Yazarlar

Başkan Yardımcısı

Malum önümüzde yerel seçimler var.

Erdoğan’ın altını kalın harflerle çizdiği ‘tevazu’, ‘gönüllere girmek’ başlıklarının birinci muhatabı AK Partili siyasetçi ve başkanlar olsa da Erdoğan’ın yanında duran medyanın bu başlıkları üzerine alınıp alınmayacağı da merak konusu.

Kitabın ortasından konuşmak gerekirse hem kimi siyasetçiler ve belediye başkanları hem de medyamız o kadar kibirli ki artık; atılan başlıkların yapılan haberlerin ne sonuçlar doğurduğunu görmeyi engelleyen o devasa kibirle gönüllerin küçücük kapılarından girmeye çalışıyorlar.

Bu endişeyle; acilen “bir fahri başkan yardımcısı” önerim var Sayın Erdoğan’a: Medya

Reis’in tüm yükünü alacak, tüm problemleri başkana ulaşmaya ihtiyaç bırakmadan bir çırpıda çözecek, danışmanlarına ufuk açacak en etkili başkan yardımcısı olabilir medya.

Medyanın Yeni Bir Dile İhtiyacı Var

Peki nasıl?

Bundan önce “hangi medya?” sorusunu sormak ve cevaplamak gerekiyor.

Senelerdir altını çize çize söylediğim bir husus var. Bugün medya olarak yeni bir dile ihtiyacımız var. Bir üst dile… Rabbim’in lütfuyla “inanıyoruz ve üstünüz!” ilkesinden hareketle komplekssiz ve özgüven yüklü bir dil! Mağduriyet değil, bu toprağın, vatanın, ülkenin, devletin gerçek sahiplerinin takınması gereken, Erdoğan kadar kendine, milletine, değerlerine yaptığı işe, ülkesine güvenen bir medya diline!

Ama nasıl?

Bizden önceki kuşağın; kuşatıcı olacağız derken ötekine teslim olduğu, ruh ve biçim verici olamayıp alan açtığı; ötekinin Anadolu’ya yabancı ruhuna özendiği, diliyle biçimlendiği; bugün medyamızda fazlasıyla gördüğümüz, -özgüven yoksunu, kompleksli, kendi insanına mütekebbir, tabiri caizse millete adeta muhtevasıyla ne versek yerler- diyen dil ile asla değil!

Değil çünkü, millet artık mevcut dilden bıktı usandı. Sadece Erdoğan’ın hatırına olan biteni seyrediyor. Reis’in yanında duruyor. İnanın ki ne bürokrasiye güvendiği, ne medyaya inandığı için yapıyor bunu. Bir vefa borcu olarak, “Reis” ne yaparsa yapsın, hata da yapsa samimiyetle çalıştığını bildiği için duruyor yanında.

Linç Sahiplerinin Arabasına Binenler

Bakın acıtacak olsa da açık net uyarıyorum.

24 Haziran öncesi bir AK Partili hanımefendi, tıpkı 28 Şubat döneminde olduğu gibi- AK Parti’yi ve Erdoğan’ı desteklediğini söylemekten endişe eder hale geldiğini yazdı sosyal medyada.

Şimdi başımızı ellerimizin arasına koyup Erdoğan’ın yanında duran medya kuruluşlarının -bu kadar güçlü görünmesine rağmen- en küçük sosyal linçte sesinin niçin kısıldığını, savunmaya geçtiğini, hatta linç sahiplerinin arabasına binip kendi mahallesini lince kalktığını iyi sorgulamamız gerekiyor.

AK Parti teşkilatları içinde büyümemiş bu nedenle teşkilat özgüveninden yoksun kimi gençlerin üniversite kantinlerinde adeta Erdoğan’ı gizli gizli sevmeye mecbur bırakıldığını görmemiz şart.

Erdoğan’ı seven, yanında dimdik duran medya kuruluşlarının adeta kısır döngüye hapsedilme sebebini de artık konuşmak şart!

Vatandaş, medyadan sabah akşam içi boş propaganda izlerken, dinlerken en küçük haklı eleştiri karşısında söyleyecek söz bulamıyor.

Bakın Erdoğan’ın vatandaşa eziyet eden bürokrasiyi öğreneceği mecra olarak neredeyse sadece Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi, CİMER  kaldı.

Bir yandan dünya ile mücadele ederken diğer yandan CİMER’e yazılan yüzbinlerce mesajın hangi birini okuyabilecek Erdoğan.

 

Muhalif Medya Her Eksiği Erdoğan’a Yıktı

Bana göre bugünkü tablonun birinci müsebbibi de muhalif medya. Her eksikliği Erdoğan’a yıktı, terör örgütlerine alan açtı, iğrenç iftiralara karalamalara imza attı. Türkiye’ye saldırıya hamilik yaptı. Gazeteciliği provoke etti. Erdoğan’a ve millete tankla uçakla saldıracak kadar hainlik edenleri bile aklamaya çabaladılar. En küçük hakkaniyetli sesi internet sitelerinde yandaş medyadan da itiraz başlığıyla hedefe koyup sesleri kıstılar. Milli medyada bu ülke adına hayr niyetiyle yapılmış güzel işleri görmezden gelip fitne fücur malzemesi bulunca üşüştüler.

Bu tabloda lokal sorunlar milli medyada mecburen ıskalandı.

Bir yandan vatandaş da “Ben Erdoğan’ı ölümüne seviyorum ama sorunlara da kulak verin, Erdoğan’a sesimizi duyurun” diyor.

Nasıl kulak verilecek?

Bugün iletişimin iki temel yatağı var.

Birincisi konvansiyonel, ikincisi dijital-sosyal medya. AK Parti, konvansiyonel medya üzerinden didaktik iletişim stratejisine adeta hapsedilmiş durumda. Tek taraflı, sorgulanmayan, adeta vatandaşa enformasyon dikte edilen bir tablo söz konusu.

Sosyal medya ise sorgulamaya açık bilgilendirme, interaktif iletişim, kriz önleyicisi potansiyeline rağmen tüm bu imkanlardan yoksun bir şekilde kullanılıyor, yani aslında kullanılmıyor.

Niye Anlatamıyoruz?

İster kabul edin ister etmeyin, şöyle bir tablo karşımızda: “AK Parti yanlış işler yapıyor birileri de bu yanlış işlerin üstünü sosyal medyada, konvansiyonel medyada örtmeye çalışıyor.” Yok böyle bir şey ama niye anlatamıyoruz?

Örneğin şeker fabrikalarının özelleştirilmesi. Sokaktaki AK Partililere gidin sorun, “şeker fabrikaları niçin özelleştirildi?.” Bir tane doğru düzgün cevap bulamazsınız. Oysa köhnemiş, hantallaşmış miadını doldurmuş hatta fabrikaları alanlara geri verin deseniz güle oynaya verecekleri bir yapı niçin teferruatıyla anlatılmıyor.

Bırakın AK Partili seçmeni… AK Parti’nin, Erdoğan’ın -bu ülkenin hayrına niyetiyle yaptığı -hatasıyla eksiğiyle sevabıyla- pek çok icraatının “niçin” yapıldığını AK Partili teşkilat kadroları da bilmiyor.

Niçin sorusuna doyurucu cevap olmadan iletişim yönetilemez.

Zamanında Söylemek…

İletişim stratejisinin temel kuralı ne yaparsanız yapın ne söylerseniz söyleyin yerinde/zamanında söylenmesi. Bilginin aslını astarını kamuoyuna siz vaktinde sunmazsanız, başkası o bilginin yerine kendi doğrusunu ikame eder. Sonra siz dezenformasyonu düzeltmekle uğraşırsınız.

Tıpkı sosyal medyada üç beş gönüllü çocuğun canhıraş şekilde yapmaya çalıştığı gibi…

Erdoğan, forvet olarak gecesini gündüzüne katıp Türkiye’ye karşı oyun kuranlara karşı pres yaparken, topu her kaptığında oyun kurup gol fırsatları ararken, arkaya kaçan topları şuursuzca uzaklaştırmaya çalışan bir medya var.

 

Yani Bu Bir ‘Sos’ Yazısı

Bakın söylüyorum; konvansiyonel medyayı bülten olarak kullanma stratejisine sahip olan zihniyet, ne AK Parti’nın asli zihniyeti, ne Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tasvip ettiği bir şey.

Bu tamamen her faturayı siyasete ödetmeye alışmış bürokratik oligarşinin medyayı siyaset üzerinden terbiye etme cüretinin sonucu. Yanlışı asla düzeltmeyen, mümkünse yazılmasın diye çabalayan, yazılanı üzerine alınmayan ve Erdoğan’a yıkan; Erdoğan’ın adeta al da at diye ikram ettiği her gol topunda ise kendi başarmış gibi tek başına sevinen bir bürokrasiden bahsediyoruz.

İster kızın ister eleştirin, fotoğraf şu: Başkan Erdoğan, tek başına her yere yetişerek kendisinden başkasının adeta umursamaz göründüğü tabloda millete olan biteni izah etmeye uğraşıyor.

 

Çözüm De Basit

Acilen defansif değil ofansif bir iletişim stratejisine geçilmeli.

Evet, Türkiye’ye büyük saldırı var, içeride uzantıları var ama bu mazeret filanca icraatın doğru izah edilmesi ya da bir yanlışın düzeltilmesi için çabalama ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.

Vatandaş doğruyu da yanlışı da sizden öğrensin.

İlk Şart Samimiyet

Gönüllere girmenin ilk şartı samimiyet.

Çünkü büyük savaşlar verirken gönül ‘Kabe’lerinin de bir sahibi olduğunu unutuveriyoruz.

Madem Allah var, madem kalplerin sahibi o.

Düşmanımıza benzeyip Ebabillere havale edilmekten, müstahakımızı bulmaktan korkalım.

Gerekirse kenara çekilerek kalp dağımıza sığınalım, benzemekten korktuğumuzda…

Unutmayalım biz sadece develerimizin sahibiyiz.

Ve yalnızca seferden sorumluyuz.

Etiket /