Röportaj

Suudi Arabistan’ın dip dalgası Sahve ve idam söylentileri

Suudi Arabistan’da son dönemde derinden krizler yaşanıyor. Veliaht Prens M. Bin Selman’ın uygulamaları tartışılmaya devam ediyor. Dünyanın gözleri önünde Cemal Kaşıkçı’yı katleden B. Selman yönetiminin bugünlerde İslam alimlerini idam edebileceği belirtiliyor.

Özellikle Sahve geleceğinin temsilcileri olan isimler hapiste ve idamla yargılanıyor.

Peki, Suudi Arabistan’daki Sahve geleneği nedir? İslami kesimde karşılığı nedir?

Ülkede bir idam furyası yaşanır mı?

Dünyanın en enteresan ve kapalı yönetimlerinden biri olan Suud rejimini ve toplumsal yapıyı daha iyi anlayabilmek ve yaşananlara anlama verebilmek için ehlinin kapısını çaldık.

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara‘ya sizin için sorduk.

Mücerret (iyi) okumalar.

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara

Sahve geleneği nedir, Suud dini geleneğindeki serüveni hangi evrelerden geçmiştir?

Arapça bir sözcük olarak “sahve” uyanış anlamına geliyor. Suudi Arabistan için Vehhabilik, bir mezhep olarak Selefiyye’nin Suudi versiyonu olmasının ötesinde devletin kurucu ideolojisidir. 250 yıllık geleneksel Vehhabi müesses yapı, bu özelliğiyle daima devletin en önemli parçalarından ve dayanaklarından biridir. Sahve akımının getirdiği yenilik, 20. yüzyıl İslamcılığını özellikle siyasal boyutuyla Suudi Selefiliğiyle buluşturmasıdır. Bu açıdan bakınca söz konusu uyanışın “İslamcı” bir uyanış olduğunu söyleyebiliriz. Bu Selefi temayülün çıkış şartlarını bulmak için 1970’li yıllara geri dönmek gerekecek. Başta Mısır ve Suriye olmak üzere Arap dünyasındaki Nasırcı, Baasçı rejimlerin baskı ve takibatları sonucu ülkelerini terk etmek zorunda kalan İslamcı alim ve hareket adamlarına Suudi Arabistan o dönemde kapılarını açtı. Çoğu İhvan-ı Müslimin kökenli olan ve çeşitli üniversite ve vakıflarda çalışmaya başlayan bu kişiler, siyasal İslamcı fikir ve değerleri bu ülkeye taşıdılar. Sahve uleması denen, özünde Selefi olmakla beraber İslamcı, hatta bir ölçüde radikal bir perspektife sahip Suudlu alim ve aydın kesimi, bu buluşmanın ürünü olarak değerlendirmemiz yanlış olmaz.

Ortaya çıkan bu sentez söylemde, devlete sadakatle bağlı klasik Vehhabi/Selefiliğin ağırlığı azalacak, çağdaş İslamcı değerler ise ön plana çıkacaktır. Bunlar ümmetçilik, anti-emperyalizm, şura, hilafet gibi değerlerdir. İbn Baz, İbnü’l-Useymin, el-Medhali ve Şeyh Fevzan tipinde gelenekçi Vehhabi alimlerden farklı olarak, Selman Avde, Sefer Havali, Nasır el-Ömer, Aiz el-Karni gibi alimler bu yeni çizginin sembol isimleri oldular. Dikkat çekip şöhrete ulaşmaları ise 1991 Körfez Savaşı ile birlikte oldu. Suudi Arabistan’ın ABD ittifakında yer alması ve ABD’ye askeri üs açma izni verilmesi Sahve alimleri tarafından şiddetle tenkit edildi. Bu nedenle takibata uğradılar, işlerinden oldular ve hatta uzun süre hapis yattılar. Mesela Avde, 1994 – 1999 arasını cezaevinde geçirdi.

1990’lı yılları kapsayan bu süreçte Sahve, o sırada yeni kimlik bulmaya çalışan ve kendilerine “Cihadi Selefiyye” adını yakıştıran kesimlerin de ilham kaynağı oldu. Bunun izlerini mesela el-Kaide kurucu lideri Bin Ladin’in söz ve yazılarında görmek mümkün. Ancak başta Avde ve Havali olmak üzere Sahve’nin büyük kısmı, söz konusu “cihadi” yönelimi terör yöntemleri yüzünden sorunlu buldu ve eleştirdi. 2000’li yıllarda biz Sahve’yi, cihadi akımla mücadele eden Suudi rejimiyle iş birliği içinde görüyoruz. Bu arada bu ulemanın ünü küresel boyuta ulaştı. Selman Avde bu noktada bilhassa zikre değer. Mensubu olduğu Selefiliğin dışlamacı dilini peyderpey terk eden ve daha çok gençliğe yönelik mutedil bir ıslah ve nasihat üslubu tutturan Avde, çok önemli bir küresel İslamcı fenomen haline geldi. Sosyal medyada 15 milyon civarında takipçisi var. 2017 Eylülünden beri tutuklu olmasına rağmen, bu yıl da “en etkili 100 müslüman” listesine tekrar girdi ve Ezher Şeyhi’nden sonra 10. sırada yer aldı.

Suudi din adamları bir süredir tuhaf zamanlar ve zor zamanlar yaşıyor, Suud’da “kamuoyu” ne kadar mümkün bilemiyoruz ama, içerde bu durum nasıl karşılanıyor?

Suudi uleması deyince, müesses Vehhabi yapının içindekileri ve dışındakileri ayrı değerlendirmek lazım. Fakat her iki kesimin de Prens Bin Selman’ın veliahtlığı sonrasında yaşanan ani ve büyük değişiklikler karşısında hayli zor duruma düştüklerini söyleyebiliriz. Müesses nizamın içindekiler için aslında esas kriter “ululemr”in yani yöneticilerin kararlarının ne olduğudur. Bin Selman’ın veliahtlığa tayini bile aslına bakacak olursanız teamüllere aykırıydı ama bu tayin ulema tarafından onaylandı. Bu çeşit ulemanın başka seçim hakkı da zaten yoktur. O makam tasdik makamıdır. Daha önce kadınların araba kullanımına cevaz vermeyen isimler, Bin Selman sonrasında bu cevazı hemen verdiler mesela.

Aynı nizamın görece haricinde kalan ulemanın bel kemiğini ise Sahve alimleri oluşturuyor. Bunlar ise, tahmin edemeyecekleri derecede bir baskıcı siyasetle karşı karşıya kaldılar. Yüzlerce alim cezaevinde ve aylardır yargılanmayı bekliyor. Mesnetsiz ama çok ağır suçlarla tutuluyorlar. Akibetleri belli değil. İşler iyiye değil daha kötüye gidiyor. Durumun ciddiliği nedeniyle olsa gerek, Aiz el-Karni gibi bir alim geçenlerde kendisinden hiç beklenmeyecek tarzda açıklamalar yaptı. Derseniz “Sahve’nin en tepede üç sembol ismi nedir?” Ben, Avde ve Havali’den sonra Şeyh Aiz’in ismini veririm. İlk ikisi tutuklu. Hem de Avde idamla yargılanıyor. Havali ağır hasta ama Aiz, geçmişteki “aşırı görüşlerinden dolayı” kamuoyundan özür diliyor. “O zamanlar toyduk, heyecanlıydık; şimdi olgunlaştık, doğruyu bulduk” diyor. “Ülkem ve İslam alemi için en doğru yol, Prens Bin Selman’ın temsil ettiği ılımlı İslam yoludur” şeklinde açıklamalar yapıyor. Milyarder prenslerin bile aylarca sorgusuz sualsiz hapis kaldığı bir atmosferde bu dönüşlerin arkasındaki saikleri anlamak zor değil.

Tüm bu olup bitenler halk tarafından tabi ki izleniyor ancak mevcut hal itibariyle sanki bir korku imparatorluğu kurulmuş durumda. Liberal değerlere sahip, İslamcılığa, hatta dine uzak kesimler de bundan muaf değil. Devlet güdümündeki medya bir illüzyon yaratmaya çalışıyor. Bin Selman’la sanki her şey çok güzel olacak. Suudilerin sorunları son bulacak, devlet itibar kazanacak, petrole bağımlılık azalacak, işsizlik kalmayacak, İran tehdidi berteraf olacak, dinci baskı sona erecek, ülke gelişecek, İsrail ile sulha gidilip asırlık savaşlar bitirilecek vs. Bu illüzyon tabi ki özellikle din politikalarından yorgun düşmüş, işsizlik vs. endişeleri taşıyan genç nesil üzerinde etkili oluyordur. Ancak gidişatın hiç de iyiye doğru olmadığını düşünen geniş bir kesim de mutlaka var ama seyredip dua etmekten başka kimsenin mevcut şartlarda yapabileceği bir şey yok.

Salman al-Odah, Awad al-Qarni and Ali al-Omari

Üç alimin idam edilme ihtimali, gündemi ve gerçekliğini nasıl anlamalıyız? Sonrası için daha kontrolsüz, agresif, Kaşıkçı cinayeti gibi adımlar mı beklemeliyiz?

İçinde Şeyh Avde’nin de olduğu Sahve’den üç ismin Ramazan sonunda idam edileceği, “önemli” ama “isimsiz” bir kaynak tarafından iddia ediliyor. Normalde Kaşıkçı türü bir cinayeti işleyen pervasız bir iradenin bu kişileri rahatlıkla idam edeceğini düşünebilirsiniz. Fakat Kaşıkçı olayı daha soğumamışken, ikinci bir ciddi hak ihlaline Suud rejimi kalkışabilir mi, bundan emin değilim. Mesela Avde’ye isnat edilen 37 ayrı suçlamanın hiçbiri sağlam bir mesnede dayanmıyor. Batılı liberal gözlemcilerin ve insan hakları kuruluşlarının gözleri epey bir süredir Suudilerin üzerinde. Din kaynaklı terörizme net tavır koymuş ve bunun propagandasını küresel çapta yapan Avde gibi bir ismi terör yaftasıyla idam etmek dünyanın kabul edeceği bir şey olmaz. Bakın, ABD’de Trump yönetimi bile İhvanı Müslimin’i bir türlü terör listesine alamadı. Bu konuda ciddi bir iç direnç var. Zira ABD, tüm yaptığı akıl dışı işlere rağmen, dünya üzerindeki inandırıcılığını kaybetmek istemiyor. Kanaatime göre, bölge mevcut durumdan daha kaotik bir duruma geçmedikçe, böyle sonuçları ağır bir kararı almakta rejim zorlanır. En başta ABD ve müttefikleri buna müsaade etmezler diye düşünüyorum.

Etiket /