Röportaj

Keşmir Sorunu: İngilizler planladı, kim çözecek?

Pakistan ile Hindistan arasında Keşmir kaynaklı gerilim geçtiğimiz günlerde yükseldi. Önce Şubat ayının ortalarında Keşmir’in Pulwama kentinde intihar saldırısı düzenlendi. 40 Hint askeri hayatını kaybetti. Saldırıyı Jeyşül Muhammed örgütü üstlendi. Hindistan, örgütün arkasında Pakistan istihbaratının olduğunu düşünüyor. Bu olay sonrası hava sahasını ihlal eden iki Hindistan savaş uçağı Pakistan tarafından düşürüldü. Hindistan da misilleme olarak bir köyü vurdu, siviller hayatını kaybetti.

Gerilim şimdilik azalmış gibi görünüyor. Ancak eski İngiliz sömürgesi olan bu bölgede Keşmir sorunu her zaman patlamaya hazır bir bomba gibi duruyor.

Peki, sorun nasıl başladı ve nereye evrilecek?

Küresel güçler bu meselenin neresinde?

Türkiye, ne yapıyor ve ne yapmalı?

Bölgeye dair yorumları ve araştırmalarıyla tanınan Mahmut Osmanoğlu, Merve Şebnem Oruç ve Abdullah Zerrar’a sorduk.

Mücerret okumalar…

PAKİSTAN VE HİNDİSTAN’IN NÜKLEER GÜÇLERİ BELİRLEYİCİ

Bölgesel gibi görünen bu tehlikeli gerilim, ülkelerin kilit kuşakta olmaları sebebiyle, küresel bir yarılmaya dönüşür mü?

Mahmut Osmanoğlu – Araştırmacı
Güzel bir soru. Kilit konumda olma meselesi aynı şekilde… Çünkü şu an o bölgede nükleer güçleri sayesinde varlar. Bir kere Pakistan nükleer güç, Hindistan nükleer güç bunlar NPT dışındaki nükleer güçler. Ayrıca NPT içerisinde bölgedeki ülkelerden Çin var. Ayrıca NPT’nin içerisinde Rusya var. Afganistan’da Amerika Birleşik Devletleri var. ABD’nin orada üsleri var. ABD de orada nükleer bir güç. Dolayısıyla orda bir nükleer kümelenme var. İki eksenden bir tanesini ABD ve Hindistan oluşturuyor, diğerini ise Çin ve Pakistan oluşturuyor. Buradan çıkabilecek bir kıvılcım tüm ülkeleri içine çekme potansiyeline sahip. Onun için kilit bir konumdadır. Bölge dışına taşma kabiliyeti taşımaktadır.

Merve Şebnem Oruç – Gazeteci
Pakistan ve Hindistan kilit bir kuşaktalar, doğru. Giderek çatışmaların özellikle Çin ve Amerika arasındaki çıkar çatışmasının o bölgeye kayması, iddialara göre DAEŞ’in Afganistan’ın doğusuna yönlendirilmesiyle elbette bir etkisi var.

Ben Jeyş-ül Muhammed’in ve kurucusu Masood Azhar’ın arkasında Pakistan istihbaratının olduğunu düşünüyorum. Yoksa işgal altındaki Jammu Keşmir’de Hindistan nasıl durdurulur? Hindistan içinse sadece Jeyşül Muhammed değil, içerideki Müslümanların hepsi terörist ve Hindistan’daki Müslümanları kışkırttıkları gerekçesiyle birer potansiyel tehdit. Tıpkı Suriye rejiminin tüm muhalifleri terörist olarak görmesi gibi…

Zaten Keşmir sorunu 47’den beri var olan bir sorun. Üç kere savaştı Pakistan ve Hindistan 47’den beri bu nedenle… Birleşmiş Milletler’de onlarca tasarı çıktı. Ve Hindistan hiçbir şekilde bu tasarıların uygulanmasına izin vermedi. Pakistan aslında %93’ünün Müslüman olduğu Jammu Keşmir’de bir halk oylaması (plebisit) yapılmasını ve halkın hür iradesiyle nereye bağlanmak istediklerine karar vermesini istiyor yıllardır. Yani en adil olanı, en demokratik olanı talep ediyor, ama Hindistan buna bile karşı çıkıyor.

Bazen “Orta Doğu’yu bırakın, esas büyük savaş Hindistan ve Pakistan arasında çıkacak“ deniyor. Ama dünyanın mevcut konjöktüründe bu çatışma için henüz erken olduğunu düşünüyorum; bu haftaki krizin çözüme gitmesi de aslında iki ülkenin ellerindeki nükleer gücün caydırıcılığından kaynaklandığını düşünüyorum. Bölgedeki kaynaklarım da tehdidin yatıştığını ama eşikten dönüldüğünü söylüyor. Elbette bir dünya savaşının çıkma ihtimalinin yüksek olduğu yerlerden biri burası. Myanmar’dan Doğu Türkistan’a, Afganistan’dan Keşmir’e bize uzak coğrafyada müthiş bir insanlık dramı yaşanıyor. Mülteciler, gerçek teröristler ve tehdit addedildikleri için terörist ilan edilen masumlar.


ABD İLE ÇİN ARASINDA CİDDİ MÜCADELE VAR

Hangi küresel güçler burada etkili?

Mahmut Osmanoğlu – Araştırmacı
Burada tabi eski kolonyanist güçler var. Zaten problemin müsebbibi de İngiltere’dir. Pakistan ve Hindistan, İngiltere’den bağımsızlıklarını kazandılar. Ancak bölüşmede Keşmir meselesi sürekli ortada kaldı. İngiltere isteseydi Keşmir’de bir referandum yaptırırdı. Halk, nereye geçeceği iradesini koyardı. Sorun kalmazdı. Yapmadıkları için İngiltere mayınlı sahayı oluşturdu. ABD önümüzdeki on yıllarda kendisine stratejik müttefik olarak Hindistan’ı görüyor. Hindistan ile Çin’i çevrelemeye çalışıyor. Diğer taraftan da Çin var, dünyanın en büyük ticari gücü… Siyasi olarak da güçlenen bir yapısı var. Çin de Pakistan ile iş tutuyor. Rusya’yı da göz ardı etmememiz gerekiyor. AB ülkeleri de ABD ile hareket ederler, çoğu zaman. Fransa zaman zaman muhalif hareket eder. Dolayısıyla tüm dünyayı bir şekilde orada görüyoruz. Bu bölünme, ABD-Hindistan ve Çin-Pakistan ekseni olarak gündeme getirmelidir.

BÖLGESEL GÜÇLERİ KÜÇÜK GÖRMEMEK GEREK

Merve Şebnem Oruç – Gazeteci
Bizde maalesef bazı ezberler var, aşamıyoruz. Örneğin son Pakistan-Hindistan gerilimini başlatan bombalı saldırıyı üstlenen Jeyş-ül Muhammed’i (JeM) ABD’nin desteklediği tezleri, uçaklar düştüğünden beri havada uçuşuyor ama saldırıyı üstlenen JeM’i BMGK’da terör örgütü olarak ilan edilmesine hep Çin engel oldu; son saldırı sonrası yine terör örgütü ilan edilmesi için BMGK’ya bir tasarı sunuldu ve Çin muhtemelen yine veto edecek. Küresel güçlerin etkisi böyle dönemlerde galiba haddinden fazla abartılıyor. Zira bölgesel güçler de eskisi kadar zayıf değil. İstesek de istemesek de artık Soğuk Savaş sonrası dönemin de sonrasını anlamalıyız. Ortadoğu’ da İran, Suudi Arabistan, BAE, İsrail gibi ülkelerin süper güç olmadığını düşünürsek, küresel güç olmadığını düşünürsek, küresel oyunda neler yaptıklarını göremeyiz; Pakistan ve Hindistan’ı da bu bağlamda pekala hafife almamamız gerektiğini düşünüyorum. İngilizler 2. Dünya Savaşı sonrası tüm sömürgelerinden apar topar çıkmak ve ekonomik olarak kendilerini toparlamak için bunu yaptılar ama biz kalkıp bugün hala “Burada kesin İngiliz parmağı var” diyoruz. Elbette ki Pakistan ve Hindistan, ekonomik gelişimin ve de küresel kavganın bir kısmının son dönemde Doğu’ya doğru kaymasıyla bir rekabet alanı… Fakat Hindistan ve Pakistan arasındaki geçmişi uzun yıllara dayanan kendi aralarındaki çatışmayı hafife almayalım.

Her şeyden öte, her ikisi de nükleer güç. Özellikle Pakistan’ın istihbaratı (ISI)

oldukça güçlü. İsrail ve ABD Hindistan’ı silaha boğarken, ABD teröre karşı mücadelede Pakistan’ı yardımı tümüyle kesmekle tehdit ederken, herkes kendi menfaatine göre davranıyor ve terör/terörist yaftası üretiyor.

Abdullah Zerrar Cengiz – GASAM Araştırmacısı
Pakistan, -İran’ı saymazsak- nükleer güce sahip tek Müslüman ülkedir. Hindistan ile Pakistan arasındaki sorunun, sınırda yaşanan gerginliklerin ötesine geçip savaşa dönüşmeyeceğini düşünüyorum. Hele hele nükleer bir savaşa asla… Kendileri istese bile buna egemen güçler izin vermez. Çünkü bölgeye maliyeti ağır olur. Afganistan örneğinde olduğu gibi savaşın bütün bölgeye maliyeti ağır oluyor. Özellikle son zamanlarda Amerika’nın o bölgede Çin nüfuzuna karşı ciddi mücadeleler verdiği bir zamanda, Pakistan ile Hindistan arasında böyle savaşa izin vereceğini kesinlikle düşünmüyorum.


KAŞIKÇI CİNAYETİ SONRASI SUUDİLER İMAJ PEŞİNDE

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ziyaretine bu bağlamda nasıl okumalıyız?

Mahmut Osmanoğlu – Araştırmacı
Bugün değil de geçmişe doğru da bakmak lazım. Suudi Arabistan’ın Pakistan ile ilişkileri oldukça iyidir. Daha önce de biliyorsunuz, İslam NATO’su meselesi vardı. Onun başına Pakistanlı bir komutanın geçirilmesi gündemdeydi. Muhammed Bin Selman’ın bölgeye ziyaretinde Cemal Kaşıkçı hadisesini hatırlamamız gerekiyor. Yara alan imajı düzeltmek istiyor Selman. Önemli nokta Suudi Arabistan’ın, Hindistan ile olan ilişkileri… Hindistan, -Çin gibi- bölgesel bir güç olmaktan küresel güç olmaya evrildi. Suudi Arabistan’ın da buna kayıtsız kalması düşünülemez. Ama Pakistan ile ilişkileri daha iyidir. Bu noktada belki Hindistan ve Pakistan arasında arabuluculuk yapabilir.

Merve Şebnem Oruç – Gazeteci
Buradan bir komplo teorisi yüklemek doğru gelmiyor bana. Kendisinin biliyorsunuz Kaşıkçı cinayeti sebebiyle PR yapmak ve de parasıyla satın alabileceğini almak için gezmediği ülke kalmayacak yakında. Ama İmran Khan’ın tecrübesizliği ve dümeni nereye kıracağı belli olmayan yeni bir lider olması bu ziyareti kabul etmesi bağlamında dikkate değer bir durum oluşturuyor. Müslüman Pakistan halkı ne yapacağını dikkatle izliyor ve bu ziyaretin halk arasında pek de hoş karşılanmadığını söylemem gerekiyor; bin Salman’ın İsrail’le olan yakın ilişkileri nedeniyle.


TÜRKİYE ARABULUCU OLABİLİR

Türkiye ne yapıyor, ne yapmalı?

Mahmut Osmanoğlu – Araştırmacı
Osmanlı’nın son döneminde Hindistan Müslümanları (bugünkü Pakistanlılar), Halife’ye yardım etmek için ciddi çaba harcadı. Yani bizim kurtuluş savaşımız için… Halk, kıymetli eşya ve para gönderdi. Dolayısıyla bizim ilişkilerimiz iyi. Hindistan ile Pakistan aynı anda bağımsızlığını kazanmasına rağmen, Hindistan ile ilişkiler daha fazla gelişmedi. Bunun temel nedenlerinden biri Keşmir meselesiydi. Çünkü Türkiye, Keşmir meselesinin Pakistan’ın istediği şekilde çözülmesi yönünde uzun dönem refleks gösterdi. Ama son dönemde Hindistan ile ilişkiler de geliştiriliyor. Türkiye arabuluculuk yapabilir. Ama yaklaşımlar ve stratejiler farklı. Çünkü Hindistan meselenin Pakistan ile arasında ikili olarak çözülmesini istiyor. Pakistan ise BM güvenlik konseyi kararlarına atıfla meselenin uluslararası düzeyinde çözülmesini istiyor. O noktada sanırım iki ülke ile dostluğu olan ülkelerin taraf tutmaktan ziyade, bu gerginliğin azaltılmasında ve savaş ortamından uzaklaştırılmasında faydası olabilir. Durum oldukça ciddi. İki ülke de nükleer güç. Daha önceden bilinen üç savaşa, gayri resmi olarak da iki savaşa girmişlerdir. Dolayısıyla bunun engellenmesi gerekir. Türkiye de bu yönde etkili bir rol oynayabilir.

Merve Şebnem Oruç – Gazeteci
Türkiye diplomatik olarak çok atik davrandı ve sayın Dışişleri Bakanı yaptığı açıklamalarla çok hızlı devreye girdi. Çavuşoğlu’nun sukünet ve itidal çağrısı önemliydi. Zira Türkiye, Hindistan ve Pakistan’la ilişkileri iyi olan bir ülke. Eğer sorun çözülmeseydi Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde de aynı çağrılar dile getirilirdi. Daha önce Katar ablukasında, Suriye’de, İran’da, Kudüs meselesinde olduğu gibi…

Son olarak şunu söylemek isterim. Pakistanlı senatör, eski Bakan ve aynı zamanda şu anda Dışişleri Komitesi Başkanı olan Müşhaid Hüseyin Sayid ile krizle ilgili olarak, aynı gün yaptığım telefon görüşmesinde, kendisi özellikle Pakistan Başbakanı ve Hindistan Dışişleri Bakanı yaptıkları açıklamalar sayesinde gerilimin düşeceğini söyledi. Fakat “Uçurumun kenarından döndük,” diye de ekledi. Ama şu ifadesi dikkat çekiciydi: Önce onlar başlattı ve biz cevap verdik. Sonuçta şu anda eşit durumdayız.” Bu da Hindistan’ın Pakistan hava sahasını işgal edip Balakot’a hava saldırısı düzenlemesine Pakistan’ın verdiği uçak düşürme cevabının, tüm Pakistan çevrelerinde durumu eşitlemek olarak görüldüğünü gösteriyor. Ama tüm bu meselenin özünde Keşmir meselesinin yattığını unutmamak gerekiyor.

Abdullah Zerrar Cengiz – GASAM Araştırmacısı
Keşmir bölgesi, nasıl ki Kıbrıs, Türkiye’nin yumuşak karnıysa, Hindistan ve Pakistan’ın her zaman yumuşak karnı olmuştur. Gerek iç siyasetinde gerekse dış siyasetinde her zaman her iki ülke de halklarını yönlendirmede veya motivasyon anlamında kullanmıştır. Bu noktada Türkiye’nin tecrübeleri devreye girebilir. Uluslararası arenadaki gücü ve her iki ülkeyle de iyi ilişkileri, Türkiye’yi arabulucu ya da yatıştırıcı konuma getirebilir. Genel olarak dengeli bir tavır içinde zaten Türkiye.

Etiket /