Yazarlar

Afrin’de bayraklarıyla birlikte gömdüklerimiz ve Yılkı

Allah Türkiye’ye çürüğü çarığı ayırmak için şer’den hâyır çıkartacağı bir ortam bahşetti. Nasıl mı? Türkiye’nin özellikle son 5-6 yılda atlattığı cendereleri, burada kronolojik listeyle anlatmak uzun meşgale fakat hepsini hepimiz yaşadık. 2012 yılından itibaren gerek yurtiçinde gerekse de yurtdışında cereyan eden ve Türkiye yakın tarihinin yeniden yazılmasına vesile olan olayların tamamında Türk milleti olarak içimizdeki urların, haşeratların, hainlerin tek tek döküldüğünü, gün yüzüne çıktığına bir bir şahit olduk. Kâh şaşırdık, kâh sinirlendik, kâh olayların içerisinde kaldık. Son olarak Fırat Kalkanı Harekatı’nın devamı olan Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekatı Türkiye için yine hayırlı bir turnusol olarak içimizdeki vatan ve millet düşmanlarını tek tek ifşa etti.

Afrin, sınırlarımızda yer alan güya bir Suriye vilayeti. Bulunduğu bölgedeki köylerin isimleri hala Türkçe isimler. Yani genetik olarak bize bağlı olan bir bölge.  Bölgede çok sayıda Arap ve Türkmen nüfusta bulunmakta. Hatay ve Kilis ile sınırı olan Afrin, sınırdan görülecek ölçüde bize yakın Misak-ı Milli şehirlerine dâhil bir toprak parçası.

Sınırdaki vilayetlerimizden Kilis’te bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı merkezlerden fırtına obüs, tank birlikleri, çok namlulu roketatarlar ile Afrin’deki PKK/PYD hedefleri kara birlikleri tarafından vurulurken, Türk Hava Kuvvetleri de savaş uçakları tespit edilen hedefleri yerle bir ediyor. Yükselen dumanlar sınıra yakın mevkilerden çıplak gözle görünüyor. Perşembe gününden itibaren Suriye tarafındaki PKK/PYD hedeflerine başlayan atışların yoğunlaştığı gözlenmekte. Harekatımızın adı “Zeytin Dalı”.

 

“Onlar kaçacak biz kovalayacağız”

Afrin operasyonu hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afrin’den bizim topraklarımıza saldırmaya, sınırlarımızı zorlamaya tevessül etmeyin, dedik. Dinlemediler. ‘Bunlar PYD’dir’ dedik, ‘PKK’nın ta kendisidir’ dedik, ‘Rakka’ya teröristlerle gitmeyin’ dedik. Dinlemediler. Peki, ‘Siz bilirsiniz’ dedik. Kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz. Bizim kimsenin toprağı üzerinde gözümüz yok. Ama kimse de bizi rahatsız etmesin. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka yok. Yok paralel devletmiş, oymuş buymuş. Burada da temsilcileri vardı, bunlar bizi çok iyi aldattılar. Çok iyi takiye yaparlar. Bunlarda namussuzluk, adilik, her şey var ama şimdi kodesteler. Kaçan kaçtı. Kaçmayanlar kodesteler. Niye çünkü bu ümmeti bölmeye çalıştılar onlar. Üzerine üzerine gidiyoruz. Gideceğiz, onlar kaçacak, biz kovalayacağız” dedi.

Başbakan Yıldırım da harekata dair, “Şu an itibariyle kahraman silahlı kuvvetlerimiz bir süreden beri milletimizin bölgedeki vatandaşlarımızın başını ağrıtan Afrin’de yaşayan Arap, Kürt, Türkmenlere zulüm eden PKK, PYD, YPG ve DEAŞ  unsurlarını, teröristlerini yok etmek için havadan harekata başlamıştır. Allah mehmetçiğin, kahraman askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun.” diye konuştu.

MHP Lideri Bahçeli: “Haklı, ahlaki ve milli bir mücadeleyle terör örgütlerine Afrin zindana çevrilirken, inşallah Münbiç zehir edilecektir. Bu sürecin başka bir alternatifi, başkaca bir çıkış ve çözüm yolu kalmamıştır. Afrin ya hıyanetten ayrılacak, ya da caniler tek tek bulunup hayattan ayıklanacaktır. Afrin ve Münbiç çay ve şeker gibidir. Tek başına zararlıdır, ikisi beraber olursa keyiflidir.” diyerek önümüzdeki günlerde zaten hazırlıkları sahada sürdüğü harekâtın sonraki istikametini beyan etmiştir; Münbiç. Bu burada kalsın…

 

Vurdukça sesler içimizden duyulmaya devam ediyor

İran yaklaşık altı yıldır bölgede aktif rol oynayarak bir Şii hilali kurmanın hayaliyle savaşıyor. Lakin Zeytin Dağı Harekatı hem Amerika’nın hem İran’ın hem de Esed’in emellerini boşa çıkaracak denli mühim. İran Irak’ta Haşdi Şabi ile kurmaya çalıştığı bölgedeki etkinliği Suriye’de de Esed’in baki kalmasını isteyerek kurmanın peşinde. DAEŞ’in tasfiyesi ile önündeki büyük bir engelden kurtulan İran bizimle kendini karşı karşıya buldu. Bizim Suriye’deki varlığımız İran’ın bölgede yayılmacı Şiiliği kabullendirme çabasını en nihayetinde boşa çıkaracaktır. Suriye’nin kuzeyinde ülkemize dair oluşturulmaya çalışılan tehdit unsuru mevkiler Silahlı Kuvvetlerimizin eliyle tek tek yok ediliyor. Lakin obüsler vurdukça topların sesi buradan, içimizden duyulmaya devam ediyor.

Afrin’e Zeytin Dalı operasyonunun başladığı günün sabahında sol görüşe sahip bütün yazarların metinlerini okudum. Bu zevat köksüz, bunlar içimizdeki vatansız Kafka böcekleri. Oluşabilecek herhangi bir Milli Mücadele ortamında bu zevat bir saniye düşünmeden dahi düşmanımızın tarafında safını tutacaktır. Biz hali hazırda bu şahısları besliyoruz. Bu kesim hala sosyal medyadan barış öğretisi yayma çabası içindedir. Türkiye’de Atilla İlhan’ın tabiriyle “batı ajanı” olan herkes “barış” kamuflajına bürünüyor. “Barış” kamuflajına bürünmüş binlerce canlı bomba aramızda, kamu güvenliğimizi tehdit ediyor. Teröristler hala basın yayın alanlarını, örgüt propagandası için rahatça kullanabiliyorlar. Dünyanın belki de hiçbir değere ve duruşa sahip olmayan en aşağılık solumsu tayfasına sahip olan ve hepsini içimizde besleyen tek ülke olabiliriz. Bu yaratıklar başka herhangi bir batı ülkesinde olsa bir gün bile hayat hakkı tanımazlar. En nihayetinde savundukları ve korumaya çalıştıkları YPG’li teröristlerdir, vatan hainleridir, bebek katilleridir.

Araştırmamı sadece twitter odaklı tutmayarak bilhassa muhtelif mecralarda acaba beni şaşırtacak bir mesaj, bir tweet, bir cümle, bir yazı, bir paylaşım bulabilir miyim diye baktım. Maalesef endişelerime dair en ufak bir kırıntı dahi bulamadım. Ordumuz ve kontrolündeki Özgür Suriye Ordusu Birlikleri terör örgütü YPG’yi alt üst ederken bebek katillerine üzülen, topraklarımız içinde sözde barış söylemleri içinde olan potansiyel terör unsurları umutsuzlukla bir çıkış kapısı arıyor.

Dünya’daki hiçbir değere, milli ve yerli duyguya ve duruşa sahip olmayan sol camiasına sahibiz. Muhtemelen hepsini de içimizde besleyen tek ülke konumundayız. Türk Milletini Türk olmaktan ayıklamak için Türk tarihinden kurtulmak gerektiğini bilen düşmanlarımıza karşı mücadele ediyoruz. Bizim için tarih, yalnızca ibret alınacak bir değil, aynı zamanda kendisinden kuvvet alınacak bir zemindir.

 

Gün, intikam günüdür

Afrin’e düzenlediğimiz Zeytin Dalı Harekatı intikamdır. Şehid Aybüke öğretmenin, Şehid Yasin Börü’nün, El Bab şehitlerimizin, Şehid Polis Fethi Yeken’in intikamıdır. Gün, yaptıkları hainliklerin yanlarına kar kaldığını düşünenlere vurmak, intikam almak günüdür.

Amerika artık niyetini gizlemiyor. Suriye’de YPG/PKK eliyle bize karşı bir terör ve kaos bölgesi inşa etmeye çalışıyor. Biz bu harekat ile bağımsızlığımıza ve bize karşı yürütülen bir operasyona karşı birliğimize  zerre taviz vermeden sahip çıkıyoruz. En nihayetinde Afrin’e düzenlediğimiz Zeytin Dalı Harekatı bize şu hakikatı gösteriyor, farklı kimlik bir seçim değildir. Ama millet olmak da hain olmak da bilinçli bir tercihtir.

 

Milli ve Yerli Damar: Yılkı Edebiyat ve Fikir Mecmuası

Entelektüel kavramı yıllardır üzerine tartışılagelen hakkında koca koca eserler, birçok dilde makale yazılan mühim bir kavram. Lakin önümüzde son beş yılın entelektüel tartışması olarak kültürel iktidarın sağda mı yoksa solda mı olduğu mevzubahsi duruyor. Bu kasıtlı olarak sürdürülen bir tartışma yahut kavga olmalı çünkü en nihayetinde bu mevzu ciddi bir iş ve vakit kaybı olduğunu tartışılmaya başladığı günden bu yana onlarca defa kanıtladı. Ülkemizde entelektüel zevatın bir hususa yahut bir nesneye yaptığı düşmanlık ve dışlayıcılık evvela bir sahiplenme içgüdüsünün tezahürüdür. Türkiye’deki entelektüel ortamın popülizm eleştirisi aslında eleştiri değildir. Biz evvela bu hususta farklı düşünüyorduk. Lakin zamanla bu zevatın aslında popülizmi sevdiği kanısı bizde yer etti. Önce popülizmin yeşermesi için her türlü desteği veriyorlar sonra eleştiriyorlarmış gibi yapıyorlar. Bu kavga aslında var ettikleri ile var olma stratejisiymiş. Tabii biz haklarında su-i zan ile düşünmediğimizden aklımıza böyle şeyler gelmedi evvelde.

Yılkı Edebiyat ve Fikir Mecmuası 2014-2017 arası üç sene boyunca on bir sağlam sayı neşrederek edebiyat tarihindeki yerini aldı. Evvela Yılkı milli ve yerli damarı ile öne çıktı. Lay lay lom edebiyatından ve popülizmden uzak kaldı. Etrafındaki mecrayı da bu tehlikelerden korudu. İsminin hakkını vererek bir alanda düşmanlarına karşı çok sanatkârane bir savaş icra etti. Yalakalık yapmadı, el etek öpmedi, şu anda esen Milli ve Yerli rüzgarı çıktığı ilk günden itibaren korudu. Kimi zaman dergi içerisinde “Sünni ve Türk” vurgusu fazla olduğu için masalardan kaldırtıldı, kimi zamansa dergi aleyhinde her türlü çalışma yapıldı. Tek tek anlatmaya lüzum yok. Yılkı sürecinde iki yüzden fazla yazar ve şair ile bilahare muhatap oldum. Bu yazar ve şairlerin hala bir kısmı ile ahbabız. Lakin her güzel şeyin belli ve kısıtlı bir vakti vardır. Yılkı Mecmuası tekrara düşmekten çekindiği, daha iyi işlerin önünü kapamamak için yayın hayatına son vermiştir. Lakin bu durum ve yukarıda zikrettiğim her olumsuzluğa rağmen müsterih olunuz. 3 yıl boyunca çok şeyi ve bu ortama dair birçok teferruatı fazlasıyla tecrübe ettim. Merhum Mehmet Akif’in deyimi ile “artık ikiyüzlü insanları sevmeye başladım, yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım”.   Yeni bir mecmua ile en kısa zamanda seçkin bir yazar kadrosu ile tekrar karşınızda olacağız inşallah.

Yılkı süreci boyunca bizden desteklerini esirgemeyen kıymetli yazar ve okurlarımıza ve bilhassa editörümüz ve derginin yükünü taşıyan Salih Talha Yurtseven, Erkan Çiftçi ve Bekir Salih Yaman’a, yazıları ve makaleleriyle desteğini esirgemeyen Ahmet Kavas, Şemsettin Şeker, Ahmet Özdinç, Muhammed Tandoğan, Ömer Beyoğlu, Rıdvan Özdinç, Ali Çiçek, Muhammed Köse, Melikşah Sezen, Bünyamin Kasap, Davut Bayraklı, Ercan Yıldırım, İrfan Atasoy, Mehmet Akar, Hasan Boynukara, Bünyamin Taş, Murat Erol, Emrah Usta, Mevlüt Tatlıyer ve ismini zikredemediğim nicelerine, ayrıca derginin maddi sorumluğunu üstlenen ve bana çok çok kızgın olan Dr. Hasan Taşçı ve Barış Kapucu ağabeye teşekkürü bir borç biliyorum. Şu an yeni mecmuanın çalışmaları içerisindeyim. Bize lehte ve aleyhte yapılan hiçbir şeyi unutmadığımı da belirtmek istiyorum. Her şey için çok sağ olun ama yeni günlerde beni yalnız bırakmayın.