Yazarlar

İslam karşıtı cinnet hali

Son dönem hem ABD’de hem de diğer kıtalarda yaşanan olaylar adli vaka olarak değil ciddi bir araştırma ve değerlendirmeyi gerektiriyor.

‘Fobi’ kavramının karşıtlığa, karşıtlığın düşmanlığa ve düşmanlığın da artık dini motifleri de olan ideolojik yapıya bürünen ve yerleşik bir hal alan beyaz ırkçı teröre dönüşmesini gözlemliyoruz.

İslâm karşıtı cinnet halini yansıtan ve uluslararası kamuoyunun gündemine gelen Yeni Zelanda Christ Church’teki camilere yönelen ve 50 Müslümanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan terör saldırısı bir miladı ve paradigma değişimini ifade ediyor.

Planlanma tarzı, organize oluşu ayrıntıların hesap edilmesi, saldırıyı gerçekleştiren teröristin İlber Ortaylı’ya taş çıkartan tarihi bilgilere hakimiyetiyle silahına yerleştirdiği İslamiyet -Türk karşıtı tarihi figürlere atıfları ile birlikte düşünüldüğünde içinde istihbarat örgütlerinin de parmağı olduğu kolektif bir çalışmadan bahsedebiliriz.

Neticede bu terör saldırısı Batı’nın cılız kalan ve samimiyetten uzak kınamalarına rağmen Batı’da yani ‘’gayrimüslim’’ ülkelerde bugüne kadar Müslümanlara ve camilere yöneltilmiş en büyük terör saldırısı

BEYAZ ÜSTÜNLÜĞÜ, FAŞİZME YAKIN AŞIRI SAĞCI BİR İDEOLOJİ

Son biri-iki yılda çok ciddi bir şekilde halen çatışmaların ya da istikrarsızlığın sürdüğü Arap ve Asya ülkeleri başta olmak üzere Müslümanların Batı ülkelerine göç etmesiyle “İslamofobi” terimi dillendirilmeye başlandı. Halbuki bu Batı ülkelerine bakıldığında nefret suçları ve ırkçılığın yalnızca Müslümanlarla sınırlı kalmadığı görülüyor.

Mesela Amerika’da Afrikalılar ve Yahudiler gibi azınlıkları hedef alan terör saldırıları ya da nefret içerikli suçlar işlendi. Örneğin

ABD’nin Pensilvanya eyaleti Pittsburgh kentindeki sinagogda ırkçı Robert Bowers, “bütün Yahudilere ölüm” sloganı atarak 11 kişiyi öldürdü. Gene Dylan Rove adlı bir ırkçı Afrika kökenli Amerikalıların yoğun olarak bulunduğu Güney Carolina’daki Charleston Kilisesi’ne düzenlediği saldırıda 9 kişiyi öldürdü.

Batı medeniyetinde “Beyaz ırkın soykırıma’’ uğradığı iddiasıyla diğer milletlerden erkeklerin/insanların beyazların/beyaz erkeklerin varlığını tehdit ettiği ve “yok olmalarına” neden olacağına dair artan bir endişeyi bahane ederek tüm Batı dışı kültürleri ortadan kaldırmak isteyen bir ideoloji taraftar buluyor. Uzun zamandır başta Kanada, İngiltere olmak üzere İbadethanelerin hedef alınması ve artan nefret söylemi, “şeytanlaştırma”, toplumdan dışlama ve varlığını tehdit unsuru olarak görme yayılıyor.

Müslümanları sindirmek ve gözünü korkutmak için Camileri, şiddet alanına dönüştüren bu beyaz/sarışın ırkçı terörün sadece Yeni Zelanda’da değil, bütün dünyada infial oluşturmak olduğu aşikardır. Çok kültürlü ve mülteci/göçmen dostu olarak bilinen Yeni Zelanda’da gerçekleştirilmesiyle tehlikenin sadece Avrupa ya da ABD ile sınırlı olmadığı mesajı net bir biçimde verildi. Cami saldırıları, siyasi ağızlardan çok kültürlülükten vazgeçildiğinin açıklanması, aşırı sağın güçlenmesi, silahlı/silahsız milis güçler oluşturulması da asla tesadüf değildir. Göstermelik kınama, taziyelerin kimseyi inandırmadığı gibi tatmin de etmiyor, samimi bulunmuyor

Amerika ya da Batı’da siyasetçilerin  de beceriksizliği ve aşırı sağcılaşmasıyla farklılıkların ahenk içinde yönetilmesi hayli zor.

KÜRESELLEŞEN YENİ NESİL IRKÇILIK

Avrupa’da ve Amerika’daki büyük boyuttaki ırkçı söylemlerin artan popülaritesi, bir “Medeniyetler Çatışması” nın yeni bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor. Bir dönem komünizm ile savaş halindeki kapitalizm şu an yeni bir düşmana mı ihtiyaç duyuyor ve yeni düşmanını yaratmaya mı çalışıyor?

Irkçı terörist Tarrant bu saldırıyı başka bir ülkede de işleyebilirdi. Peki göçmen karşıtı sağcılar tarafından Avrupa’da yönetilen bir ülkede ya da Avusturalya’da yapacağı katliam amacına hizmet edip bu kadar ses getirecek miydi?

 Yeni Zelanda yönetimi gibi hoşgörü ve farklılıkların ahengi çizgisinde devlet politikası olan tüm ‘beyaz’/’sarışın’ Hristiyan yönetimlere de mesaj verilmiş oldu.

Batı’da siyasetçilerin tutum ve söylemlerine baktığımızda artık İslam’ın bir “din” değil olarak değilde Batının normlarını ve değerlerini tehdit eden bir “ideoloji” olarak görüldüğünü söylemekte mümkün.

Hem Türkiye’de kendini muhalif olarak adlandıran kesim içerisinde hemde Batı’da Müslümanlar bu ‘tehlikeli çağın gerisinde kalmış kültür ve ideoloji’nin temsilcileri olarak gösterilmeye çalışılıyor.

 Hollandalı Yahudilerin liberal lideri Abraham Soetendorp’un  “Müslümanlar Hitler dönemi Yahudileri gibi muamele görme yolundalar” sözünü hem teo-politik zihniyeti yansıması açısından hem de kulaklara küpe olması açısından dikkatinize bir kez daha sunuyorum.

Etiket /

Mete Sohtaoğlu

Yorum ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın