Portre Yazarlar

Asya’nın kayıp yıldızlarından biri: Şehabeddin Mercani

İslam dünyasının entelektüel, toplumsal ve siyasi gelişim tarihine baktığımızda Rusya Müslümanlarının çok farklı ve çok ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu görürüz. Bu konumun Rusya ortamının etkisine borçlu olunduğunu ifade edenler bölgenin derin tarihsel arka planına, geleneğin mirasına ve coğrafyalar arası kültürel geçişlere dikkat etmiyorlar. Şüphesizdir ki, Rus modernleşme sürecinden Rusyalı Müslümanlar da kendi nasiplerini alıp süreçten olabildiğince faydalanmışlar. Ama bununla birlikte İdil, Orta Asya ve Kafkasya Müslümanları Rus İmparatorluğu döneminde uğradıkları baskı, zulüm ve Hristiyanlaştırma politikalarına ciddi anlamda göğüs germiş, mücadele etmiş ve dersler çıkararak kendi siyasi ve kültürel yörüngelerini kendileri çizmeyi başarmışlar.

19. ve 20. Yüzyıllarda Rusya Müslümanları arasında Tatarların öncü rol üstlenmeleri kısmen II Aleksandr’ın uygulamaya koyduğu reformlar ve 1804 yılında kurulan Kazan Üniversitesi çevresinde esen entelektüel rüzgarı arkalarına almaları ile alakalıdır.

Tatar reformculuğu 18. Yüzyılın sonu ve 19. Yüzyılın başı gibi erken bir tarihte Tatar Müslümanlarının dini düşünüş tarzlarını yeniden değerlendirmeye tabi tutmalarıyla başladı. Süreç kültür ve eğitim reformculuğuna evrildi, 20. Yüzyılın başında ise siyaset alanına ulaştı. Coğrafyamızda İslami düşünüş biçiminde hala etkisini hissettiğimiz Tatar reformculuğunun ilk temsilcileri G. Utız İmeni 81754-1815), Abdünnasır Kursavi (1776-1813) ve İbrahim Halfin’di (1778-1829).

Özellikle Abdünnasır Kursavi’nin başlattığı bu cereyan ilk olarak Şehabeddin Mercani ile görünür oldu ve Orta Asya’nın skolastik İslam merkezlerine karşı topyekûn bir tavır alınmasına önayak oldu.


Şehabeddin Mercani 16 Ocak 1818 yılında Tataristan’ın Etne bölgesinin Yabınçi köyünde doğdu. 17 yaşında medreselerde öğretmenlik yapmaya başlayan Mercani kısa sürede Arapça ve Farsça öğrendi. O yıllarda Farsça morfolojisi üzerinde basit bir ders kitapçığı hazırladı. 1838 yılında eğitim için 11 yılını geçireceği Buhara’ya gitti. 1838-1849 yıllarını Buhara medreselerinde okuyarak, Semerkand kütüphanesinin nadide eserlerini ve el yazmalarını inceleyerek geçirdi. Abdullah Battal Taymas, Mercani’nin dini düşüncesinin değişiminde Buhara’dan ziyade iki sene Semerkand’da kalmasının ve burada mütefekkir, alim kadı Abu Said’den aldığı eğitimlerin etkisinin büyük olduğunu ifade ediyor.

Şehabeddin Mercani’nin Semerkand’da eğitim aldığı sırada geleneksel ulemanın şimşeklerini kendi üzerine çekmesine sebep olan bir girişimi oldu. Semerkand kütüphanesinde bulunan ve Hz. Osman tarafından yazılan 4 Kur’an nüshasından biri olduğuna inanılan meşhur Kûfi Kur’an’ını inceleyen Mercani Kur’an yazmasının Hz. Osman’a ait olmadığını dile getirdi ve bu tezini el-Fevaidü’l mühimme adlı eserinde savundu. Semerkand’dan tekrar Buhara’ya dönen Mercani burada Abdünnasır Kursavi’nin fikirlerini ele alarak bir eser yazdı ve onun fikirlerine katıldığını ifade etti. Yalnız, bulunduğu ortamın şartlarını da dikkate alarak Orta Asya tutuculuğuna karşı aşırı eleştiriler yöneltmedi ve tarih çalışmalarına girişerek Uygur tarihi hakkında bir eser kaleme aldı. Kazan’a dönüşünden 15 yıl sonra, yani 1963’de Uygur tarihi ile ilgili eserini bastırdı ve eser kısa sürede St. Petersburg Arkeoloji Derneği’nin dikkatini çekti. Mercani daha sonra Arkeoloji derneğine davet edildi ve ömrünün sonuna kadar derneğin muteber ve faal üyesi olarak kaldı.

1848’de Kazan’a dönen Mercani 1950 yılının Mart’ında Kazan Camii imam müderrisi oldu.

1871 yılında Kazan’da Şehabeddin Mercani’nin adına bir medrese inşa edildi. 1881 yılında ise medrese büyütülerek, yanına da bir öğrenci yurdu ilave edildi.

1886 yılında Orta Doğu’ya seyahat etmek için yola koyulan Mercani, İstanbula’a geldi ve başkentte şeyhülislam ve sarayın önemli isimleri tarafından hürmetle karşılandı. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Mekke’ye ve Kahire’ye giden Mercani’nin bu yolculuğu İslam dünyası hakkındaki görüşlerinin şekillenmesinde en önemli nedenlerden biri oldu. Mercani’nin İstanbul’dan Kahire’ye uzanan bu yolculuğu esnasında tuttuğu günlük Rızaeddin bin Fahreddin tarafından Rihletü’l Mercani başlığıyla 1897 yılında Kazan’da basıldı.

1887 yılında tekrar Kazan’a dönen Mercani aynı yıl Rus-Tatar öğretmen okulunda dil öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Kazan Üniversitesi’ndeki Rus ve Müslüman alimlerle olan iletişimi onun iki toplum arasındaki farkları görüp, Tatarların ve genel olarak Müslümanların gelişimi için kafasında planladığı reform düşüncelerinin belirginleşmesi için benzersiz bir fırsat sağlamış oldu.

Rus entelijansiyası ile yakınlığı ve geleneksel İslami düşünceye karşı eleştirel tutumu onun sık sık yerli ulema tarafından sert bir şekilde tenkit edilmesine sebep oluyordu. Rus-Tatar öğretmen okulunda ders vermesi ve Tatarcanın yanında Rusçanın da okutulup, öğretilmesine itiraz eden mollalara karşı şöyle diyordu Mercani: “Ben Muallim Mektebine öğrencilere ruh kazandırmak için gidiyorum. Evet, bu mektebin açılmasında öncü olanların başında Radloff’la birlikte ben de vardım. Bizim öne sürdüğümüz görüşe göre, buradan mezun olanlar gelecekte Tatar halkına hizmet edecek ünlü şahıslar olarak yetişeceklerdi. Bu yüzden bu şahısların İslam dininin temel bilgilerini de bilmeleri gerekmekteydi. Aksi takdirde gelecekte halka hizmet edecek olan bu şahısların dini bilimleri eksik olacaktı. Benim yerime din dersleri verecek olan başka biri bulunacaksa, ben bu işten ayrılacağım. Şimdilik sadece öyle biri bulunmadığı için buradayım.”

Mercani değişik konularda 24 eser yazdı. Tatarca kaleme aldığı en ünlü eseri “Müstefâdu’l-ahbâr fi ahvâl-i Kazan ve Bulgar” (Kazan ve Bulgar’ın ahvali hakkında yararlı bilgiler) dışında tüm eserlerini Arapça yazdı.

Mercani, eserlerinde Kazanlıların geçmişlerini unuttuklarını, hatta kendilerini eskiden beri Rus hakimiyeti altında bulunduklarını sandıklarını belirterek onların kendi tarihlerine, kendi soylarına değer vermediklerini eleştirmekteydi. “Müstefâdu’l-ahbâr fi ahvâl-i Kazan ve Bulgar” eserinde İdil Bulgarlarının, bağımsızlık devri Kazanlıların tarihinden bahseden, Orta Asya ve Altın Orda devleti hakkında tarihi bilgiler veren Mercani, İdil Bulgarlarının Türk ırkına mensup olduğunu delilleriyle ve gururla takdim ediyordu. Geleneksel molla sınıfının eleştirilerine kulak tıkayan Mercani, eserleriyle Tatarların tarihe dayalı, köklü milliyetçiliğinin oluşması için çaba sarf ediyordu.

Abdünnasır Kursavi’nin açtığı çığırdan yürüyen Mercani dini konularda herkesin kendi kişisel yorumunu kullanmasını mümkün kılacak içtihadı ümmete geri getirmenin elzem olduğunu savunuyordu. İçtihadi yorumunu uygulamalı şekilde ortaya koyan Mercani, Kazan ve kuzey yarımkürenin uzak bölgelerindeki diğer birçok yerde geceye ani bir geçiş olduğundan dolayı yatsı namazını gereksiz gören çoğu mollaya itiraz ediyor, yatsı namazının her daim ve şartta zorunlu olduğunu delilleriyle izah ediyordu.

Eğitim konusunda da kendi yaklaşımını ortaya koyan Mercani, İdil’de ve Orta Asya medreselerindeki eğitim sisteminin kökünden değiştirilmesi gerektiğini savunuyor ve tüm medreselerde Kur’an ve hadisin yanı sıra İslam tarihinin öğretilmesinin şart olduğunu ileri sürüyordu.

Mercani’nin Kazan Üniversitesi’nde Rus ve Alman profesörlerle teşriki mesaisi onun bilim ve Rusçanın önemine olan inancını pekiştirdi. Bu sebepten Rusçaya karşı olumsuz tavır takınan geleneksel ulemaya karşı çıkarak, Tatar çocuklarının ilerlemesi için Rusçayı da öğrenmelerinin gerektiğini her fırsatta dile getiriyordu. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesinde bilimin önemine vurgu yapan Mercani, Müslüman arkadaşlarının modern bilimle uğraşmamalarını eleştiriyor ve Tatarların modern Batı bilimine ulaşmaları için ilk önce Rusçayı öğrenmeleri gerektiğini ifade ediyordu. Rusça öğrenmekle Ruslaşmayı aynı görenlere kendi hayatındaki uygulamalarıyla mesaj veren Mercani, Tatar soyadları için kullanılan Rusça son eklerini veya Hristiyan takvimini hiç kullanmıyordu.

Şehabeddin Mercani, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Rusya Müslümanları arasında daha sonraları Usul-i Cedid (Yeni Usul) adı altında geliştirilen hareketin öncüsü olarak kendinden sonraki Müslüman aydınlar için bir yol gösterici oldu.

Taymas’ın tabiriyle dersek “köhne Buhara’dan yeni fikirler getiren müverrih ve mütefekkir Şehabeddin Mercani” 18 Nisan 1889 yılında, 72 yaşında Kazan’da vefat etti.

1867’de Orenburg Mohammedan manevi meclisi, Mercani’yi, Müslümanların öncülüğünde faaliyetlerini hiç kuşkusuz kabul eden Kazan akhun ve mukhtasibi pozisyonuna atadı. Resmi laik otoriteler de olumlu temaslar kurdular.

Mercani, Kazan il hükümetinin ayrı görevlerini yerine getirir: Kazan basımevinde Kur’an metninin yayınlanmasını denetler; Depremden etkilenen Kafkas ülkeleri için para tahsilatı düzenler; Devlet kurumları için Müslümanların doğumu, evlenmesi ve ölümü ile ilgili raporları derler; Müslümanlar yemin ederken yeminli duruşmalara katılırlar. Zamanla, Mercani adı Kazan’ın çok ötesinde bilinir: 1870’de, “Nazratul-hak” adlı kitabı, zaman içinde yeni dini ve yeniden düzenleyici fikirlerle ve yazarın sadece anavatanında değil, aynı zamanda şöhretini taşıyan doğal ortamı içinde yayınlandı. Müslümanların doğusu boyunca.

Shigabutdin Mardzhani, Novo-Tatar yerleşiminin Tatar mezarlığına gömüldü.

Etiket /