Yazarlar

Bitti denilen IŞİD, geri dönecek mi?

Müslüman coğrafyasında günümüzde sorunlar iki temele dayandırılıyor. Birincisi sömürgecilik ve modernleşme dönemindeki Batılılaşma hevesi/Batılaşma. Bu eğilim, muhteviyatında modernizmin İslamileşmesi yani İslami kavramların günümüz modern dünyasının parametreleri dikkate alınarak yeniden yorumlanması ve onlarla uyumlu hale getirilmesini hedefliyor. Hatta çatışmalı ve gergin coğrafyalarda yaşayan Müslümanların sorunlarının ancak siyasi ve medeniyet açısından ilerlemiş Batı’nın model alınması ile çözülebileceğini […]

Müslüman coğrafyasında günümüzde sorunlar iki temele dayandırılıyor. Birincisi sömürgecilik ve modernleşme dönemindeki Batılılaşma hevesi/Batılaşma. Bu eğilim, muhteviyatında modernizmin İslamileşmesi yani İslami kavramların günümüz modern dünyasının parametreleri dikkate alınarak yeniden yorumlanması ve onlarla uyumlu hale getirilmesini hedefliyor. Hatta çatışmalı ve gergin coğrafyalarda yaşayan Müslümanların sorunlarının ancak siyasi ve medeniyet açısından ilerlemiş Batı’nın model alınması ile çözülebileceğini düşünüyor.

Bir diğer eğilim Batılılaşmanın Müslümanların yeni bir cehalet dalgasına sürüklemesine yol açtığına inanıyor, yerel anlayıştan ziyade çok kültürlü geleneklerden ziyade Kuran’ı işaret ederek kaidelerin Kuran-ı Kerim’de net bir şekilde ifade edildiğini söylüyor. Bu kanada mensup bazı alimler, dinin doğru anlayışından uzaklaşıldığını ve bu dönemde dinin temel normlarının bozulduğunu iddia edip, nasıl ki ‘sapkın’  gelenek ve göreneklerle mücadele ediliyorsa, Batılılaşma ile de her alanda mücadele edilmesi gerektiğini söylüyor.

İslami uyanış adına bu iki eğilim görünürde olsa da son 10 yıldır kendini daha görünür kılan bir diğer eğilim ise yerel/geleneksel din anlayışlarını yıkmakta ısrar eden, daha sert söylemlere sahip, dünyayı coğrafi ve stratejik sınırlarda iki kutba (1.Dârü’l İslâm ve 2- Dârü’l harb veya Dârü’l küfr. ) ayırmış olan kanat. Ki bu kanat, kendilerini Şeriatın tatbikinde ana/esas cemaat olarak görmeleriyle, gayeleri tüm bu sorunlara çözüm olarak ‘’Şeriatı tatbik eden İslam Devleti ya da Hilafet devleti kurma’’ sloganları altında yeryüzünde cihad yürütmek istemesiyle biliniyor.

Uzun yıllardır başta Asya ve Ortadoğu’daki siyasi ve dini entelektüel koşulların bir neticesi olarak ilk olarak El-Kaide sonrasında IŞİD, ‘cihad sahası’na çıktı.

Neticede başta Türkiye olmak üzere dünyada çok dar bir kesim dışında IŞİD’in ortaya nasıl ve hangi koşullarda çıktığı ve devamlılığının nedenleri ele alınmadı.

Her ne kadar dağılmış ve parçalanmış olsa da IŞİD’in değiştiği ve dönüştüğü farkediliyor. Irak ile Suriye arasında uzanan bir ‘halifelik’ kurma ilanının ardından parça parça gruplar halinde dünyanın çeşitli yerlerine dağılan IŞİD, silahlı olarak iyi bir stratejiyle iki ülkede coğrafi bir alanın hava bombardımanları başlayana kadar tutulabileceğini gösterdi.

Coğrafi olarak alan kaybetmesine rağmen IŞİD, hızlı bir şekilde kendini dönüştürerek üyeleri yalnız avlanan kurtlar gibi hareket etmeye başladılar, saldırılarda bulundular. Şu ana kadar komplo teorileri ya da ‘günah keçisi’ olarak ilan etme dışında bu silahlı yapının devamlılığının sebepleri ile meşgul olunmadı.

Stratejik olarak Batı dünyası ile küresel silahlı çatışma fikrini temel alan IŞİD ya da El-Kaide gibi yapıların kararlılıklarını artıran ve devamlılıklarını sağlayan şey nedir?

Neticede IŞİD’i El-Kaide üzerinden değerlendirmek ya da analizini yapmak büyük bir hata olacaktır.

Örneğin IŞİD, El-Kaide’nin aksine geleneksel metodlardan dışarı çıkarak savaşını Irak/Suriye topraklarının dışına çıkarabilmiş ve yaymıştır. IŞİD boyutları ve hedefleriyle gene demografik bakımdan diğer örgütlerden farklı bir durumu temsil ediyor.

Gene IŞİD, El-Kaide ideologlarından Ebubekir Naci’nin 2004’te internette Arapça olarak yayınlanan, Vahşetin İdaresi: Ümmet’in Önündeki En Kritik Aşama (İdare üt-Tevhiş) başlıklı rehberini temel alsa da yayılma öğretilerini geliştirmiş ve Irak-Suriye bölgesinde uygulama imkanı bulmuştur.

Adında geçen ‘Vahşet’ kelimesi her ne kadar şiddet kelimesini çağrıştırsa da Ebubekir Naci, söz konusu “vahşet”i, bir siyasi rejimin çöküşünden sonra ve hukukun hükmünü sürdürmek için eşdeğer hiçbir kurumsal otorite şekli onun yerini almadığında geçerli olan durum, diye tanımlamıştı. Bu rehber açıkçası selefi-cihadi ekolün bir strateji el kitabı niteliğindeydi.

Dünya arayışlarını bu kitabında uzun uzun tahlil eden Ebubekir Naci, Sykes-Picot Antlaşması sonrasındaki Ortadoğu’yu sahneye yerleştirerek ABD’nin ve SSCB’nin güç büyüsünü tahlil etmişti. İlüzyon yaşatan basın organları ile bütün dünyaya ilahlık taslayan ABD ve SSCB’yi eleştiren Naci, yenilmezlik efsanesinin çökmek üzere olduğu değerlendirmesinde bulunmuştu.

Ebubekir Naci, itibarını yitirmiş bir Sovyet imparatorluğunun çöküşünü, SSCB bünyesindeki bazı cumhuriyetlerin bağrında cihadi hareketlerin doğuşunun temeli olarak yorumluyor. Toplumun hem kültürel ve dini bakımlardan tebliğe açık olduğunu düşündüğü Ürdün, Mağrip ülkeleri, Pakistan, Yemen, Suudi Arabistan ve Nijerya bölgelerinin izlenecek yol ve yönteme elverişli bir topografyaya sahip olduğuna işaret ederek hazırlıkların bu sahalarda yapılmasını salık veriyordu. Naci diyordu ki: ‘’Kuvvetlerini bir araya toplayanın denetimi azalır; bu kuvvetleri dağıtanın ise etkisi azalır.’’

Ebubekir Naci’nin çizdiği rota  cihadi ekolü benimseyenlere karşı girişilen her hasmane tutum ve eylemin bir bedeli olmasını öğütler. Buradaki gaye onu hedef seçen düşmanın, zaman dilimi belirsiz olmak üzere bunun bedelini ödeyeceğinden, ve bunun hayli pahalıya mal olacağından katiyetle emin olması. Aslına bakıldığında söz konusu kitap, Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” adlı eserinin bir uzantısı olup, bu eserin ayrıntılı bir açıklaması mahiyetindedir.

Bu kısa özet ile birlikte IŞİD’in Irak ve Suriye’deki davranış biçimini değerlendirdiğimizde IŞİD üyelerinin Suriye ve Irak’ta birçok farklı bölgeye dağılmak/yayılmak için konuşlandıkları bölgeleri terk ettiğini söylemek mümkün. Netice IŞİD bugüne kadarki silahlı örgütlerin aksine ezber bozan bir yapı ve anlayışa sahip. IŞİD, bazı medya organlarında gösterilmeye çalışıldığı gibi ‘coğrafi bir yenilgi’ye uğratılmış gibi yansıtılsa da gelecekte mücadele etme yeteneğini sürdürmeyi, ailelerini korumayı ve zamanı geldiğinde yeniden yükselmeyi hedeflemektedir. Bölgede, özellikle de istikrarsız olan Irak-Suriye sınır bölgelerinde yeniden yapılanmaya çalıştığına dair emareler mevcut. Halen yenilgiye uğratıldığı açıklanan IŞİD’in sosyal medya mesajlarıyla ayakta olduğunu duyurmaya çalıştığını gözlemleniyor.

IŞİD, üye kabulünde elitist El-Kaide gibi davranmadığından her ülke ve kesimden birçok yabancı savaşçıyı kendine çekti. Irak ve Suriye sahası dışında takipçileri hali hazırda çatışma sahalarına ulaşamasa da bu ekolü benimseyen uyuyan hücrelerin oluşmasına yol açtı. Halen Suriye, Irak, Libya, Somali ve Sina Yarımadası’nda nüfuz bölgeleri azalmaya ve yıkılmaya başlasa da varlığını Asya’da dahil devam ettiriyor.

IŞİD’İN YOL HARİTASI

El- Kaide geleneksel olarak olarak dikkatini her zaman ABD’ye ve Amerikan hedeflerine odaklarken IŞİD, bir devlet yapısı kurmaya/oluşturmaya, coğrafi ve demografik eksenini genişletme bağlamında hareket etti.

Keza IŞİD, Western Union aracılığıyla Ortadoğu’dan Endonezya’ya onlarca kez para yatırılmasıyla, komşu Filipinler’deki “Marawi Operasyonu”nu finanse edebilmişti. Bu operasyonda yerel ve yabancı IŞİD üyeleri 2017 yılında beş ay boyunca Mindanao adasındaki Lanao del Sur eyaletinin başkentini işgal edebilmişlerdi. Buradan anlaşılan IŞİD bazı üyelerini Asya ve Afrika bölgelerine sevketme / geri gönderme planını uzun bir süre önce devreye sokmuş. Gene bir dönem düzenlenen Amerikan bombardımanlarının öncelikli hedefleri arasında para toplayan, kaynak aktarımı yapan ve “insan kaynakları”nın idaresi için faaliyet gösteren sorumluların öncelikli olarak hedef alındığı görüldü.Tüm operasyonlara rağmen örneğin Irak’ta ‘’zafer’’ ilan edilmesine karşın gruba isnat edilen saldırılar, suikastler hissedilir biçimde artıyor. Artık az bir toprağı denetimi altında tutan, şebekeleri dağıtılmış olan IŞİD’in, hırslarıyla orantılı bir kapasiteyi korumuş olduğunu söylemek gerekir hatta kuşkulanılmalıdır. IŞİD için saldırı listesinde halen Avrupa ülkelerinin cazibesini koruduğunu söylemek mümkündür. Bu çekicilik Avrupa’da yürütülen her saldırının, başarısız bile olsa, medyada büyük bir yankı yaratmasından ve kamuoyunda siyasî tepkilere ve kaygıya yol açmasına yol açıyor.  “Cihad sahalarına” ulaşmayı hiç becerememiş, tereddüt etmiş  olan yerel aktörler ‘tövbe’ etmek için kendi ülkelerinde bu tip saldırılar düzenleyebiliyor.

Bugün çeşitli gelişmeler vasıtasıyla Afganistan, Pakistan, Malezya, Somali, Tanzanya, Nijerya, Sudan, Mozambik, Libya  ve Mısır başta olmak üzere Malezya, Endonezya, Filipinler gibi Asya ülkelerinde çeşitli etkinliklerde grubun flamalarını gösteriliyor, görünüyor hale getiriliyor.IŞİD’in planlama kapasitesi bugün belirsiz de olsa, hırsları konusunda kuşku yok. Terör örgütleri tarihine ya da Çatışmalar tarihine bakıldığında IŞİD bünyesindeki yabancı savaşçılar, operasyonel bakımdan günümüze kadar görülmüş olan en tecrübeli kesimi oluşturuyor.

IŞİD 2.0 OLUR MU?

Şu an IŞİD’ten ‘temizlendiği’ söylenenen Irak ve Suriye bölgelerinde sahada bulunan bazı askeri grupların toprak satışı, vergi, rüşvet, hurda toplaması, uyuşturucu, mal ve petrol kaçakçılığı gibi maddi meselelerle uğraşması bu grupların sorumlu seviyesinde bulunanların askeri üniformalarını çıkartıp iş adamları elbiselerini giymesi petrol ve gayrimenkul piyasasını ve ihaleleri kontrol etmeye başlaması yerel halkta tepki topluyor. Bu tepkileri gösterenler IŞİD’in Musul’da hakimiyet kurması öncesi haline atıfta bulunarak, şartlara dikkat çekiyor.

Irak ve Suriye’deki siyasi tıkanıklık, yıkılan, zarar gören şehirlerde imar çalışmalarının başlaması için gerekli istikrarın yeniden sağlanmaması, göç edenlerin kendi bölgelerine yeniden dönememesi/engellenmesi IŞİD’in beslendiği nehri tazeliyor.

Etnik milliyetçi ya da Hristiyan soslu beyaz ve ırkçı bir renge bürünen beşinci terör dalgasının yükseldiği hesap edildiğinde karşı tarafında kendini yenilemiş bir El-Kaide, IŞİD ya da yeni selefi-cihadi grubu organize etmesi beklenilmelidir. Keza yükselen ırkçılık ve popülist söylemler bu grupların Avrupa’da  hem taban bulmasına hem de saldırı düzenlemelerine elverişli zemin hazırlayacaktır.

Etiket /

Mete Sohtaoğlu

Yorum ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın