklerinize kadar yaşamaya çalışıyorsunuz. Ama kutsal mekanların ruhuna uygun olmayan tavır ve yaklaşımları da gündeme getirip tartışmaya açmak hem hakkımız hem de sorumluluğumuzdur kanaatindeyim.

İnsan, mekan ve değer üçlemesini iliklerinize kadar yaşatıyor size Medine. Bir mekanın maveradan üzerinize nasıl da şerha şerha aktığına şahit oluyorsunuz.

Modern kent hayatının sizden özenle gizlemeye çalıştığı ontolojik anlam ve insanı her türlü sapmaya karşı diri tutan mekanizma Mekke-Medine hattında dip diri. Siyasetin, sosyolojinin, ekonominin, kültürün tüm kirlenmişliğine rağmen mübarek beldelerde gördüğüm ‘yeniden diriliş’ mekanizmasının ilahi bir itkiyle çalışmaya devam ediyor oluşu kalbimi şerha, şerha rahatlattı.

Mekke’nizde hakikatin etrafında pervane gibi dönerken takatinizin tükendiği anlarda sığınacak bir Medineniz varsa asla gam yok.