Yazarlar

Endülüs’ü Hatırlamanın Kısa Tarihi

Seksenli yıllarda küçük bir çocukken televizyonda Yugoslavya ve İspanya arasındaki basketbol maçında ikisini de bilmediğim ülkeden hangisini tutacağımı bilememiş ve babama sormuştum. Babam Yugoslav milli takımında Müslümanların da olduğunu dolayısı ile onları tutabileceğimizi söylemişti ve İspanya’nın tarihte eşine az rastlanır şekilde Müslümanlara zulmettiğini de eklemişti. Endülüs’le ilk tanışmam o gün bir basketbol maçına bakarken vuku bulmuştu. İspanya denilince akla Endülüs’ün hazin hikayesinin gelmesi sıklıkla rastlanıyor. Olanlardan günümüz İspanyollarını sorumlu tutmasak da geçmişin acı hatıraları kendini su yüzüne çıkarıyor.

Endülüs’ü hatırlama serüveninin farklı ve ironik cepheleri var.  Endülüs Osmanlı tarihinde yardım edilememiş bir Müslüman beldenin, Seferad Yahudilerinin Osmanlı topraklarına göçmesinin hikayesiyle anılmış uzunca bir dönem. İstanbul başta olmak üzere birçok Osmanlı şehrine Seferad Yahudileri iskan edilmiş. Bunlardan birisi de Saraybosna ve Endülüs ve Saraybosna’nın yolları tıpkı benim kişisel tarihimde olduğu gibi sık sık bir araya geliyor.

Washington Irving

Amerika’nın güçlü kalemlerinden Washington Irving’in Elhamra Sarayı’nın bir odasında yazılar kaleme aldığını ve büyüleyici atmosferine hayran kaldığını anlatmıştı ilk Endülüs gezimizde Amerikalıları gezdiren bir rehber. Washington Irving, 1800’lerdeki Elhamra hayranlığını eserlerine de yansıtmış. İsmini Amerika’nın ilk başkanı George Washington’dan alan ve Amerikan Bağımsızlığının çocuğu olan Irving’le aynı yüzyıl içinde Ziya Paşa bir Endülüs tarihi yazar. Mukayeseli olarak baktığımızda biri yükseliş diğeri çöküş dönemlerini yaşayan iki devlet, farklı yönlerden Endülüs’ten ilham almaya çalışmaktadır. Osmanlı Devleti Endülüs’ün çöküş hikayesinden ders almak Amerika da yükseliş dönemindeki medeniyet seviyesine erişmek istemektedir.

“Endülüs üç defa kırmızı”

Endülüs’ün hatırlanmaya başlanmasında mimari katkıları da gözden uzak tutmamak gerekir. Yeni Endülüs veya Yeniden Endülüs adı verilen mimari akımlar 1800’lerin sonunda dünyanın farklı yerlerinde kendini göstermeye başlamış. İşin yine ilginç olan kısmı Endülüs’ü hatırlatanlar arasında Yahudilerin öncülük etmesidir. Doğu Avrupa’da farklı sinagoglar Endülüs mimarisi ile inşa edilmeye başlanmıştır. Avusturya-Macaristan içerisinde kendine yer bulan mimari akım, Endülüs’ü anımsatacak bir şekilde Saraybosna’yı ele geçiren ve reconquista (yeniden fetih) edasıyla bu kadim Osmanlı şehrine yeni nizamı getirmeye çalışırken beraberinde Endülüs mimarisini de taşıyacaktır. Saraybosna Kuşatması’nda Sırp bombalarıyla harap edilen Vijesnica (Eski belediye binası) ve Şeriat Fakültesi ilhamını Endülüd ve özelde Elhamra’dan alan binalar. 1900’lerin başında Endülüs işte böyle ironik bir şekilde yeniden dolaşıma girdi.

Son dönem Osmanlı aydınlarının Endülüs’ü ve yaptığı hataları anlama çabası sonuç getirmedi ve Yahya Kemal’in Endülüs’te Raks şiirinde acı bir mağlubiyeti ikrara dönüştü:

“Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı…”

Münir Nurettin’in bestesiyle müzik dünyamıza giren bu eser bize Endülüs’ün özüne dair çok az şey söyler.

Yıllar geçip Bosna-Hersek’te savaş çıkınca özelde Türkiye’de genelde ise tüm İslam dünyasında Endülüs yeniden hatırlanmaya başladı. “Bosna ikinci Endülüs olmayacak” ifadeleriyle perçinlenen kararlılık zor zamanlar içinde bir sürekli tekrarlanan motivasyon ifadesine dönüştü. (Geçmişte çok kısa bir yolculuk daha yapalım: İkinci Dünya Savaşı sorasında Yahudilerin en eski el yazmalarından biri olan Saraybosna Hagadası Nazilerin elinden Müslüman bir kütüphaneci, Derviş Korkut eliyle kurtarılmış. Hagada, resimli bir kitap ve Yahudilerin eski günlerine dönüş düşüncesini diri tutan temel eserler arasında sayılıyor. Endülüs’ten geldiklerini andan itibaren sıkı sıkıya muhafaza ettikleri bir değer. )

Derviş Korkut

Müslümanlar, eski Yugoslavya parçalanırken kendilerine bir ülke ve kimlik edinmeyi başardılar. Bosna Savaşı gerek tüm İslam alemi için Endülüs’ü yeniden hatırlamanın kısa bir tarihi oldu. Akif Emre gibi öncü düşünürler Bosna’dan çıkardıkları derslerle Endülüs’ün kültürel arkeolojisi üzerine çalışmalar yaptılar. Akif Emre’nin Moriskoları anlattığı belgesel Endülüs’ü  farklı bir pencereden değerlendirmenin kapılarını açtı. Zorla dinleri değiştirilen Endülüslü Müslümanların kayıp hikayelerine erişilmişti.

Mücerret bir tarih ete kemiğe bürünmüş ve karşımıza çıkmıştı. Zaman içinde artan seyahat imkanları Endülüs’ün kitlesel hatırlanışı için yeni bir vesile oldu. Hac ve umre ile sınırlı İslami seyahat kültürüne Kudüs, Saraybosna ve hemen ardından Endülüs eklendi. Elhamra Sarayı, geçmişten ilham almak isteyen Müslümanların tefekkür mekanları arasında yerini aldı.

Gırnata, Kurtuba ve İşbiliyye sokakları yeniden Müslüman kalabalıklarla buluştu. Göçmen olmayan Avrupalı Müslümanlar da kendi geleceklerini Endülüs üzerinden tahayyül etmeye başladılar. Müslüman, Yahudi ve bazı Hristiyanların Endülüs’te aradığı çok kültürlü bir inanç imparatorluğunu sürdürmenin sırrı olabilir.

Endülüs bugün bizim için geri gelemeyecek bir geçmişin silinmeyecek bir hatırası olarak tek cümleyle özetlendiğinde Elhamra Sarayı’nın vakur ve mütevekkil taşlarına yazılmış ifadesiyle bize sesleniyor:

La Ğalibe İllallah Allah’tan başka galip yoktur.

NOT: Bu yazıyı  Brian A. Catlos’un yazdığı “İnancın Krallıkları: İslami İspanya’nın Yeni Bir Tarihi” (Kingdoms of Faith:  A New History of Islamic Spain) kitabının çıktığını öğrendikten sonra kaleme aldım. Bu eserin Türkçe’ye kazandırılmasını ve dünyanın ihtiyaç duyduğu huzur için Endülüs’ün ilham veren sesinin daha çok duyulmasını temenni ederim.

https://www.basicbooks.com/titles/brian-a-catlos/kingdoms-of-faith/9780465093168/