Yazarlar

Çin akıllı telefonları silaha dönüştürüyor !

Forbes / Zak Doffman / Büşra Elif Özçelik

“Dosya paylaşımı hiç bu kadar kolay olmamıştı” şeklinde bir ifade kullanıyor, Zapya telefon uygulamasının yazılımcıları. “Dosyaları bir cihazdan diğer cihaza ücretsiz olarak paylaşabilirsiniz, Zapya büyük boyutlarda olan dosyaları birden çok platformda sorunsuz bir şekilde aktarmanıza imkan verir.” Bu paylaşım kolaylığı azımsanamayacak şekilde zor bir adımdır. DewMobile, uygulamasının Şangay merkezli program geliştiricileri, Zapya’nın 2012’nin lansmanından bu yana, 450 milyon indirme işleminin gerçekleştiğini iddia ediyorlar. Fakat garip bir şekilde,  Sincan yönetiminin, azınlık Uygur nüfusu arasındaki Zapya kullanıcılarını hedef aldıkları görülmektedir. Öyle ki, uygulamayı indirmiş bir cihaz tespit edilirse, bu şahıs hakkında soruşturma açılması için yeterli bir nedendir. Hangi dosyaların paylaşıldığına bağlı olarak, bu soruşturma gözaltına alınmaya kadar ileri gidebilir.

Zapya uygulamasını kullanan kişilerin ifşa edildiği bilgiler, Sincan denetim düzeneğinin bir belgesi arasında bulunabilir. Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu tarafından yayınlanan Çin Kabloları, hiçbir kısıtlama tanımadan, yaşam düzenlerinin izlenebildiği ve nüfusun kontrol edilebildiği bir laboratuvarının cihaz içine yerleştirilmesini detaylandırarak açıklamaktadır. Yönetimin hoşnut olmayacağı davranışlarda bulunan kişilerin gözaltına alınma riski vardır ve gözaltından yalnızca düşünce ve davranışlarını değiştirerek kurtulabilirler.

Tabi ki, bilgilerin yayınlanma anı hakkında gelen eleştirilere cevap vermeyen, sadece Zapya ve onun sistem geliştiricileri değildir. Yetkililer, Tencent’s WeChat üzerinden yapılan konuşmaların aktif olarak izlediğini ve WhatsApp gibi Batı menşeli uygulamaların doğrudan bir ikaz işareti olduğunu iddia ediyor. Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu, “Çin toprakları içinde veya dışında bulunan Uygurlular, iletişimlerinin sürekli otoriteler tarafından izlendiğini bilerek yaşıyor.” ifadesini kullanıyor.

Mayıs ayında, Sincan’daki aynı yetkililerin, bölgenin boyun eğdirilmiş nüfusuyla ilgili birden fazla veri kaynağını içeren bir denetim platformu olan Entegre Ortak İşlemler Platformu’na (IJOP) erişmek için kendi mobil uygulamalarına yetki verdiklerini açıklamıştım. Gözaltındaysanız, aklınıza ilk olarak gelebilecek şeylerden birisi, iletişim ve seyahat kayıtları, yüz tanıma kameralarından gelen bulgular, kamu hizmetleri dokümanları, komşularla ilişkinizi gösteren raporlar ve ikamet yerinizden ayrıldığınızı veya geri döndüğünüzü gösteren belgeler gibi her türlü veri kaynağını yanınıza almak ve küçük ekranınızdan yapay zeka sayesinde çıkabilecek izlerin rotasını değiştirmektir. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) bu durumu, “baskılama algoritmaları” şeklinde nitelendirerek açıklamaktadır.

Daha sonra Temmuz ayında, Motherboard, the Guardian, the New York Times, Süddeutsche Zeitung ve Almanya’nın NDR’si tarafından ortak olarak gerçekleştirilen bir soruşturmada, Sincan’a giden veya Sincan’ı bir geçiş güzergâhı olarak kullanan yabancıların, bölgedeki yetkililere, telefonlarındaki bütün mesajların ve diğer belgelerin erişimini veren kötü amaçlı bir yazılım yüklemek zorunda kaldıklarını bildirdi. Sınır polisleri, bu telefonları alıp “İslami aşırıcılığa, herhangi bir İslami konuya, önde gelen araştırmacılar tarafından İslam hakkında yazılmış akademik kitaplara ve hatta Japon metal müziğine” dair bilgi içeren belgelere karşı olmak üzere, BXAQ veya Feng Cai olarak adlandırılan yazılımları kuruyorlardı. 70.000’den fazla hedef dosya arasında, bu kötü amaçlı uygulamaların aynı zamanda Kuran-ı Kerim’in yüklü olduğu telefonları aradığı da tespit edildi.

Bir ay sonra, Ağustos’ta, Hong Kong’daki demokrasi yanlısı protestocular, Çin hükümeti yetkililerinin, ülkenin yasaklı ancak çok kullanılan şifreli mesajlaşma platformu olan Telegram’da, mevcut kullanıcılara götürebilecek gerçek telefon numaralarını sızdırmak için bir böcek kullandıkları iddiası geldi. “Böcek”, devlet kurumlarının ellerinde bulundurduğu protestocu numaralarını, halka açık gruplardaki anonim profillerle eşleştirerek açığa çıkaran bir telefon yüklemesini sağladı. Bunun akabinde ise, devlete ait bir telekomünikasyon şirketi ile gerçekleştirilen herhangi bir sohbet, çok hızlı bir şekilde sohbetin sahibi olan kişiye bağlanabilir hale gelmiştir.

Ardından, Ağustos ayının sonuyla Eylül ayının başları arasında, Çin’in, Uygur bölgesindeki topluluklara ait iPhone’lara saldırmak için hacklenmiş web siteleri kurduğu şeklinde bir haber daha geldi. Google’ın Zero Projesi, hacklenmiş siteyi yalnızca ziyaret etmenin bile, sunucunun cihazınıza saldırması için yeterli olduğunu ve başarılı olması durumunda telefonunuza bir izleme implantı kurabileceği konusunda uyardığı belirtildi. Garip bir şekilde aynı girişimin, Android cihazları da hedeflediğine dair bir durum daha ortaya çıktı.

Akıllı telefonlar bazı durumlarda tehlikeli olabilir. Hepimiz, bunun farkındayız. Kişisel bilgi hazinelerimiz, kimlik bilgilerimiz ve verilerimiz, onları her an açığa vurabilecek kötü amaçlı yazılımlara ve bilgisayar hackerlarına karşı savunmasızdır. Bu güvenlik açıkları, siber suç olmanın ötesinde, siyasi emirlere göre hareket edip ulus devletler tarafından desteklenen hackerlar tarafından istismar edilme anlamına gelmektedir. Yabancı ülkelere ait mobil cihazlara karşı başlatılan birçok kampanya görmüştük. Ancak hiçbir ülke, bu cihazları, Çin kadar, sistematik olarak kendi nüfusuna döndürmemişti. Akıllı telefonların, silaha dönüştüğü dünyaya hoş geldiniz!

Çin hükümetinin yetkilileri, Sincan’da gerçekleştirilen bu siber suçların, yerel halk tarafından desteklenen ve bölgeyi güvenli kılan yoğun bir terörle mücadele programı olduğu kurgusunu sürdürüyor. En son sızan belgelere resmi cevap olarak “Sincan’da gözaltı kampı diye bir şey yok” denilmişti. “Terörü önlemek için mesleki eğitim ve öğretim merkezleri kuruldu, Sincan, 1990 ve 2016 yılları arasında binlerce terör olayının yaşandığı bir savaş alanıydı. Önlemler alındığından beri, tek bir terör olayı yaşanmadı.”  ifadesi de aynı şekilde aktarılan söylemler arasındaydı.

Telefonların silaha dönüşümü, farklı ülkelerde de yaşanan bir durum olmasına rağmen, Sincan ve Hong Kong’da çok daha sık rastlanan bir olaydır. Sahip olduğumuz tüm verilerimizi saklayan, hareketlerimizi ve etkileşimlerimizi takip eden ve bizi hayatımızdaki herkesten daha iyi tanıyan ceplerimizde taşıdığımız bu cihazlarının var olduğu bir dünyada Çin, Sincan’da ortaya çıkan distopya gerçekliğini yaratabilmek için ihtiyaç halinde çizgiyi aşabilen bir devletin gerekliliğini göstermiştir. Bu distopik gerçeklik yanılgısı, mobil cihazlar olmadan gerçekleşmesi zor olan bir durumdur.

Ve bu yazı da, söz konusu durumun bir ikâzı niteliğindedir. Çin, Pandora’nın kutusunu açmış olabilir ama bunca zamandır bu kutu sessizce orada durmaktaydı. Bizi güvende tuttuklarına itimat ettiğimiz ağ geçidi denetleyicileri, Apple ve Google ile birlikte Facebook ve Android üreticileridir. Bu durumun, uzun vadede hangi yöne gideceği ise ciddi bir tetkike ihtiyaç duymaktadır.

 

 

İngilizce Aslından Çeviren:  Büşra Elif Özçelik

Makalenin Aslı:  Zak Doffman

 

https://www.forbes.com/sites/zakdoffman/2019/11/29/china-just-weaponized-the-smartphone-heres-why-you-should-be-concerned/#7fe2280560c3

Etiket /