Yazarlar

Afganistan barış süreci huzur kadar uzak !

Uzun yıllardır Güney Asya coğrafyasında önemli bir konumda bulunan Afganistan’da barış ve istikrar için süregelen görüşmeler devam ediyor. Ancak buna rağmen, hala ciddi anlamda Afganistan’da siyasi istikrarın sağlandığı bir barış ve huzur ortamı yeşer(e)memiştir. Bu durumu daha yakından analiz edebilmek için, barışı sekteye uğratan bölgedeki gelişmelere daha yakından bakmak gerekmektedir.

Taliban’ın barış sürecindeki konumu

2018 yılının Ocak ayında eski Afganistan başbakanı ve Afganistan İslami İktidar Partisi Genel Sekreteri Ahmedşah Ahmedzay Taliban konusunda, Taliban’ın barış sürecinde yer alacağını ancak şartı olduğunu ifade eden bir açıklama yaptı. Ahmedzay açıklamasında, ‘’Taliban’ın şartı, ABD’nin tamamen Afganistan topraklarından çekilmesi ve sürece dahil olmamasıdır. Ancak bu şartın merkezi hükümet tarafından kabul edilmesi zordur. Ama bu onların görüşüdür. Ayrıca Kabil yönetiminin Taliban ve ABD arasında bir çözüm yolu bulması gerekmektedir.’’ dedi.

Ulusal Birlik Hükümeti’nin ABD’yle imzaladığı güvenlik antlaşmasında ABD’nin Afganistan’dan ne zaman çekileceğine dair bir maddenin de olmamasını eleştiren Ahmedzay, ‘’ABD, bu topraklarda barış istiyorsa Taliban yönetimine yakın veya uzak gelecekte Afganistan topraklarından ne zaman çekileceğini belirten bir takvim sunmalıdır. Örgütün barış için ön koşulu budur.’’ dedi.

Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani

Bu açıklamaların üzerine Afganistan devlet başkanı Eşref Gani, Şubat ayının sonlarında Taliban’ı yeniden barış masasına davet etti. Ancak Taliban barış masasına oturmak istiyorsa, önce Afganistan anayasasını tanımak zorunda olduğunu ve bununla birlikte, barış ve istikrar için Taliban’ın da taleplerinin dikkate alınacağı ve gerekirse anayasada değişiklikler yapılabileceğini de belirtti Eşref Gani. Ayrıca müzakere sürecinde Taliban’ın bir terör örgütü değil de, meşru bir siyasal grup olarak tanınacağının da sözü Eşref Gani tarafından verildi. Müzakereler sonucunda ise, hem Taliban’ın Pakistan İstihbaratına olan bağımlılığını bitirmek hem de Taliban üyelerinin daha rahat seyahat edebilmeleri için kendilerine Afganistan pasaportu verileceğinin ve dahi kendilerine uygulanan yaptırımların kaldırılacağının da sözü verildi.

Taliban heyeti barış görüşmelerinde

Başkan Gani; bütün bu sözlere karşılık Taliban’ın Afganistan’ın mevcut siyasal hükümetini tanımasını, hukukun üstünlüğünü ve kadın haklarını kabul etmelerini beklediklerini ifade etti. Bu çağrıya Taliban uzun süre net bir cevap vermedi, sonrasında ise bu teklifi reddetti. Çünkü Taliban’ın şartı, ABD’nin tamamen Afgan topraklarından çekilmesidir. Bunu talep etmelerinin bir nedeni, ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’da bulundukları sürece Taliban’ın Kabil’e dönemeyeceği olgusudur.

Rusya – Çin – Pakistan vs. ABD – Hindistan – Afganistan

Aslında Afganistan barış sürecine bakıldığında Afgan yönetiminin önerisinin bir anda ortaya çıkmadığı görülecektir. Bu davete giden süreç Rusya – Çin – Pakistan’ın ve dolaylı yoldan bu üçlüye destek veren Taliban’ın, ABD – Hindistan – Afganistan üçlüsüyle karşı karşıya kalması sonucunda gelişti. Her iki tarafın da Afgan barış sürecinde kendi çıkarlarını gözetmeleri ve bölgede söz sahibi olmak istemeleri, barışı sekteye uğratan en önemli olgudur.

Rusya – Çin – Pakistan üçlüsü önce 2013 yılının Nisan ayında Pekin’de, sonra 2013 yılının Kasım ayında İslamabad’ta, en son ise 2016 yılının sonunda, 27 Aralık’ta Moskova’da toplanan Rusya – Çin – Pakistan üçlüsü Afganistan yönetimine ve barış sürecine olan desteğini yeniledi. Ancak üç ülke de Afganistan – Hindistan – ABD üçlüsüne şüpheyle yaklaşmaktadır; bu ülkelerin barışı ‘içtenlikle’ istemediklerini düşünmektedirler.

Rusya – Çin – Pakistan üçlüsünün bu toplantısına en büyük eleştiri Afganistan’dan geldi. Afganistan yönetimi, bu toplantının kendilerini bağlamadığını söyleyerek, en başta Afganistan devletini ve halkını ilgilendiren Afganistan barış sürecinin görüşüldüğü bir toplantıya kendilerinin neden davet edilmediklerini sordu.

Önceden Rusya’yı düşman kabul eden Taliban ise bölge ülkelerinin Taliban’ı siyasal ve askeri bir güç olarak kabul etmelerinden ve Rusya’daki üçlü görüşmeden memnuniyetlerini dile getirdi. Rusya’nın Afganistan özel elçisi Zamir Kabulov ise, Taliban’ın çıkarlarının Rusya’nın çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade eden bir açıklama yaptı.

ABD ve Hindistan askerleri Afganistan’da

Rusya – Çin – Pakistan üçlüsünün Afganistan barış süreci görüşmeleri devam ederken, ABD – Hindistan – Afganistan üçlüsü de 2016 yılının Eylül ayında New York’ta toplandı. Bu üçlü ise, Taliban’ı çeşitli yollarla zorlayarak barış masasına oturtmak istiyor. Özellikle Hindistan, Afganistan’da daha fazla etkin olmak ve Afganistan barış sürecinde önemli bir rol oynamak istiyor. Burada, belki de en ilginç nokta, Rusya ve Hindistan’ın Soğuk Savaş yıllarından itibaren askeri ve ekonomik ilişkileri çok güçlü olmasına rağmen karşı kutuplarda yer almalarıdır. ABD, Çin ve Rusya’yı birbirine yakınlaştıran ortak düşmandır. Pakistan ve Hindistan’ın herhangi bir konuda uzlaşması zaten beklenmemektedir. Bununla beraber Pakistan ve Afganistan’ın ikili ilişkileri Karzai hükümetinin son yıllarından itibaren hep gergin. Afgan Talibanı’yla sınırda yaşanan çatışmalar ve Afgan mültecilerinin (Peştunların) Pakistan’ı bir ‘Peştunistan’ ile tehdit etmesi ikili ilişkileri olumsuz etkileyen ana faktörlerdir. Bütün bunlara rağmen Pakistan Genelkurmay Başkanı General Cavid Bacva, Afgan lideri Eşref Gani’ye, ‘’beraber sürdürülebilir barışı inşa edebilmek için mücadele edelim’’ çağrısında bulundu. Bu çağrı üzerine Gani, kendisini Kabil’e davet etti ve ikili Afganistan barış süreci üzerine ve Pakistan – Afganistan ilişkilerinin iyileştirilmesi için görüşmelerde bulundular. Ancak 2016 yılının hemen başında, Ocak ayında Afganistan’ın Celalabad şehrinde Pakistan konsolosuna yapılan bombalı saldırı, yeniden ilişkilerin gerginleşmesine sebep oldu.

Afganistan’daki otorite boşluğunun yarattığı güvensizlik, Taliban’ın etkisi ve DEAŞ terörü Rusya, Çin ve Pakistan’ı ciddi anlamda olumsuz etkilemektedir.

Bölgedeki DEAŞ tehlikesi

Muhalefet lideri Ahmedşah Ahmedzay açıklamalarında DEAŞ tehlikesine de işaret ederek, ‘’Afganistan hükümeti barış için birlik ve halkla bütünleşmeye yönelik adımlar atmalıdır. Sonra ABD, Rusya ve diğer devletlerle barış görüşmelerini sürdürmelidir. Bu ülkede barış ABD ve Rusya’nın onayı olmadan mümkün değildir. Ruslar son yıllarda Taliban’a destek veriyorlar. DEAŞ’ın Afganistan’da ciddi anlamda bir nüfuzu yok. Afganistan hükümeti Taliban’la masaya oturmalıdır. Çünkü ancak bu şekilde DEAŞ gibi örgütlerin önüne geçebilir. Bildiğim kadarıyla İran ve Rusya Taliban’a destek veriyor. Bu konuda bazı haberler var ama kesin değil. DEAŞ’ın Suriye ve Irak’tan ABD vasıtasıyla Afganistan’a nakil oldukları şeklinde haberler var.’’ dedi.

Bu açıklamalardan sonra ise, Taliban sözcüsü Zehibullah Mücahid de açıklamalarda bulunarak, DEAŞ’ın Afganistan’daki varlıklarından rahatsız olduklarını ve DEAŞ ile savaştıklarını açıkladı. Aslında DEAŞ’ın varlığı ABD’nin çıkarınadır; ABD, DEAŞ sayesinde Taliban’ı masaya oturtmak istiyor. Ayrıca DEAŞ’ın Afganistan’da bulunması, Rusya, Çin ve İran’ın DEAŞ tehdidinden dolayı Taliban’a destek vermelerine olanak sağlamaktadır. Çünkü DEAŞ; Rusya, Çin, İran ve Taliban’ın ortak düşmanıdır. Ayrıca Rusya, DEAŞ’ın bölgede güç kazanıp Çeçenler arasında da yayılması olasılığından dolayı DEAŞ’ın karşısında Taliban’ı desteklemektedir. Aynı şekilde Çin de, DEAŞ tehdidinin Uygur Türklerini etkilemesinden dolayı Taliban’a dolaylı olarak destek vermektedir.

Bütün bu süreçlerden çıkarabilinecek sonuç şudur: Afganistan barış sürecinin sağlam temeller üzerine inşa edilememesinin en önemli sebebi, Afganistan barış sürecinde çok sayıda aktörün olması ve aktörlerin çıkarları gereği ikiye ayrılmış bulunmalarıdır. Her aktör barış antlaşmasında kendi çıkarını korumak için uğraşıyor ve bunun olmadığını gördüklerinde ise, barış sürecine ‘çomak sokmak’tan geri durmuyorlar. Şayet Afganistan’da barış ve istikrar sağlanmak isteniyorsa, taraflar çıkarlarını barışa feda etmeliler. Bu da, çıkarların her şeyden üstün tutulduğu ve çıkarlar uğruna hiçbir ahlaki ilkenin tanınmadığı bir küresel dünya sisteminde şimdilik mümkün görünmüyor.

Etiket /