Porte

Jacinda Ardern kim?

Türkiye’den 17 bin km uzakta bir ülke… Uçuş mesafesi 24 saati buluyor. Tam bir gün uzağımızda olan bu ülke günlerdir gündemimizde.

Terörist saldırı ile gündeme gelen Yeni Zelanda, esasında hiç gündemimizden düşmeyecek bir yer halini aldı. Çünkü bu zamana kadar hiçbir ‘gayrimüslim’ ülke ve yönteminde görmediğimiz bir samimiyet ve feraset örneği sergileniyor.

Başta Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern olmak üzere bütünlüklü bir tavır ortaya kondu. Ülkedeki Müslümanların acısı paylaşıldı, vatandaş olarak sahiplenildi, terör eylemi ‘ama’sız bir şekilde lanetlendi.

Yeni Zelanda’daki sağduyulu duruşun mimarı şüphesiz Başbakan Ardern idi. Kişisel olarak sergilediği tavır ile liderliğini yaptığı ülkesinin ahvali insanlık namına tarihi bir görüntü oluşturdu.

Türkiye’den binlerce kilometre uzakta olan Yeni Zelanda, elbette gündemimize pek girmedi bugüne kadar. Ne sınır komşumuz, ne aynı kıtadayız. İlişkiler uzak mesafelere nispeten devam ediyor.

Mart 2019’dan sonra her şey değişti. Ve bütün dünya Jacinda Ardern’in kim olduğunu merak etti.

Sizin için bu sıradışı simayı araştırdık.


Tam da buradan başlamak gerek. Ardern neden bize sıradışı geldi? Halbuki yaptıkları gayet insani. Yani herkesin yapması gereken bu.

Özellikle son 20 senedir iletişim araçlarının etkisiyle dünya liderleriyle gittikçe daha hızlı ve yakın temas kurup hemhal olabildiğimiz için kıyas imkanımız da mümkün oldu.

Mesela 2011’de Norveç’te de benzer şekilde vahşice bir katliam yaşanmıştı. Andres Breivik, 69 kişiyi katletmişti. Elbette Norveç başta olmak üzere vahşet kınanmıştı. Ancak hiçbir devlet başkanından, Andern’den gördüğümüz samimiyeti ve net tavrı görmemiştik.

Fransa’daki Cahrlie Hebdo katliamında 11 kişi hayatını kaybetmişti. Bu saldırı sonrası dünya liderleri Paris’e gidip birlik mesajı vermişti. Ancak ne Norveç, ne de Yeni Zelanda katliamları sonrası böyle bir şey göremedik. Sadece ve sadece Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in kalpleri kazanan sarsılmaz duruşu var elimizde…

Ardern’in böylesine duygu dolu bir duruşa iten en önemli şeylerden biri yakın zamanda anne olması olabilir. Zira geçtiğimiz aylarda anne oldu Ardern. Çocuklara ve özellikle yoksullara karşı hassasiyetiyle tanınıyor.

Ardern’i dünya gündemine getiren ilk olay, bebeğiyle birlikte BM Genel Kurul toplantısına katılmasıydı.

38 yaşındaki Ardern çiçeği burnunda bir lider. Ülkesinde aynı zamanda İşçi Partisi’nin de lideri. 2018 sonbaharında başbakanlık koltuğuna oturdu. Tam adı Jacinda Kate Laurell Ardern… Erkek arkadaşı ve çocuğunun babası olan Clarke Gayford, aynı zamanda televizyon sunucusu.

Ülkesinde Mormonlar arasında büyümüş olan Ardern, inanç konusunda kararsız. Yani agnostik (Tanrı’nın varlığı konusunda şüphesi var). Kendisini sosyal demokrat olarak nitelendiriyor. Hayli sosyal biri. Öyle ki, DJ’lik bile yapıyor.

17 yaşında, şu an liderliğini yaptığı İşçi Partisi’ne üye olan Ardern, kamuoyu önünde de özel hayatında da rahat ve kompleksiz tavrıyla biliniyor.

Başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra doğum yapan Ardern, bu sırada doğum iznini de kullanmış (Ülke gündemi sakin olunca böyle şeyler mümkün olabiliyor tabi).


Ancak esas mesele de burada…

Yeni Zelanda gibi –kelimenin tam manasıyla- dünyanın öbür ucunda olan bir coğrafyada siyasiler kriz yönetiminde çok da yeterli olmaları beklenmez. Hele hele İslam düşmanlığından doğan bir vahşet ortamında, büyük çoğunluğu Hristiyan olan bir ülkede, zulme maruz kalmış Müslümanların yanında durmak, onlara kol kanat germek, özür dilemek büyük cesaret isteyen bir şey olsa gerek.

Jacinda Ardern bunu yaptı.

Hiçbir Batılı liderin yapamadığını, dünyanın en doğusunda (ve güneyinde) yer alan ülkenin lideri olarak, bir anne olarak yaptı. Bu yüzden kendisine “bir ulusun annesi“ deniyor. Ülkesini ve toplumunu, böylesi bir kriz karşısında nasıl yöneteceğini bildi.

Aslında Ardern, kriz yönetim kitaplarında olmayan bir şey yaptı. Duygularıyla hareket etti. Elbette kalbinin yanına aklını da koyarak…

Sonuçta Jacinda Ardern, Müslümanlar başta olmak üzere bütün dünya halklarının gönlünde taht kurdu.

İnsanlık tarihine kara bir leke olarak sürülen vahşetin sonrasında, insanlığın onurunu kurtaracak bir tavır sergiledi.

Ardern, olay sonrası Müslümanlarla hemen bağ kurdu. Yanlarına gitti, sarıldı, ağlaştı. Saygısını göstermek için başını örttü. Saldırıdan sonraki ilk cuma günü ülkesindeki bütün kadınlardan da bunu istedi. Devlet televizyonunda ezan okuttu. Mecliste Kur’an-ı Kerim okuttu.

Yani, Müslümanlardan özür dilemek için her şeyi yaptı.

Yani, teröristin ’Batılı’ ama batıl iddiasına destek vermediğini göstermek için ne gerekiyorsa yaptı.

“Teröriste aradığı şöhreti vermeyeceğiz, adını bile anmayacağız“ derken de erdem denen şeyin postmodern yorumu olarak karşımızda durdu.

Şimdi bütün insanlık, vahşetin hakkıyla sorgulanmasını, organize bir eylem olup olmadığının netleştirilmesini ve bağlantılarının ortaya çıkarılmasını bekliyor.

İnsanlık Ardern’e güveniyor.

İnsan olmanın, dil, ırk, inanç farkı gözetmeyecek bir erdem olduğunu herkese hatırlatan bir liderden, adaletin tesisini ve tecellisini bekliyor.