Yazarlar

ABD’nin garnizon devlet hayali Afrin’e kadar !

Bora Bayraktar

Gazeteci/Akademisyen / İstanbul Kültür Üniversitesi

 

Türkiye ile ABD arasında DAEŞ karşıtı Koalisyonun Amerikalı Sözcüsü’nün açıklamaları sonrası ciddi bir kriz hatta bir kırılma yaşanıyor. Uluslararası Koalisyon’un sözcüsü Albay Ryan Dillon’ın açıklaması, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD ve YPG’nin ana eksenini oluşturduğu “Suriye Demokratik Güçleri”nden bir Sınır Muhafız Gücü (Border Security Force/BDF) kurulmakta olduğu idi. Türk basınında geniş bir biçimde yer alan açıklamanın anlamı şu:

ABD, yeni Suriye Sınır Güvenlik Gücü’nün kurulup eğitilmesi amacıyla Suriye Demokratik Güçleri ile birlikte çalışıyor.”

Aslında bu bilinmeyen bir durum değil. ABD’nin binlerce TIR dolusu silah ve cephaneyi PYD’ye aktardığı herkesin malumu. Ancak bir ordu kurulması terör örgütünün meşru zemine çekilmesi anlamına geliyor ki Türkiye açısından bu kabul edilemez. Üstelik bu güçteki Kürtlerin daha çok “Kuzey Suriye’de görev üstlenecekleri” yani Türkiye sınırında konuşlanacakları belirtiliyordu. PKK ile 40 yıldır mücadele eden Türkiye’nin buna sessiz kalmasını beklemek en hafif tabirle amatörlük olarak nitelendirilebilir.

Türkiye’nin “PYD Ordusu” politikasına gösterdiği sert tepki çok geçmeden Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından düzeltilmeye çalışıldı belki ama Albay Dillon’ın açıklaması Washington’un gerçek niyetlerini ortaya koyması bakımından çok önemli bir veri oldu.

Tillerson “Bu, tamamen yanlış resmedilmiş ve yanlış tanımlanmış bir durum ve bazı kişiler yanlış konuşmuş. Herhangi bir sınır güvenlik gücü kurmuyoruz” diyerek geri adım attı.  Pentagon sözcülerinden Eric Pahon da “ABD, Suriye’de yerel güvenlik güçlerini eğitmeye devam ediyor. Eğitim, toplumları yıkıma uğramış mültecilerin evlerine dönmeleri için güvenliği artırmak üzere tasarlanmıştır. IŞİD’in aynı zamanda yönetimsiz ve kurtarılmış olan yerlerde tekrar ortaya çıkmaması için gereklidir. Bu yeni bir ‘ordu’ veya ‘konvansiyonel sınır muhafız gücü’ değildir” şeklinde bir yazılı açıklama yayınladı. Bu iki benzer açıklamanın hedefi belli: Türkiye’nin öfkesini yatıştırmak, kararlılığını dağıtmak, ABD’nin terörle işbirliği yapan bir ülke pozisyonuna düşmesini engellemek. Bu nedenle asıl dikkate alınması gereken bunlar değil Albay Ryan Dillon’ın ilk açıklamasıdır. Çünkü ABD bu ilk açıklamaya göre hareket etmektedir.

Türkiye bölgede hangi aktörün ne dediğine değil ne yaptığına odaklanmalıdır.

 

Küresel hegemonya savaşı

Peki Amerika Suriye’de ne yapıyor? Amacı ne? Bu sorulara küresel hegemonya mücadelesi ve bu mücadelede bölgemizin yeri doğru tespit edilmeden yanıt verilemez. Basra Körfezi, ABD-Rusya-Çin ve hatta Avrupa rekabeti açısından hala son derece önemlidir ve bu bölgeyi kimin kontrol ettiği olası bir küresel savaşın kazananını belirleyecektir.

ABD 1979 İran devrimi ve Sovyetlerin Afganistan işgalinden bu yana bölgeyi kontrol etmek için sayısız girişimde bulunmuştur. Bugün Ortadoğu operasyonlarını yürüten Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’u kurmuş, Körfez ülkelerinde sayısız askeri üs inşa etmiştir. Körfez ülkeleri üzerinden bölgeyi denetim altında tutmaya çalışsa da İran’a henüz diz çöktürememiştir.

ABD’yi ilgilendiren ikinci konu İsrail’in güvenliği meselesidir. İran-Irak savaşı, iki Körfez Savaşı, Lübnan’daki krizler, Filistin meselesi, Arap isyanları ve diğerleri… ABD bütün bu krizlerde Rusya ve Çin’in bölgeye girememesi, İran, Irak ve bugünlerde Türkiye gibi bölgesel güçlerin Amerikan planlarına taş koyamaması için çaba göstermektedir. İsrail’in politikalarına kayıtsız şartsız destek olmakta, orada da işgali meşrulaştırmaya çalışmaktadır. ABD bu politikalara karşı olan tüm rejimleri devirme çabalarının içindedir. Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesi Filistin mücadelesinin önemli bir destekçisini devre dışı bırakmıştı. Suriye’de Baas rejimi de içe dönüp farklı bir mücadele içine girince Hizbullah da kendisine katıldı ve Filistin meselesi önemli başka destekçilerini de yitirmiş oldu. Tüm gelişmeler İsrail üzerindeki baskıyı azalttı. Suriye’nin parçalanması uzun vadeli planlarda İsrail’in işini iyice kolaylaştıracak. ABD’nin Suriye’nin kuzey doğusunda bir PYD yapılanması inşa etmesi, sınır muhafızları yerleştirmesi, alternatif ordu kurması Suriye’nin bölünmesidir, egemenlik hakkının ihlalidir.

 

Suriye savaşının taşeron planı: “Garnizon devlet”

Türkiye ile son 15 yılda yaşananlar gösteriyor ki pek çok konuda Türkiye ile ABD’nin çıkarları farklıdır hatta çatışmaktadır. Irak’ın geleceği, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin durumu, Suriye, Mısır, Filistin, İran meseleleri, Kudüs. Bunların hemen hemen hepsi iki ülke arasında anlaşmazlık konularıdır. Türkiye gerek söylemi gerek eylemleriyle ABD’nin attığı adımlara ters yönde hareket etmektedir. Bu nedenle ABD alternatifler geliştirmek, yeni müttefikler yaratmak, bölge ülkelerini kısıtlamak, yeni oluşturacağı alanlarla manevra kabiliyetini arttırmak istemektedir.

Irak ve Suriye savaşlarının ateşinin etkisini yaşayan Türkiye’nin bundan böyle ABD’nin bölgedeki yıkıcı planlarına destek olmayacağı açıktır. Bütün bölgeyi askeri üslerle çeviren Amerikan yönetimi Türkiye’deki üsleri dilediği rahatlıkta kullanamayacağı günlerin yakın olduğunu kestirmektedir.

Irak’ta Sünni direnişi dolayısıyla tutunamayan 5 bine yakın askeri personel ve daha da önemlisi caydırıcılık ve inandırıcılığını kaybeden Amerikan yönetimi kendisine yeni ve güvenli bir alan arayışındadır. Görünüşe göre Fırat’ın doğusundan Irak’a uzanan ve bugün PYD’ye peşkeş çekilen Suriye’nin kuzey doğusu bu “garnizon devletçik” için uygun bulunmaktadır. ABD büyük askeri yığınak yaptığı, Anadolu Ajansı’na göre 13 askeri üs kurduğu bu bölgeyi bir kışlaya dönüştürmektedir. Bu plan hayata geçerse ABD uzun vadede belki de İncirlik Üssü’ne ihtiyaç duymadan, Türkiye’nin onayını aramakla uğraşmadan, bölgede operasyonlar yapabilecektir. Kuracağı garnizon devletçik ile askeri mühimmat, gıda, uluslararası alanda meşru zemine geçebilme gibi tümüyle kendine bağımlı olan, işçiliği, canı ucuz, maliyeti az bir kitleyle Suriye’ye, İran’a ve Rusya’ya karşı hamleler yapabilecektir. ABD’nin bölgedeki hesabı budur.

ABD, Fırat Kalkanı harekatının başarısından sonra şimdilik hedef küçültmüş, Akdeniz’e ulaşan PYD koridoru planını rafa kaldırmış, ağırlığı Fırat’ın doğusunun tahkimatına vermiştir. Peki durum bu ise ABD Fırat’ın batısındaki Afrin operasyonuna niçin karşı çıkıyor?

 

ABD’nin “terör koridoru” kesiliyor

Kuşkusuz Türkiye ve ABD artık müttefikten çok iki rakip ülkedir ve prensip olarak kimse rakibinin daha iyi bir pozisyon almasını istemez. ABD’nin Afrin’e karşı çıkışın doğal ve basit bir gerekçesi bu. İkincisi Türkiye’nin operasyonlarına sessiz kalması durumunda ABD Fırat’ın doğusunda kendi emrinde çalışan PYD’lilerin eleştirilerine maruz kalacak ve küskünlük söz konusu olabilecek. Bu nedenle de ABD açık bir şekilde operasyona karşı çıkarken kendisinin de terör örgütü kabul ettiği PKK’ya dönük adımlara zevahiri kurtarmak adına sözlü destek veriyor.

Hepsinden önemlisi Afrin operasyonu PYD koridoru meselesini tümüyle yok edeceği için de ABD rahatsız. Ancak Türkiye’nin artık karar aldığını, bunu uygulamakta olduğunu görüyor.

 

Gelecek on yılların savaşı: Afrin

Türkiye açısından bakıldığında Afrin operasyonu bir tercih değil mecburiyet olarak görünüyor. ABD’nin Fırat’ın doğusundaki PYD alanını bir yıl içinde nasıl genişletip koruma altına aldığı değerlendirildiğinde benzer bir durumun Afrin için olmayacağının garantisi yok. Bunu Rusya da, Suriye de ABD’de de yapabilecek kapasiteye sahip. Bugün için böyle bir niyet olmasa da Türkiye uzun vadede bir terör cebinin sınırlarının yanı başında rakiplerine böyle bir seçenek üretmesine seyirci kalamaz.

Türkiye’yi kasıp kavuran terör saldırılarının yaşandığı 2016 yılında çok sayıda terörist ve patlayıcı Afrin’den Türkiye’ye sızdı. Burada Türkiye için gerçek ve yakın bir tehdit bulunuyor. Bu nedenle Türkiye bu operasyonu yapmak zorunda. Operasyonun riskleri var. Ama operasyonu yapmamanın da büyük risk olduğunu hatırlatalım.

İkincisi Afrin’in Türkiye’ye müzahir muhaliflerin eline geçmesi Cerablus’tan İdlib’e kadar bir bandın ülkesel bütünlüğünü sağlayacaktır. Böylece muhalefet Türkiye’nin de desteğiyle burada gelişebilecek masaya daha güçlü bir biçimde oturacaktır.

Üçüncüsü Türkiye bundan sonra belki Menbiç’e yönelebilecek ve böylece PYD bölgelerinin doğu-batı geçişkenliğini sonlandırabilecektir. Ayrıca Türkiye rakiplerinin elinden önemli bir kartı almış olacaktır.

Sonuç olarak Türkiye’nin Suriye sınırındaki mücadelesi bugünün kavgası değildir. Bu günlük bir çatışma hiç değildir. Bölgemizde gelecek on yılların nasıl yaşanacağına dair büyük bir kavga yürümektedir ve Türkiye Fırat Kalkanı ile başlattığı karşı çıkışı Afrin ile devam ettirme yolundadır. Afrin operasyonunun ne kadar süreceği kuşkusuz askeri uzmanların daha doğru değerlendirebileceği bir konu ama Suriye ve Irak hattında Türkiye’nin mücadelesinin uzun yıllar devam edeceğini belirtmekte yarar var.