Röportaj

Golan’da tehlikeli bir süreç başladı

İsrail işgali altındaki Suriye’nin Golan Tepeleri’nin ABD tarafından İsrail toprağı sayılma kararının yankıları devam ediyor. Sadece Ortadoğu değil yakın coğrafyalarını da etkileyen bu durumun çok dillendirilmeyen bir sonucu da doğabilir.

Golan özelindeki fiili durum hukuki duruma evrilirse başka ülkeler nasıl etkilenir?

Çok önemli bir soru.

Bu soruyu gazeteci ve TRT Arabic Kanal Koordinatörü Resul Serdar Ataş’a yönelttik.

Ataş, durumun genel değerlendirmesinin yanında işgali doğuran yarım asır önceki durumu da, uluslararası hukuk açısından muhtemel olan kritik noktayı da izah etti.

İyi (Mücerret) okumalar…

Resul Serdar Ataş

Trump’ın Kudüs’ü başkent ilan etme kararından sonra Golan kararını nasıl okumak gerek?

Bu bir süreç aslında… Yani İsrail’in defacto olarak yaratmış olduğu durumun legalleştirilme süreci. Dolayısıyla bu açıdan önemli ve şayet bu da hayata geçerse bundan sonraki aşamalar da geliyor olacak. Uluslararası hukuka göre bakmak gerek. Birincisi burada BM Güvenlik Konseyi’nin bütün üyelerinin böyle bir kararı tanıması gerekiyor, uluslararası hukuka uygun hale gelmesi açısından. Fakat buna rağmen uluslararası hukuk açısından daha temele inilirse şayet; BM Güvenlik Konseyi’nin bütün üyeleri bunu kabul etse dahi işgalle alınmış bir toprak, bir başka devletin egemenliği altına giremez. Dolayısıyla bu açıdan bile uluslararası hukuka uygunluğu tartışmalı olur. Kaldı ki şu anda ABD’nin dışında BM Güvenlik Konseyi üyesi olan hiçbir devlet de bu kararı tanımıyor ve Golan’daki İsrail varlığını işgal olarak tanımlıyor. BM kararlarıyla bu sabit.

YARIM ASIR ÖNCE NE OLDU?

Bugünkü durumu sağlıklı yorumlamak için daha geri gitmek gerekmez mi? Golan Tepeleri’nin İsrail işgaline uğradığı döneme gidersek ne dersiniz?

Yarım asır öncesine gidelim… 1967’deki İsrail Arap Savaşı’nda 5 bölge İsrail tarafından alınmış oldu. Mısır’dan Gazze ve Sina Yarımadası, Ürdün’den Doğu Kudüs ve Batı Şeria, Suriye’den de Golan’ı almış oldu. Daha sonra 1973’te Suriye ve Mısır, İsrail ile savaşa girdiler ve yenildiler. Sonra müzakere sürecine girildi. 1981 yılında ABD’nin aracılığı ile Camp David anlaşması imzalandı. İsrail, Sina Yarımadası’nı Mısır’a vermeyi kabul etti ama Golan’dan çekilmedi. Yani yaklaşık 52 yıldır işgal altında Golan.


TEMAYÜL HUKUKU DEĞİŞİR VE 50’DEN FAZLA ÜLKE ETKİLENİR

Golan’ın stratejik olarak önemli bir yer olduğunu biliyoruz. Son dönemde çokça vurgulandı. Ancak uluslararası hukuk meselesine dönmek isteriz. İsrail’in hukuk tanımaz tavrı ve ABD’nin tek yanlı tutumu naıl sonuçlara evrilir?

Bu nokta çok önemli. Eğer az önce bahsettiğim hukuksuzluk defacto olarak Golan’ı İsrail toprağı yaparsa uluslararası hukukta geri dönülemez bir yola girilir. İlkeleri belirlenmiş çerçevenin dışına çıkıp devlet pratikleriyle oluşmuş olan temayül hukukunun daha belirginleşmesi sonucunu getirir. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Uluslararası hukukun belli ilkeleri var.  Kararlaştırılmış tarafların, uluslararası camianın anlaştığı ilkeler var. Devletlerin kendi pratikleriyle oluşturmuş oldukları ve adına temayül hukuku denilen bir uygulama bu… Temayül hukukunda da durum şudur; güçlü devletler bir uygulamada bulunurlar ve şayet bu uygulamalarında başarılı olurlarsa bir müddet sonra bunu hukukun kendisi olur. Dolayısıyla Golan’ın resmi olarak İsrail egemenliği altına alınmış olması dünyadaki birçok yere de örneklik teşkil eder. Örneğin aynı şeyi Rusya da Kırım için söyleyebilir, bir talepte bulunabilir. Çünkü orası da ilhak edilmiş bir bölge. Resmi olarak o devletlere ait olmasa bile, bu devletlerin, üzerinde asker bulundurdukları birçok bölge ilhak edilip resmi olarak kendisine katılması statüsü sonucunu doğrulama potansiyeli var. Dolayısıyla uluslararası hukuk normlarının çok radikal bir şekilde dönüşüme uğraması, temayül hukukunun ana uygulama haline gelmesinin önünü açar ki, bu, global içerikte yeryüzünde belki de 50 küsur ülkede etkileri olabilecek bir tehlikeli süreci başlatmış olur. Yani uluslararası hukukun üzerine inşa edilmiş bütün sistemin çok önemli temel bir meseledir bu. Çünkü ne kadar zayıf olursa olsun büyük güçler o devletin egemenliğini tartışma konusu yapmazlar. Ancak Golan örneğinde olduğu gibi güçlüler zayıflardan toprak alıp, ilhak edip sonra da uluslararası hukukta bunun geçerli olacağını düşünecekleri bir trendi başlatabilme potansiyeli olması açısından da bu karar önemlidir.


GOLAN’DAKİ DURUM TÜRKİYE’Yİ DE ETKİLER

Peki, İsrail iç politikasında durum ne?

Bir taraftan İsrail’de yıpranmış bir hükümet var. Netenyahu’nun hükümeti… 9 Nisan’da da seçime gidiyor. Maalesef İsrail kamuoyu aşırı sağ politikalarını destekliyor. Dolayısıyla bu kamuoyu açısından da Netenyahu, “Kudüs vaat edilmiş bir meseleydi. Yıllardır yapılmamış bir projeydi, ben yaptım, ABD’ye Kudüs’ün tümüyle bizim başkentimiz olduğunu kabul ettirdim. Aynı şekilde 52 yıldır Golan’ın ABD tarafından tanınmasını gerçekleştirdim’’ deyip, yani büyük zaferler elde etmiş bir başbakan olarak tekrar seçim sürecine gitmek istiyor. Ama dediğim gibi devletlerin egemenliklerinin ihlali anlamına gelen bu mesele Türkiye’yi de Irak’ı da Suriye’yi de İran’ı da etkiler. Bizim bölgemizde bu ayrılıkçı örgütlerden çeken bütün ülkeleri de ilgilendiren bir süreçtir. Çünkü benzer süreçler bütün bu ülkelere bir gün uygulanabilme potansiyeline sahip olduğundan bölge ülkelerinin sesi hem çok güçlü çıkıyor, hem de buna tamamıyla hayır diyorlar.