Yazarlar

İdlib, Muhaliflerin “Son Kale’si, Sivillerin “Son Çare”si

Suriye meselesi özelinde daha önce Halep,Musul sonrasında Rakka’da,Dara’da olduğu gibi Türkiye’de “tarafsız” ama “vicdanlı” “uzman” ve “bölgeyi iyi bilen gazeteciler” kullandığı dil ve ‘gözlük’,’kalem’ ‘yenilgileri galibiyet’, teslim olmayı ‘strateji’ ve ihaneti/düşmanıyla işbirliğini ‘öngörülü olma’, kendini ve taraftarlarını aldatmayı, Suriye’nin cilveleri,sivillerin öldürülmesinde mezhepçilik yapıp “cihatçılar ölüyor” yaygaralarıyla gerçekleri örtmeye çalışarak anlattı.

Hiçbir öngörüsü analizi, taraflı oldukları için ‘tutmayan’ bu kesimler Suriye’deki katliamları görmezden gelerek ‘sıradanlaştırmaya’, bulundukları mecralarda göstermemeye,dillendirenleri,türlü gayretlerle susturmaya ve halının altında süpürmeye çalıştı.Kendi tribünlerinden alkış almayacağı yazılar yazmayıp, yazılarını paylaşacak,kendilerini izleyecek o kitleleri memnun etme adına terör kavramını düşman belledikleri kişi ya da gruplara hapsetti. Örneğin açık konuşmak gerekirse Esad’a karşı silahlı ayaklanan grupları “cihatçı” olarak lanetleyip,küçültmeye çalışırken gene aynı kesimler gene bir dini fetva ile Suriye’ye savaşmak için doluşturulmuş “Şii cihatçılar” hakkında tek bir satır  kaleme alamadılar. Zira alsalar Irak’tan Suriye’ye geçemeyecekleri gibi rejimin Halep’in enkazını sergilediği Şam turlarından da mahrum kalıp,fotoğraf çektirmeden dönüp ahkam kesemeyeceklerdi.

2018 Türkiye’sinde Suriye’deki bazı aktörlerin gönüllü propagandacılığını yapan ya da bunu ‘meslek’ icabı’ yapanların sesinin ‘gür’ çıktığı internet ve sosyal medyada Suriye hakkındaki objektif okumalar, bu kesimlerin kötü/subjektif okumalarıyla karıştı.Haliyle insanlarında kafalarını karıştırdılar. Yazdıkları çizdikleri ile Esad’ın himaye ettiği bu kesimler Suriye meselesinde adeta paranoyak kitleler yarattı. Suriye meselesinde yüzlerce kez yalanlanan konular “haber” diye paylaşıldı,çarpıtmalar “iddia ediliyor” diye ‘gazetecilik’ kisvesi adı altında izleyenlere sunuldu. Doğrusu gösterildiğinde itiraz için işaret edilen,kaynak gösterilen isimlerde işte hep bu kişiler oldu. İşte bu yüzden birçok kişi ve kurum bu kesimlerin hedef göstermesiyle linç edilip,hayatları karartılmaya çalışıldı.

Bu kesimlere göre Esad’ın katliamları “terörle mücadele”,İran destekli Şii milisler ise “halk milis güçleri” idi. Hiçbiri Afganistan’dan,Pakistan’dan vb. fetva ile getirilmiş bu savaşçıları konu edemedi.Irak Musul’da sivillere yapılan muameleler ile ilgili yüzlerce fotoğraf,videoya rağmen bu konuya girmekten hep kaçındılar.  Konu edenler ise “cihatçılık” ile suçlanıp,sosyal medyada bu kesimler tarafından linç ettirilip,itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.

Parlak sloganlarla,beylik cümlelerle biten bu ‘analiz ve yazılar’ ı yazanlar Suriye’de kandan nehirler oluşmuşken,mezarlıklardaki Suriyelilerin üzerine basa basa,kafası kopartılan,kesilen,cesetleri yakılan Suriyelileri, Nusayri ya da başka azınlık grubuna mensup ise görüp Sünni Arap ve Kürt ise görmezden gelip, içlerindeki ırkçılığı ve mezhepçiliği satırlarının arasına gizleyerek bu ülke insanına okutmaya çalıştılar.

Gene Türkiye’deki bu kesimler “uzlaşma” adı altında İdlib halkının cellatlarına teslim olmasını ya da daha önce başka şehirlerde görüldüğü gibi topyekün imha edilmesi çağrılarında bulunuyor şimdilerde.

Uluslararası duyarsızlık sayesinde kendi halkına karşı Humus’ta ilk demografik galibiyetini kazanan Esad rejiminin İdlib’i hedef alması için milyonlarca insanı yok sayarak,şehri işaret ediyorlar.Daha önceki katliamlarda yaptıkları gibi.

Suriye’de 22 milyon insanının yarısından fazlası yaşadıkları yerlerden uzaklaştırıldı. Suriye içinde 6.5 milyon ve dışında 6 milyon insan var… Bunların ağırlıklı kesimi Sünniler…

İdlib’in sorun edilmesinin sebebi Suriye’nin demografik yapısı,coğrafi yayılımı, siyasi ve askeri “ağırlığı” [Sünni İslam] olarak tek kalan merkez olması.

Suriye’de silahlı faaliyet gösteren İran destekli Şii milisler çeşitli güçler tarafından hedef alındığı halde gene bu milis grupların Irak’taki varlığına ABD askeri varlığı olduğu halde ses çıkarılmaması nasıl izah edilmeli?

Şu an Suriyelilerin önüne Suriye’ye geri dönüp Esad rejiminin gölgesi altında yaşamaktan başka seçenekleri olmadığını dillendirilmeye çalışıyor gene bu kesimler tarafından.

Dünya tarihinde kendi halkına karşı galip gelmiş,halkını mezarlıklara bombalarla gömmüş, ırkçı ve mezhepçi hangi siyasi kişilik savaş sonrası koltuğunda kalabilmiştir? Dünya tarihinde geniş ölçekli savaşların çıkmasında ve şiddet yanlısı silahlı grupların oluşmasını sağlayanlar işte bu Esad gibi kişiler,ona alkış tutanlar ve oturduğu koltuğu kutsayıp, savunanlardır. Neticede bu kesimlerin “ömrü” başarılı oldukları kadar değil,Esad koltukta oturduğu süre kadar olacaktır.

İDLİB’TE GARANTÖR ÜLKELERİN OLUŞTURDUĞU ÇATIŞMASIZLIK ÜS’LERİ

MOSKAVA ARTIK ESAD’I ‘SEVMİYOR’

Esad’ın pasifliği ve muhaliflerle anlaşma,uzlaşma zeminine sürekli ayak sürümesi,dışlaması,hakir görmesi yüzünden Rusya’nın görüşmeleri bizzat kendisinin yürüttüğünü ve muhaliflerin o bölgeden çekilmeleri için Esad rejimine danışmadan muhaliflere bazı güvenceler vererek,mutabakata vardığını gözlemliyorum. Bu Şam-Moskova arasındaki sessiz,henüz adı konulmamış gerilim sahada silahlı muhalif güçlerden alınan bazı yerleşim bölgelerinin Esad güçlerine geri verilmediğinden anlaşılıyor.

Yani Rusya ile silah bırakmayı kabul etmiş ve bölgeden çıkmış olan muhalif güçlerden ele geçirilen toprakların Şam rejiminin kontrolüne geçirilmediğine şahit oluyoruz. Etrafları ile bağlantıları kesilmiş bu bölgelerde Esad rejiminin çok şiddetli bir “temizlik harekatı”na geçme eğilimi olduğu da biliniyor.

Örneğin Halep’in doğusundaki savaş sonrası Rusya, Türkiye’nin de telkini ile halkı kışkırtacak uygulamalara engel olmak için kasıtlı olarak askeri polislerini Sünni Müslümanlardan seçmiş,konuşlandırmış ve bölgede intikam saldırıları düzenlememeleri için İran destekli ‘Şii cihatçıların’ buraya girmesine engel olmuştu. Bir nevi Rusya, Halep’in doğusunda ‘Esad’ın ayağını kaydırarak’ Şam’ın kimlik kartları yerine mühürlü belgeler vererek daha önce elinde silah taşıyan Esad’ın silahlı muhaliflerine ve halka sivil hayata katılma ve yardımlardan yararlanmasına olanak tanımıştı.

MOSKAVA, İDLİB’TE ESAD’I İSTEMİYOR

Son dönemde Astana görüşmelerine katılan garantör ülkelerin diplomatlarından ve müzakerelere katılan muhalif kanattan edindiğim bilgi Rusya’nın uzun bir süredir Şam rejiminin konuşmalarından/ icraatlarından oldukça rahatsız olduğudur. Örneğin Soçi Zirvesi’nde alınan kararlara göre anayasa komisyonunun oluşturulmasını engellemesi,gerginliği azaltma bölgesi olan İdlib sınırlarına asker yığmaya çalışması,Moskova’nın yaptığı sert uyarılara rağmen Türkiye aleyhinde açıklamalar yapması gibi. Esad ,uzun bir süredir Rusya tarafından ‘akbil’ine yüklenen kontürleri sert uyarılara ve müdahalelerle tüketmeye devam ediyor. Moskova her fırsatta Esad’ı kurtaranın kendileri olduğunu hatırlatmayı dahi bırakmış durumda artık.

Sahada ise Esad,Rusya’nın silahlı muhaliflerle zorlukla oluşturduğu mutabakatları delmekle, İran destekli güçlerin ‘dükkan sahibi’ gibi diledikleri şekilde davranmasına izin vermekle Moskova’da eleştirinin odak noktası halinde.

‘Rusya’nın gücüyle zafer’ hayali kuran Esad’ın gerçek yüzünü Moskova ilk kez Şam’a verdiği silahların karaborsada muhaliflerin eline geçecek şekilde satılmasıyla anladı. 2017 yılı başından itibaren silahların “düşmanlara” satılmaması için Rus Ordusu askeri tersaneleri,üs’leri tam olarak kendi denetimleri altına aldı ve Moskova, Suriye siyasetini Şam’a sadece gerekli bilgileri vererek kendisi planlamaya başladı.

ESAD’IN İDLİB’TEKİ HEDEFİ, ŞAM-HALEP KARAYOLUNU KENDİ KONTROLÜNDE YENİDEN AÇABİLMEK

ESAD’IN ‘ŞAM DOSTU’ BÖLGELER PLANI

Artık Suriye meselesinde bırakın dağları tepeleri,sokakları,ilçeleri,Suriye meselesinde kimin ne dediği ve ne demek istediği de tecrübe ile sabit anlaşılır oldu. Rusya,İran ve Esad rejimi eğer Suriye krizinin askeri bir çözümü olmadığını söylüyorsa topu Suriye muhalefetine ve Türkiye’ye atıyor anlamı çıkıyor. Avrupa devletleri ya da ABD zikrediyorsa topu Rusya ve İran’a atıyordur.

Her ne kadar Türkiye’de de Esad taraftarı “gazeteci,uzman” lar “Esad’ın kalmasına herkes razı” minvalinde bir propagandayı başta sosyal medyada olmak üzere işlemeye çalışsa da işler pek öyle değil.

Herkesin topu birbirine attığı Ortadoğu’da Fransa,ABD başta olmak üzere Avrupalı devletler, Suriye’deki Esad ve destekçilerinden oluşan savaş suçlularının yargılanmasını bu ülkeye barış,uzlaşma ve istikrar için bir ön şart haline getirmeyi planlıyor. Yani bu kesimlerin hayallerini yıkacak şekilde daha çetrefilli bir Suriye ‘siyasi fırtınası’ yaklaşıyor. Bugün övgü düzenlerin Esad’ın savaş suçları açıkladığında bilmiyormuş gibi hayretler içerisinde Esad’ı lanetleyen yazıları kaleme aldığını da  okuyacağız.

İBLİB, ESAD’SADIK BİR ŞEHİR OLMAYACAK

İdlib’i alarak kendi halkına karşı zafer ilan etmeyi planlayan Esad’ın demografik boşaltma taktikleri ve Suriye’deki etnik-mezhepsel göç süreçleri göz önüne alındığında şimdiye kadar olan bitenin hedefinde Sünni Araplar/Sünni kesim olduğu gerçeği gün yüzüne çıkıyor.

Şam rejimi Sünni mezhebine mensup olan nesillerden kurtulmak amacıyla ‘cihatçıları’ bahane ederek İdlib’e tehditler yağdırırken amacının Suriye’nin etnik,dini,mezhepsel ve aşiretçi siyaset yapısı da düşünüldüğünde çoğunluğu diğer gruplar gibi azınlık haline getirmek olduğu anlaşılıyor. Ülkede Arapların,Türkmenlerin,Kafkasya kökenlilerin, Kürtlerin Sünni çoğunluğunu oluşturduğu bir yapıdan Nusayri mezhebinin yönetiminde yeni bir mezhepler ittifakına dönüştürülmüş yönetime doğru ülkeyi dönüştürmeye çalıştığı da anlaşılıyor.

Daha önce Rusya hava desteği ile Esad silahlı muhalefetin elinde bulundurduğu şehirlerin altyapısına öyle zararlar verdi ki, hedefledi ki bu şekilde bölge sakinleri bir daha geri dönme ihtimali olmaksızın buraları terk etmeye mecbur kalsın. Aynı Esad rejimi bu tek istikametteki göçün geri dönüşünü yasal dayanaktan mahrum bırakmayı hedefleyerek Suriyelilerin herhangi bir mülk/varlık için mülkiyet hakkını ispatlayan belgeleri şahsi olarak yerel belediyelere sunmalarını şart koşan bir karar çıkardı. Sahip oldukları mülkiyet hakkını iptal edecek bu uygulamadan başka bir yol olarak Suriyelilerin mülkiyet senetlerinin Şam yetkilileri tarafından kasıtlı olarak yok edildiğine dair veriler de mevcut.

Göç edenler ve rejimden kaçan çeşitli ülkelere dağılmış bu mültecilerin şartları karşılama ihtimali olmadığı gibi milyonlarca Suriyeli, enkaza dönmüş evlerinin bahçelerinde bir çadır kurmak için bile geri dönemeyecek duruma sokuldu.

Esad rejiminin Suriye’de yaptığı şey, istenmeyen yöre halkı yerine(Sünniler) rejime sadık başkalarını yerleştirmek ve rejimin geri almayı istediği bölgelerden bu kesimlerin zorla göç ettirilmesiydi.

TAHRİR ŞAM HEYETİ,İDLİB’TE SIZMAYA ÇALIŞAN IŞİD’E YÖNELİK OPERASYON DÜZENLERKEN

İDLİB’TE ‘İKİNCİ AFGANİSTAN’ ?

Mezhepçi kimliği ve Arap milliyetçiliği kalkanı ile ülkeyi dönüştürmeye çalışan Baas rejimine karşı Sünni Suriyelilerin Şam,Dera,Deyr ez-Zor,İdlib vb şehirlerde Baas’tan uzun yıllar önce uzaklaşıp hatta 1964 yılında Hama’da şahit olunduğu üzere İslami motifli bir ayaklanmaya kalkıştığı da unutulmamalı.

1980’li yıllarda ilk ateşi yakılan daha sonrada 2007’de tekrar başlayan,aslında halen devam eden genel anlamda Sünni karakterli olan ayaklanmaların Esad koltuğunda kaldığı sürece kabuk değiştirip devam edeceği aşikar. Esad’ın İdlib’i olası hedeflemesiyle birlikte ‘ateş korlarının köz altına çökeceği’ ama ilk fırsatta harlanacak,alevlenecek, bitirilemeyecek Sünni Arap/Sünni İslam isyanlarıyla ülke ‘ikinci bir Afganistan” olmaya aday olacak. Ta ki mezhepçi ve ırkçı Esad rejiminin çöküp mezhepleri ve etnik kimlikleri hep birlikte kucaklayan, tüm Suriyelileri bağrına basan bir yönetim ile yer değiştirene kadar.

Dediğim gibi Esad, Rusya gücüyle zafer ilan etme hayaliyle yanıp tutuşurken yaklaşık 90.000’e yakın savaşçı temin eden ‘Fetih Ordusu’ adı altında ağır silahlar,füzeler, tank,zırhlı araç,ağır askeri makinelere sahip bir yapıyı,Suriye’deki en güçlü silahlı yapıları barındıran selefi-cihadi grupları Rusya’nın hava desteğiyle yenebileceğini sanıyor.

Bir yandan da Suriye meselelerine dahil olmuş yabancı ülkeleri kovma naraları atarken aslında koltuğunda dik oturamadığını, istikrarı sağlamakta başarısız olduğunu,kimsenin ona arkasını dahi dönmemesi gerektiğini itiraf ediyor.

Burada Esad’ı esas bölgede en büyük tehlike haline getirecek olan şey ülkenin yönetimini ve başkanlığını sürdürme şansının azaldığını kabullenmesi,kaderine razı olması ve bunun farkına varır varmaz bölgesel birliği tehdit edecek hamleler yapması olacaktır.

Neticede Esad kendi savaşını İdlib’te devam ettirmek istemesi halinde şehrin mevcut durumundaki silahlı tüm gruplar ve kapasiteleri değerlendirildiğinde,Rusya ve İran kaynaklı gücüne rağmen yenilgiyle karşılaşabilir.

İdlib bölgesi Suriye’deki bölgeler içinde savaş tecrübesi,askeri ekipman,savaşçı kapasitesi en üst düzeyde olan bir şehir.Ve buradaki silahlı gruplarının üyelerinin %90’ının Suriyeli olduğu düşünüldüğünde Esad zafer kazandığını iddia ettiği tüm bölgelerde yeniden savaşmak ve sıfırdan başlamak zorunda kalabilir.

Daha kısa bir cümle ile Şam otoritesini reddetmiş bir İdlib kendi celladına teslim etmeye kalkılırsa buradaki sivil ya da silahlı insanlar Suriye’de rollerini güçlendirmek için yeniden ‘girişimlerde’ bulunacak,  kendilerini askeri manada yeniden organize etmek zorunda kalıp,buradaki savaşı Şam şehir merkezine hatta Fırat’ın doğusuna kadar yaymak isteyip ikinci bir ‘Afganistan vakası’ yaratacaklardır.

Ama böylesi bir durumda yukarıda bahsettiğim gibi ilişkileri ‘limoni’ vaziyetindeki Moskova sonu belli olmayan bu İdlib savaşına hiç girmeyip, çekilebilir. Suriye’de meydana gelen her olayın ülkeyi etkilemesi sebebiyle,Suriye ile komşu ülke olması ve güvenlik gerekçesiyle Türkiye her ne olursa olsun buradaki askeri varlığını ve binalarını artırarak burada kalmak zorunda kalacaktır; ki bu ülkede uzun yıllar kalmasını gerektirebilir.

Artık Suriye’de bitkin bir Rusya ve İran olduğu gibi Esad’ta 8 yıl öncesinin öz güvenine ve gücüne sahip değil.

ABD’nin desteğiyle İsrail baskısı altında olan İran,Suriye’den çekilmek için Rusya’nın arabuluculuğunu ve onayını/garantisini bekliyor.

Neticede herkesin kendi arzusu ve beklentisiyle gözünü diktiği İdlib şehri ‘külleri altında hala yoğun ve parlak bir kütleyi’ barındırıyor.

Türkiye’de bilinen malum kesimler İdlib’i ikinci bir Musul,ikinci bir Rakka,Halep haline getirmeye çalışıp İdliblileri sessiz sedasız kabirlere ve bina enkazlarının altına gömmeyi hayal ediyor.

21.yy sonuna kadar Suriye’de kalacak olan Rusya’da ülkenin 2011 öncesi koşullarına geri dönüşünün kesinlikle mümkün olmadığını iyi biliyor. Gelişmeler ve gerçekler dikkate alındığında böyle bitkin ve perişan haldeki Esad rejimin mevcut döneminin sonuna kadar devam etmesi mümkün (2021) ama bu idarenin sürekli kalması da hiç mümkün değil.

İDLİB’E ASKERİ HAREKAT İSTENMİYOR

İran,Rusya ve Türkiye’nin buluştuğu 10. Suriye Garantör Ülkeler Toplantısı’nda Soçi’de ana gündem Suriyeli mültecilerin geri dönüşü olarak açıklansada Anayasa Komisyonu oluşturulması ve Suriye muhaliflerinin öncelikli taleplerinden biri olan rejim cezaevlerindeki tutukluların serbest bırakılması gündeme geldi,hatta bu meselelerde ilerleme kaydedildiği de sızdı.

Yayınlanan resmi bildiride, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin halinden bahsedilmezken, ilk kez üç ülke ABD destekli YPG’ye yönelik ‘ayrılıkçı’ hiçbir girişime izin verilmeyeceğini yazılı hale getirirken Şam-YPG flörtüne de bir mesaj göndermiş oldu.

Resmi ya da gayrı resmi yapılan açıklamalarda Esad ya da başka bir gücün İdlib’e askeri müdahalesine kesinlikle izin verilmeyeceği ve “bu işin” Türkiye’nin halen bölgede devam ettirdiği ‘ikna ve müzakere’ yoluyla çözülmesine atıf yapan kulis bilgilerine ulaştım.

Toplantı sonrasında ise Ankara zaten net bir biçimde İdlib’e yönelik askeri müdahaleye bölgedeki askeri varlığı ile karşı koyacağını açıkladı. Keza gene garantör ülke diplomatlarının aktardıkları bilgiye göre böyle olası bir durumda Rusya destek vermeyerek Türkiye’nin ‘askeri tepkisini’ sessizlikle karşılayacak ayrıca rejim hava savunma sistemlerini kilitleyerek Türkiye’nin ‘savaş uçaklarını’ Suriye hava sahasında kullanmasına da gene ses çıkarmayacak.Ama başka bir diplomat bölgede “aman ne olursa olsun kızdırmayalım ülkesi” olan İsrail’in Ankara ile ilişkileri pek iyi olmasa da ,İdlib kırsalındaki rejim ve rejime destek veren İranlı milisleri de vurmayı değerlendireceğini de önemli bir bilgi olarak belirtti.

İdlib’in şu aşamada Moskova’yı ilgilendiren kısmı Soçi görüşmelerinde de gündeme geldiği gibi İdlib’ten Hmeynim askeri üssüne yönelik saldırıların durdurulması.

Moskova bomba yüklü İHA’lar ile sürekli saldırı düzenlendiğini hatta İdlib’ten saldırı gerçekleştirmek üzere havalanan bir seyir uçağını düşürdüklerini taraflara iletti. Rusya, İdlib’ten Hmeynim askeri üssüne ve diğer askeri bölgelerine saldırıların sürmesine tahammül etmeyeceğini, misillemede bulunacağını da toplantıda taraflara söyledi. Son 15 günde İdlib merkezli en az 84 saldırı düzenlendiğini de burada hatırlatmalıyım.

Moskova, İdlib’e yönelik askeri operasyonun neden olacağı yeni bir göç dalgasını istemiyor. Diğer yandan 3 milyonu aşkın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye de İdlib’den gelecek yeni bir göç dalgasını sınırında istemiyor.

Rusya, Türkiye’nin İdlib’deki sorunu çözeceğinden yana iyimser bir tavırda. Rusya, 2.5 milyon’luk nüfusa sahip  İdlib’te Tahrir Şam’ın Esad’ın olası harekatının bahanesi olmasını da istemiyor.

Rusya,şu aşamada gene İdlib’ten Hama, Halep ve Lazkiye’de konuşlu rejim güçlerine yönelik saldırılardan duyduğu kaygıyı iletmekle yetiniyor.

İDLİB, MUHALİFLERİN “SON KALE’Sİ’,SİVİLLERİN “SON ÇARE”Sİ

Suriye’de İdlib kenti ülkenin çeşitli şehirlerinden boşaltılan silahlı muhalifler için ‘son kale’, zorunlu göçe tabi tutulan Suriye halkı için ‘son çare’ konumunda bulunuyor.

Esad rejimi İdlib’i alarak tekrar Türkiye’ye komşu olmak,sınır kapılarına kendi birliklerini yerleştirerek Ankara tarafından meşruiyetinin tekrar tanınmasını hedefliyor.

Aynı zamanda Esad, İdlib’i geri alarak, Halep-Hama,Humus-Şam, Ürdün-Suriye sınırındaki Nasib Sınır Kapısı’na kadar, İdlib üzerinden rejim güçlerinin kontrolü altında olan Suriye’nin en önemli şehirleri arasında ekonomik bir rota oluşturmak istiyor.

Türkiye’de şehir bazı kesimler tarafından 2.5 milyon sivilin varlığı gözardı edilerek Tahrir Şam Heyeti’nin kontrolü altında denilip hedefe konulmaya çalışılsada kentinde yüzde 60’ını Tahrir’üş Şam kontrol ederken, diğer İslami motifli grupların da bulunduğu bölgede Özgür Suriye Ordusu çizgisindeki silahlı gruplarda mevcut. Şehrin güneydoğu kırsalında ise rejim güçleri konuşlu bulunuyor. Gene Türkiye’nin bölgede kurduğu 12 çatışmasızlık karakollarının mevcut konumlarına bakıldığında karakolların aralarının rejim tarafındaki bölgelerden Rusya askeri polisi tarafından kapatıldığı da dikkat çekiyor.

TSK’NIN İDLİB’TEKİ ASKERİ ÜS’LERİ GÜÇLENDİRİLDİ

ANKARA’NIN İDLİB OPERASYONU: İKNA VE MÜZAKERE

Türkiye’nin, İdlib’te muhalif grupları birleştirmek için yaptığı çalışmalarla eş zamanlı olarak, rejim ve müttefiklerinin saldırılarını önlemek amacıyla, 12 çatışmasızlık üssünü güçlendirdiği ve takviye ettiği biliniyor. Neticede Ankara bir anlamda Fırat Kalkanı,Zeytin Dalı harekatı ve İdlib’te askeri üs’ler oluşturarak Esad rejimine meydan okumuş ve net mesajını iletmiş durumda.

Türkiye ikna ve müzakere yöntemiyle sessiz sedasız İdlib’te bir başarı seviyesi yakalamış durumda. Oldukça zorlu geçen ve emek verilen bu ikna ve müzakere süreçlerinde İdlib içerisindeki selefi-cihadi grupların içinde de mutlaka Rusya,İran ve Esad’ın hepsiyle olduğu gibi bu aktörlerden hiçbiriyle anlaşmak istemeyecek gruplar da olacaktır.

Esad’ın İdlib’i hedeflemesi halinde ABD destekli YPG’ninde eş zamanlı Afrin’i hedefleyeceği biliniyor.Böyle bir olası durumda Ankara Fırat batısındaki tüm gücünü başta İdlib’te Esad,Afrin bölgesinde YPG’ye olmak üzere büyük ölçekli bir kara ve hava harekatı düzenleyebilir.

Ve gene aynı zamanda arazi yapısı batıya göre düz olan Fırat’ın doğusundaki tüm YPG alanlarına yönelik geniş kapsamlı kara ve hava harekatıyla ikinci bir cephe açabilir.

Keza Ankara uyarılara rağmen İdlib’i hedef alma olasılığında Esad’ı koltuğundan indirecek bir askeri harekatı da uluslararası destek ile masaya koyabilir.

İdlib, kendilerini “Sonuna kadar Esad ile savaş ya da sonuna kadar cihat” düsturuna bağlayan ve Esad rejimi(Rusya,İran) ile anlaşmayı reddeden on binlerce savaşçıya ev sahipliği yapıyor

İdlib’de Türkiye ikna ve müzakere çalışmalarını yürütürken şehirde bulunan silahlı muhalif gruplara ‘Suriye Milli Kurtuluş Ordusu’  çatısı altında birleşmeleri için telkinde bulundu.

Dikkat çekici olan ise kurulan ordu’da Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) çizgisi yanında, İslami gruplar ve başka bölgelerden gelen silahlı savaşçıların bir arada barınması.

Türkiye kısa bir zaman zarfında İdlib’te düzenli ordu haline gelecek bu ‘orduyu’ Suriye Milli Ordusu’nun çatısı altında toplamayı,böylelikle Suriye’de üçüncü büyük askeri gücün oluşmasını sağlamayı planladığı anlaşılıyor.

Neticede Ankara’nın tasavvuru askeri bir koalisyon olan Tahrir Şam Heyeti’nin kendisini feshederek, Suriyeli savaşçılarının ‘Milli Ordu’ya katılmasını sağlamak ve HTŞ’nin yabancı savaşçılarının Suriye’den çıkarılması için bir yol haritası oluşturmak. Her ne kadar Tahrir Şam Heyeti,İdlib’te hedefe konulmaya çalışılsada sahada yabancı savaşçılarıyla bilinen,Mart ayında kurulan Hurras ed-Din grubu ile Çin düşmanı olan Türkistan İslam Partisi de bu yol haritasının içinde yer alıyor

SURİYE,İDLİB’TE SEÇİLMİŞ 268 YEREL YÖNETİM KONSEYİ BULUNUYOR

İDLİB MESELESİ’NDE SEÇENEKLER

  • Esad rejimi ,Rusya’yı daha önce Suriye’nin çeşitli bölgelerinde yaptığı gibi İdlib’e de bir askeri operasyon düzenlenmesi seçeneğine ikna etmek isteyebilir. Başta Hmeymim Üssüne(Lazkiye vs) yönelik saldırıları öne sürerek Türkiye’yi pasifize etmeye çalışıp, harekata razı etmek için uğraşabilir. Ya da rejim kontrolündeki bir bölgedeki olası büyük bir patlama ya da saldırıyı medya propagandasıyla/Türkiye’deki ‘trolleriyle’ Tahrir Şam’ı işaret ederek zemin oluşturmak isteyebilir.
  • Esad,İdlib’te Rusya’nın destek vermediği bir harekata kalkışabilir.ABD destekli YPG ve  İran destekli Şii güçlerde harekata katılırken YPG eş zamanlı olarak Afrin’e yönelik bir saldırı başlatabilir.Yazıda da değindiğim gibi başta Ankara olmak üzere bölgesel güçler hem Esad’ı hedef alarak hem de Fırat’ın doğusunda Ankara’nın YPG’yi tamamen hedef alacağı kapsamlı iki cepheli bir çatışma ortamı oluşur. İdlib,Astana ve garantör ülkelerin gözetiminde olduğu için bölge ülkeleri tavır değiştirip,Esad ve YPG’yi ortak olarak hedef alabilir. Evet,hem de ABD ya da İran’a rağmen.
  • Esad rejimi,şu an yaptığı gibi Hama-Halep, Lazkiye-Cisr el-Şuğur ve Gab Ovası mıntıkalarında yaptığı gibi yavaş askeri stratejik ilerlemeler ile İdlib topraklarında sessiz bir şekilde kimseyi ürkütmeden askeri kazanımlar sağlamayı amaç edinmek isteyebilir.
  • İdlib’teki silahlı gruplara Milli Ordu’ya katıl,yabancı savaşçılara ülkeyi terket çağrısı alenen yapılır ve razı gelmeyen tüm gruplar müzakere süreci dışında değerlendirilerek ABD, Rusya, Türkiye ve İran tarafından ortak harekata tabi tutulur.
  • Siyasi,demografik vs konularında İran,Türkiye,Rusya ve ABD ortak bir anlaşmaya varırsa Suriye’deki tüm siyasi ya da askeri aktörlere bu anlaşmayı dayatıp,uyması için siyasi ve askeri baskı yapabilir
  • Esad rejimi sessiz sedasız İdlib bölgesinde bulunan güçlerini kaydırarak şehri hedef almaktan vazgeçip, Lazkiye kırsalı’na (Türkmen Dağı ve civarı) yönelebilir.
  • İkna ve müzakerelerin son turunda Suriye,İdlib’te oluşturulan Suriye Milli Ordusu çatısına katılan ya da katılacak muhalif gruplar, kendini feshetmeyen,anlaşmaya razı olmayan ve silah bırakmayan,ülkeyi terketmeyen silahlı gruplara yönelik karşı taarruz harekatı başlatabilir.
  • İdlib’te Ankara’nın beklentisinin aksine bir durum yaşanması halinde ve gene aynı dönemde ABD ve Esad’ın bir şekilde YPG’ye ülkede siyasi ayrıcalık tanıyan bir girişimde bulunması durumunda Türkiye, KKTC benzeri bir girişimle İdlib’te dahil olmak üzere askeri mevcudiyeti bulunan alanlarda(Fırat Kalkanı,Zeytin Dalı) farklı bir siyasi&idari yapılanmayı destekleyip ayrı bir yönetim bölgesi oluşturabilir.

 

Mete Sohtaoğlu

1 yorum

Yorum göndermek için buraya tıklayın

  • Suriye’d % 8 lik bir nufus oranina sahip Nusayri Esed’i basa kim getirdi ve 60 yildir kim iktidarda tutuyor? 2011’den sonra Esed’i iktidarda tutan israil oldu. Bu, israil’deki gunluk medyada yeraldi