Yazarlar

Bin Selman: Ortadoğu’nun Kim Jong’u

Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MBS) yeniden sahnede. Veliaht prens sıfatıyla ilk yurtdışı gezisini Mısır’a gerçekleştiren MBS, İngiltere ve Fransa’yla devam eden ziyaretlerini ABD’yle taçlandırmayı planlıyor.

MBS’nin bu ziyaretlerini ABD Başkanı Donald Trump, Kral Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin geçen Mayıs ayında verdikleri sihirli küre pozundan ayrı düşünmek mümkün değil. Yaşlı kıta Avrupa ve ABD ziyaretlerini MBS’nin kendisini Batının bölgedeki baş müttefiki olarak sunma amacından ayrı tutamayız. Zaten İngiltere ziyareti öncesinde ِAvrupa basını MBS’nin ılımlı İslam çağrılarına, ülkede başta kadın hakları olmak üzere aldığı bir dizi reform kararına ve tek eşliliğine epey vurgu yapması da bu amaca hizmet eder nitelikte.

İngiltere ziyareti öncesinde farklı partilerden 17 milletvekili, “MBS’nin ülkesinde ve dışarıda işlediği büyük suçları” dikkate alarak veliaht prensinin ziyaretinin iptal edilmesini isteyen bir dilekçe imzalamıştı. Dilekçede MBS’nin Yemen savaşındaki ihlallerine yer verilirken Suudi Arabistan’da idamların yüzde 70’inden fazlasının infazının veliaht prens olması sonrası gerçekleştiği ifade ediliyordu.

Batı için insan hakları ihlallerinin, demokrasi ve özgürlüklerin çıkar temelli ilişkilerde pek bir anlamı olmadığının bir başka örneğini burada görüyoruz. Tıpkı Trump’ın yukarıdaki sihirli küre pozu sonrası Suudi Arabistan’la 110 milyar dolarlık ABD tarihinin en büyük silah anlaşmasını- imzalaması gibi Londra da bu ziyarette Riyad’a 48 Typhoon tibi savaş uçağı satınca tüm bu ihlalleri unutuverdi. 

Zaten İsveç’teki Stochholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) küresel silah transferleri raporu da Batının ikircikli tutumunun son kanıtı. Rapora göre Ortadoğu bölgesindeki silah ithalatı son beş yılda yüzde 103 oranında arttı. Suudi Arabistan’ın önceki 5 yıla göre yüzde 225 oranında artan silah alımlarıyla Hindistan’ın ardından dünyanın en fazla silah ithal eden ikinci ülkesi olması malumun ilanından başka bir şey değil.

 

Trump’ın “yüzyılın anlaşması” planı 

Suudi Arabistan, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail-Filistin meselesinin çözümü konusunda öne sürdüğü “yüzyılın anlaşması” planına destek veriyor ve bu bağlamda başta ABD olmak üzere İsrail ve Mısır’la doğrudan ve dolaylı görüşmeler gerçekleştiriyor. MBS’nin son Kahire ziyaretinde bu konunun da ele alındığı yazıldı çizildi. Trump, Mısır’ın darbeci cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’den bu plana ilişkin aleni desteğini almıştı. Tabi MBS’nin bu planda eksen rol oynadığı gayet net. Trump’ın damadı ve Beyaz Saraydaki üst düzey danışmanlarından Jared Kushner Ekim ayında Riyad’ı ziyaret etmiş ve ardından aynı amaçla İsrail’de başbakan Benyamin Netanyahu ile bir araya gelmişti.

Esasında MBS’nin Mısır ziyareti için bölge haritasının yeniden dizaynında bir kilometre taşı denebilir.  Mısır’la varılan anlaşmaların İsrail’in bölgedeki konumunu yeniden belirlemede önemli bir rol oynayacağı kuşkusuz. Zaten Trump’ın Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına en cılız tepkiyi bu ülkelerin vermesi boşuna değil ve bu amaca hizmet eder nitelikte. İsrail medyasının MBS’nin Eylül ayında İsrail’i ziyaret ettiği ve bölgeyi İsrail’le normalleşmeye hazırladığı yönündeki iddiaları kayda değerdi.

 

“ Şer üçgeni: Osmanlılar, İran ve terör”

Mısır medyası MBS’nin son Kahire ziyaretinde 25 Mısırlı gazeteciyle bir araya geldiğini yazdı ve Suudi Arabistan’ın Kahire Büyükelçisi Ahmed el-Kattan’ın evinde gerçekleşen görüşmede MBS’nin Türkiye hakkında akla ziyan açıklamalarda bulunduğunu iddia etti. İddia diyoruz çünkü Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği bu iddiaları bir bildiri yayınlayarak yalanladı ve ülkesinin Türkiye ile ilişkilerinin önemine vurgu yaptı.

Mısırlı gazeteci Lemis Hadidi’nin CBC kanalındaki programına taşıdığı ve Şuruk gazetesi yayın yönetmeni İmad Hüseyin’in köşesinde yer verdiği açıklamalarda MSB’nin şöyle dediği iddia edildi: “ Bizim düşmanlarımız Osmanlılar, İran ve terör gruplarıdır. Erdoğan Türkiye’si hilafet sistemini dayatmak istiyor. İran Müslüman Kardeşler’i kullanarak devrim ve savaşını verdiğimiz terörü ihraç etmek istiyor.”

Anlaşılan Suudi yönetimi büyükelçisi aracılığıyla Mısır medyasında MBS’ye atfedilen açıklamaları yalanlamakla yetinmiş sadece. Zira sözüm ona bu yalanı dillendiren Mısırlı gazeteciler ve medya kurumları hakkında ne Mısır’da ne de Suudi Arabistan’dan her hangi bir hukuki soruşturma açıldığını duymadık. En azından ben duymadım.

Tam tersine ziyaretle eş zamanlı olarak bir gelişme daha yaşandı ve ajanslara son dakika olarak düştü. Suudi Arabistan’ın önemli medya gruplarından olan MBC grubu kendisine bağlı yayın organlarında artık Türk dizilerinin gösterilmeyeceği yönünde bir karar aldıklarını açıkladı. Türk dizilerinin Arap dünyasında her geçen gün artan bir izleyici kitlesine sahip olduğu malum ve böyle bir kararın Riyad’ın onayı olmadan alınmayacağı muhakkak. Yalnız son yıllarda özellikle de TRT’nin Payitaht Abdulhamit, Diriliş Ertuğrul ve Kutul Amare gibi tarihi dizilerinde işlenen konuların bu ülkelerdeki siyaset erbabının pek hoşuna gitmemesinin de bu kararda etkili olduğunu söyleyebiliriz. Tabi Türkiye’nin. başını Suudi Arabistan ve BAE’nin çektiği bazı Körfez ülkelerinin Katar’a karşı yürüttükleri ablukayı boşa çıkardığını göz önüne alırsak bu tür kararlar ve adımlar bekleniyordu.

(Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri bakanı Abdullah bin Zayed, Medine Müdafii Kahraman Fahreddin Paşa’yı “hırsızlıkla” suçlayan tweeti kendi hesabından RT yaptı.)

Bu adımların ilk işaretleri aylar önceleri belirmişti zaten. Suudi Arabistan’ın yarı resmi Ukaz gazetesi bir süre önce röportaj yaptığı PKK’lı terörist Rıza Altun’u “PKK’nın Dışişleri Bakanı” olarak tanıtmıştı. . Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid’in, Medine Müdafaası kahramanı olarak bilinen Fahreddin Paşa’yı “hırsız” olarak niteleyen bir mesajı paylaşmasını da aynı minvalde değerlendirebiliriz.

 

Bin Selman ve Yemen kabusu

Her ne kadar MSB son Kahire ziyaretinde ülkesinin Yemen’deki savaşının son aşamaya geldiğini ve hedeflerini gerçekleştirdiğini iddia etse de Yemen’deki siyasi ve saha gelişmeler bu iddiayı çürütür nitelikte.  Başını Suudi Arabistan ve BAE’nin çektiği Koalisyon Güçlerinin desteklediği Aden’deki hükümet yetkilileri BAE’ni ülkenin güneyinde ‘kabile orduları” ve gizli cezaevleri kurmakla suçlarken tarafsız gözlemciler Yemen’in bölünme sürecinin hızlandığı ve Suudi Arabistan’ın tam bir bataklığa saplandığı yorumları yapıyor. MSB’nin açıklamaları kamuoyunu rahatlatma amaçlı olabilir ancak İngiltere ve ABD ziyaretlerinin ülke bütçesine ağır maliyetler getiren Yemen kabusundan çıkma amaçlı olduğu tespitleri pek yabana atılacak türden değil. Time dergisine göre savaşın Riyad’a günlük maliyeti 200 milyon dolar. Bu da aylık 5 milyon, yıllık ise 60 milyar dolar demek. Üstelik İran destekli Husi güçleri Balistik füzelerle başkent Riyad’ı ve diğer bölgeleri hedef alarak savaşın alanını genişlettiler.

(BAE Büyükelçisi Youssef Otaib’in e-postalarından çıkan bilgilere göre Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Yemen’den çıkmak istiyor.)

 

Prenslerin tutuklanması 

MBS’nin Kasım 2017’de yolsuzlukla mücadele kapsamında onlarca prens ve bakanı göz altına alması içerideki muhalefeti susturma ve olası kalkışlamaları bastırma amacı taşıdığı yorumları yapılmıştı. Tutuklananlar arasında önceki kral Abdullah’ın oğlu Mutab’ın ve dünyanın en zenginlerinden Prens El Velid bin Talal’ın olması tutuklama ve gözaltıların siyasi ve ekonomik boyutuna işaret ediyordu. Gerçi bu iki isim ve diğerleri uzlaşmaya vardıktan sonra serbest bırakıldılar ancak MBS hem 2030 vizyonu için ek bütçe elde etmiş oldu hem de muhtemel rakiplerini saf dışı etti.

Sonuç olarak Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi 1932 yılında kurulan ülkesinin çehresini değiştirmekte kararlı görülüyor. Babası Selman bin Abdulaziz’in Ocak 2015’te kral olmasıyla birlikte yıldızı parlayan veya parlatılan MBS, veliaht prens olduğu  21 Haziran 2017’den bu yana ülkenin ve bölgenin hayati öneme sahip konularında önemli kararlara imza atıyor,

MBS’nin ülke içinde aldığı radikal kararlar, yolsuzlukla mücadele kisvesi altında muhtemel rakiplerini tasfiyesi, sermayelerine el koyarak şantaj yapması, artan idam cezaları ve Yemen’deki ihlaller 33 yaşındaki genç veliahtın “Kuzey Kore’nin ergen lideri Kim Jong’un Ortadoğu versiyonu olma” yolunda ilerlediğini gösteriyor.

Selman’ın test edilmemiş ergenliği, kontrol edilmesi zor bir mizaca sahip olması ve hangi maceralara gireceğinin tahmin edilememesi de hem Suudi Arabistan’ın hem bölgenin bir ateş topuna dönüşünü hızlandırabilir. Batının da istediği bu değil mi zaten?! Keza azılı düşmanı İran’ın da. Bekleyip göreceğiz artık.