Yazarlar

3. Dünya savaşı: ABD’nin ticaret savaşları

Hasan Köni

I.Dünya Savaşı’ndan beri devletler verdikleri kayıplar nedeniyle uluslararası barışı korumak için yeni tezler ileri sürmüşlerdir. İmmanuel Kant’ın teorisine göre demokratik devletler birbiriyle savaşmayacak ve barış tesis edilmiş olacaktır. Ancak, II. Dünya Savaşı öncesi  diğer kapitalist devletler tarafından aç bırakılan, yaşamları için gerekli ham maddelere ulaşamayan, Almanya, İtalya ve Japonya yaşam sahalarını genişletmeye çalışınca II.Dünya savaşı patlak vermiştir. 70 milyon insanın öldüğü bu savaştan sonra ortaya atılan barış teorisi ‘kapitalist barış teorisi’ olmuştur.

Bu teoriye göre demokrasi ile birlikte serbest piyasa ekonomilerinin yaygınlaşması sonucu insanlar yaşamları için elzem olan malları birbirleriyle ticaret yaparak alabileceklerdir. Her ülke uzman olduğu ve en ucuza ürettiği malı uluslararası piyasada diğer devletle satarak ihtiyacı olan malı alacaktır. Artık eski dönemlerde olduğu gibi başka ülkelerin toplarını ele geçirerek, onların ham maddelerine göz dikerek zenginleşmeye gerek yoktur. Bu durumda zaten ekonomik açıdan pahalı bir girişim olan savaşlara da gerek kalmayacaktır. Öte yandan ekonominin kapitalist örgütlenmesi devlet içinde ve dış politikasında yumuşamaya neden olacaktır. Devletin dışarıya açık olması barışın teminatıdır. Barışı sağlayan güçler olarak ticaret ve direkt dış yatırımlara öncelik verilmelidir. Demokrasiden çok pazarlar, barışı sağlayacak olan bir yapılanma olarak görülmüştür. Bu düşüncelerin ışığında  ‘kapitalist barış teorisi ‘ demokratik barış teorisinin yerine geçmiş gözükmektedir.

Kapitalist barış teorisinin sonu

II. Dünya Savaşı’ndan sonraki uluslararası alandaki örgütlenme ‘kapitalist barış teorisine ‘ göre oluşturulmuştu. Oluşturanlar Amerika ve İngiltere idi, savaş bitmeden önce. 1944’de Bretton Woods’ta, ABD’de toplananlar ülkelere para yardımı yapılması için Uluslararası Para Fonunu (IMF), yatırımlara kredi sağlanması için Dünya Bankası’nı ve malların kolayca değiş tokuşu için Gümrük ve Tarifeler Birliği Örgütünü kurmuşlardı. Gümrük ve Tarifeler Birliği ülkeler arasında gümrüklerin yıllar içinde indirilerek her ülkenin istediği malı en ucuza almasını sağlayacak bir yapılanma için kurulmuştu. Bu örgüt 1994’de adını Dünya Ticaret Örgütü olarak değiştirdi. Örgütün amacı uluslararası ticaretin kurallarına göre yapılmasını sağlamak oldu.

Amerika’nın ikinci hamlesi Marshall Planı ve Avrupa için kurduğu Kalkınma Bankası  ile birlikte Avrupa’da Amerika’nın federal yapısına benzer bir birlik kurulmasını sağlamak oldu. Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak başlayan bu birlik daha sonraları Avrupa Birliğine dönüştü ve büyüdü. Batılı ülkelerin bağımsızlaşan sömürgeleri uluslararası ekonomik sistemin içine çekildi. Bu tür ekonomik yapılanma devrinin tek büyük üreticisi olan ve en üst teknolojilere sahip olan Amerika’yı süper güç durumuna getirdi. Karşısında fakir, tüketim ekonomisi dışında, askeri harcamaları yüksek Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’daki peykleri ve Komünist Çin vardı.

Bütün dünyada kapitalist ekonominin temeli olan işletmelerin yönetimi başat bir konu haline geldi.

1990’ların başında Sosyalist sistem çöktü. Çin daha 1980’lerin ortasında otoriter kapitalist sisteme geçmişti. İş idaresini öğrenen ülkeler tüketim malları üretmeye başladılar. 1990’ların ortalarında Çin ekonomisinin 2000’li yıllarda Amerikan ekonomisi geçebileceği söylenmeye başladı. Amerika’nın dünyanın jandarması rolüyle Asya’da, Orta Doğu’da yaptığı savaşlar ekonomik bünyesini zayıflattı. 2008 yılında Amerikan ekonomisinin merkez yönetimi olarak kabul edilen Wall Street semtini Amerikan halkı işgal etti. Amerikalı yatırımcıları işçiliğin ucuz olduğu Çin’de üretim yapmayı tercih ettiler. Yeni gelişen devletler ortaya çıktı.

Ekonomik milliyetçiliklerle yeni savaşlar

Artık Amerika’nın orta sınıfı ve özellikle beyazlar ekonomik olarak zayıflamaya başladılar. Avrupa’nın ve Çin’in Amerika karışında dış ticaret fazlalıkları büyüdü. İşte bu durumda seçimleri kazanan Trump, ’önce Amerika’ sloganı ile ortaya çıktı ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra yarattıkları ama şimdileri kendilerine karşı işleyen sistemi yok etmeye başladı. Çin’e karşı dış ticaret fazlasını önleyecek yeni gümrük vergileri ve yaptırımlar, Avrupa’nın dış ticaret fazlasını önleyecek gümrük vergileri getirildi. Trump, Amerika’nın kurduğu  Uluslararası Ticaret Örgütü’ne karşı savaş açtı. Rusya’ya karşı zaten Ukrayna ve Kırım yüzünden ekonomik yaptırımlar devam ediyordu. Amerika yaptığı harcamalardan rahatsız olarak NATO’nun artık gereksiz olduğunu söylemeye başladı. Ekonomik olarak zor durumda olan Avrupa’nın askeri harcamalarını arttırmalarını istedi. Uluslararası alanda ekonomik ve siyasi liderliği elinden bırakmak istemeyen Amerika kendi ileri sürdüğü ‘kapitalist barış’ düzenini felakete sürükleyen bir tutum içine girdi.

II.Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi ekonomik zorluklar, büyük göçlerin getirdiği psikolojik bozukluklar içine giren Avrupa, belki biraz tahammül ettikten sonra yüzünü  Rusya’ya çevirebilecektir. Çin, Kuzey Kore’ye yapılan baskılardan sonra şimdilik sesini yükseltmeden askeri gücünü yükseltmeye devam etmektedir. Rusya sürekli yeni silah sistemlerinin propagandasını yapmaktadır. Latin Amerika’nın kaotik durumu devam ederken, Batılı devletlerin hammadde deposu olarak gördükleri Afrika, Batıya göç etmektedir. Dört beş sene içinde uluslararası Trump’ın ekonomik politikaları, mali ve ekonomik cezalandırmaları ile aşağı çeken bu yapılanma Fransa devlet başkanının belirttiği gibi  ‘ekonomik milliyetçiliklerin’ yeni büyük savaşlara yol açmaması en önemli temennimiz olacaktır.