Röportaj

Ruhumdaki yaraları onarabilmiş değilim

O’nunla tanışan herkesin dikkatini çeken ilk şey enerjisi… Sürekli yazıyor, oyunculuk yapıyor, elbette yoruluyor ama bir türlü yorgun görünmüyor. Yazarlık kariyerinden sonar hızlı bir şekilde oyunculuk kariyeri basamaklarını tırmanan Bahadır Yenişehirlioğlu ile bitmek tükenmek bilmez enerjisini, yeni kitabı Hünkârım’ı ve daha birçok şeyi konuştuk…

Röportaj: Abdulhamit Güler

Hünkârım, Abdulhamid kitabı mı, Tahsin Paşa kitabı mı?

‘Hünkârım’ bir Tahsin Paşa kitabı. Tahsin Paşa hakkında bilmediklerimiz… O’nun duygu ve düşünceleri… Çocukluğundan ölümüne kadar takip edeceğimiz bir serüven. Doğal olarak Abdülhamid Han hazretleri de romanda ciddi şekilde yer alıyor. Abdülhamid Han hazretleri ile Tahsin Paşa hakkında var olan güçlü bağın bilinmeyenleri ve daha pek çok sürpriz…

Hünkârım fikri nasıl ortaya çıktı?

Hünkârım romanını yazma konusunda beni tetikleyen en güçlü husus içinde bulunduğum Payitaht dizisi. Yorumladığım Tahsin Paşa karakteri ile öylesine güçlü bir bağ kurdum ki, O’nu benden başkasının yazmasına asla rıza gösteremezdim. Zira O bana her şeyini anlattı ve benim bunu kendime saklamam insafsızlık olurdu. Ben de dostlarımla paylaşmayı seçtim.

TAHSİN PAŞA’YI YAZARKEN KENDİMDEN KORKTUM

Hangi duygularla yazdınız bu kitabı?

Bunu kelimeler ile ifade etmek çok zor. İnsanda hayret, hayranlık, duygu taşkınlığı, duygudaşlık, tatmin gibi hisleri açığa çıkaran güzel sanatlar, birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı olarak etkileşim hâlindedir. Edebiyat da bana göre sanatın en güçlü dallarından… Bir edebiyatçı olarak kendi iç dünyamı okurlarımla paylaşarak yaşadığım duyguları büyütmek istedim. Edebiyatın ve aktörlüğümün bana kazandırdığı özelliklerinden biri de empati yeteneğimi geliştirmesidir. Hatta edebiyat için empati sanatı ifadesi de kullanılır. Bu aynen aktörlük için de geçerli. Malumunuz empati, başkalarının düşünce ve duygularının ve bunların muhtemel anlamlarının objektif bir şekilde farkında olma; karşısındakinin duygu ve düşüncelerini temsili olarak yaşama şeklinde tanımlanır. Ben Tahsin Paşa ile öyle bir bağ geliştirdim ki bunun yazıya dökülmemesi mümkün değildi. Duygularımı o denli yoğun yaşadım ki bu tabi olarak cümlelere döküldü. Yazım sürecinde yanı başımda duran Tahsin Paşa’ya sorularımı yönelttiğimde bana cevap verirken kendimi buldum. Buna inanıp inanmamakta serbestsiniz. Ama aynen böyle oldu. Bu zaman zaman beni korkutmadı değil.

Son dönemde Abdülhamid Han ile alakalı çokça çalışma yapılıyor. Peki, toplumumuz Abdülhamid Han’ı doğru anlıyor mu?

Hayır, yeterince doğru anladıklarını düşünmüyorum. Bunu hem kötüleyenler, hem yüceltenler için dile getiriyorum.

Tahsin Paşa rolünü canlandırmaya başladıktan sonra hayatınızda neler değişti?

Benim açımdan yani rutin hayatım açısından bir fark yok. Lakin tanınırlığımı daha çok artırdı. Bu hem Türkiye hem Türkiye dışı için böyle. Yurt dışında bile Tahsin paşa diye hitap ediliyor bana. Buna zaman zaman şaşırıyorum. Mutlu olduğumu söylemeliyim. Ben ‘ne oldum’ değil ‘ne olacağım’ diyenlerden olduğum için problem yok.

Sonraki projeniz ne olacak?

Bunu ben bile bilmiyorum. Mevla’m neylerse güzel eyler. Yazacağım ve oynayacağım sanırım. Tabi Allah nasip ederse.

KAPANAN SEKA FABRİKASINDA DİZİ ÇEKMEMİZ İLGİNÇ BİR İRONİ

Gündemin sıcak başlıklarından biri de kağıt meselesi… Bir yazar olarak kâğıt sıkıntısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de kâğıt üretilmemesini ya da az üretilmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu büyük bir ıstırap. Yayınevlerini çok olumsuz etkiliyor. Kitap fiyatlarını yükseltiyor. Bazı kitapların yeni baskıları bile yapılamıyor. Üretim yapıyoruz lakin bu yeterli değil. Kâğıt konusunda hala dışa bağımlı olmamız acı verici. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekiyor. 2018 Türkiye’sine bu hiç de yakışan bir durum değil. SEKA kâğıt fabrikasında Payitaht dizisini çekiyor olmamız, yani bu fabrikanın kâğıt üretmeyi bırakıp platoya çevrilmesi ayrı bir ironi.

HALA RUHUMDAKİ YARALARI TAMİR EDEBİLMİŞ DEĞİLİM

Eserleriniz genellikle tarihi dönüm noktalarıyla alakalı… 12 Eylül, 15 Temmuz, vs… Neden?

Çünkü yaralıyım. Ciddi olarak yaralıyım. Hala ruhumdaki yaraları tamir edebilmiş değilim. Hala yaralarım kanıyor. Bir edebiyatçı olarak beni bu denli derinden etkilemiş ve yaralamış toplumsal olaylara kayıtsız kalmam mümkün değildi. Kaldı ki bu yaşadıklarımız özelde beni ama toplumsal olarak hepimizi derinden etkiliyor . Bir yazarın asli vazifesi de bu konulara edebiyatı ile kayıt düşmek değil mi?

Elbette öyle. Peki, Türkiye’de okur sıkıntısı var mı?

Giderek daha güçlü okuyoruz. Bu sevindirici. Umut verici. İstenen düzeyde değil elbet lakin dediğim gibi umut verici istatistikler var. Okur sıkıntısının yokluğundan söz etmek asla gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Okuma alışkanlığı, okuma eyleminin sürekli, düzenli ve eleştirel olarak sürdürülmesidir. Sürdürülebilir okuma alışkanlığı, bireyin yaşamının her döneminde okuma eylemini kalıcı ve düzenli olarak sürdürmesidir. Türkiye’de okuma kültürünün gelişmiş ülke ortalamalarının oldukça altında olduğunu biliyoruz. Okuma alışkanlığını kavramsal olarak çözmek zorundayız. Lakin yükseköğrenim boyunca öğrencilerin okuma becerisinde gelişme olduğunu, buna karşın yeterli okuma alışkanlığına sahip olmadıklarını görüyoruz. Lakin asla ümitsiz değilim. Hayatımın hiçbir döneminde ümitsiz olmadım. Bu sebeple ben giderek durumun düzeliyor olmasından ümitliyim.

KADIN OKUR KİTLEM DAHA FAZLA

Okur profiliniz nedir?

Her kesimden ve yaştan okurum var. İmza günlerimde bunu tespit edebiliyorum. Daha ziyade bütün yazarlarda olduğu gibi kadın okur kitlem daha fazla.

Okumak, bir keşif süreciyse yazmak nedir?

Tespit etmek ve tespit edilmek. Bu keşfi içinde barındırıyor. Pek çok yazar bu konuda farklı cevaplar vermişler. Düşüncelerimi tespit ediyorum ve onları kayıt altına alıyorum. Bu yeterli olmuyor kayıt altına aldıklarım tespit edilsin istiyorum. Bu bir soluk alıp vermek kadar hayati benim için. İnsan çoğu zaman alıp verdiği soluğun farkında değildir. Alıp verdiği soluğun felsefesini kavrayanlar ise farklıdır. Başka bir boyut. Ben kelimelerin, cümlelerin değiştirici gücüne inanırım. Kelimelerin ve cümlelerin büyüsüne inanırım. Yazmak bu büyüyü eyleme geçirmek benim için. Bu tılsıma sahip olduğum için çok nasipliyim. Belki de kendimi yazarak tamir ediyorum. Yaralarımı sarıyorum. Belki de yazarak labirentin çıkış kapısına yaklaşıyorum.

Sürekli üretiyorsunuz… Bunu neye borçlusunuz?

Bitmek tükenmek bilmez enerjime. Tutkulu biriyim ben. Yaptığım işi tutku ile yapıyorum.

HERKESİN DERDİ VAR AMA İNSANLARA NEGATİF ENERJİ VERMEMELİYİZ

Enerjik ve umut veren bir yapınız var. Nasıl başarıyorsunuz?

Seviyorum hem de çok. Sevgiye inanıyorum. İnanıyorum bu yüzden güçlüyüm. Herkesin bir derdi var ben dertlerim ile başkalarına negatif enerji yüklemek yerine mutluluğumu ve coşkumu geçirerek pozitif enerjiyi bulunduğum ortama yaymayı bir yaşam biçimi haline getirdim. Bu çok güzel ve hayatı daha kolay yaşanır kılıyor. Karartmayın aydınlatın. Soldurmayın yeşertin. Korkutmayın sevdirin.

Hayatınızın en kritik 2 dönemi/olayı nedir?

Ben bu sorunuza iki cevap vereceğim. İlk ikisi acılı, son ikilisi ise mutluluk verici.

İlki; babamı hep felçli hatırlamam, Cihan’ın bendeki izleri.

İkincisi; Canan’ın hayatıma girmesi, Bana iki can vermesi.

Şu başlıkları 5 kelimeyi geçmeyecek şekilde cevaplar mısınız?

1- İstanbul: Aşk yaşıyoruz

2- Sevgi neydi: Şifacı

3- En sevdiğiniz yemek: Bakla favası

4- Issız bir adaya düşseniz ilk atacağınız tweet ne olur: Canan çocukları al gel.

5- En sevdiğiniz film: INTERSTELLER

6- 15 Temmuz: KARAGÜNEŞ