Yazarlar

Rodop dağlarından şampiyonluğa: Naim Süleymanoğlu

Şair diyor ya, “yağmur yutuyor bütün golleri”.
80’li, 90’lı yıllardı. Tüp kuyruğu, emekli maaşı kuyruğu, İstanbul’da su kuyruğu haberlerinin televizyon haberlerine bile konu olmadığı yıllardı, çünkü henüz özel televizyonun olmadığı zamanlardı.
Kaybetmiş hissediyorduk, gazetelerden sayfa sayfa umutsuzluk, ufuksuzluk akıyordu. Rahmetli Turgut Özal, bütün cephelerde ne kadar mücadele ederse etsin, Milli Takımımız ezeli düşmanımız İngilizler’e 8-0 yenilmekten kurtulamıyordu.
Diyorum ya, “yağmur yutuyordu bütün golleri”.
Bir hikayeye, başarılı, güzel, etkileyici, temiz bir hikayeye o kadar ihtiyacımız vardı ki…
Naim Süleymanoğlu, tam da öyle bir zamanda, böylesine güzel, güçlü, temiz bir hikaye ile tanıştırdı Türkiye’yi.
Naim Süleymanoğlu’nun kişisel hikayesi, Türkiye’ye getirilişinin film gibi hikayesi ve o muhteşem şampiyonluk destanı, yeniden başlamak için fazla güzel bir şeydi, kırmızı – beyaz renkleri kadar güzeldi, Naim’in, Türkiye’ye ayak bastığında öptüğü o toprak kadar güzeldi.
İşte bu güçlü adam, “kendinden üç kat ağırlığı kaldıran” bu güçlü adam, birkaç gün önce hayata veda etti. Biz de Mücerret olarak, bu film gibi hayatın başlangıç noktasını, gazeteci Celal Demirbilek’in 1986 yılının Hürriyet gazetesinde yayınlanan haber dosyasını sizlere takdim ediyoruz. (Paylaştığımız bu yazı, Tufan Türenç ve Sefa Kaplan imzalı “Yazanların Kaleminden Manşetlerin Öyküsü” kitabında yer alıyor)
Rahmetle şampiyon. Mekanın cennet olsun.
İsmail Halis

 

Naim Süleymanoğlu’nu Türk basını henüz tanımamışken, İstanbul Halter Takımı ile birlikte gittiğim Sofya’da tanıma fırsatı bulmuştum. Todor Jivko döneminde Bulgaristan sporunda olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonalarının yetiştirdiği üç üniteli Diana Bad Tesisleri’nde Naim’i 11-12 yaşlarındayken gördüm.

O gün, daha sonraki yıllarda Naim Süleymanoğlu üzerinde büyük emeği olan ve “Katil” lakabıyla tanınan İvan Abdjiev, bir köşede duran Naim’i göstererek, yarım Türkçesiyle “Aaa be bak jurnalist. Bu çocuk sizden biri. Adı Naim’dir. Kırcali’nin Rodop Dağları’nda onu buldurup buraya getirttim. Çok iyi halterci, Evropa şampiyonu olacak. Bunu izleyin” dedi. Elimizdeki Asahi Pentax fotoğraf makinasıyla belki bir gün lazım olur diyerek Naim’in fotoğrafını çekerken, Naim çok sıkılgandı. Yönetimin baskısından korktuğundan mı nedir, Türkçe konuşmaya çekiniyordu ama benim söylediğimi anladığını yüz hatlarından okuyordum.

İşte o yıllarda ne dünyanın ne de Türkiye’nin tanıdığı Naim Süleymanoğlu ile Sofya’daki ilk tanışıklığımız böyle oldu.

Yıllar geçti.

Türk Halter Milli Takımı’nın altın adamı Mehmet Altın, Polonya’nın Katoviçe kentinde yapılan Avrupa Şampiyonası’nda yıldızı artık parlamaya başlamış Naim Süleymanoğlu ile birlikte olmuştu. O şampiyonanın banketinde, bir köşede iki Türk halterci konuşurken, Naim birden kendini toparlamış ve az ötede bıyıklı, deri ceketli adamı gösterip, “Bu adam ajandır, Türkçe’yi de iyi konuşur. Şimdi bizi dinlemeye gelecek. Aman dikkatli ol, çünkü bu adam hep beni kontrol ediyor” diyerek Mehmet’i uyarmıştı.

Naim, bir ara banketin yapıldığı salonun bir başka köşesinde Türkiye hakkında Mehmet Altın’dan bilgiler almaya başlamıştı. “Mehmet kardeş, anlat bana Türkiye’yi” demiş be ağzından ilk baklayı da işte orada çıkarıvermiş, “ben Türkiye’ye kaçmak istiyorum. Bu iş nasıl olacak?” diye sorup Mehmet’ten yardım istemiş. Ve Mehmet de “Bu işi Stockholm’de gerçekleştirelim” demiş. Ve Mehmet’e “Stockholm’e gelirken, bana Kuran-ı Kerim getirmeyi unutma” diye de tembihlemiş. Mehmet Altın, Türkiye’ye dönüşte bu olayı bana söyleyince Hürriyet’te haber yapmıştım. Ancak daha sonra öğrendim ki, bu haber Naim’in başına az da olsa işler açmış. Gizli Servis, Naim’i sorguya çekmişti.

Babası ağzından kaçırınca

Naim, o şampiyonadan ülkesi Bulgaristan’a çok değişik duygularla dönmüş. Seyahat boyunca sürekli kaçma planları düşünürken, derin hayallere dalmış. Şampiyona dönüşü verilen bir aylık dinlenmeyi fırsat bilip, baba ocağı Mestanlı’ya (Momçılgrad) gitmiş. Evde, duyulmasın diye fısıltıyla ailesine Türkiye’ye kaçacağını söylemiş. Birkaç ay sonra babası İbrahim, Mestanlı’da biraz da alkolün tesiriyle, “Naim İsveç’e gider ama döner mi bilmem” diye konuşmuş. Bu sözler, on kişiden dokuzunun polis olduğu bir rejimde Sofya’ya kadar ulaşıvermiş. Sen misin bunu söyleyen, Bulgar gizli servisi, Süleymanov ailesini yakın takibe almış. Kafile, Stockholm’e giderken, takımdaki diğer Bulgar haltercilerin formaları verilmiş, ancak Naim’in forması verilmemiş. Bunun üzerine Naim meraklanmış. “ Ben takımda yok muyum?” diye soracak olmuş. Aldığı cevap şu olmuş: “ Seni tek götüreceğiz.”

Takım gitmiş, Naim geride kalmıştı, sonradan kendisi güç bela otele varmıştı.

Otelden salona alınan Naim, sıkı kontrol altında tutulmaya başlanmış. Müsabakası biter bitmez de yine üç gizli servis elemanıyla kafileden ayrı olarak Bulgaristan’a gönderilmiş.

Naim, 1985 yılında bu firari gerçekleştiremeyince, bir yıl sonra Malbourne’de yapılacak dünya kupası sırasında kesin olarak kaçmayı planlamıştı.

“Süleyman’a Yuva”

 Naim Süleymanoğlu, 1986 yılında Avusturalya’nın Melbourne kentinde düzenlenen dünya kupasında şampiyon olduktan sonra asrın ilticasını gerçekleştiriyordu.

9 Aralık günü, yanlış hatırlamıyorsam saat 11.00 sularıydı. Spor servisimizin yurdışı haberleri sorumlusu Sezai Paker, yabancı ajanslardan gelen teleks haberlerine bakarken (bana Cello derlerdi), “ Bak Cello, Bulgar Halter Takımı’ndan bir sporcu Avustralya’da kaybolmuş” dedi. Ben hemen, “Sezai Abi, bu bizim Naim Süleymanoğlu’dur” dedim ama teleks haberinde ismi yoktu. Naim’in eski fotoğraflarını bulup, bu haberi biz ana spor sayfamızda, “Süleymanov kayıp” başlığıyla verdik.

Ertesi gün olay büyüyünce, “Bulgar zulmüne tokat. Son yılların en büyük iltica olayını gerçekleştiren Türk asıllı Süleymanov, Avusturalya’da Türk güvencesinde. Şampiyon halterci bize sığındı” başlığıyla gazetemizin birinci sayfasının manşeti oldu. Bu olayın perde arkasını, Naim’in gizlendiği yerleri ve özgürlüğe kaçışına yardımcı olanları bulup haberi zenginleştirdik.

O gün Bulgar kafilesi yöneticileri, Naim’in kaçışını gizlerken, elli altı saat sonra olayı Avustralya emniyet yetkililerine bildirmek zorunda kaldı.

Bu kaçış olayının başrolünde, bu olaydan yirmi bir yıl önce bir trenin altında Türkiye’ye iltica eden Mehmet Bahar isimli bir soydaşımız vardı. Onun kızı Beyhan, Kanadalı Leanne kimliğiyle Bulgar Halter Milli Takımı’nın kamp yaptığı otele sık sık giderek, güvenlik görevlileriyle önce güven tazeledi. Ardından da Naim’den imza almak bahanesiyle otelin kapısına getirdiği bir araçla Naim’in kaçmasını sağladı.

Naim’in özgürlüğe adımını attığı ilk saatleri Canberra Büyükelçimiz Faruk Şahinbaş açıklarken, Başkonsolos Sahir Armaoğlu’nun, Süleymanoğlu’nu, evinde misafir etmesi, basında büyük yankı uyandırırken, Bulgar BTA ajansı, Naim’in iltica olayının perde arkasında Türk Milli İstihbaratı’nın olduğunu söyledi ve kaçırılıp psikolojik telkinle ve baskıyla yönlendirildiği şeklinde komik ve saçma iddialarda bulundu.

Dış basın, bu asrın iltica olayına geniş yer verirken, Los Angeles Times, Naim Süleymanoğlu’nun, Çek tenisçi Martin Navratilova’dan sonra Batı’ya sığınan en ünlü Demirperde sporcusu olduğunu dünyaya duyurdu.

Hürriyet de bu olayı Türk basınında en ayrıntılı veren gazete oldu. Hürriyet okurları, bu müthiş olayı gazetenin geniş haber ağı sayesinde saniye saniye izleme olanağı buldular.

Türkiye’ye çok gizli bir operasyonla getirilip krallar gibi karşılanan ve dönemin başbakanı Turgut Özal’ın himayelerine alınan Naim Süleymanoğlu için Hürriyet, 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nda olduğu gibi, “Süleyman’a yuva” kampanyasını 40 milyon lirayla başlattı. Bu kampanya, kısa sürede okurlarımızın sağduyusuyla amacına ulaştı.

Naim, bir süre Türkiye’ye tanıtım gezileri altında şehir şehir dolaşarak antrenmanlarını bir hayli aksattı. Buna rağmen, ilk çıktığı idmanda on beş dakikada, yedi Türkiye rekorunu kırdı.

Celal Demirbilek / 19 Aralık 1986 – Hürriyet