Yazarlar

Amerika’nın demokrasi diyabeti

Cümle meşhurdur: ABD’ye karşı durup da uzun sürede kaybetmeyen bir tane devlet yok. Darbe sever ABD’nin son yıllardaki en güçlü silahı askeri olmaktan ziyade ekonomik.

Trump iş başına geldikten sonra birçok ülke ABD’yi karşılarına almamayı tercih ederek müzakere, taviz,gerilimden ve laf dalaşından uzak durma,münakaşa etmeme yolunu seçti. Bunlar arasında Ankara, Washington yönetiminin gırtlağındaki en büyük lokma. Yutmak istiyor ama yutamıyor.

Washington yönetiminin Türkiye’den bir takım talepleri var ki en önemlisi İran ile ticaretini durdurması. Ankara buna da meydan okuyup diplomatik nezaketle durumu anlatmaya çalışıyor.

VENEZUELA’DA RUSYA-AMERİKA ÇATIŞMASI

Rusya tamda NATO’nun Yugoslavya’yı bombaladığı tarihin yıl dönümünde ABD tehdidi altındaki Venezuela’ya 99 askerin yanı sıra 35 ton malzeme taşıyan iki askeri uçağı gönderdi. Gerçi daha öncede ortak düzenledikleri askeri tatbikatlar esnasında kullandığı iki nükleer uçağı da Venezuela’daki tatbikat biterken hangarda ‘unutuverdiler’.

Bu gelişmeyle birlikte ülkedeki Rusya-ABD çatışması/restleşmesi yeni bir boyut kazandı.

Amerikan kuşatmasındaki Tahran’da rejim için dengeleyici bir rol oynayabilecek üç ana ülke var: Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan. Bunların ABD ile sıkı ilişkileri olmakla birlikte aralarında Türkiye, İran ticaretinin ana koridoru yani nefes borusu konumunda.

ABD Başkanı Trump,NATO’ya üye tek Müslüman üye olan Türkiye’nin bir “müttefik” olarak alışıldık,”munis” rolünü oynamasını istiyor.

Başkan Trump, Türkiye’nin demir ve alüminyum ihracatına uygulanan gümrük vergilerini ikiye katlama kararı ile sebep olduğu büyük zararlara rağmen endişeli veya telaşlı değil. Trump, diğer Amerikalı siyasetçilerin isteğine şerh düşerek Türkiye’nin lideri Erdoğan’a özel bir tavır sergiledi.

İki başkent arasında her ne kadar karamsar ve gergin bir ortam ve resim ortaya konsa dahi iki ülke arasında iyi bir ilişki var. Siyasi ve askeri olarak Batı sisteminde kendini konuşlandıran Türkiye’nin değeri ekonomisinden kaynaklanıyor.

Bu sebepten dolayı Washington, Ankara’ya ’emsallerinden’ farklı davranıyor,pazarlık masasına oturtmaya çalışıyor, baskı kuruyor.

Ve eğer ABD’ye yönelik bir küresel muhalefet var ise şu anda bunun öncü gücünü Türkiye oluşturuyor.

Amerikan tarihi boyunca kendilerine yönelik sert itham ve sözlerden muaf tutulan Amerikan yönetimleri ve başkanları Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bolca nasiplerini aldılar. Cumhurbaşkanı, en sert ifadelerle Amerikan yönetimlerine ülkelerin sınırlarını değiştirme çabalarına girmemelerini,sandıktan çıkan iradeye saygı duyup meşru hükümetleri devirmek için çaba göstermemeleri gerektiğini birçok kez ifade etti.

En son yaşadığımız tarihi olayda Amerikan yönetimi seçilmiş bir lider ve hükümetini devirmek için uluslararası kamuoyunun gözünün içine bakarak darbe çağrıları yapıyor.

Venezuela için en korkutucu senaryo şu an ülkede gerçekleşiyor. Aslında normal toplumların korktuğu ama anormal Washington’un istediği siyasi krizin iç çatışmaya dönüşmesi. Trump yönetimi zevkle bu “muhalifleri” silahlandırmak için bekliyor, ellerini ovuşturuyor.

Bir yandan da tepkilere rağmen askeri bir müdahaleyi dillendiriyor.Çevre ülkeleri örgütleyerek Venezuela’yı Rusya’ya kaptırmamak ve nüfuzunu kaybetmemek için ülkeyi kanlı bir sürece sürüklemekten çekinmiyor.

Amerikan yönetimi Maduro’nun bazı tavizler vererek ülkeden ayrılmayı kabul etmesini ya da yetkilerini ‘atadığı’ şahsa bırakmasını istiyor.

Maduro’nun halk arasında boyutu ölçülememekle birlikte bir karşılığı var ve görünen ordunun sadakatini koruduğu.

Şu anda ortada olan tek gerçek seçmenin iradesiyle sandıktan çıkmış Maduro’nun, seçilmiş devlet başkanı olarak elinde bulundurduğu yetkileri kullanıp, Amerika desteğiyle kendisini devlet başkanı ilan eden Venezuelalı bir “muhalif” lidere karşı koyması.

BOLİVARCI ULUSAL MİLİS GÜCÜ VENEZUELA ORDUSUNUN SAFLARINDA

Geçtiğimiz haftalarda Bolivarcı Ulusal Milis Gücü’nün kuruluşunun 10’uncu yıl dönümü nedeniyle düzenlenen törende konuşan Maduro, “Liderimiz Chavez, güçlü ve büyük halk savunma kuvvetlerinin hayalini kuruyordu” diyerek, Bolivarcı milislere, silahlı kuvvetlerin anayasadaki konumu kapsamında kimlik/resmiyet kazandırılması için Kurucu Meclis’ten çalışma yürütmesini istemişti.
2 milyon 199 binden fazla üyeye ulaşan Bolivarcı Milis Gücü’nün sayısını 3 milyona çıkarmayı hedeflediklerini dile getiren Maduro, milisleri darbe girişimi üzerine ilk defa sokağa çıkarttı.

Halen devam eden karşılıklı gösteriler Maduro’nun “fazla kan dökmeden” bu işi bitirmeyi planladığını gösteriyor.

Burada yani Maduro konusunda gözden kaçan bir detay var. Maduro’yu otoriter olmakla suçlayan kesimler aşağıdaki paragrafa göz atmalılar.

Latin Amerika’daki Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayınlanan son yıllık rapora göre, Latin Amerika ülkelerinde demokratik sistemden memnun olmayan vatandaşların oranı geçtiğimiz yıl yüzde 51 iken bu yıl yüzde 71’e yükseldi. Demokrasiyi destekleyenlerin oranının yüzde 44’ten yüzde 24’e gerilemesi, son dönemde bölgeye yönelik yabancı müdahalelerin tepki yarattığını açıklıyor.

HUYLU HUYUNDAN VAZGEÇMEYECEK Mİ?

Amerika’nın ya da yöneticilerinin unuttuğu şu: Tüm dünya düzenini bozan, bozmak isteyen bir inanç kök salıyor. Bunu okumada hayli zayıf ve cahil kalan Washington yönetimi temel tarihin yaklaşık 3000 yıl önce İpek Yolu’nun kıyılarında yazıldığını unutuyor. Bugün Washington yönetiminin hoyratça tehdit edip parmak salladığı ülkelerin kökleri Çin’e,Hindistan’a, Arap ve Osmanlı medeniyetlerine dayanıyor.

İpek Yolu’nun kıyılarında medeniyet kurmuş, medeniyet öğretmiş coğrafyalarda kurulmuş ülkelere düşmanlık etmek yerine dost olmak Washington yönetiminin lehine olacaktır. Trump liderliğindeki Washington yönetimi “Çağın Roma’sı” ülküsüyle hareket ederken unutmamalı:

Yavaş atın tekmesi yavuz olur 

Etiket /