Portre Yazarlar

BEN VECİHİ HÜRKUŞ; İLK TÜRK TAYYARESİNİ NASIL YAPDIM?

Pek bilinmez, 1917’de Kafkas cephesindeki 7. Tayyare Bölüğü’nde görev yaparken, uçak düşüren ilk pilot odur. Savaşta yaralanan ve düşmana teslim olmamak için uçağını yakan da odur. Nargin adasında Ruslara esir düştüğünde, Azeri Türklerinin yardımıyla adadan yüzerek kurtulmayı başaran da odur. Zira o, Vecihi Feham’dır. Yani Vecihi Hürkuş’tur.

Türkiye’nin ilk sivil ve askeri yapıp havayolu şirketini kuran, Türk havacılığının kurucu isimlerinin ilklerinden olan Vecihi Hürkuş’un hayat hikayesi, okunduğunda dahi büyük ısdırap verici engellemeler ve zorluklarla doludur. Okuyacağınız metin, o büyük mücadeleyi veren kahramanın yaşamından sadece bir kesittir. Her ne kadar hakkında bir sinema filmi yapılmış olsa da maalesef, Hürkuş’un, kendi ülkesinde, kendi emeği ile binbir yokluk içinde, binbir emekle sıfırdan inşa ettiği verdiği mücadele de bilinmiyor, ona bu hayatı reva görenler de bilinmiyor. Mücerret olarak, biraz da son zamanlarda savunma sanayiimizde atılan önemli adımlarla birlikte ismi biraz biraz hatırlanmaya başlanan bu öncü ismi bir nebze olsun kamuoyu gündemine taşımak ve gündemde tutmak için, 1925 yılında dönemin Resimli Ay dergisinin kendisinden istediği tarihi bir yazıyı, daha doğrusu, kendisinin dilinden kendi hikayesini dikkatinize sunuyoruz. Vecihi Hürkuş’la ilgili çok önemli çalışmalar yapan kıymetli isim Bahadır Gürer’in bir röportajında kullandığı o cümlenin hüznü ile sizlerden bu öncü adama bir Fatiha rica ediyoruz. Zira Gürer’den öğreniyoruz ki, “Yaptığı onca şeye rağmen, 1969 yılında vefat ettiğinde, cenazesinde sadece 12 kişi vardı.”

https://www.yenisafak.com/hayat/cenazesine-12-kisi-katilmis-2809417

Rahmetle ve minnetle.

Zahit Kaşgar

 

Muharriri: Vecihi

Bu satırları kendimi met için yazmıyorum. Zaten Avrupa’nın tayyarecilikte fevkalade terakki ettiği, dünyayı dolaşabilecek teyyareler yaptıkları bu devirde küçük bir teyyare vücuda getirmek büyük bir maharet de sayılmamak icab eder. Binaen aleyh yaptığım teyyare haddı zatında büyük bir kıymeti haiz olan bir şey addedilmeyebilir. Fakat benden bu tayyareyi nasıl inşa ettiğimi ve bu sa’yimin nasıl mükâfatlandırıldığını duyan “Resimli Ay” sahipleri onu karilerine de bildirmek istedikleri için aşağıdaki satırları ıztırar ile yazmağa muvafakat ettim diyebilirim.

Memleketimiz tayyareci yetiştirmekte kısır değildir. Hele İstiklal Harbi’nden sonra tayyareciliğimiz hayli terakki etmiş, tayyare idaresinde muvaffakiyet ve maharet gösteren çoğalmıştır. Fakat tayyare ile uçmak otomobille gezmeye benzer. Önünüze konulan makineyi idare etmesini öğrendikten sonra tayyare idare etmek basit bir iş kalır. Zaten tehlikelere maruz tayyare seyahatleri yaparak cesaret ve maharetinizi göstermeye imkân da yoktur. Binaenaleyh tayyare ile uçmayı basit ve adi bir iş addettim ve kendi kendime bir tayyare yapmayı düşündüm. Öteden beri makine ile meşgul olduğum için bunu başaracağıma emniyetim vardı. Uzun müddet tereddüt devresi geçirdim. Nihayet arkadaşlarımın teşvikiyle bir tecrübe yapmaya karar verdim.

Proje Hava Kuvvetleri Müfettişliği’nde

Geceli gündüzlü çalışarak elimizde mevcut tayyarelerden tamamen farklı, onlardan daha basit fakat sürat ve mukavemet itibariyle onlara faik yeni bir proje vücuda getirdim. Bu projeyi mevkii fiile koyabilmek için Kuvva-i Havaiye Müfettişliğinin tasvip etmesi lazımdı. Projemi Müfettişliğe verdim ve müsaade ettikleri takdirde bu proje dâhilinde yeni sistem bir Türk tayyaresi yapabileceğimi bildirdim. Müfettişlik, projemi eski bir tayyareci olan fen memuruna tetkik ettirdi. Fen Memurluğu projenin kabili tatbik olduğunu tasdik etti. Tayyarenin inşasına müsaade edildi.

Hayatımda o gün kadar mesut olduğumu hatırlamıyorum. Büsbütün yeni sistem bir tayyare yapacak, memleketime yeni bir şey hediye edecektim. İstikbalde tayyarenin oynayacağı mühim rolü herkesten iyi bildiğim için bu hediyenin ileride kıymet-i takdir edileceğine kani idim, inşaata başlamak için icap eden malzemeyi verdiler. Ben derhal faaliyete geçtim.

Benim yeni tayyarem, tayyare karargâhında bir hadise olmuştu. Bütün arkadaşlarım başıma üşüşüyor, faaliyetimi merakla takip ediyordu, iş muvaffakiyetle ilerliyordu. Gövdeyi yaptık. Ayakları taktık. Kuyruğunu bitirmek üzere idim. Ben henüz muvaffak olmak ümidiyle gece sevincimden uyku uyuyamıyor, gündüz yorulmak bilmez bir faaliyetle çalışıyordum. Artık beş on güne kadar tayyare bitecek, eserim tamam olacaktı. Bu sırada fen memuru istifa ediyordu. Bunun üzerine tayyarenin inşası tehir edildi. Bu karar beni ta kalpgahımdan vurdu. O gün beynime bir kurşun sıksalardı bu kadar müteessir olmayacaktım.

Engeller Engeller

Bu kadar meşakkate tahammül ettikten, bu kadar ümide düştükten sonra birdenbire tamam olmak üzere olan eserimi topraklar üzerinde terk edip çekilmek bana çok acı geldi. Günlerce tayyaremin yanına gittim, eserimin yavaş yavaş ölüşüne şahit oldum. Ölüme mahkûm hasta çocuğu yanında ağlayan bir baba vaziyetinde idim. Eserimi itmam etmeme (tamamlamama, bitirmeme) müsaade etmiyorlardı. Nihayet ıstıraba mukavemet edemedim. Bir gün bütün cesaretimi toplayarak Müfettişliğe müracaat ettim:

– “Bey efendi” dedim, “memleketime ufak bir hizmet ifa etmek, ona küçük bir eser hediye etmek istiyordum. Buna müsaade edilmeyecekse ben tayyarecilikten çekiliyorum.” Mesleğimden adeta nefret etmiştim.  İnsan terakki eseri gösterince böyle önüne mânialar dikmek reva-ı hak mıdır? Bu müracaatım müfettişliği yumuşattı, tekrar inşaata devam etmekliğime müsaade ettiler.

Artık ikinci bir mânie uğramak korkusuyla var kuvvetimle tayyaremin nevakasını (eksikler, noksanlar) ikmale başladım. İhmal yüzünden hâsıl olan hasaratı tamir ettim.

Kanatları hazırladım. Motoru takdım. Tayyarem tamam olduğu gün dünyanın en büyük kâşifi kadar mesut ve bahtiyardım.

Müfettişliğe müracaat ettim. Tayyaremin hazır olduğunu ve tecrübeye amade bulunduğumu bildirdim. Tayyare 300 beygirlik bir motorla mücehhezdi ve saatte 200 kilometre sürati vardı. Mukavemet itibarıyla da Avrupa’dan getirttiğimiz tayyarelerden hiç aşağı kalır yeri yoktu. Benim bu tecrübem daha ziyade kendi tayyarelerimizi kendi memleketimizde imal kabiliyetini göstermek itibarıyla haizi ehemmiyetti.

Fakat işte ikinci mânia ile mücadele etmek lazımdı. Müfettişlik, tayyarenin tecrübesine müsaade etmiyor, bir defa Heyet-i Fenniye tarafından tetkikine lüzum gösteriyordu. Tayyareyi ben yapmıştım. Üzerinde ben uçacak, hayatımı ben tehlikeye koyacaktım. Ben ne kadar sabırsızlanıyorsam onlar o kadar soğukkanlılık gösteriyorlardı. Heyet-i Fenniye tayyareyi tetkik etti. Uçmasına mani bir kusur görmedi. Fakat tecrübe yapılmasına da müsaade etmedi. Tetkikat bir aydan fazla sürdü. Bir türlü bir karar verilmiyor, tecrübe yapmama müsaade edilmiyordu.

Vecihi Bey’in Sabrı Taşıyor!

Istırabımdan çıldıracak bir hale gelmiştim. Müfettişlik kraldan ziyade kral taraftarlığı ediyor, benim hayatımı benden ziyade düşünüyordu. Ben tayyaremden emindim. Muvaffakiyetle uçacağımdan zerre kadar şüphem yoktu. Bunu Heyet-i Fenniye’ye fenni delillerle de ispat etmiştim. O halde neden bu eserimin tecrübe edilmesine müsaade etmiyorlardı? Artık tehammülüm kalmamıştı. Bir gün gizlice tayyaremi meydana çıkardım. Motoruna gaz doldurdum. Üzerine atladım. Ve makineleri tahrik ederek havalandım.

Yükseldikçe ruhum açılıyor, muvaffakiyetimden ciğerlerim şişiyordu. Eminim ki ilk tayyare ile uçan mucitler bile bu kadar derin bir zevk duymamışlardır. İşte altımdaki makine İlan-ı şadumani eden gürültülerle ilerliyor, semadan bütün cihana muvaffakiyetimi ilan ediyordu. Teyyareme son sürati verdim. Havada 200 kilometre süratle uçuyordum. Yükselmek, aşağı inmek tecrübelerini yaptım. Tayyarem, elimizde mevcut tayyarelerin hepsinden daha büyük bir muvaffakiyetle işliyor, hepsinden iyi uçuyordu. Artık kalbim rahattı. Şimdi istedikleri kadar mümanaat edebilirlerdi. Tekrar geri döndüm, tayyaremi kaldırdığım yere indirdim.

Tayyarem yükselir yükselmez karargâhta bulunanlar hemen meydana koşmuşlar, ansızın havaya yükselen bu teyyarenin hangi teyyare olduğunu tetkike koyulmuşlar, nihayet benim uçtuğumu anlayınca merak içinde beni beklemeye başlamışlardı. Ben yere iner inmez arkadaşlarım etrafımı aldılar. Muvaffakiyetimi tebrik ettiler.

Mükafat: 15 Gün Hapis

Fakat biz asker olduğumuzu unutmuştuk. İçimden gelen hisse mukavemet edemeyerek, verilen emir hilafına tecrübeye kalkışmış, müfettişliğin emrini dinlememiştim. Müfettişlik derhal bir emri vaki ile 15 gün hapse ve yarım maaşımın kat’ına karar verdi.  Mektep sıralarında iken aldığımız terbiye bize sa’yimizin ya mükâfatla ya da mücazatla karşılanacağını öğretmişti. Benim muvaffakiyetim, mücazatla mükâfat görüyordu. Bu icadımdan dolayı bir ikramiye ile taltif (rütbe, maaş artırımı gibi şeylerle sevindirme) edilmekliğim lazım gelirken, 15 gün hapse mahkûm olmuştum. Fakat bu ceza artık benim için ehemmiyetini kaybetmişti. Ben tecrübemi yapmış ve tereddütler içinde bulunan Heyet-i Fenniye’ye tayyaremin mükemmeliyetini tasdik ettirmiştim. Benim için en büyük mükâfat bu idi.

 

Motör takatı              :
Benz marka (6 silindirli ve su ile soğuyucu) 200 B.K.

Tayyarenin ebadı     :
Tam uzunluğu                       7,610   m. ”
genişliği                               11,700   m. ”
yüksekliği                              3,00     m.
Kanat sathı                         31,800   m.kare

Tayyarenin ağırlıkları:
Boş ağırlık                                      830,00 Kg.
Mürettebat                                     160,00 Kg.
Muharebe ağırlığı                             80,00 Kg.
Yanıcı maddeler                            200,00 Kg.
Tam uçuş ağırlığı:                        1.270,00 Kg.

Muhtelif notlar         :
En yüksek sürat                                  207      Km / sat
Seyahat sürati                                    188      ”
Askı sürati                                            83      ”
Taşımaya düşen ağırlık                     40,0   Kg./ m
Kuvvete düşen ağırlık                         5,8   Kg / B.K.
Pervane çapı                                              2850    mm.
Pervane hatvesi ( bir devir uzunluğu )       2740    mm

 

Dönemin gazete manşetleri

VECİHİ HÜRKUŞ

 

 

 

 

 

Etiket /

Mücerret

2 yorum

Yorum göndermek için buraya tıklayın