Yazarlar

Genç bir sivil, genç bir komutan: Abdülkadir Salih

Esed rejimi, DEAŞ ve Hizbullah'ın ortak düşmanı Suriyeli muhalif lider Abdulkadir Salih’in şehit edilişinin üzerinden 4 yıl geçti.

11 Şubat 2011’de 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarının sona ermesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da harekete geçirdi. Bu olay birçok Arap ülkesinde hükümetlere karşı direniş sürecini başlattı. 15 Mart 2011’de Suriye’nin Dera şehrinde çocuklar duvarlara “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor” sloganını yazarak  etkileri günümüze kadar sürecek olayların Suriye ayağındaki fitilini ateşledi.

Onurlu bir yaşam için ayağa kalkan Suriyeliler ülkenin dört bir yanında barışçıl gösteriler düzenlemeye başladı. Babası Hafız Esed’den devraldığı dikta rejimini sürdüren Beşar Esed ise gösterileri insanlık dışı şiddet yöntemleri ile bastırmaya çalıştı. Esed rejimine muhalif sivillerin göz altına alınmalarıyla başlayan baskı hızla ağır silahların, füzelerin, hatta kimyasal silahların kullanıldığı katliamlara dönüştü.

Uluslararası toplumun etkisiz kaldığı olaylar karşısında Suriye halkı da rejim ordusundan ayrılarak muhalif saflara geçen komutanlarla beraber silahlanarak kendini korumaya karar verdi. Esed rejiminin saldırılarına karşı direniş kendi liderlerini de böylelikle ortaya çıkarmaya başladı. O liderlerin belki de en önemlerinden bir tanesi, daha sonra DEAŞ tarafından “Rejimden de daha tehlikeli” ilan edilecek olan Abdulkadir Salih’ti.

Suriye muhalefeti birleşiyor

Tevhid Tugayları’nın kurucusu Abdulkadir Salih, Halep’in kuzey doğusunda bulunan Mera’da 1980 yılında dünyaya geldi. Savaştan önce Mera bölgesinde ticaretle uğraşıyordu. İç savaşın başladığı ilk anda eline silah almadı. Daha çok bölgesinde yapılan barışçıl gösterileri organize etti. Yerel kaynakların verdiği bilgilere göre, artan katliamlar üzerine bir av tüfeği alarak Mera’da oluşturduğu küçük bir grupla Halep’in Mari bölgesinde yerel bir askeri birliğin komutanı olarak seçildi. Salih’in kurduğu birliğe kısa sürede çok sayıda Suriyeli katıldı.

Abdulkadir Salih, 18 Temmuz 2012’de Tevhid Tugayları komutanı olduğu dönemde başta Halep olmak üzere Hama, Humus, İdlib ve Şam çölünde bulunan halk örgütlerinin bir çatı altında birleşmesini ve rejime karşı birlik oluşturulması gerektiğini savundu ve bu konuda birçok adım attı. O dönemin büyük grupları ile görüşmeler yaptı. Suriyeli muhaliflerin birlik olması ve güçlenmesi için çabaladı.

DEAŞ Suriye’ye girerken

Tevhid Tugayları’nın yanı sıra Suriye’de bulunan diğer yerel muhalif gruplara ek olarak cihat grupları da harekete geçmişti. Bunlardan ilki Suriye’nin kuzey doğusunda görünür olan Nusra Cephesi’ydi. Nusra, 2006’da “Irak İslam Devleti” adını alan Irak El Kaidesi’nden ayrılan ancak El Kaide’ye bağlılığını sürdüren isimler tarafından Ocak 2012’de Suriye’de varlığını ilan etti. Örgütün liderliğine Irak’ta ABD’ye karşı savaşan henüz 30’lu yaşlarındaki Ebu Muhammed Culani isimli bir lider seçilmişti. Yerel mahiyette bir cihat grubu olarak kendini tanımlayan yapıya Suriye halkı tarafından çok az destek verildi. Nusra Cephesi’nin ana omurgasını dünyanın çeşitli yabancı ülkelerinden gelen yabancılar oluşturuyordu.

Nisan 2013’e gelindiğinde, daha sonra DEAŞ olarak anılacak olan “Irak İslam Devleti”nin 2010 yılında liderliğini ele geçiren Ebu Bekir el-Bağdadi de, iyiden iyiye iç savaşa dönüşen Suriye sahasına doğru genişleme kararı aldı. Ve “Irak Şam İslam Devleti”nin (DEAŞ) kurulduğunu ilan ederek faaliyet alanını ‘’Bütün Suriye ve Irak’’ olarak tanımlayarak Nusra Cephesi’ni feshettiğini açıkladı. Buna karşılık Nusra Cephesi DEAŞ ile bir bağlantılarının olmadığını ilan etti.

El Kaide saflarında oluşan bu ayrışmanın ardından Nusra Cephesi’nin Suriye’deki neredeyse tüm yabancı militanları DEAŞ’a katılmaya başladı. Bağdadi liderliğindeki terör örgütü, elde ettiği yeni kadrolarla Suriye’de çok büyük bir etki alanı kurmayı başardı.

 

Rejim, Hizbullah ve DEAŞ’ın ortak düşmanı: Tevhid Tugayları

Irak’tan Suriye’ye doğru genişleyen DEAŞ etkisinin Suriye’deki halk direnişini baltalayacağı açıktı. Salih, Nisan 2013’te Ebu Bekir el-Bağdadi’nin sözde hilafetini ilan etmesiyle de beraber “DEAŞ’ı Müslümanlar arasında büyüyen bir hastalık olarak tanımladı” ve onlara karşı savaşılması gerektiğini açıkladı.

DEAŞ’ın Halep ve civarına yönelik saldırı ve propagandalarına karşı mücadele eden Salih, kısa süre içinde teröristlerin bölgeye yerleşmelerinin önündeki en büyük engellerden biri haline geldi. Önce Esed rejimi tarafından başına 200 milyon dolar ödül konulduğu açıklandı. Ardından bir röportajında, kendisine yöneltilen “Beşşar Esed neden devrilmedi?” sorusuna, “Suriye’de Baas askeri kalmadı; biz İran, Hizbullah ve Rusya ile savaşıyoruz” şeklinde cevap veren Salih, “İran’ın bölgedeki çıkarları ve mezhepçilik savaşı Müslümanların ölümüne neden oluyor” diyerek Hizbullah’a karşı ülkesini savunacağını ilan etti.

Bu aşamada Lübnan’dan Suriye’ye giriş yapan Hizbullah tarafından 21 Mayıs 2013’te Humus’un Kuseyr kasabasına karşı şiddetli bir saldırı başlatılmıştı. Salih, Halep’teki birliklerini bu bölgeye sevk ederek şiddetli çatışmalara katılmış Lübnan’ın Suriye’ye giriş kapısı niteliğindeki bu kasabada çekilen bir videoda, savaştıkları kişilerin rejim askeri olmadığını, üstlerinden Rus uçaklarının geçtiğini fakat herkesin ecelinin belli olduğunu, bu yüzden korkmadıklarını açıklamıştı.

Muhalifler bu şekilde içeride kıskaca alınırken dışarıda da bir dizi gelişme yaşandı. Rejimin 2012’de Humus’un Baba Amr kentinde düzenlediği katliamlardan canlı kurtularak Suriye silahlı muhalefetine katılan Ebu Sakkar kod adlı bir muhalifin, çatışmalar sırasında öldürülen bir rejim askerinin cesedini parçalayan görüntüleri uluslararası medyada geniş yankı uyandırdı. 10 Mayıs 2013’te çekilen bu görüntülerin yayılmasından sonra Suriyeli muhaliflere olan dış kamuoyu desteği de önemli oranda azaldı.

DEAŞ ihbar etti, Esed şehit etti

29 Eylül 2013’de Azez-Selame sınır kapısı sorunu nedeni ile bölgede bulunan muhalif gruplar ile terör örgütü DEAŞ arasında yaşanan çatışmalara müdahil olan Abdülkadir Salih, bu hamleyle, DEAŞ’ı bölgeden uzaklaştırmayı başarmıştı. DEAŞ’ın etkisinin sınırlandırılması ve taraftar toplamak amacıyla yoğunlaşan propagandasına izin verilmeyişi, Tevhid Tugayı’nı daha büyük bir hedef haline getirdi.

DEAŞ, 15 Kasım 2013 günü Suriyeli muhalifler arasındaki uyuyan hücreleri ile Abdulkadir Salih’in de yer aldığı bir toplantıyı haber alarak Esed rejimine ihbar etti. Salih, rejim uçaklarının düzenlediği varil bombalı hava saldırısı sonucunda başından ve bacağından ağır yaralandı. 17 Kasım’da tedavi için getirildiği Türkiye’de hayatını kaybetti. Halep’e bağlı Mera kasabasında sabaha karşı 01.00 sularında kaldırılan cenazesine, Mera’nın üzerinde gezen savaş uçakları nedeniyle az sayıda insan katılabildi.

Abdulkadir Salih’in hedef alındığı toplantı aynı zamanda muhaliflerin daha büyük bir üst yapı altında birleşerek Esed rejimi, DEAŞ ve Hizbullah’a karşı güçlenmesini amaçlayan toplantılar serisinin en önemlilerinden bir tanesiydi. Salih’in ölümünden sadece 5 gün sonra bu birliğin kurulduğu ilan edildi. Ahrar-uş Şam, İslam Ordusu, Tevhid Tugayları, Sukur-uş Şam, Liva-ul Hak, Ensar-uş Şam, Kürt İslam Cephesi’nin de yer aldığı gruplar 22 Kasım 2013’de “İslami Cephe” adı altında bir çatı oluşum kurdu. Kurulan yapının silahlı kanadının başına geçmesi beklenen Abdülkadir Salih’in ölümü ise yapıyı sakat bırakmıştı.

 

O toplantı yapılabilseydi, her şey çok farklı olabilirdi!

İslami Cephe’nin kuruluşundan bir ay sonra, Rakka, Deyrizzor, İdlib ve Halep kırsalında kökleşen DEAŞ, Fırat’ın batısındaki bölgelere yönelik büyük bir saldırı başlattı. İslami Cephe ve Özgür Suriye Ordusu’na karşı Aralık 2013’te Azez’de patlak veren çatışmalar sonucunda DEAŞ birçok bölgeden çıkarıldı.

Tevhid Tugayları tarafından 29 Ocak 2014’de Halep’in kuzeyindeki Tel Rifat kasabasında DEAŞ’ın Suriye’deki önde gelen isimlerinden ‘’Hacı Bekir’’ kod adlı teröristin öldürülmesi ise DEAŞ’ın Suriyeli muhaliflere karşı top yekün bir saldırı başlatmasına neden oldu.

Takvimler Nisan 2014’ü gösterdiğinde uyuyan hücreler tarafından art arda düzenlenen suikastler, kasaba merkezlerinde patlatılan bombalı araçlar, rejimin varil bombaları ile düzenlediği yoğun hava saldırıları neticesinde Halep, İdlib, Humus ve birçok kentte muhaliflerin direnci kırıldı. DEAŞ muhtelif bölgelerde birçok yeri ele geçirdi.

Komuta kademesindeki 45 lider, aynı toplantıda şehit edildi

Salih’in öldürülmesi ile birlikte Tevid Tugayları’nın gücü Suriye’nin en önemli direniş gruplarından olan Ahrar’uş Şam’a geçmişti. DEAŞ’ın Musul’u ele geçirişinden birkaç ay sonra ise İdlib’e bağlı Ram Hamdan kasabasında takvimler 9 Eylül 2014’ü gösterirken bu kez Ahrar’uş Şam hedef alındı. Örgütün tüm üst düzey lider ve komuta kademelerinin bulunduğu ve yer altında düzenlenen gizli bir toplantı vuruldu. Ahrar’uş Şam lideri Hasan Abbud, yardımcıları ve konsey üyeleri ile birlikte kıdemli komutanlar dahil 45 kişi yaşamını yitirdi.

Tevhid Tugayları’nın ardından Ahrar’uş Şam’a yönelik bu ikinci felç edici saldırının ardından Suriye’deki muhalif grupların elindeki neredeyse tüm önemli bölgeler düştü. Suriye muhalefetinin talepleri bastırıldı. Dahası Esed rejimi ve İran’ın propagandaları neticesinde muhalifler topyekün terör parantezine alındı. Irak’ta ilerleyişini sürdüren terör örgütü DEAŞ’ın Erbil ve Bağdat’a yönelmesiyle birlikte ise Amerikan müdahalesi geldi.

Tek amacı “DEAŞ’ı yok etmek” olarak ilan edilen ABD öncülüğündeki bu uluslararası koalisyona, Eylül 2015’te Rusya’nın da katılımıyla, üç yılı bulan hava saldırıları başlayacaktı. Birçok kent bu saldırılar neticesinde harabeye döndü.

DEAŞ’ın elindeki Musul, Rakka, Deyrizzor ve Kalamun gibi en önemli kent ve kasaba merkezleri “son anda” DEAŞ’la yapılan tahliye anlaşmaları neticesinde ABD destekli terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD ve İran destekli Hizbullah ve Haşd-i Şabi gibi milis güçlerin eline geçti. DEAŞ’lı teröristler artık çöllere sürüldü. Bundan sonra yaşanacakları ise önümüzdeki günler gösterecek.