Yazarlar

Yükselen Türkiye, Yükselen Afrika’da

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dört Afrika ülkesini kapsayan seyahati üzerine çok sayıda yazı kaleme alındı. Bu yazıların yazılmasının öncelikle bir değeri ve anlamı var. Daha beş on yıl öncesine kadar Afrika üzerine yazı yazabileceklerin sayısı bir ikiyi geçmiyor, sadece Afrika üzerine akademik çalışmalar yapmış sınırlı sayıda kimseler yazabiliyordu.

Cumhurbaşkanının Afrika gezilerinin de özellikle gazetecilerin bu ülkeleri tanıması açısından bir faydası da var. Son zamanlarda popüler hale getirilen Afrika için nitelikli yazılar da bu gazeteciler tarafından yazılmaya başlandı. Önceden yardım kuruluşlarının algısı ile Afrika imajına bağlı yazan yazarlar vardı şimdi ise Afrika’yı görüpte, iç dinamiklerden hareket edip haberler yapan, makaleler yazan gazeteci dostlarımız var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her yıl Afrika ülklerine en az iki kez ziyarette bulunuyor. Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde 30’dan fazla gezi düzenledi Afrika’ya. Bu bir dünya liderleri açısından rekor. Şu ana kadar hiç bir dünya lideri Afrika’ya görevde kaldığı sure boyunca bu kadar çok gezi düzenlemedi. Hiç bir lider Afrika’yı Erdoğan’ın önemsediği kadar önemsemedi.

Erdoğan’ın  Afrika gezilerinin bir yönüde en az yılda iki-üç defa gündemin ağırlıklı olarak Afrika olması. Afrika daha fazla gündem olmaya başlıyor. Artık Afrika’nın taşı toprağı, insanı coğrafyası daha çok biliniyor, idrak ediliyor. Bilinmez ve bazıları tarafından ekzotik olarak görünen kıta bu geziler sayesinde artık buranın süt gibi ak, hala doğlalığını koruyan bir bölge olarak tasavvur edilmesini sağlıyor.

 

Küresel güçlere “rağmen” Afrika’dayız

Cumhurbaşka’nın Cezayir, Moritanya, Senegal, Mali’yi kapsayan ziyareti çok yönlü oldukça kamsamlı bir dış politika hamlesi. Ütopik ve duygusal politikaların çok ötesinde olup reel politikaya yönelik somut adımlar içeriyor. Bazıları Yakup Kadri sendromu içinde hareket edip görmedikleri yaşamadıkları bir Afrika gerçekliğini anlatmaya çalışsalar veya sadece Afrika’nın negatif yönlerini görseler de, bu gezilerin Türkiye ve Afrika için ne kadar önemli olduğu 5-10 yıl içerisinde daha iyi anlaşılacaktır.

Öncelikle bu Afrika ziyaretlerinin bir ülkeyle kavga etmek, küresel bir çekişmeyi bölgeye taşımak olmadığını söyletebiliriz. Türkiye Afrika’daki sorunları kaşımak, sömürgecilerin yaptığı gibi müdahil olmak yerine barış ve huzuru getirmek, yapıcı bir tavırla bölgede var olmak istemektedir. Bu varlığı birilerini ortadan kaldırmak yerine bu küresel güçlere “rağmen” bölgede varlık göstermeye dönüktür. Bölgedeki ülkelerin halkların çıkarlarından yana bir politika benimsemekte, ülkeler arasındaki anlaşmazlıklara çözümler bulmaya yönelik çabalar içerisindedir. Son kerte de Çad ve Katar arasındaki ilişkilerin Türkiye’nin girişimleri ile düzelmesi bu çabanın en önemli örneğidir.

 

Sömürgecilik hâlâ devam ediyor

Cumhurbaşkanının bu gezilerde sık sık sömürgecilerin yaptıklarından dem vurması oldukça önem arzetmektedir. Cumhurbaşkanı hemen hemen tüm Afrika gezilerinde sömürgecilerin Afrika’da yaptıklarına değinerek, geçmişin unutulmaması hatırlanması istenmekte. Çünkü Afrika’nın idrakı ancak geçmişte yaşanılanların hatırlanması ile olacaktır. Tarih toplumları ayakta tutan onlara yön veren bir anlatıdır. Bu anlatı sayesinde toplumlar kendilerini daha iyi anlar ve geçmişin deneyimi ile yol yürürler. Batının Afrikalılara dikte ettiği şey “geçmişlerinin olmayışı” yanılgısıydı. Oysa ki Cezayir, Mali, Moritanya, Senegal’in muhteşem bir geçmişi vardı. Batı sömürgeciliği ne zaman bu topraklara ayak bastı, Afrika için karanlık dönem, barbar istilası da başlamış oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diğer temas ettiği konulardan biri “dünya beşten büyüktür” cümlesinin tekrar edilmesidir. Bu cümle özellikle Afrikalılar için derin ve anlam eden bir ifadedir. Yıllarca Afrikalıların kaynaklarını sömüren bu küresel hegemonya hiç bir zaman onları önemsemedi, kabul etmedi. Afrika ile ilgili kararlarda bile dünyadaki beş güç etkili oldu. Oysa ki devletler hukunda eşitlik prensibi vardır. Mali veya Senegal, bu küresel güçlerden küçük değildir. Afrika ile ilgili alınacak kararlarda bu beş devletin yerine bir Afrika ülkesinin bile irade koyamaması sömürgeciliğin hala devam ettiğinin göstergesidir.

Cumhurbaşkanı Afrika’da yaptığı konuşmalarda hem Afrika liderlerine hem de halklarına güven ve cesaret vermektedir. Çünkü onların öncelikle ihtiyacı kendilerine güvenmek ve başarabileceklerine inanmalarıdır. Başta Mali olmak üzere Sahel bölgelerinde bir terör varsa, bu teröre karşı mücadelenin yolu Fransız lejyonlarının savaşmaları ile geçmez. Teröre karşı savaş ancak iç dinamiklerin kendi güvenlik unsurlarının harekete geçilmesi ile gerçekleşir. Terör bahanesi ile her Fransız işgalinin bölgeye gelmesi yeni bir işgal yeni bir terör ortaya çıkarmaktan başka işe yaramaz.

Bu gezilerin diğer bir yönü başta ticaret ve yatırımlar olmak üzere Türkiye’nin bölge ülkleri ile ekonomik ilişkilerinin geliştirilmek istenmesidir. Her Afrika gezisi sonrası ticari ilişkiler bir adım daha öne geçmekte istenilen seviyeye ulaşılmaktadır. Türkiye’nin ticari ilşikilerinde öncelikli olarak karşılıklı ihtiayaçların giderilmesidir. Batılulılarda olduğu gibi ticari ilişki tek yönlü değildir.

 

Türkiye inşa ediyor, imar ediyor

Türkiye son zamanlarda bölgede hızlı bir yatırım ağına girişti, bu yatırımlar özellikle alt yapı gibi kalkınmaya yönelik yatırımlar. Başta havaalanı, kongre merkezi, oto yollar gibi ülkenin ihtiyaç duyduğu yatırımlar yapılmaktadır. Sağlık, ulaşım, iletişim, bayındırlık alanlarında Türk yatırımcılar Afrika insanına kazandırmayı hedeflemektedirler.  Türkiye’nin kalkınma modeli, Afrika ülkleri için iyi bir örnektir. Kendi kaynakları ile kalkınmak esastır.

Türkiye artık bu ülkelerle yalnız kalkınmaya yönelik değil, karşılıklı kültürel ilişkilerin de gelişmesine, Afrika toplumu ile Türk toplumu arasındaki sosyal bağların güçlenmesine yönelik adımlar atmaktadır. Dakar sokakaların Erdoğan’ın konvoyuna “Hoşgeldin Erdoğan” diye seslenilmesi bu durumun en güzel örneğidir.

TİKA kalkınma yardımları yaparken, Yunus Emre Enstitüsü türk kültürünü bölgeye taşımak için etkinlikler düzenlemekte, başta Türkçe’nin öğretilmesi olmak üzere geleneksel Türk sanatları ile ilgili kurslar açmakta. Bu geziye katılan gazeteciler Moritanya’nın bir şairler ülkesi olduğunu öğrendi. Şimdi Yunus Emre Enstitüsü bu şairleri türk okuyucusuna tanıtacak, ve belli başlı eserlerimiz de Moritanyalı okuyucular ile buluşacak.

YTB olarak bilinen Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar başkanlığı ise her yıl türkiye’de eğitim görecek Afrikalı öğrenciler kotasını artırmakta. Artık Dakar, Bamako’da daha fazla Türkçe bilen, Türkiye’de eğitim almış doktor, mühendis, öğretmeni görebileceğiz.

Türkiye’nin diğer küresel güçlerden en önemli farkı halklar arasında sosyal dokuyu güçlendirme, birbirlerini daha iyi anlama, yadımseverliği ve dayanışmayı güçlendirmeye yöenelik çalışmları ön planda tutmasıdır. Fransızların Moritanya toplumu ile bir toplumsal birlikteliği ortak bir kültürü yoktu ama Türkiye ile Moritanya’nın bir tarih geçmişi olduğu kadar dini bir beraberliği de var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu Afrika ziyaretinden en kazançlı çıkan kurumumuz bence maarif Vakfı. Maarif Vakfı. Maarif Vakfı FETÖ terör örgütünden devraldığı ve yeni açacağı okullar ile bu ülkelerde bir eğitim hamlesi başlatacaktır. Bu ülklerin en fazla ihtiyaç duyduğu kaliteli bir eğitimin kendilerine verilmesi. Artık Mali, Moritanya, Senegal’deki öğrenciler daha iyi ve kaliteli eğitim alabilecek. Tıp, mühendislik, siyaset okumak için Batı ülkelerine gitmek zorunda kalmayacaklar. Maarif sayesinde Afrika ile Türkiye arasında daha sağlam bir köprü kurulacak ve Batı Afrika’da yeni bir bahar başlayacak.

Bu gezinin öne çıkan sonuçlarından biri de teröre karşı işbirliğiydi. Bu dört ülkede Türkiye’nin teröre karşı mücadelesine destek veriyor, karşılıklı işbirliğinin arttırılmasına yönelik söz veriliyordu. Türkiye, Sahel ülkelerindeki teröre karşı yardım yapacağını belirtirken bu ülklerin de FETÖ’yü bir terör örgütü olarak kabul etmelerinin ve ülkelerinde faaliyet göstermemelerinin önü açılıyordu. Türkiye açısından teröre karşı ortak mücadele önemli bir kazanımdır. Eğer bu ülkler sözlerini tutarsa terörün bölgede kökü kazınabilir.

Afrika’nın en önemli zenginliği genç nüfusu ve doğal kaynakları, bizim ise tecrübemiz. Genç nüfus, kaynak ve tecrübe birleşirse “Yükselen Afrika”’dan söz edebiliriz. İşte bu gezinin en önemli sonucu Afrika’nın yükselebileceğini, kendi kaynakları ve nüfusu ile geleceğin Afrika’sını inşa edebileceklerini göstermekti. Bizim en önemli kazancımız ise Afrika ile daha sağlam ve güçlü bağlar kurarak bu yükselişte payımızın olması.