Yazarlar

Kültüre Adanmış Bir Ömür

Mehmet Doğan millî-manevi değerlerine bağlı, kendini ülkesinin ve bütün insanlığın kaderinden sorumlu hisseden bir münevver olarak bu topraklara hizmeti geçmiş değerli bir şahsiyettir.

Nedir onu bu kadar merkezde tutan, dediğimiz zaman verebileceğimiz en kuşatıcı cevap; özümüzü dışarıdan gören gözlerin karmaşasında, bize bizden bakan “yerlilik” vurgusudur.

İnsan, bir değere ömrünü adarsa kendisi de değer kazanır. İnancı uğruna varlığını feda edenler çağları aşar, yarınlara kalır. Adanmak, öylesine bir şairi Necip Fazıl yapar. Kendini çağından sorumlu hissetmenin soylu sancılarını çeker adam; o sancı onu Nurettin Topçu yapar. Mankurtlaştırılmaya çalışılan nesilleri korumak için kalemi kılıç gibi kuşanarak meydan yerine atılır biri; o atılışta ki samimiyet ve iyi niyet o kişiyi Mehmet Doğan yapar. Tarihin hiçbir sayfasında dertsizlerin ismi geçmez. Tarihe geçenler hep adanmayı şahsiyet hâline getiren anıt kişiliklerdir.

YAZARLARA ÖNDERLİK

O, düşünen, üreten, hisseden, sezen ama kendi fikri ve kanaatini dayatmayan insandır. Bir olmazsak, birlik olmazsak bugünü doğru okuyamayacağımızın, yarına dair geniş çaplı bakamayacağımızın şuuruyla Yazarlar Birliği’ne önderlik etmiştir.

Doğan’ın önderliğinde Yazarlar Birliği, geçmişten bugüne getirebildiğimiz güçlü edebiyat mirasımızı geleceğe aktarmanın idealini taşımıştır. Bugün fark edilen bazı meseleleri TYB kırk yıldan beri söylemektedir. Siyasette, ekonomide vs iktidar olunabilir ama kültürde yoksanız bütün kazanımlarınız bir anda kaybolur, hakikatini daima dillendirmiştir.

Kültür bayrağının tertemiz bir şekilde yurdumuzun burçlarında kırk yıldır dalgalanmasında en büyük pay şüphesiz onundur. Kültürün yok sayıldığı, kültür adamlarının kıymetinin bilinmediği bir çağda inadına karanlığa mum yakma azminde olan bir kahramandır Mehmet Doğan.

KUTLU SORUMLULUK

Batılılaşma ihanetini fark eden ve eli kalem tutanların çoğuna fark ettiren de odur. Bunun için edebiyatı, kendini gayeye ulaştıracak güzel bir vasıta ve ciddi bir meslek olarak seçen seçkinler grubu içerisinde yer almıştır daima. Bu ülkenin evlatlarına daha “yerli” nasıl olunabilir ve kalınabilirin öğretilmesi anlamında öncü bir öğretmen olmuştur.

Dilimiz ve ülkemiz için ömrünü bu kutlu davaya vakfetmiştir ve hâlâ şehirden şehre koşarak gençlerin gönüllerine zihinlerine medeniyet değerlerimizi taşımaya çalışmaktadır.

Gençlere bu topraklarda yaşamanın önce kendi dünyamız, sonra bütün insanlık için kurtarıcı bir hamle yapmak sorumluluğunu yüklemektedir. Bu sebeple o, bizim neslimiz için hakikaten hakkı kolay ödenmez kâmil bir yönlendirici olmuştur. Siyasetin başkenti Ankara’da yaşamasına rağmen politikanın kaygan zeminine bulaşmamış, sağlam bir duruşla ilkelerinden taviz vermemiştir. Kimsenin adamı olmadan bir davanın adamı nasıl olunur, herkese göstermiştir.

DİL DAVASI

Milletimizin bekası için önemli bir konumda olan dil konusu da Sayın Doğan’ın mücadelesini verdiği ana konulardan bir tanesidir.

Mehmet Doğan nereden vurulmuşsak cepheyi oraya taşımış, göğsünü saldırılara siper etmiştir. Bir milleti kökünden yok etmenin en etkili yöntemi şüphesiz dilini yok etmekten geçer.

Türk kültürünün bugün yaşadığı problemler üç yüz yıldır üzerimizde ince ince yürütülen operasyonların bir sonucudur. Bir milleti özünden koparıp kendisinden şüphe duyması kendisini küçük görmesi değersiz bulmasını sağlamak için gerçekten etkili bir çalışma yürütmek gerekiyor. İnancından şüpheye düşürülen, kimliğinden utandırılan, asırlardır taşıdığı medeniyet birikiminden hicab duyan bir mankurtlaşma yaşatıldı. Bizi biz yapan bütün değer alanlarına saldırıldı. Değerliler değersizleştirildi. Birçok alanda uygulanan aşındırma çalışmalarında maalesef başarılı olundu. En korkunç saldırılardan biri de dil alanında gerçekleşti.

Dilimiz en büyük talihsizliği harf inkılâbı ile yaşadı. Ondan sonra Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (Türk Dil Kurumu) marifetiyle yapılmak istenen, akılları zorlayan, insafı sınırlayan düzenlemelerle Türkçenin damarlarındaki kan çekilmeye çalışıldı. Kansız cansız hayatsız bırakılmaya çalışılan dilde “öztürkçeleştirme” adına köksüz kelimelerden bir dünya kurulmaya çalışıldı. Geçmişi tasfiye etmek için yürütülen bu kirli oyun nedeniyle mazinin istikballe arasındaki köprülere âdeta dinamit atıldı. Evet, bu bir savaştı. Bu acımasız kültür savaşında köklerine sahip çıkan, tutarsız operasyonlara karşı duran aydınlar, yerli anlayışla bu sahteciliğe karşı esaslı bir direniş sergilediler.

Mehmet Doğan ve onun gibiler, doğrusu bizim köklerimizle irtibatımızı temin etmek ve bu irtibatı sahih bir gözle kurmak ve geliştirmek hususunda ciddi gayretler gösterdiler.

EFSANE KİTAP

Bugün itibariyle onlarca kitaba imza atan Doğan’ın ilk kitabı Batılılaşma İhaneti’dir. 1975 yılınnın şartlarında Ekonomik olabilmesi ve matbaa masraflarını çıkarabilmesi için belli bir sayıda basılmış olmasına rağmen müthiş bir ilgi görmüştür. Reklam ve tanıtım olmamamsına rağmen okur sahiplenmiş kısa sürede yeni baskılar yapmıştır. Çünkü toplumun içine atıp dillendirmekte zorlandığı Batıcılığa karşı olan bir kitaptır bu. Bir nevi içinden çıktığı toplumun duygularına tercüman olmuştur yazar. Kitaptaki yazıların büyük kısmını üniversite öğrenicisiyken yazmıştır. Gençlik yıllarının hareketliliği içinde keskin ifadeler, döneme göre sert eleştiriler mevcuttur. Cesur bir kalem olmasının, yazıların yazılmasında ciddi etkisi vardır.

Türkiye’nin içinden geçtiği dönemleri çok iyi bilenler kendisine daima, “Bu kitaptan ötürü takibata uğradın mı? Kitap yasaklandı mı?” sorusunu sorarlar. İlginçtir güzel ülkemize has tuhaflıklar her zaman olmuştur. Kitabın yazarı ya da kitap da herhangi bir soruşturma geçirmemiş ama bu kitabı okuyan çok sayıda öğretmen takibata uğramıştır.

Batılılaşma İhaneti, aradan geçen uzun yıllara rağmen gündemde kalmaya devam etmektedir. Mehmet Doğan Bugün bile hangi şehre gitse o şehrin valisi ya da belediye başkanı ya da bir öğretmen yanına yaklaşır ve göğsünü gere gere Batılılaşma İhaneti’nin iyi bir okuru olduğunu kulağına fısıldar.

MİLLETİNE CÖMERT

Cömert olabilmek, yüce Rabb’imizin kullarına en büyük ikramlarından biridir. Verebilmek, “emanetin sahibini ve kıymetini bilmek” ile yakından ilgilidir. Veren el, üzerindeki her nimetin ilâhî bir lütuf olduğunu bilen eldir. Bu bilinç, kişiye, kazandığının kendi iktisabı olmadığını kavrattığı gibi, kendisine verilende -ama mutlaka- başkalarının hakkı bulunduğu gerçeğini de apaçık idrak etmesini sağlar. Kişinin, kendisine verilenin bazen sırf başkalarına dağıtabilmesi için verildiğini ve kendisinin arada sadece bir emanetçi olduğunu kavraması da üzerindeki nimetlerin artmasında önemli bir sebep teşkil eder. Vermek sadece malla servet mümkün olabilecek bir eylem değildir. Dünyanın en cömert insanları bilgilerini, birikimlerini içinden çıktığı toplumla paylaşanlardır. Bu manada Mehmet Doğan, ömrünü cömertçe milletine vakfeden kuşağın son temsilcilerindendir.

 

Etiket /